(765 S. K. m. 59, 62, 448)
Dava: Adam öldürme ve adam öldürmeye teşebbüs suçlarından sanık Ömer Akarsu'nun maktul Hasan Akarsu'yu öldürmek suçundan TCY.nın 448, 59. maddeleri uyarınca 20 yıl ağır hapis ile cezalandırılmasına, mağdurlar Hüseyin Doğan, Hacı Enbiya Akarsu, Ali Akkuş, Nuri Doğan, Osman Akkuş ve Cemile Akkuş'u öldürmeye teşebbüs suçlarından TCY.nın 448, 62 ve 59. maddelerinin her bir mağdura yönelik suç yönünden ayrı ayrı altı kez 13 yıl 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCY.nın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına, TCY.nın 77. maddesi uyarınca cezaları toplanarak sonuç olarak 36 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Develi Ağır Ceza Mahkemesinin 22.10.1999 gün ve 3/90 sayılı hükmü sanık vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.03.2000 gün ve 4740/701 sayı ile;
"Sahipleri belirlenemeyen köpeklerin sanığa ait köpeği boğmaları üzerine olay yerine gelen ve uluorta küfür eden sanığa, maktul Hasan'ın küfür etmemesini söylediği, buna kızan sanığın maktulü hedef alarak av tüfeği ile ateş edip onu öldürdüğü, içlerinde maktulle yakınlıkları olmayan kişilerinde bulunduğu, mağdurları ise kesin surette belirlenemeyen gayri muayyen kasıtla ateş ederek yaraladığı dosya kapsamından anlaşılmasına göre şüphenin lehe uygulanması ilkesi de gözetilerek, mağdura yönelik eylemlerin yaralama olarak kabulü ile mağdurlardaki raporlar dikkate alınmak suretiyle hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 01.06.2000 gün ve 25/37 sayı ile;
"Sanık olayda muayyen kasıtla hareket etmiştir. Elinde 8'li otomatik av tüfeği ile olay yerine gelen sanık, önce 4 metre mesafeden karnına ateş ederek Hasan'ı öldürmüş, ardından da tüfeği oradaki mağdur ve katılanlara yönelterek nişan almış ve hepsine birer el ateş etmiştir. Sanık, maktule, mağdurlara ve katılanlara ayrı ayrı ve hedef gözeterek birer el ateş ettiğine göre artık gayrimuayyen kasıttan söz edilemez. Suçta kullanılan tüfek otomatik, 8 fişek alabilen bir av tüfeği olup, öldürmeye elverişli bir araçtır. Sanık bu tüfekle maktule 370 cm mesafeden, diğerlerine ise 7 m mesafeden ateş etmiş, bunlardan katılan Nuri gözünden, diğerleri ise vücutlarının değişik yerlerinden yaralanmışlardır. Bir kısmının raporunda hayati tehlike geçirmediklerinin belirtilmesi, sanığın kastının öldürme olmadığını ortaya koymaz. Sanığın iyi nişancı olmaması, yahut başka nedenlerle hiç isabet kaydedememesi halinde dahi adam öldürmeye eksik teşebbüs suçundan cezalandırılması gerekir. Esasen sanığın ateş edipte isabet kaydettiği her şahıs yere yıkılmıştır. Yine sanığın kendilerine ateş ettiğini gören her mağdur ya da katılan can havli ile ya yere çömelerek hedef küçültmüşler, ya da sanığa sırtlarını dönmüşlerdir. Sanığın gözleri de iyi görmemektedir. Mağdurların ağır yara almamalarında bu durumunda etkisi olabileceği kanaatine varılmıştır. Ancak sanığın gözlerinin iyi görmemesi, onun öldürme kastıyla hareket edemeyeceği, kastının her zaman yaralama olarak kabul edilmesi gerektiği biçimde anlaşılmamalıdır. Ayrıca bozma kararında, sanığın maktule öldürme kastıyla ateş ettiği kabul edilmesine karşın, mağdurlara ise kesin surette belirlenmeyen gayrımuayyen kasıtla ateş ederek yaraladığı kabul edilmektedir ki, olayın bütünlüğüne göre, sanığın maktule öldürme kastıyla ateş ettiği kabul edilmesine karşın, mağdurlara ise kesin surette belirlenemeyen gayrımuayyen kasıtla ateş ederek yaraladığı kabul edilmektedir ki, olayın bütünlüğüne göre, sanığın maktule ve mağdurlara ayrı kasıtlarla ateş etmesini gerektiren bir durum, örneğin husumet bulunmadığı, sürüdeki köpekler tarafından köpeğinin boğulması nedeniyle olay yerine gelen sanığın önce topluluktaki insanlara küfür ettiği, arkasından da herkese birer el ateş ettiği gözetildiğinde; sanığın kastının değiştiğini kabul etmek bir çelişki olacaktır.
Bu nedenle, olayımızda sanığın gerek maktule, gerekse mağdur ve katılanlara yönelik kastı bir bütün olup, o kasıtta öldürmektir" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının onama istekli 22.11.2000 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, Ceza Genel Kurulunda duruşmalı inceleme yapılacağına dair yasal hüküm bulunmadığından sanık vekilinin duruşma isteğinin reddiyle, incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten sonra, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluş ve subütunda uyuşmazlık bulunmayan somut olayda çözümlenmesi gereken hukuki sorun; sanığın, mağdurlar Hüseyin Doğan, Osman Akkuş, Nuri Doğan, Ali Akkuş, Hacı Enbiya Akarsu ve Cemile Akkuş'a yönelik eylemlerinin, her bir mağdur yönünden ayrı ayrı öldürmeye teşebbüs suçunu mu, yoksa yaralama suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Suçun niteliğinin belirlenebilmesi için, failin kastının saptanması gerekir. Failin, dış dünyaya yansıyan davranışlarından hareketle, iç dünyasını ilgilendiren suç kastı yönünden, sonuç çıkarma olanağı vardır. Bu bakımdan, olay öncesi, sırası ve sonrası davranışları gözetilerek, failin kastı ortaya çıkarılmalıdır. Bu durumda; fail ile mağdur arasında olay öncesine dayalı öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunup bulunmadığı, suçta kullanılan aracın niteliği ve öldürmeye elverişli olup olmadığı, atış sayısı ve mesafesi, mağdurdaki yaranın yeri ve niteliği, failin davranışlarına kendiliğinden mi, engel bir nedenin etkisi ile mi son verdiği ve olay sonrası mağdurlara yönelik davranışları da gözetilerek, failin kastı açığa çıkarılmalıdır.
Somut olayda;
Maktul Hasan ile mağdurlar yanlarında koyun ve keçi sürüleri olduğu halde köy dışındaki bir arazide bulundukları ve sattıkları hayvanların kontrol ve sayımı ile uğraştıkları sırada, sürüye ait köpeklerin kendi köpeğine saldırarak boğduklarını haber alan sanığın da sekiz fişek kapasiteli otomatik av tüfeğini alarak sürülerin bulunduğu yere gittiği, kalabalık gruba doğru yaklaşırken "köpeğimi kim boğdurdu ise ortaya çıksın" diyerek ulu orta küfürler ettiği, bunun üzerine sanığın amcasının oğlu olan maktul Hasan'ın mağdurların bulunduğu gruptan ayrılıp sanığa doğru yürüyerek onu uyarıp "gevezelik etmemesini" söylediği, buna içerleyen sanığın da kendisine 3-4 metre mesafedeki maktul Hasan'a ateş ederek karın bölgesinde, içinden iç organlar çıkan 4x4 cm çapında ateşli silah yarası oluşturacak biçimde vurup öldürdüğü, maktul Hasan'ın vurulup yere düşmesinden sonra bu kez mağdure Cemile'nin feryadı ve bağırması üzerine sanığın yeniden yedi el ateş ederek Cemile, Hüseyin, Osman, Nuri, Ali ve Hacı Embiya'yı çeşitli yerlerinden yaraladığı ve yeniden doldurduğu tüfeği ile olay yerinden kaçtığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olayı değerlendirdiğimizde;
Aldırılan kesin raporlara göre mağdurlardan Ali Akkuş dışındakilerin iç organlara nüfuz etmeyecek ve kemik dokularda kırık veya çatlak oluşturmayacak biçimde meydana gelen saçma isabetleri nedeniyle yaralandıkları, buna göre; mağdure Cemile Akkuş'un vücudundaki çeşitli saçma yaraları nedeniyle hayati tehlike geçirmeyip iş ve gücüne engel olmayacak şekilde, mağdurlardan Osman Akkuş'un sol kolundaki, mağdur Hüseyin Doğan'ın sol kolu ile vücudunun çeşitli yerlerindeki, mağdur Nuri Doğan'ın kafa, yüz ve vücudunun çeşitli yerlerindeki, mağdur Hacı Enbiya Akarsu'nun sağ kolundaki saçma taneleri yaralanmaları nedeniyle ( 15 ) gün iş ve güçlerine engel olacak şekilde yaralandıkları, mağdurlardan Ali Akkuş'un ise vücudunun muhtelif yerlerine isabet eden saçma taneleri yaralanması ve oluşan hemotoraks nedeniyle ( 25 ) gün iş ve gücüne engel olacak derecede yaralandığı anlaşılmaktadır.
Yine mağdurlardan Nuri Doğan'ın grafilerinde saçmaya ait olması muhtemel yirmibeş adet 3 mm çaplı metalik imaj görüldüğüne, mağdur Hüseyin Doğan; vücudunun arka kısmına 43 saçma isabet ettiğini bildirdiğine, mağdur Ali Akkuş'un vücudunda Mahkemece yapılan gözleme göre sol tarafta 38 adet, sağ kolda ise 17 adet saçma yarası tarif edildiğine göre, sanığın mağdurlara içinde küçük taneli saçmalar bulunan fişeklerle ateş ettiği anlaşılmaktadır.
Keşifte dinlenen mağdurlar ile tanıklardan Sinan Doğan ve Mehmet Akarsu, mağdure Cemile'ye yaklaşık 12 metre mesafeden, diğer mağdurlara ise 6 ila 7.5 metre arasında değişen mesafelerden ateş edildiğini belirtmişlerse de, yaklaşık 4 metre mesafeden ateş edilen maktuldeki yaranın niteliği ile mağdurlardaki yaraların nitelikleri, dağınıklıkları ve vücutlarındaki etkiler karşılaştırıldığında, esasen maktulün mağdurların bulunduğu gruptan ayrılıp sanığa doğru yürürken ona yaklaştığı bir sırada vurulduğu, bu aşamada bulundukları yerde kalan ve bir kısmı vücudunun arka bölgelerinden yaralanan mağdurların ise kaçışmakta oldukları sırada vuruldukları hususu da dikkate alındığında, sanığın mağdurlara gerçekte keşifte belirtilenden daha uzak mesafeden ateş ettiği anlaşılmaktadır.
Gevher Nesibe Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Servisince düzenlenmiş 22.02.1999 günlü rapora göre; gelişmiş katarakttan dolayı sanık Ömer Akarsu'nun sol gözünün görmesinin ışık hissi düzeyinde olduğu, diğer gözünde gelişmekte olan katarakt nedeniyle de sağ göz görmesinin 0.1 sira olduğu, bir başka ifade ile de normal insanın on metreden gördüğünü sağ gözüyle ancak bir metreden görebildiği, güneş ışığında ise bu görme oranlarının daha da düşeceği belirlenmiştir.
Öte yandan, sanığın olaydan bir yıl kadar önce öldürülen oğlunun katili olduğu ileri sürülen ve o olaydan sonra firar edip yakalanamadığı anlaşılan, aynı zamanda sanık ve maktulün amcasının oğulları olan Nuh Ali Akarsu isimli şahsın köydeki evinin maktul Hasan tarafından satın alınmak istendiğini olaydan önce duyan ve bu evi satın almaması hususunda onu uyaran sanık ile maktul arasında geçmişte bir hoşnutsuzluk meydana geldiği dosyadaki tanık anlatımlarından anlaşılmaktadır. Ancak, mağdurların olay yerine gelmiş ve sanıkla tanışıklıkları bulunmayan kişilerdir. Mağdur Hacı Enbiya ise, sanığın amcasının oğlu ve samimi arkadaşı olup, diğer üç mağdur olan Osman, Cemile ve Ali Akkuş ile sanık arasında da geçmişe dayalı bir anlaşmazlık ve öldürmeyi gerektirecek husumet bulunmamaktadır. Yine, mağdurların olay sırasında sanığa yönelik, onun tepkisini çekecek bir davranışlarının olmadığı da açıkça bellidir.
Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sürünün köpekleri tarafından saldırılan köpeğinin boğulduğu haberi üzerine otomatik av tüfeğini alıp ulu orta küfür ederek olay yerine gelen ve bir gözü ışık hissi düzeyinde görüp, diğer gözü ise normal bir gözün 10 metreden gördüğünü ancak 1 metreden görebilecek düzeyde sağlıklı olan sanığın, gruptan ayrılıp kendisine 3-4 metre kadar yaklaşarak uyaran ve gevezelik yapmamasını söyleyen amcasının oğlu maktule kızarak bu mesafeden tüfekle ateş edip vurduktan ve maktulün yere düşmesinden sonra Mağdure Cemile'nin feryadı ve bağırması üzerine bu kez, mesafesi kesin olarak belirlenemeyen, ancak maktulden epey uzakta oldukları anlaşılan mağdurların bulunduğu gruba doğru yedi el daha ateş ederek mağdurları çeşitli yerlerinden saçma taneleri ile yaralaması ile sonuçlanan olayda, sanığın bir kısım mağduru hiç tanımadığı, biri dışında mağdurların maktulle bir yakınlıklarının olmadığı, sanık ile mağdurlar arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumet bulunmadığı ve sanığın yeniden doldurduğu tüfeği ile eylemi devam ettirme olanağı bulunduğu halde eylemini sürdürmediği de dikkate alındığında, küçük taneli saçma dolu fişekle uzak mesafeden mağdurlara ateş eden sanığın mağdurlara yönelik kastının öldürmek olduğu kesin olarak saptanamadığından, şüpheli kalan bu husus sanık lehine yorumlanarak, mağdurlara yönelik eylemde gayrı muayyen kasıtla hareket ettiği anlaşılan sanığın ortaya çıkan ve öngörmesi muhtemel olan bu sonuçtan sorumlu tutulup, her bir mağdura yönelik eyleminin ayrı ayrı etkili eylem suçunu oluşturduğunun kabulü gerekir.
Bu itibarla, her bir mağdur yönünden öldürmeye teşebbüs suçunun oluştuğuna ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetsiz olup, bozulmalıdır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyeleri ise, "Yerel Mahkeme direnme hükmünün isabetli olduğu" gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 12.12.2000 gününde oyçokluğu ile tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy