(765 S. K. m. 59, 62, 64, 81, 450)
Dava: Tasarlayarak adam öldürmeye kalkışmak suçuna katılmaktan sanık Semih Tufan Gülaltay'ın TCY.nın 64/1, 450/4, 62, 59, 81/1. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay 1 gün ağır hapis ve fer'i ceza ile; sanık Mehmet Cemal Kulaksızoğlu'nun TCY.nın 64/1, 450/4, 62, 59. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay ağır hapis ve fer'i ceza ile cezalandırılmasına ilişkin Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince 29.12.1999 gün ve 115/208 sayı ile verilen ve kendiliğinden de temyize tabi olan hükmün, sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1.Ceza Dairesince 20.6.2000 gün ve 892-2008 sayı ile hükmün bu sanıklar yönünden onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 5.7.2000 gün ve 41010 sayı ile;
Cengiz Ersever isimli kişi uzman Jandarma çavuşu olup, olağanüstü hal bölgesinde yıllarca PKK ile çatışmış ve yüzlerce arkadaşının şehit olduğunu görmüş ve kısa bir süre önce İstanbul'a tayin edilmiştir. Gerek PKK. mensuplarına ve gerekse onlara destek verenlere karşı husumet beslemiş ve bu işe kendince bir çözüm bulmak için T.İ.T. 10.10.2000(Türk İntikam Tugayı) adlı örgütü kurmuştur. Örgüte bir hayli kişi katılmış ve Cengiz Ersever bunlara maddi ve manevi eğitim vermiştir. Örgüte para ve silah yardımı için de iş adamlarından destek sağlamıştır. İşte Semih Tufan Gülaltay ile Mehmet Cemal Kulaksızoğlu bunlardan ikisi olup, yasa dışı bu örgüte maddi yardımda bulunmuşlardır. Zaman zaman toplantılarına da iştirak etmişlerdir. Akın Birdal'a karşı yapılan eylem planında ne şekilde rol oynadıkları açıklığa kavuşmamıştır. Örgütü kuran, örgüte girenleri eğiten, eylem planı yapan ve olayımızda da Akın Birdal'a karşı girişilen eylemin emrini Bahri Eken ile Kerem Deretarla'ya veren kişi Cengiz Ersever'dir. Gerek ikrarı ve yan delillerle bu konu açıklığa kavuşmuştur.
Bu iki sanığın ise, bu eylemin planlanmasından ve işleme konulmasından haberleri olduğuna dair dosyada yeterli delil bulunmamaktadır. bu konuda herhangi bir sanığın atfı cürmisi bile bulunmamaktadır. Sadece para ve silah temin ettikleri anlaşılmaktadır.
Akın Birdal'ın öldürülmeye teşebbüs suçundan sorumlu tutulmamaları gerekir düşüncesindeyiz. görüşüyle itiraz yoluna başvurarak sanıklar Semih Tufan Gülaltay ile Mehmet Cemal Kulaksızoğlu haklarında adam öldürmeye kalkışma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin Özel Daire kararının kaldırılmasına ve hükümlerin bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: 12.5.1998 tarihinde İnsan Hakları Derneği Başkanı katılan Akın Birdal'ın, dernek merkezinde iki kişi tarafından silahla vurulması üzerine kolluk kuvvetlerince yapılan istihbari çalışmalar sonucunda olayı gerçekleştirenlerin İstanbul'da oldukları ve bu kişilere yardımcı olanların Ankara'ya gelecekleri belirlenerek 22.5.1998 tarihinde Kazan turnikelerinde durdurulan otoda sahte nüfus cüzdanı taşıyan Hasan Hasanoğlu, Erkan Ulaş ve Ahmet Fulin adlı kişilerin yakalandıkları, bu kişilerden Hasan Hasanoğlu'nun, olayı gerçekleştirdiklerini bildirdiği kişilerin kaldıkları yerleri göstermesi üzerine İstanbul ilinde Bahri Eken ve Kerem Deretarla'nın aynı evde ele geçirildikleri, bu kişilerin verdiği bilgiler doğrultusunda da Büyükçekmece'de Cengiz Ersever yakalandığı gibi, Ankara'da Demetevler semtinde bir evin bahçesinde olayda kullanılan iki adet tabancanın bulunduğu, ayrıca bu kişilerin yapılan sorgulanmaları sonucunda olayı gerçekleştirmeleri konusunda talimat verdiğini bildirdikleri sanık Semih Tufan Gülaltay'ın 2.6.1998 günü Kadıköy ilçesindeki bir evde üzerinde Yaşar Aydın düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ile yakalandığı, keza aracında ve evinde çeşitli silahlar ve çok sayıda mavi bez üzerine sarı kurt başı olan bayrak elde edildiği, bu sanığın verdiği bilgiler ve yapılan istihbarat çalışmaları sonucunda 12.10.1998 tarihinde de sanık Mehmet Cemal Kulaksızoğlu'nun yakalanıp üzerinde Arslan Çakır ve Mikail Sarı adlarına düzenlenmiş iki adet sahte kimlik elde edildiği; bu arada olayın çeşitli aşamalarında yardımcı oldukları belirlenen Demir Demirok, Selçuk Gürz, Namık Zihni Ozansoy, Cengiz Kördeve ve Ekrem Santalu adlı kişilerin de yakalandıkları, bu olayın adı geçen kişilerin oluşturduğu ve Cengiz Ersever'in liderliğini yaptığı Türk İntikam Tugayı (TİT) adlı örgüt adına yapıldığı ve bu örgütün silahlı bir terör örgütü niteliğinde olduğunun bildirilmesi üzerine, sanıklar Semih Tufan Gülaltay, Mehmet Cemal Kulaksızoğlu, Cengiz Ersever, Bahri Eken, Kerem Deretarla, Demir Demirok haklarında tasarlayarak adam öldürmeye kalkışmak ve bu suça katılmak, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçlarından, sanıklar Ekrem Santalu, Namık Zihni Ozansoy, Cem Kadir Keçecioğlu, Oya Kaya, Ayfer Çakar, Necat Algın, Mehmet Furkan Efe haklarında yardım ve yataklık suçlarından, ayrıca sanıklar Selçuk, Bahri, Demir, Kerem, Namık Zihni ve Semih Tufan haklarında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarından açılan kamu davalarında yapılan yargılama sonucunda sanıklar Semih Tufan Gülaltay, Mehmet Cemal Kulaksızoğlu, Cengiz Ersever, Hasan Hasanoğlu, Bahri Eken, Kerem Deretarla, Demir Demirok, Selçuk Gürz, Ekrem Santalu ve Namık Zihni Ozansoy'un mahkumiyetlerine, diğer sanıkların ise beraatlerine karar verilmiştir.
Ayrıntıları yukarıda açıklanan olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanıklar Semih Tufan Gülaltay ve Mehmet Cemal Kulaksızoğlu'nun yüklenen tasarlayarak adam öldürmeye kalkışma suçunu işledikleri hususunda cezalandırılmalarına yeterli ve inandırıcı deliller bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dosya içeriğine göre;
Sanık Semih Tufan Gülaltay 4.6.1998 günü İstanbul'da kolluk tarafından alınan ifadesinde; bazı arkadaşları aracılığı ile 1994 yılında kamuoyunda Yeşil olarak bilinen Mahmut Yıldırım ile tanışıp, zaman zaman görüştüklerini, bu şahsın iki yıl kadar önce Fırat adlı bir arkadaşının İstanbul'a İl Jandarma Komutanlığı emrine atandığını bildirip sahip çıkmasını istemesi üzerine Fırat kod adlı Cengiz Ersever ile tanıştıklarını, zaman zaman görüşüp güneydoğuda yaşanan olayları tartışarak Türkçü yapıda bir teşkilat kurup teröre destek veren kişi ve kuruluşların cezalandırılması konusunda fikir birliğine vardıklarını, ayrıca olaydan 5-6 ay kadar önce bir arkadaşı aracılığı ile MİT.te çalıştığını söyleyen ve kendisini Mikail Sarı olarak tanıtan Sanık Mehmet Cemal Kulaksızoğlu ile tanıştığını, onun da aynı görüşleri paylaştığını ve üç ay önce TİT. 10.10.2000örgütünü kurmaya karar verdiklerini, PKK.ya destek olan kişilerin cezalandırılması konusunda konuştuklarını ve Cengiz Ersever'in önerisiyle ilk önce terörist Şemdin Sakık'ın açıklamalarında adı geçen Akın Birdal'ın öldürülmesi konusunda karar verdiklerini, ilk başta bu görüşe karşı çıktıysa da diğer ikisinin ısrar etmesi üzerine bu karara katıldığını, Cengiz Ersever'in talimatıyla Hasan Hasanoğlu'nun 10.5.1998 günü Bahri Eken ve Kerem Deretarla'yı Ankara'ya götürdüğünü, olay günü olan 12.5.1998 tarihinde şoförü Demir Demirok ile birlikte Ankara'ya gittiğini ve Demir'in temin ettiği iki silahı bu şahıslara verdiğini, bazı arkadaşlarına uğrayıp akşam İstanbul'a döndüğünü, diğerlerinin yakalanması üzerine Mehmet Cemal Kulaksızoğlu'nun temin ettiği bir evde kaldığını ve bu eve getirdiği bir gazetecinin kendisiyle röportaİ yaptığını, daha sonra da önceden tanıdığı emekli binbaşı Namık Zihni Ozansoy'un evine gittiğini ve ertesi günü orada yakalandığını bildirmiştir.
9.6.1998 günü bu kez Ankara'da kolluk tarafından alınan ifadesinde olayları benzer şekilde anlatmış, ancak diğer sanıkların ifade ettikleri gibi olayın gerçekleştirilmesi için talimatı kendisinin vermediğini belirtmiştir.
Aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Savcılığınca alınan ifadesinde ise kolluk ifadelerini kabul etmediğini, baskı altında ifade verdiğini, olaya karışan kişileri tanıdığını, TİT. 10.10.2000diye bir örgütten haberi olmadığını, olay günü Ankara'ya bir araba alışverişi nedeniyle gitmiş olduğunu, Akın Birdal'ın diğer sanıklar tarafından vurulduğunu olaydan iki-üç gün sonra Cengiz Ersever'in para yardımı istemesi nedeniyle öğrendiğini, kesinlikle önceden haberi olmadığını, İstanbul'da çeşitli yaralama, çek senet tahsilatı gibi eylemlere karıştığı ve diğer sanıkları tanıdığı için olaya adının karıştırıldığını, suçlamaları kabul etmediğini bildirmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Hakimliğindeki sorgusunda, C.Savcılığında verdiği ifadeyi tekrar ettiğini, üzerinde sahte kimlik taşıdığını, çünkü daha önce karıştığı bazı olaylar nedeniyle aranmakta olduğunu, emniyet ifadelerinin baskı ve işkenceyle alındığını, suç işlemediğini söylemiştir.
Duruşmada ise, sanıklardan Hasan Hasanoğlu'nun bir süre yanında şoför olarak çalıştığını, onun aracılığı ile Cengiz Ersever ile tanıştığını, Yeşil'in yerini Devletin bile bilmediğini, tanışmadığını, Akın Birdal'ın vurulması olayına karışmadığını, olay günü tesadüfen iş nedeniyle Ankara'da olduğunu, emniyette işkence gördüğü için ifade tutanaklarını imzalamak zorunda kaldığını, bu konuda raporu olduğunu, Mikail Sarı diye birisini de tanımadığını, suçsuz olduğunu belirtmiştir.
Sanık Mehmet Cemal Kulaksızoğlu ise olaydan 5 ay kadar sonra 12.10.1998 günü yakalanmış olup, 17.10.1998 günü kolluk tarafından alınan ifadesinde; suçsuz olduğunu, ortağı Mustafa Gülen aracılığıyla sanık Semih Tufan Gülaltay ile tanıştığını, daha sonra bu sanığın, Yeşil'in sağ kolu olduğunu belirttiği Cengiz Ersever'i tanıştırdığını, Akın Birdal'ın vurulması olayını televizyondan öğrendiğini, sonra Semih ve Cengiz'in adları geçince şaşırdığını, Semih ile telefonla görüştüklerinde suçsuz olduğunu, aklanması gerektiğini söylemesi üzerine, kaldığı eve bir televizyoncuyu götürdüğünü ve röportaj yapıldığını ve Semih'in kendisini savunacak şeyler söylediğini, kesinlikle bu sanıkla birlikte örgüt kurmadığını, ancak Semih'in daha önce PKK.nın gelişimini engelleyecek bir örgütün kurulacağını, terör örgütüne yardım yapan bazı kişilere eylem yapılacağını söylediğini, sorduğunda ise biz eylemi yapalım, o yerini bulur, TİT adını kullanırız deyip eylemi yapacak adamları olduğunu anlattığını, ancak bu örgütün kurucusu veya üyesi olmadığını, 1992 yılında tanıştığı Yavuz Ataç aracılığı ile 1995 yılında MİT'e girdiğini, kendisine Mikail Sarı adına düzenlenmiş kimlik verildiğini, bu kimlikle pasaport aldığını, birtakım çalışmalar sonunda aynı yıl görevinin sona erdiğini fakat evrakın kendisinde kaldığını söylemiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Savcılığı, Yedek Hakimlik ve duruşmada yaptığı savunmalarda da benzer şekilde anlatımda bulunmuş ve Akın Birdal'ın yaralanması olayına karışmadığını, suçsuz olduğunu bildirmiştir.
Aynı suçtan, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen sanık Cengiz Ersever kolluk ifadesinde; Uzman Jandarma Çavuş olarak güneydoğu bölgesinde görev yaptığı sırada Yeşil (k) Mahmut Yıldırım ile tanışıp samimi olduklarını, İstanbul'a atandığında bu şahsın isteğiyle sanık Semih Tufan Gülaltay ile tanıştığını ve onunla da samimi olduklarını, bu arada olaydan bir ay kadar önce Ankara'da Yeşil (k) ile buluştuğunda Akın Birdal'ın vatana ihanet etmesi nedeniyle cezalandırılması gerektiğini konuştuklarını, Yeşil'in, bu işi yapıp yapamayacağını sorduğunda yapabileceğini belirttiğini, İstanbul'a dönünce konuyu Semih'e açıp aynı konuda anlaştıklarını, Semih'in bu eylemde görev alacak Bahri adlı adamını kendisine yollandığını, ayrıca Kerem Deretarla ile birlikte 10-15 kişiye daha arazide silahlı eğitim yaptırdığını Kerem Deretarla ile Bahri Eken'e, Akın Birdal'a yapılacak eylem konusunda ayrıntılı bilgi verdiğini, eylem için herhangi bir tarih belirlemediklerini yalnız Semih'e eylemin yapılması talimatını verdiğini, olay günü telefonla arayan Semih'in iş tamam dediğini, plan gereği olayın TİT adına üstlenileceğini, işyerinden izin alıp Gümüşyaka'da bir arkadaşının evine gittiğini, iki gün sonra Hasan Hasanoğlu aracılığı ile Kerem ve Bahri'nin de aynı eve getirildiklerini belirtmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Savcılığı ve Yedek Hakimliğindeki ifadelerinde ise, yapılan eylemle bir ilgisinin olmadığını, Bahri Eken'i Tunceli'de askerlik yapması nedeniyle tanıdığını, Semih Tufan Gülaltay ile tesadüfen tanıştığını ve birkaç kez birlikte yemek yediklerini, emniyette baskı ve psikolojik etki altında olması nedeniyle hayali olarak olayları anlattığını, suçsuz olduğunu bildirmiştir.
Duruşmada; Türk İntikam Tugayı adlı örgütü kurduğunu, birçok kişiyi eğitip bilinçlendirdiğini, Semih Tufan Gülaltay'ı tanıdığını ancak, bu sanığın örgüte girmediğini, Hasan Hasanoğlu ve Bahri Eken'in örgütün üyesi olduklarını, Akın Birdal'a yönelik eylem talimatını kendisinin verdiğini söylemiştir.
Hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen sanıklardan Bahri Eken kolluktaki ifadesinde Kubilay adlı bir kişi aracılığıyla TİT örgütüne girip Cengiz Ersever ile tanıştığını ve Akın Birdal'ın vurulması olayına katılmayı kabul ettiğini, bir arkadaşıyla birlikte Kars ilinden dönerken telefonla arayan Hasan Hasanoğlu ve Kerem Deretarla ile Ankara'da buluştuklarını, Ankara'da oldukları sırada Hasan'ı arayan sanık Semih Tufan Gülaltay'ın telefonda İnsan Hakları Derneği genel merkezinin adresini yazdırdığını, daha sonra kendisiyle görüşüp, İnsan Hakları Derneği genel merkezine gideceksiniz, Akın Birdal dışındaki çalışanları dışarıya çıkaracaksınız, Akın Birdal'ı rehin alıp, polis ve medyaya telefon edeceksiniz, basın geldiğinde Akın Birdal'a PKK.nın bir terör örgütü, Abdullah Öcalan'ın da eli kanlı bir terörist olduğunu söyleteceksiniz, Türk bayrağını binaya asacaksınız, sonra da vurup polise teslim olacaksınız. dediğini, olay günü de Semih'in telefonla arayıp silahları Demir adlı kişinin getireceğini söylediğini, Kuğulu parkta bu kişiyle buluşup silahları aldıklarını belirtmiş ve olayı nasıl gerçekleştirdiklerini ayrıntılı olarak anlatmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Savcılığında ve Yedek Hakimliğinde ise, Tunceli'de askerlik yaptığını, Cengiz Ersever'i buradan tanıdığını, Kerem Deretarla ile tanışıp samimi olduklarını ve olaylardan etkilenip Akın Birdal'a neden PKK.ya destek verdiğini sormaya karar verdiğini, Kerem'in de beraber geldiğini, görüşme sırasında Akın Birdal kendilerine hakaret edince vurduklarını, sanık Semih Tufan Gülaltay'ı tanımadığını bildirmiştir.
Duruşmada, TİT. 10.10.2000örgütü mensubu olduğunu, Cengiz Ersever'in talimatıyla eylemi gerçekleştirdiklerini, mali durumu iyi olduğu için silahları temin ve eylemi de finanse ettiğini, önceki ifadelerinin duruşmada anlattıklarına uymayan yönlerini kabul etmediğini söylemiştir.
Yine hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen sanıklardan Hasan Hasanoğlu kolluktaki ifadesinde; çocukluk arkadaşları olan Necdet ve Vedat Atış aracılığıyla Cengiz Ersever ile tanıştığını, yine bu arkadaşlarının akrabası olan sanık Semih Tufan Gülaltay'ı da tanıdığını, olaydan bir buçuk ay kadar önce Cengiz Ersever'in telefonla araması üzerine buluştukları bir lokantada PKK ideolojisinde faaliyet yürütüp, vatan haini olduğunu iddia ettiği Akın Birdal'ın öldürülmesi konusunda plan yaptığını, eylemi gerçekleştirecek kişileri Ankara'ya götürmesini istediğini, bu kişilerin sanık Semih tarafından belirlenip bilindiğini, adlarını daha sonra bu sanığın bildireceğini belirttiğini ve olaydan bir hafta önce sanık Semih'in, daha önceden de tanıdığı Kerem Deretarla ile Bahri Eken'in adlarının bildirildiğini ancak eylem tarihinin belli olmadığını, bu arada bir iş nedeniyle yanına Kerem Deretarla'yı da alarak Ankara'ya gidip otele yerleştiklerini ve ertesi gün telefonla arayan sanık Semih'in, Bahri Eken'in de Ankara'ya geleceğini, eylemin yapılmasını istediğini söylediğini, o akşam Bahri'nin Ankara'ya geldiğini, ertesi gün arayan sanık Semih'in telefonla İHD. genel merkezinin adresini yazdırıp telefona istediği Bahri ile görüştüğünü ve eylemi yapın talimatını verdiğini, silahların Demir adlı kişi tarafından getirileceğini bildirdiğini, daha sonra telefonla arayan Demir Demirok ile Kuğulu parkta buluşup Kerem ve Bahri'nin silahları almak için otoya gittiklerinde kendisinin ayrıldığını belirtmiş ve eylem hakkında ve diğer sanıkların olaydan sonra nerede saklandıkları konusunda ayrıntılı açıklamalar yapmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Savcılığı ve Yedek Hakimliğindeki ifadesinde ise, emniyette verdiği ifadeyi kabul etmediğini, olaya hiç karışmadığını, daha önceden tanıdığı Bahri Eken'in telefonla kendisini arayıp, Kocaeli'ndeki evinde kalmak isteğini kabul edince ilk defa gördüğü Kerem Deretarla de bu şirkete devamlı gelip giden, Yaşar Aydın adıyla tanıdığı ve sonradan gerçek adının Semih Tufan Gülaltay olduğunu öğrendiği şahısla tanıştığını, her iki sanığın samimi olduklarını ve bir gün birlikte gittikleri bir lokantada kendilerine katılan ve Fırat adıyla tanıtılan Cengiz Ersever ile tanıştıklarını, sanık Mehmet Cemal Kulaksızoğlu'nun MİT mensubu tanıdığı Yavuz Ataç yardımıyla uzman çavuşluk görevinden MİT.e geçmek konusunda yardım talep ettiğini, bu sıralarda ortağı olduğu köpek çiftliği nedeniyle aralarında anlaşmazlık çıkan Tansu adlı şahsın Bahri Eken tarafından vurulmuş olduğunu, daha sonra bu şahsı Akın Birdal'ın vurulması olayı nedeniyle basında çıkan resimlerinden tanıdığını ve sanıklardan Semih'in adamı olduğunu öğrendiğini, Akın Birdal'ın vurulması olayından sonra yurtdışına giden sanık Mehmet Cemal'in sürekli telefon açarak evde kalmayıp başka yerde kalması konusunda kendisine ısrar ettiğini, bir süre sonra Jandarma istihbarattan olduğunu söyleyen dört kişinin evi arayıp sanık Mehmet Cemal'in resmini aldıklarını, bütün bu olan olayları birleştirince sanıklar arasındaki yakınlık nedeniyle sanık Mehmet Cemal'in de Akın Birdal'ın vurulması olayına karıştığını düşündüğünü belirtmiştir.
17.10.1998 günü yine kolluk tarafından bu kez sanık sıfatıyla alınan ifadesinde; sanıklar, Mehmet Cemal, Semih, Cengiz ve Bahri'yi nasıl tanıdığı hususunda önceki ifadesinde olduğu gibi açıklamalarda bulunmuş ve Akın Birdal'ın vurulması olayının olduğu 12.5.1998 günü sanık Mehmet Cemal'in İzmir'de olduğunu, olay sonrası sanık Semih'in adının medyada çok sık görünmeye başladığını, sanık Mehmet Cemal'in 25.5.1998 günü Bulgaristan'a oradan da Rusya'ya gittiğini, bu arada sürekli olarak kendisini evde kalmaması konusunda sertçe uyardığını, emniyette tanık sıfatıyla ifade verdikten bir süre sonra 24.6.1998 tarihinde Bulgaristan'a sanık Mehmet Cemal'in yanına gidip bir süre kaldığını, en son 15.8.1998 günü ülkeye döndüğünü ve bir hafta sonra da sanık Mehmet Cemal'in geldiğini, aralıklarla ev değiştirerek yakalanana kadar beraber olduklarını, bu sürede sanık Mehmet Cemal'in sürekli olarak Akın Birdal'ın vurulması olayıyla bir ilgisi olmadığını söylediğini, ayrıca ortaklarından Mustafa Gülen'in de bir gün kendisine sanık Mehmet Cemal'in bu işle bir ilgisinin olmadığını hatta Akın Birdal'ın aslında dünya Türkçülük günü olan 3 Mayısta vurulacağını, organizasyon bozukluğu nedeniyle eylemin 12 Mayısta yapıldığını anlattığını, sanık Mehmet Cemal'in sadece sanık Semih'in aranmaya başladığı ilk günlerde ona maddi anlamda destek verdiğini bildirmiştir.
Devlet Güvelik Mahkemesi C.Savcılığı ve Yedek Hakimliğindeki sorgusunda da benzer şekilde anlatımda bulunmuş ancak, duruşmada kolluk tarafından tanık sıfatıyla alınan ifadesinin baskı altında alındığını, diğer ifadelerine kızarak onu suçladığını, sanık Semih'in Akın Birdal'ın vurulması olayına karışıp karışmadığını bilmediğini söylemiştir.
Diğer sanıklardan Kerem Deretarla, yalnızca Akın Birdal'ı nasıl vurdukları konusunda açıklama yapmış; sanık Selçuk Gürz, kimseye silah vermediğini, sanık Semih Tufan Gülaltay'ı çocukluk arkadaşı olması nedeniyle tanıdığını belirtmiş; sanık Namık Zihni Ozansoy, sanık Semih'in kendi evinde yakalanması konusunda anlatımda bulunmuş, diğer sanıklar Ahmet Fulin, Ekrem Santalu, Cem Kadir Keçecioğlu, Cengiz Kördeve, Ayfer çakar, Necat Algın ise kendilerine yüklenen suçlara ilişkin savunma yapmışlar, ancak sanıklar Semih Tufan Gülaltay ve Mehmet Cemal Kulaksızoğlu'nun, Akın Birdal'ın vurulması olayına katılmaları konusunda bir anlatımda bulunmamışlardır.
Sanık Semih Tufan Gülaltay tarafından adları bildirilen Kalender Bayramlı, Gürkan Temelli, Orhan Aygör ve Cemil Tekel duruşmada savunma tanığı olarak dinlenmişler, olay günü Ankara'da sabahtan akşama kadar sanık Semih'le birlikte olduklarını, diğer sanıklardan hiç birisini görmediklerini söylemişlerdir.
Dosyada mevcut, 25.5.1998 günü gazeteci Selçuk Eken'in sanık Semih Tufan Gülaltay ile yaptığı röportaja ait kaset çözümünde, sanık Semih'in ne finansör ne de fiili olarak söz konusu eyleme katılmadığını, bir süre daha saklanacağını, sanıklardan Cengiz Ersever'i tanıdığını ve onun bir kahraman olduğunu söylediği anlaşılmaktadır. Bu röportaj konusunda bilgisine başvurulan gazeteci Selçuk Eken daha önce tanımadığı Mikail Sarı adlı şahsın sanık Semih'le röportaj yapmasını teklif edip, bunu sağladığını bildirmiştir.
Sanık Semih Tufan Gülaltay 2.6.1998 günü yakalanıp gözaltına alındıktan sonra, kolluk tarafından yapılan soruşturma sırasında, sağlık kontrolünden geçirilmiş ve Adli Tıp Kurumu İstanbul DGM. şubesi Adli Tabipliğince 5.6.1998 günü düzenlenen raporda, sağ alt karında 15 cm. uzunluğunda boyuna çizgi şeklinde hiperemik alanlar, sol dirsek iç yüzünde 15Ë1 cm.lik sıyrık ve hiperemi bulunduğu ve bu bulguların fotoğraflandığı belirtilmiş olup, fotoğraflar dosya içinde bulunmaktadır. Ancak, aynı gün düzenlenen tutanakta, raporda belirtilen ve fotoğraflanan bulguların sanık Semih Tufan Gülaltay tarafından, muayene öncesinde DGM. C.Başsavcılığı nezarethanesinde kendi eliyle yapıldığını beyan ettiği belirtilmiş olup, tutanak görevliler ve sanık tarafından imzalanmıştır. Son soruşturma aşamasında sanık ve vekili, bu tutanağın da sanığa zorla imzalatıldığını savunmuşlardır.
Bu sanık hakkında, bu kez Adli Tıp Kurumu Ankara Şube Müdürlüğünce düzenlenen 9.6.1998 günlü raporda ise vücudunda darp ve cebir izine rastlanmadığı bildirilmiştir.
Açıklanan bütün bu kanıtlar bir arada değerlendirildiğinde; Yargıtay C.Başsavcılığının itirazının sanık Semih Tufan Gülaltay yönünden incelenmesinde;
Olay günü, haklarındaki hükümler kesinleşen sanıklar, Bahri Eken ve Kerem Deretarla'nın katılan Akın Birdal'ı genel başkanı olduğu İnsan Hakları Derneğinin genel merkezinde üzerlerinde bulunan tabancaları kullanmak suretiyle önceden yapılan plan doğrultusunda öldürmek amacıyla yaraladıkları ve bu olayın Türk İntikam Tugayı (TİT) adlı örgüt adına üstlenildiği sabittir. Yine, gerek Yerel Mahkeme ile Özel Dairece gerekse, Yargıtay C.Başsavcılığınca sanıklar Semih Tufan Gülaltay ve Mehmet Cemal Kulaksızoğlu'nun TİT örgütünün mensupları oldukları, silah ve para yardımı yapıp toplantılarına katıldıkları kabul edilmekte ve bu hususta bir uyuşmazlık bulunmamakta ve sanıklar bu örgütün mensubu olmaları nedeniyle cezalandırılmış bulunmaktadır. Sanık Semih Tufan Gülaltay'ın kolluk tarafından alınan ifadelerinde, TİT örgütünün nasıl kurulduğunu açıkladığı gibi, katılan Akın Birdal'ın vurulması kararının sanıklar Mehmet Cemal Kulaksızoğlu ve Cengiz Ersever tarafından alındığını, önce bu karara karşı çıktıysa da daha sonra kendisinin de katıldığı ve olayın planlanmasının yapıldığını ve olay günü Ankara'da bulunduğunu bildirdiği anlaşılmaktadır. Sanık sonraki aşamalarda kolluk ifadelerini inkar etmişse de olay günü Ankara'da bulunduğunu belirtmiş ve bu husus diğer sanıkların anlatımlarıyla doğrulanmıştır. Sanık Semih'in kolluktaki ifadelerinde yer alan açıklamalar ile diğer sanıkların kolluk anlatımları uyumlu ve tutarlıdır. Nitekim sanıklar Hasan Hasanoğlu, Bahri Eken ve Kerem Deretarla'nın, yakalandıktan sonra verdikleri bilgiler doğrultusunda sanık Semih Tufan Gülaltay'ın olayın gerçekleştirilmesi konusunda talimat verdiği saptanarak yine verdikleri bilgiler doğrultusunda bu sanığın yakalandığı da açıktır.
Öte yandan, hakkındaki hüküm kesinleşen sanık Demir Demirok'un kollukta ve DGM. C.Savcılığında alınan ifadelerinde ve Yedek Hakimlikteki sorgusunda tutarlı bir şekilde olayların gelişimine ilişkin anlatımı ile diğer sanıkların kolluk anlatımlarının uyumlu olduğu gözetildiğinde, sanık Semih Tufan Gülaltay'ın kolluk ifadelerinin gerçeği yansıttığı, itibar edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. O halde sanık Semih Tufan Gülaltay'ın, katılan Akın Birdal'ın önceden yapılan plan doğrultusunda öldürülmesi amacıyla yaralanması olayında planlama aşamasında yer aldığı, olayın gerçekleştirilmesi için sanıklar Hasan Hasanoğlu, Bahri Eken ve Kerem Deretarla'ya talimat verdiği, olayda kullanılan silahları temin ederek bu sanıklara olay öncesinde Ankara'da teslimini sağladığı ve olayın gerçekleştirilmesini takiben olayı TİT örgütü adına üstlendikleri hususunu basına bildirdiği anlaşılmakla olaya bizzat katıldığı açık olduğundan Yargıtay C.Başsavcılığının bu sanık yönünden yaptığı itirazın reddine karar verilmelidir.
Yargıtay C.Başsavcılığının sanık Mehmet Cemal Kulaksızoğlu yönünden yaptığı itirazın incelenmesinde ise:
Yukarıda da açıklandığı üzere, sanık Semih Tufan Gülaltay'ın kolluk tarafından alınan ifadelerine itibar edilmesi gerektiği nazara alındığında, sanık Mehmet Cemal'in TİT. 10.10.2000örgütü mensubu olup, katılan Akın Birdal'ın önceden yapılan plan doğrultusunda öldürmek amacıyla vurulması hususunda sanık Cengiz Ersever ile birlikte karar verdiği, bu fikre başlangıçta karşı olan sanık Semih'i ikna ettikleri, olayın nasıl gerçekleştirileceği hususunda yapılan planlama aşamasında yer aldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, sanık Demir Demirok'un ifadelerinde belirttiği üzere olayın gerçekleştirilmesini takiben sanık Semih'in telefon ile durumu bu sanığa bildirdiği de açıktır. Olaydan sonra diğer sanıkların yakalanmasını takiben sanık Semih'in saklanması için yer temin ettiği gibi, bir gazeteci ile görüşmesini sağladığı, daha sonra da yakalanmamak için yurt dışına gittiği hatta kendisi hakkında ifadesine başvurulan gayrıresmi eşi Oya Kaya'yı da yanına çağırdığı anlaşılmaktadır. Keza Oya Kaya'nın gerek tanık, gerekse sanık olarak alınan ifadelerinden, katılan Akın Birdal'ı vuran sanıklardan Bahri Eken'i tanıdığı, örgütün yapısı içerisinde bu sanıkla da organik ilişki içinde olduğu, sürekli değişik sahte kimlikler kullandığı ve kendisini MİT.de görevli olarak tanıtıp TİT örgütünün aldığı kararlarda etkin olduğu açıkça görülmektedir. O halde sanıklar Semih Tufan Gülaltay, Demir Demirok, Oya Kaya'nın tutarlı anlatımlarına göre sanık Mehmet Cemal Kulaksızoğlu'nun, TİT örgütünün adına yapılacak eylemlerin kararlaştırılmasında etkin olup katılan Akın Birdal'ın vurulması kararının alınmasına da katıldığı, eylemin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiği konusunda yapılan planlama aşamasında yer aldığı, olayın gerçekleştirilmesini takiben sanık Semih Tufan'dan bilgi alıp, bu sanığa saklanmak için yer temin ettiği, bu suretle örgütsel bütünlük içerisinde olaya katıldığı açıkça anlaşıldığından Yargıtay C.Başsavcılığının bu sanığa yönelik olan itirazının da reddine karar verilmelidir.
Sanık Mehmet Cemal Kulaksızoğlu hakkındaki karar yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri ise, Yargıtay C.Başsavcılığının itirazının bu sanık yönünden haklı nedenlere dayandığı, bu itibarla kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 10.10.2000 günü sanık Semih Tufan Gülaltay yönünden oybirliği, sanık Mehmet Cemal Kulaksızoğlu yönünden ise oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy