(765 S. K. m. 51, 59, 281, 448, 452) (2495 S. K. m. 9)
Dava: Adam öldürme suçundan sanık Selami Yılmaz'ın yargılanması sonunda TCK.nun 448. maddesi delaletiyle 452/1, 281, 51/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Zonguldak Ağır Ceza Mahkemesince verilen 3.1.1997 gün ve 196/2 sayılı hükmün sanık vekili ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi 22.9.1998 gün ve 1805/2825 sayı ile;
maktulün de aralarında bulunduğu 5 kişilik grubun olaydan önceki bir tarihte sanığın görev yaptığı TTK. sahasına yasak olmasına rağmen girdikleri ve kendilerine mani olmak isteyen işletmenin güvenlik görevlisi Kazım Durdubaş'a taş atarak müessir fiilde bulundukları, maktulün incelediğimiz olay nedeniyle ölümüyle hakkındaki kamu davasının ortadan kaldırıldığı, diğer arkadaşlarının ise mahkum oldukları Zonguldak 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 30.5.1996 gün ve 442/267 sayılı dosyasından anlaşılmış, incelenen dosyada yine maktul ve arkadaşlarının TTK.nun yasak alanına hırsızlık yapmak için girdiklerinde görülüp kovalanırken öldürme olayının işlendiği, maktul ve arkadaşlarının süregelen ve suç oluşturan bu davranışlarının güvenlik görevlisi olan sanık hakkında TCK. nun 51/2. maddesinin uygulanmasını gerektirdiği halde basit tahrik kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise, 7.12.1999 gün ve 44/157 sayı ile,
Olaydan birbuçuk ay önce maktul ve bazı şahısların odun ve kömür artıkları toplamak için girdikleri TTK. sahasına görevli bekçi Kazım'ı taşla (45) gün iş ve gücünden kalır biçimde yaralamalarının verdiği tedirginlik içinde bulunan sanığın olay gecesi görevli olduğu sahaya bazı şahısların girdiğini görerek, mevcut korkunun etkisiyle tünelden kaçan şahısların peşinden ateş etmesi suretiyle gerçekleştirilen olayda, maktul ve yanındakilerin davranışının sanık üzerindeki sonuçları tahrik olarak değerlendirilmiştir. Ölenin ilk haksız davranışı sanıktan başkasına yöneliktir. Olayda süregelen ve her biri hafif tahrik oluşturan saldırı, hakaret veya etkili eylemin varlığı da sözkonusu değildir. Buna göre, maktulün olay günü kömür toplamak için Türkiye Taşkömürü Sahasına arkadaşları ile birlikte girmesi eylemi sanık lehine hafif tahrik olarak değerlendirilmiştir. gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 23.10.2000 günlü tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: İncelenen dosya kapsamı ile toplanan kanıtlardan öldürme olayından yaklaşık bir buçuk ay kadar önce 21.8.1995 akşamı saat 20.50 sıralarında Türkiye Taşkömürü Kurumuna ait Karadon İşletmesine arkadaşları ile birlikte girerek odun toplamak isteyen maktul Hüseyin'in bu isteğine kurumun güvenlik görevlilerince olumsuz yanıt verilmesi üzerine aralarında tartışma çıktığı, güvenlik görevlilerinin dışarı çıkmaları yolundaki uyarılarına maktul ve arkadaşları tarafından aldırış edilmediği ve maktul Hüseyin ile arkadaşı Ömer Topal'ın attığı taşlarla, güvenlik görevlisi Kazım Durdubaş'ın kafatasında çökme kırığı meydana gelecek ve hayati tehlike geçirip (45) gün iş ve gücüne engel olacak derecede yaralandığı, bu olay nedeniyle tutuklanan maktul Hüseyin'in öldürme olayından 15 gün kadar önce tahliye olduğu, olay günü de sabaha karşı havanın henüz tam olarak aydınlanmadığı bir saatte arkadaşları ile birlikte asgari sekiz kişilik grupla, bir ucu Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon İşletmesinin transfer altı mevkiine açılan 700 metre uzunluğundaki tünelden geçerek, bir kısım tanık anlatımlarına göre odun toplamak, sanık savunması ile bir kısım tanık anlatımına göre de demir toplamak amacı ile kurum arazisine girdikleri, burada tek başına nöbet tutmakta olan güvenlik görevlisi sanığın, kendisini görerek tünel içine giren bu şahısların peşinden tünele girip, görevde taşımak üzere adına zimmetlenen tabanca ile ateş ettiği, gruptakilerden Hüseyin'in başından vurularak öldüğü anlaşılmaktadır.
Sanığın kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilen bu somut olayda, Özel Daire ile Yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık tahrikin derecesine ilişkindir.
Suçu etkileyen genel nitelikteki bir hal olarak haksız tahrik TCK.nun 51. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre tahrik; failin, haksız bir eylemin doğurduğu öfke ve elemin etkisi altında hareket ederek suç işlemesidir.
Yasanın anılan maddesinde haksız tahrikin, hafif ve ağır olmak üzere iki şeklinden söz edilmişse de, birbirinden ayırt edilmesini sağlayacak kesin bir kıstas konulmamış, tahrik ağır ve şiddetli olursa şeklinde genel ve soyut bir tanımlama yapılması ile yetinilerek, tahrikin derecesinin belirlenmesinde kullanılacak kıstasların uygulama ile ortaya konulması, uygulamanın yaygınlaşarak benimsenmesi ve nihayet süreklilik kazanması amaçlanmıştır.
Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında duraksamasız olarak benimsendiği üzere, tahrikin derecesi belirlenirken, haksız hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel koşullar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmeli, eğer haksız hareket bu özelliklerine göre yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa, haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir.
Bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya dönecek olursak;
Sanık Selami Yılmaz Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon İşletmesinde özel güvenlik görevlisi olup, olay gecesi de 24.00-08.00 saatleri arasında işletmenin transfer altı mevkiinde nöbetçidir.
Karadon işletme sahasının yakınında oturan maktul ise, bir kısım tanık anlatımlarıyla belirlendiği üzere zaman zaman işletme sahasına izinsiz girerek buradan odun toplamaktadır. Nitekim olaydan 45 gün kadar önce yine aynı maksatla işletme sahasına arkadaşlarıyla girdiklerinde kendilerine izin vermeyen ve sahayı terk etmelerini isteyen güvenlik görevlileri ile tartışmış, arkadaşı Ömer Topçu ile birlikte attıkları taşlar nedeniyle Kurumun güvenlik görevlisi Kazım Durdubaş, hayati tehlike geçirecek ve 45 gün iş ve gücüne engel olacak biçimde başından yaralanmıştır. Önceki olaydan çıkan bir sonuç,maktulün hak ve yetkisi bulunmadığı halde kurum sahasına izinsiz girebildiği, diğer bir sonuç ise maktul ve arkadaşlarının saldırgan davranış sergileyebildikleridir. Sanık Selami bu olaya tanık olmamışsa da sonradan duymuş olup, öldürme olayı sırasında da önceki olayın etkisi ve korkusu altında bulunduğu, dosya içeriğine göre yadsınamayacak bir olgudur. Önceki olay maktul ve arkadaşlarının kurum arazisine izinsiz girip odun toplamak istemelerinden kaynaklandığı gibi, o olay nedeniyle bir ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan maktul bu kez öldürme olayının olduğu tarihte, bir kısmı ilk olayda da bulunan 7 arkadaşı ile birlikte sabaha karşı, havanın henüz tam olarak aydınlanmadığı bir sırada, ister odun, ister demir hırsızlığı için olsun, ancak hiç kuşkusuz gayrimeşru amaçla ve izinsiz olarak kurum arazisine girmiştir. Nitekim, olaydan sonra tünel içinde, kuruma ait olduğu saptanan 350 kg demir malzeme bulunmuştur. Sanığın nöbet tuttuğu yerin yakınında, diğer ocaklarla haberleşmeyi sağlayan elektronik aksamın olduğu, yine bu bölgede kuruma ait dinamit deposunun bulunduğu, bu nedenle, güvenlik görevlisi sanığın buralara sabotaj yahut buralardan hırsızlık yapılması ihtimalini göz ardı edemeyeceği ve grev nedeniyle olay tarihinde işçilerin kurumda bulunmadığı da dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır. Olay sabaha karşı ve TTK Karadon İşletmesinin oldukça geniş olan sahasının transfer altı mevkiinde, sanığın tek başına nöbet tuttuğu ıssız bir ortamda gerçekleşmiştir. Olayın gerçekleştiği yer, zaman ve koşullar gözetildiğinde sanık, en az 8 kişi oldukları tespit edilen maktul ve arkadaşlarının geliş amaçlarının salt hırsızlık olduğunu olayın başlangıcında bilemeyebilir. Kaldı ki, 24 Temmuz 1981 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında 2495 sayılı Kanunun, özel güvenlik teşkilatının görev ve yetkilerini düzenleyen 9. maddesinin (a) bendinde, Kuruluşu, sabotaj, yangın, hırsızlık, soygun, yağma ve yıkma, zorla işten alıkoyma gibi her çeşit tehdit, tehlike ve tecavüze karşı korumak özel güvenlik görevlilerinin görevleri arasında sayılmıştır.
Bütün bu hususlara göre, Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon İşletmesinin ocakları arasındaki haberleşmeyi sağlayan elektronik aygıtların olduğu ve kurumun dinamit depolarının bulunduğu ıssız bir bölgede sanığın tek başına nöbet tuttuğu ve grev nedeniyle kurumda işçilerin bulunmadığı bir sırada, sabaha karşı 8 kişilik grupla birlikte, önceden de olduğu üzere kurum arazisine izinsiz giren maktul ve arkadaşlarının bu haksız hareketlerinin, o kurumda özel güvenlik görevlisi olarak çalışan sanık yönünden haksız tahrik oluşturduğu, maktul ve arkadaşlarının bu haksız hareketlerinin işleniş şekli, gerçekleştirildiği yer, zaman ve koşullar ile maktul ve sanığın karşılıklı konumları göz önüne alınıp değerlendirme yapıldığında; tahrikin ağır ve şiddetli boyuta ulaştığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, tahrikin derecesinin hafif olduğu yönündeki değerlendirmesi isabetli bulunmayan Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulması zorunludur.
Diğer yandan, uygulama maddeleri, tayin olunan temel ceza, artırım ve indirim oranları ile hükmün esasını oluşturan kısa kararda sonuç cezanın 5 yıl 10 ay ağır hapis cezası olarak tayin edilmiş olması karşısında, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında sonuç cezanın 4 yıl 10 ay ağır hapis olarak eksik belirlenmesi, Mahkemesi tarafından yerinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 21.11.2000 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy