(765 S. K. m .17, 31, 33, 59, 65, 81, 448)
Dava: Adam öldürmek suçundan sanıklar Dursun Derebey'in TCY. nın 448, 65/3 ve 59. maddeleri uyarınca 10 yıl 5 ay ağır hapis, Sami Üstün'ün TCY.nın 448, 65/3, 59 ve 81/1-3. maddeleri uyarınca 11 yıl 5 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanıklar hakkında TCY.nın 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına ve sanık Sami yönünden TCY.nın 17. maddesine göre şartla tahliye kararının geri alınması ile ilgili işlemlere başvurulması için C. Başsavcılığına yazı yazılmasına ilişkin Amasya Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 15.7.1999 gün ve 188/122 sayılı hüküm sanıklar ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.2.2000 gün ve 3945/435 sayı ile;
Maktûl Hasan Burçak, olayın tanıkları olan Halil İbrahim ile eşi Dudu Önder'in yaşadığı değirmenin yakınında çadırda kaldığı ve hayvan otlatmakla meşgul olduğu olay gecesi 24 sıralarında Dudu Önder ve Halil İbrahim'in evinde çorba içtiği, bu arada dışardan Hasan diye seslenilmesi ile dışarı çıktığında av tüfeği ile ateş ederek öldürüldüğü anlaşılmıştır.
Olayın yakın tanıkları kabul edilen Halil İbrahim ve Dudu'nun 07.10.1998 tarihli ilk ifadesinde maktûlün kendilerini çağıranın Sami olduğunu söyleyerek dışarı çıktığını ve silah seslerinin geldiğini açıklarken daha sonraki ifadesinde Sami'nin soyadını da verdiği", 14.10.1998 tarihli ifadelerinde içeri 2 kişinin girdiğini bunların Sami Üstün ve Dursun Derebey olduklarını, kimseye söylememelerini söyleyerek kendilerini tehdit ettiklerini açıklayarak duruşmada bu ifadelerinde ısrar etmişlerdir.
Bu tanıkların aşamalarda mübayin olan ifadeleri ilk ifadelerinde maktûlün kendisini çağıranın Sami olduğunu söylerken sonraki ifadelerinde her iki sanığın içeri girerek kendilerini tehdit etmeleri hayatın olağan akışına da uygun olmadığı ve mevcut bu şahadetin sanıkların mahkumiyetlerine yeterli ve kesin kanaat verici ağırlıkta bulunmadığından beraatlerine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerekçesi ve iki üyenin Mahkemenin suç vasfını kabulü ve delilleri takdiri yerinde bulunarak sanık Sami hakkındaki hükmün onanması gerektiği yolundaki karşı oyları ile, sanık Sami üstün yönünden oyçokluğu, sanık Dursun Derebey yönünden oybirliği ile bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 4.5.2000 gün ve 74/80 sayı ile;
Tanık İbrahim Önder ve eşinin bulunduğu değirmende oturan maktûl, isminin seslenilmesi üzerine dışarı çıktığında üç el ateş edilerek öldürülmüş, cesedi ise sabah bulunmuştur. Vurulma anını gören tanık bulunmamaktadır. Tanıklar Halil İbrahim ve Dudu Önder ilk beyanlarında, kimin dışarı çağırdığını sordukları maktûlün Sami çağırıyor diye söylediğini belirtmişler, Sami üstün ve Dursun Derebey'in gözaltına alınmalarından sonraki ifadelerinde ise Sami Üstün ve Dursun Derebey'in gelerek, kimseye bahsederseniz, sizi de öldürürüz dediklerini beyan etmişlerdir. Olayın gerçekleştiği ve tanıkların oturduğu değirmenin köye 3600 m. uzakta ve ıssız bir yer olması, olayın gece 20.30 - 24.00 sıralarında gerçekleşmesi, tanıkların yaşlı ve sağlık sorunları olan kişiler olmaları, sosyal durumları, sanıkların tanıklarca malum suça yatkın kişilikleri, olayın ani gelişimi ve vahameti tanıkların başlangıçtan beri süregelen ve otopsideki yara sayısına uyan, üç atış yapıldığına ilişkin açıklamaları, sanık Sami'nin koyun satın aldığı maktûle dokuzyüzmilyon lira borçlu olması dışında, tanık Ramazan Dörtyol'a olan ve ödemediği borcunun kefilinin de maktûl olması, olay gecesi 20.30 ile 23.30 -24.00 saatleri arasında köyde görülmeyen sanıkların değirmene gidip suçu gerçekleştirdikten sonra köye dönmeleri için yeterli zaman aralığının bulunması, gerek sanıklarla ve gerekse maktûlle bir husumetleri olmayan tanıklar İbrahim ve Dudu Önder'in sanıklara atfı cürümde bulunmaları için bir neden de bulunmaması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde, olağan şartlar altında bulunmadıkları anlaşılan bu tanıkların anlatımlarına itibar edilmesi gerektiği, dolayısıyla sanıklar Sami Üstün ve Dursun Derebey'in atış anında olay yerinde bulundukları anlaşılmaktadır. ancak hangi sanığın av tüfeği ile maktûle ateş ettiği belirlenemediğinden, haklarında TCY. nın 65/3. maddesinin uygulanması zorunludur. biçimindeki gerekçe ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu hüküm de, sanıklar vekili ile katılanlar vekili tarafından süresinde temyiz edilerek dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 28.11.2000 günlü onama istekli tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Maktûl Hasan'ın yaklaşık bir aydır kendi köyüne 4 km mesafedeki, Özbaraklı kasabasına bağlı Gölcük mevkiinde hayvanlarını otlattığı, yemeklerini ise 15 yıldan bu yana tanıdığı ve yaklaşık sekiz günden beri aynı mevkiideki değirmenlerinin üst katında kalmakta olan tanıklar H. İbrahim ve Dudu Önder'in evlerinde yediği, geceleri de yine onların değirmenlerine 300 metre mesafedeki çadırında kaldığı, olay gecesi de hayvanlarını otlattıktan sonra değirmene geldiği ve tanık Dudu Önder'in hazırladığı çorbayı içtikten sonra sigara içtiği sırada dışarıdan iki kez Hasan diye bağırılması üzerine el fenerini de alarak dışarı çıktığında üç el ateş edilmesi sonucu, başından, karnından ve sol omzundan vurularak solunum ve dolaşım yetmezliğinden öldüğü, sabah namazından sonra kendi hayvanlarını otlatmak üzere dışarı çıkan tanık H. İbrahim Önder'in cesedi görerek eşi Dudu'ya, onun da maktûlün yakını olan tanık Mehmet Gürel'e haber verdiği, bu tanığın da köye giderek durumu jandarmaya bildirdiği anlaşılmaktadır.
Olay yerine gelen Jandarma tarafından düzenlenen 7.10.1998 günlü tutanakta; ....olayın 6.10.1998 günü 23.00-24.00 sıralarında meydana geldiği ve olay sanığının Hüseyin oğlu 1964 doğumlu Sami Üstün olarak tespit edildiği belirtilmektedir.
C.Savcısının 7.10.1998 günü olay yerinde yaptığı ölü muayene ve otopsi işlemi sırasında kimlik tanığı olarak ifadesine başvurulan maktûlün oğlu katılan Hayrettin Burçak; ..... babam 23.00 sıralarında değirmende otururken dışarıdan bir şahsın Hasan diye seslenmesi üzerine, çağıran kişinin Baraklı'lı Sami olduğunu söyleyerek dışarı çıkmış, daha sonra dışarıdan üç el kuvvetli silah sesi gelmiş şeklinde anlatımda bulunmuş, aşamalardaki beyanlarında da ilaveten, sanık Sami Üstün'ün maktûle borçlu olduğunu ileri sürmüştür.
Aynı gün dinlenen tanık Mehmet Gürel ise, ... sabah 08.00 sıralarında Dudu Önder seslenerek Hasan Burçak'ı vurmuşlar dedi. ........ Akşam değirmende Hasan'ı birisinin dışarı çağırdığını, Hasan Burçak'a kim o diye sorduğunda, Sami Üstün sesleniyor, bakayım dediğini söyledi. Ben de olayı jandarmaya bildirdim. biçiminde beyanda bulunmuştur.
Tanık Dudu Önder C. Savcısı tarafından alınan 7.10.1998 günlü ifadesinde; .....Yatıyordum, Hasan koyunlarını bırakıp eve geldi. Kendisine saati sorduğumda 12.00 dedi. Yemekten sonra sigara içerken, dışarıdan iki kez Hasan diye erkek sesi geldi. Eşim kim o diye sorduğunda, Sami mi ne dedi ve fırlayıp gitti. Arkasından üç el silah sesi geldi. şeklinde beyanda bulunurken, aynı gün kolluktaki anlatımında, ....Maktûl 22.00 sıralarında değirmene gelip çorba içti. 23.00 sıralarında dışarıdan Hasan diye seslenen oldu. Eşim kendisine, sana seslenen kim diye sorduğunda, Sami Üstün sesleniyor dedi ve yanımızdan ayrıldı. İki üç dakika geçmeden 3-4 el silah sesi duydum, korktuğumdan dışarı çıkıp bakmadım. biçiminde anlatımda bulunmuş, 14.10.1998 günü kollukta yeniden alınan ifadesinde ise; ..... Maktûl yemeğini yedikten sonra sigara içerken, dışarıdan bir şahsın iki kez Hasan diye bağırması üzerine kendisini çağıran şahsın yanına giderken, maktûle kendisini kimin çağırdığını sordum. Maktûl, beni çağıran Sami'dir diyerek evin kapısını açıp dışarı çıkması ile birlikte üç el av tüfeği sesi geldi. Biz maktûlün kendisini çağıran şahısla görüşüp, oradan da kendi çadırına gittiğini düşünerek dışarı çıkmadık. Tüfek sesi geldiğinde saat 24.00 ile 01.00 arasıydı. Evde elektrik olmadığı gibi, gaz lambası da sönük olduğundan etraf karanlıktı ve hiçbir şey görünmüyordu. Üç el tüfek atılmasından tahminen 5-10 dakika sonra evin dış kapısından Sami Üstün içeri girdi, eğer bunu kimseye söylerseniz sizin sonunuz da böyle olacak dedikten sonra yanımızdan ayrıldı. şeklinde beyanda bulunmuş, aynı gün Savcılıkta ikinci kez verdiği ifadesinde; .....Dışarıdan bir şahıs iki kez Hasan diye bağırdı, kim olduğunu sorduğumuzda beni çağıran Sami'dir diyerek dışarı çıktı, Sami derken hiçbir şüphesi yoktu. Gocuğunu, değneğini, tabakasını ve elektriğini alıp aşağı indi. Arkasından üç el silah sesi geldi. Korktuğumuzdan dışarı çıkmadık. Arkasından Sami Üstün ve Dursun Derebey yanımıza geldiler. Söylerseniz, sizi de böyle öldürürüz diye tehdit ettiler. biçiminde anlatımda bulunmuş, duruşmada; ..... dışarıdan Hasan diye bir ses geldi. Kocam kim o dedi. Hasan'da Sami dedi ve ceketini, sopasını alarak dışarı çıktı. Çıkması ile 3 el silah sesi geldi. Hasan çıkarken ben dışarıda iki kişi gördüm. Silah sesinden sonra bu iki kişi kapıdan içeri girdiler ve söylerseniz sizi de böyle öldürürüz diye tehdit ettiler. Yüzlerini göremedim, ancak seslerinden bu iki kişinin Sami Üstün ile Dursun Derebey olduklarını anladım. biçiminde anlatımda bulunmuş, H.İbrahim Önder ile yüzleştirmesinde ise; Sanıklar Sami Üstün ile Dursun Derebey'in yüzlerini gördüğünü, önceki ifadesi sırasında ameliyattan çıktığı için o şekilde beyanda bulunduğunu belirtmiştir. 12.2.1999 günlü keşif sırasında ise, ...... dışarıdan Hasan Hasan diye bir ses geldi. Maktûl Hasan ayağa kalktı, kendisine kim bağırıyor diye sorduk. Sami bağırıyor dedi ve dışarı çıktıktan hemen sonra üç el tüfek sesi geldi. Hemen sonra da Yukarı Baraklı köyünden olup, kendilerini önceden tanıdığımız Sami Üstün ile Dursun Derebey bulunduğumuz odaya geldiler, ikisinin elinde de av tüfeği vardı. Gaz lambası yandığından ikisini de çok iyi tanıdım. Ellerindeki tüfekleri bize doğrultarak, eğer kimseye bir şey söylerseniz, öldürürüz şeklinde tehdit ettiler ve çıkıp gittiler. Korkumuzdan sabaha kadar dışarı çıkamadık. şeklinde anlatımda bulunmuştur.
Tanık H.İbrahim Önder 7.10.1998 günü kollukta; .....maktul çorbayı içtikten sonra 23.00 sıralarında dışarıdan bir ses geldi. Birisi Hasan, Hasan diye bağırıyordu. Maktûle, kim o Hasan diye bağıran dediğimde, Sami Üstün sesleniyor, ben bir bakayım diyerek yanımızdan ayrıldı. Aradan iki üç dakika geçmeden 3 el silah sesi geldi. Korktum ve dışarı çıkamadım. Maktul dışarıda koyunlarının yanında kaldığından, eve gelmediği için şüphelenmedik. Sabah inip koyunlara baktığımda, maktûlü değirmenin yanında vurulmuş yatarken görüp eşime seslendim, o da köye doğru giderek tarladaki insanlara haber verdi şeklinde beyanda bulunmuş, aynı gün C.Savcısına verdiği ifadesinde; .....22.00-23.00 sıralarında dışarıdan Hasan diye çağırdılar. Maktûle kim o seni çağıran dediğimde, Sami mi dedi ve aşağı indi. Bir süre sonra üç el kuvvetli silah sesi geldi. Maktûl ile Yukarı Baraklı köyünden olan arkadaşı Mehmet Gürel sık sık silah atarlardı. Tüfek sesi gelince normal diye geçiştirdik. Ancak sabah olunca maktûlün cesedi ile karşılaştım biçiminde anlatımda bulunmuş, C.Savcılığında 14.10.1998 tarihinde yeniden verdiği ifadesinde; saat 12.00'ye geldiği sırada dışarıdan Hasan Hasan diye iki kez ses geldi. Kim o Hasan dedim. Maktûl Beni Sami çağırıyor dedi ve aşağı inerken gocuğunu, değneğini aldı, üç el tüfek sesi geldi. Arkasından Sami Üstün ile peşindeki Dursun Derebey yukarıya yanımıza geldiler. Sami, eğer kimseye bizden bahsederseniz sizi öldürürüm dedi ve çekip gittiler....... Olaydan dolayı çok korktuğum için Sami tutuklanıncaya kadar söyleyemedim şeklinde anlatımda bulunmuş, duruşmada ise; .........aşağıdan iki kez Hasan diye seslenildi. Maktûle kim o diye sordum. Sami dedi, gocuğunu ve değneğini alarak aşağı inmesiyle birlikte üç el silah sesi geldi. Sonra Sami Üstün ile Dursun Derebey gelerek kimseye söylemeyin, sizi öldürürüz dediler..... Giderken saati sorduğumda 11.00-12.00 arası bir saati söylüyordu şeklinde anlatımda bulunmuş, tanık Dudu Önder ile yüzleştirme yapıldığında önceki duruşmadaki anlatımının doğru olduğunu beyan etmiş, 12.2.1999 günlü keşifte de duruşma ifadesi doğrultusunda beyanda bulunmuştur.
Sanık Sami Üstün 10.10.1998 günlü kolluk ifadesinde; ......18.00 sıralarında traktörle evden ayrılıp Selahattin Üstün'ü bulduğunu, okuldan gelmesini bekledikleri öğrencilerle birlikte saat 22.00 sıralarında Selahattin'in kamyonuna soğanları yüklediklerini, sonra traktörle eve giderek traktörü bırakıp üzerini değiştirdiğini ve karısı Nermin'e, Selahattin ile birlikte Karabük'e soğan götüreceğini söyleyerek evden ayrılıp 22.30 sıralarında kahveye gittiğini, kahvenin yanındaki Ali Şahin'e ait bakkalda Selahattin'i bulduğunu, Selahattin ve misafiri olan Salih isimli şahıs ile birlikte Mustafa Genç'in evine gidip, 10-15 dakika kadar orada oturduktan sonra tekrar kahveye gelip yarım saat kadar da orada oturduklarını, Selahattin'in misafirini uğurlamak için ayrıldığını, kendisinin ise kamyonun yanında Selahattin'i beklediğini, Selahattin geldiğinde bu kez 23.30 sıralarında Bayram Gölbaşı'na ait köydeki diğer kahveye gittiklerini, orada 5-10 dakika kadar ayaküstü sohbet ettiklerini, daha sonra Ali Şahin, Dursun Uluçam ve Tahsin Karagöz'den ayrılıp 24.00 sıralarında Selahattin ile birlikte kamyona binip köyden ayrıldıklarını, 00.40 sıralarında yolda bir benzin istasyonunda mazot alıp bir şeyler yiyip içtiklerini, daha sonra tekrar hareketle 10.00 sıralarında Safranbolu ilçesine vardıklarını, orada Selahattin'in soğanlarını boşaltıp, sonra da kendisine ait cevizleri indirdiklerini ve Selahattin'in ayrılıp köye döndüğünü, kendisinin ise ablası Esma Üstün'ün evinde kaldığını, ertesi sabah uyandığında, ablasının köyde olay olmuş seni arıyorlar demesi üzerine köyü telefonla arayarak olayı öğrendiğini, o gece 02.00 sıralarında dayısının oğullarını yanına alarak Taşova ilçesine gelip Avukatını da alarak Savcıya gidip teslim olduğunu, maktûl ile husumeti ve tartışmasının olmadığını savunmuş, Savcılık ifadesi, Sulh Hakimliği ve duruşmada ise benzer savunmada bulunmuş ve Ramazan Dörtyol'a olan 900.000.000 lira borcuna maktûl Hasan'ın kefil olduğunu, bu borcun henüz vadesinin gelmediğini, keza Remzi Şenel'in Selahattin Üstün'e olan 800.000.000 lira bedelli senede dayalı borcuna da maktûl Hasan'ın kefil olduğunu ve Remzi Şenel'in borcunu ödemediğini belirtmiştir.
Sanık Dursun Derebey 7.10.1998 günlü kolluk ifadesinde, .... olay gecesi 19.00 sıralarında evden ayrılıp Yunus Şen'in kahvesine gittiğini, 22.30 sıralarına kadar kahvede kaldıktan sonra eve gidip yattığını, Selahattin'i 18.00 sıralarında evinin önünde kamyona soğan yüklerken gördüğünü, bundan yarım saat kadar sonra da Selahattin'i kahvenin önünde duran kamyonuna ceviz yüklerken gördüğünü, daha sonra Sami Üstün'ü görmediğini belirtmiş, aşamalarda benzer savunma yapmıştır.
Beraat eden sanıklardan Selahattin Üstün 8.10.1998 günü kollukta; ....... okuldan gelen çocukların yardımı ile kamyonuna saat 18.00 sıralarında soğan çuvallarını yüklemeye başladıklarını, amcasının oğlu olan sanık Sami Üstün'ün soğan çuvallarının yüklenmesi sırasında bir ara yanına gelip gittiğini, saat 20.30 sıralarında yükleme işinin bittiğini, bundan sonra kamyonetini kahvenin önüne bırakıp 21.00 sıralarında Abdurrahman Genç'in evine gittiğini, 10 dakika kadar sonra Sami Üstün'ün bu eve geldiğini, 10-15 dakika kadar kaldıktan sonra evde misafir olan Salih Uçar ile birlikte Yunus Şen'in kahvesine gidip üçünün saat 23.00'e kadar sohbet ettiklerini, misafirin gitmesinden sonra 23.10 sıralarında bu kez Bayram Gölbaşı'nın kahvesine gittiklerini, orada yarım saat kadar oyun oynadığını, sanık Sami'nin bir süre kendilerini seyrettikten sonra ayrıldığını, 23.30 sıralarında kendisinin de kahveden ayrılıp eve gidip Safranbolu'ya telefon ettikten sonra yeniden kahveye geldiğini, 23.45 sıralarında sanık Sami'nin üstünü değiştirmiş, takım elbise giymiş olarak tek başına yanına geldiğini, 24.00 sıralarında da soğanları ve Sami'nin dört çuval cevizini satmak için Karabük'e hareket ettiklerini, 01.00 sıralarında Amasya yolundaki Dinçerler petrole mazot almak için girdiklerini, burada bir şeyler yiyip içtiklerini, daha sonra tekrar hareket ederek 10.00 sıralarında Safranbolu'ya vardıklarını, soğanları indirip Sami'nin ablasının evine gittiklerini, Sami'nin ablasının evinde kaldığını, kalan tanık Birsel Derebey 14.10.1998 günü C.Savcısına verdiği ifadede; Olay gecesi 20.30 sıralarında yemek yediklerini, ondan sonra eşinin kahveye gittiğini, 22.30 sıralarında kahveden gelerek ilaç alıp yattığını belirtmiş, duruşmada benzer anlatımda bulunmuştur.
Tanıklar Muharrem Doğan ile Mehmet Üstün; Olay gecesi Karabük'e gideceğini söyleyen akrabaları Sami Üstün'ün isteği üzerine saat 19.00-20.00 sıralarında dört çuval cevizi aşağı indirip oradan ayrıldıklarını ifade etmişlerdir.
Tanık Mustafa Genç; Salih Uçar, Mehmet Uçar ve Selahattin Üstün ile evde otururken kolunda saat olmadığını, ancak 21.30 sıralarında Sami Üstün'ün de geldiğini, getirdiği yumurtaları pişirttirip yediğini, evden kalkıp Ahmet Şen'in kahvesine gidip oturduklarını, 12.00'ye yaklaşırken kalkıp evlerine gittiklerini, Sami ile Selahattin'in orada kaldıklarını beyan etmişlerdir.
Tanıklar Recep Üstün ile Mustafa Üstün; Selahattin ile Sami'nin 7.10.1998 günü 10.00 sıralarında Safranbolu'ya kamyonla soğan getirip boşalttıklarını, sonra da soğanları satacak olan Salih Türk ile görüşmeye gittiklerini ifade etmişlerdir.
Tanık Salih Türk ise, 7.10.1998 günü saat 16.00 sıralarında sanık Sami'nin kendisini Safranbolu'da bulduğunu, soğan getirdiklerini ve saat 10.00'da ardiyesine boşalttıklarını söylediğini, Sami'nin o gece köydeki ablasının evinde kaldığını, ertesi sabah Sami ile soğanları yükleyip Safranbolu içinde satmaya götürdüklerini, öğle saatlerinde kayınvalidesine yemeğe gittiklerinde köyden telefon geldiğini, telefonla görüşen kayınvalidesine Amasya'da bir cinayet olduğu ve Sami'den şüphelenildiğinin söylendiğini, telefon edenin kim olduğunu kayınvalidesinin de bilmediğini, aynı gün öğleden sonra Sami'nin gideceğini söyleyerek yola çıktığını, Sami'nin kendisine, ablasının evine gelen telefon sayesinde olayı öğrendiğini söylemediğini belirtmiştir.
Tanık Hacı Bayram Gölbaşı C. Savcısına verdiği ifadesinde; Kahveyi kapatmak üzere iken gece 12.00 sıralarında 5-6 kişinin gelip kahveye oturduklarını, o gece sanık Sami'yi hiç görmediğini belirtmiş, duruşmada ise, gelenler arasında sanık Sami'nin de bulunduğunu bildirmiştir.
Tanık Mustafa Uluçam C. Savcısında; 24.00 sıralarında kahveye gittiklerini, 00.10 sıralarında Sami Üstün ile Selahattin Üstün'ün yüklü kamyonetle geldiklerini ve geç kaldıklarını, Karabük'e gideceklerini söyleyerek binip gittiklerini ifade etmiştir.
Tanık Dursun Uluçam kollukta; 24.00 sıralarında kahveye gittiklerini, tahminen 00.30 sıralarında oradan çıktıklarında Sami ile Selahattin'in soğan yüklemiş olarak kamyonla gittiklerini belirtmiş, Savcılıkta benzer anlatımda bulunmuş, duruşmada ise, 23.30 sıralarında kahveye gittiğinde Selahattin'in kahvede olduğunu, 5-10 dakika sonra sanık Sami'nin de geldiğini ve Selahattin'le birlikte gittiklerini beyan etmiştir.
Tanık Tahsin Karagöz Savcılık ve duruşmada benzer şekilde; 23.30 sıralarında Bayram Gölbaşı'nın kahvesinde Ali Şahin ve Dursun Uluçam ile birlikte otururlarken 12.00'ye doğru kalktıklarını, daha sonra Sami ve Selahattin'in geldiklerini ve Karabük'e gideceklerini söylediklerini belirtmiştir.
Tanık Ahmet Şen C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde; 24.00 sıralarında Sami'nin gelip kendisinden soğuk kola istediğini, Sami ve diğerlerinin daha önce nerede olduğunu bilmediğini beyan etmiş, duruşmada benzer beyanda bulunduğu gibi, olay gecesi sanık Sami ile Selahattin Üstün'ün diğer köylüler ile birlikte kahvesine gelip oturduklarını belirtmiştir.
Maktulün kafasında bitişik atış sonucu oluşmuş 6 x 13 cm ebadında doku kayıplı ateşli silah yarası, karın bölgesinde bitişiğe yakın atışla oluşmuş 4 x 4 cm ebadında ve sol omuzunda uzak atış sonucu oluşmuş ateşli silah yaraları bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu bulgular tanıklar İbrahim ve Dudu Önder'in üç el silah sesi duyduklarına ilişkin başlangıçtan bu yana değişmeyen anlatımları ile uyumludur.
Gerek otopsi bulguları ve gerekse tanıklar İbrahim ve Dudu'nun anlatımlarına göre maktûlün ölümünün yaklaşık olarak 22.00-24.00 saatleri arasında meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Olay yerinde jandarma tarafından cesede 7 m mesafede bulunup, muhtemelen eski kaydıyla zaptedilen dört adet boş av tüfeği fişeğinin olaya ait olup olmadığı belirlenemediği gibi, aldırılan ekspertiz raporuna göre, olaydan sonra sanıkların evlerinden zaptedilen tüfeklerden atılmadığı da anlaşılmıştır.
Yine olay sonrası sanık Sami Üstün'ün evinde, yatak odası kapısının arkasında asılı bulunan pantolon ve gömlek üzerinde Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesinde yapılan kimyasal analiz sonucunda düzenlenen 27.1.1999 günlü raporda, söz konusu lekelerden kan reaksiyonu alındığı, ancak miktarın azlığı nedeniyle grup ve cins tayini yapılamadığı belirtilmiştir.
Mahkemece yapılan keşifteki gözlem ile bilirkişi raporundaki belirlemelere göre; olayın geçtiği Gölcük mevkiindeki değirmen ile sanık Sami'nin köyü olan Yukarıbaraklı arasının 3600 m uzaklığında olduğu, yolun taşlı, çamurlu ve eğimli olması nedeniyle kamyon ve otomobil kullanımına müsait olmadığı, ancak traktör yolu olarak kullanılabileceği, traktörün ise yolu 45 dakikada katedebileceği, traktörle gidiş dönüş süresinin ise 90 dakika olduğu, köyden değirmene yürüyerek 40, koşarak 20 dakikada gelinebileceği, dönüş yolunun yokuş olması nedeniyle yürüyerek 75, koşarak 55 dakikada dönülebileceği belirlenmiştir.
Dosyadaki kanıtlar değerlendirildiğinde;
Sanık Sami Üstün, Selahattin Üstün'ün kamyonuna soğan yüklediklerini, bu işin saat 22.00'ye kadar sürdüğünü, bundan sonra traktörünü eve bırakıp, eşi Nermin'e Safranbolu'ya gideceğini söyleyip üzerini değiştirerek evden ayrıldığını savunmaktadır. Hakkındaki beraat kararı kesinleşen sanık Selahattin ise, soğan yükleme işini öğrencilerle birlikte yaptığını ve işin saat 20.30 sıralarında bittiğini, sanık Sami'nin ise yükleme sırasında bir ara gelip gittiğini belirtmektedir.
Tanıklar Muharrem Doğan ile Mehmet Üstün'de, sanık Sami'nin cevizlerini saat 19.00-20.00 arasında aşağı indirdiklerini bildirmişlerdir. Sanık Sami'nin eşi olan tanık Nermin Üstün ise hazırlık soruşturmasında kolluk ve C. Savcısında verdiği ifadelerinde, saat 19.00'dan sonra eşi sanık Sami'yi görmediğini belirtirken, duruşmada anlatımını genişletmiş ve savunma doğrultusunda değiştirmiştir. Diğer yandan, sanık Sami, aşamalardaki beyanlarında, olay gecesi kamyonun yüklenmesinden sonra Selahattin Üstün ile birlikte Mustafa Genç'in evinde 10-15 dakika kadar oturduklarını ve daha sonra kalkıp kahveye gittiklerini ve orada oturduklarını ileri sürmüşse de, tanık Mustafa Genç, kolunda saat olmadığını belirterek görüşme saatini kesin olarak bildirememiş, ayrıca sanık Sami'nin gittiklerini söylediği kahvenin sahibi olan Ahmet Şen ise olaydan hemen sonra alınan ifadesinde, sanık Sami'yi saat 24.00 sıralarında gördüğünü, daha önce nerede olduğunu bilmediğini belirtmiştir. Sanık Sami'nin, saat 24.00 sıralarında Bayram Gölbaş'a ait kahveye geldiği ve buradan Selahattin Üstün'le birlikte kamyonla ayrıldıkları yolundaki savunması ise tanıklar Bayram Gölbaşı, Tahsin Karagöz, Dursun Uluçam ve Mustafa Uluçam'ın anlatımları ile doğrulanmıştır. Tüm bunlardan çıkan sonuç ise, olay gecesi Selahattin Üstün'ün kamyonuna soğan ve ceviz yüklenmesi işi saat 20.30 sıralarında bitmiş, bundan sonra bir ara Mustafa Genç'in evine uğrayan sanık Sami Üstün on dakika kadar orada kaldıktan sonra ayrılıp kahvenin önüne gelmiştir. En son 21.45 sıralarında Ali Şahin tarafından kahvenin önünde otururken görülen sanık Sami, bundan sonra 24.00'e kadar ortalıkta görünmemiş ve bu saatlerde üzerini değiştirmiş olarak önce Ahmet Genç'in kahvesine, sonra da Bayram Gölbaşı'nın kahvesine uğramış ve oralarda görülmüştür. Bir başka ifade ile, sanık Sami Üstün'ün olay gecesi 21.45-24.00 saatleri arasındaki zaman diliminde bulunduğu yerler ve yaptıkları işler ile birlikte olduğu kişilere ilişkin savunmaları tanık anlatımları ile doğrulanmamıştır.
Tanıklar H.İbrahim ve Dudu Önder'in anlatımlarına gelince; tanık Dudu ve H. İbrahim ertesi sabah cesedi bulduklarında maktûlün yakını olan Mehmet Gürel'e durumu bildirmişler, değirmende olan maktûlün ismi seslenilerek dışarı çağrıldığını, kendisini çağıranın Sami olduğunu söyleyen maktûlün dışarı çıkmasından sonra üç el silah sesi geldiğini belirtmişlerdir. Bu husus, gerek tanık Mehmet Gürel'in anlatımı, gerek maktûlün oğlu katılan Hayrettin Burçak'ın duyuma dayalı beyanı ve gerek jandarma tarafından düzenlenen 7.10.1998 günlü tutanaktan anlaşılmaktadır. Esasen, bu oluş, tanıklar H. İbrahim ve Dudu Önder'in hazırlık ve son soruşturma aşamasındaki tüm anlatımlarında da benzer biçimde ifade edilmektedir. Ancak hazırlıkta 7.10.1998 tarihinde kolluk ve C.Savcısı önünde bu şekilde beyanda bulunan tanıkların, sanık Sami ile Dursun'un gözaltına alınmalarından sonra 14.10.1998 tarihinde kolluk ve C. Savcısı tarafından yeniden ifadelerine başvurulduğunda, benzer anlatımlarına ilaveten, silah sesinden sonra sanıklar Sami Üstün ve Dursun Derebey'in eve girdiklerini, olayı kimseye söylememeleri hususunda kendilerini tehdit ettikten sonra ayrıldıklarını belirterek önceki ifadelerini genişletmişlerdir.
Tanıklar H.İbrahim ile Dudu Önder yaklaşık 60 yaşlarında karı-koca olup, önceden köyde oturdukları halde, H.İbrahim'in kısa süre önce geçirdiği kalp rahatsızlığı sonrasında doktor tavsiyesi ile olaydan yaklaşık sekiz gün önce değirmendeki evlerine gelip yerleşmişlerdir. Değirmen köyün yaklaşık dört kilometre uzağında, yanında başka bir yerleşim yeri bulunmayan, ulaşımı güç sarp arazide ve ıssız bir bölgededir. Sanık Sami ise, çevrede değişik suçlardan sabıkalı kişiliği ile tanınan ve bu yönü tanıklarca da bilinen bir kişi olup, koyun alışverişi nedeniyle maktûle dokuz yüz milyon lira borcunun bulunduğu da anlaşılmaktadır. Yine Fındıklı mezrasının Küçükalan mevkiinin Ramazan Dörtyol ve maktûl tarafından icarla kullanılıyor olması nedeniyle, sanık Sami'nin maktûlden burayı terk etmesini istediği de bir vakıadır. Sanık Sami'nin olay yeri olan değirmene gelip yeniden köye dönmesi için yeterli zaman aralığı da vardır. Diğer yandan, tanıkların maktûl ile onbeş yıldır süregelen bir tanışıklıkları ve dostlukları olduğu, yine tanıkların aynı beldeden olmaları nedeniyle sanık Sami'yi önceden tanıdıkları ve aralarında sanık Sami'ye atfı cürümde bulunmalarını gerektirecek bir husumet ya da anlaşmazlık bulunmadığı da anlaşılmaktadır.
Tanıkların oturdukları yer ve koşulları, yaşları, sağlık durumları, sanığın sabıkalı kişi oluşu, olayın ani gelişimi ve vahamet düzeyi dikkate alındığında, tanık oldukları olaydan ve tanıklık yapmalarından dolayı korku duymaları doğaldır. Buna karşın, tanıklar H.İbrahim ve Dudu Önder'in başlangıçtan bu yana değişmeyen ve sanık Sami'nin olaydan hemen önce maktûle ismiyle seslenip dışarı çağıran kişi olduğu, maktûlün dışarı çıkmasının akabinde üç el silah sesi geldiği yolundaki, tüm aşamalarda yineledikleri anlatımları bu yönüyle de inandırıcı ve tutarlı bulunmuştur
Bu itibarla, maktûle ateş edenin sanık Sami Üstün olduğu kesin olarak saptanamamış olmakla birlikte, sanık Sami'nin, iki kez ismiyle seslenerek bulunduğu değirmenden maktûlü dışarı çağıran kişi olduğu, maktûlün bu çağrı nedeniyle dışarı çıktığında av tüfeği ile vurularak öldürüldüğü, sanık Sami Üstün'ün adam öldürme suçuna bu şekilde fer'an iştirak ettiği, tanıklar H.İbrahim Önder ve Dudu Önder'in sanık Sami yönünden başlangıçtan bu yana değişmeyen istikrarlı beyanları, keşifteki gözlem, bilirkişi raporu, diğer tanık anlatımları ve dosyada mevcut kanıtlardan anlaşıldığı ve savunmanın aksi de kanıtlandığından, sanık Sami Üstün'ün sübuta eren bu suçtan cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmü bu yönüyle isabetli bulunmuş olup, onanmasına karar verilmelidir.
Sanık Sami ile ilgili hüküm yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyeleri ise, Özel Daire bozma kararının isabetli olduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sanık Dursun Derebey yönünden yapılan incelemede ise; olayın hemen akabinde ve soruşturmanın başlangıcında olay failleri arasında bildirilmeyen sanık Dursun'un adı ilk kez katılan Hayrettin Burçak'ın olayın ertesi günü verdiği ikinci ifadesinde, maktûlle birlikte düğün ve eğlencede gezen kişilerden biri olarak zikredilmiştir. Bilahare tanıklar H.İbrahim ve Dudu Önder ilk ifadelerinden bir hafta sonra verdikleri ve üçüncü ifadeleri olan 14.10.1998 tarihli ifadelerinde, maktûlün dışarı çıkıp silah seslerinin gelmesinden sonra içeri giren iki kişiden biri olarak Sanık Dursun'un ismini bildirmişlerdir. Sanık Dursun Derebey ise, olay gecesi 22.30'da kahveden eve geldiğini ve yattığını savunmuştur. Tanık Birsel Derebey'in anlatımının da bu savunmayı doğruladığı dikkate alınarak, sanık Dursun Derebey'in öldürme suçuna iştirak ettiği hususunda var olan şüphe giderilemediğinden, mevcut şüphe halinin sanık Dursun lehine yorumlanarak delil yetersizliği nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu bakımdan, sanık Dursun Derebey'in öldürmeye fer'an iştirak suçundan cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmü bozulmalıdır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1) Sanık Sami'nin adam öldürmeye fer'an iştirak suçundan cezalandırılmasına dair Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA,
2) Sanık Dursun Derebey'in adam öldürmeye fer'an iştirak suçundan cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,
Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 19.12.2000 günü kısmen tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak; sanık Sami Üstün hakkındaki hüküm yönünden oyçokluğu ile, sanık Dursun Derebey hakkındaki hüküm yönünden oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy