(765 S. K. m. 202, 508)
Dava: Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçundan sanık Özcan Okur'un beraatine ilişkin Bursa 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 29.12.1997 gün ve 398/1765 sayılı hüküm katılan vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 3.12.1998 gün ve 8096/7513 sayı ile;
"... Sanığın müdahilin yanında çalıştığına ilişkin olan dosyada mevcut 15.6.1994 tarihli vergi denetmeni raporu, suça konu paranın sanığa teslimine ilişkin belge ve belgedeki imzanın sanığa ait olduğuna dair bilirkişi raporu ile iddianın doğrulandığı ve sübutun kabulü gerektiği halde yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 4.3.1999 gün ve 38/263 sayı ile;
"... Dosyada bulunan bir adet beyyine başlangıcı sayılabilecek adi kağıt parçası ve altında da herkes tarafından kolaylıkla taklit edilebilecek bir imza bulunduğu; imzanın sanığın eli mahsulü olduğuna dair bilirkişi raporu mevcutsa da, imzanın benzetilmesinden sonra bunun sanık tarafından atılıp atılmadığının hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespitinin mümkün olmadığı; zaten Türkiye'de bu konuda incelemelerin de herhangi bir teknik aletle yapılmayıp, bilirkişinin takdir ve tecrübesine dayalı olarak gözlemle yapılmakta oluşu karşısında, bilirkişi raporunun bu konuda tek ve %100 kanaat verecek kuvvette bulunmadığı yine imzanın sanığa ait olduğu kabul edilse bile, bu paranın ne sebeple verildiğinin, belgede yazılı olmaması karşısında, gerçekten bir yere yatırmak üzere emaneten verilen bir para mı yoksa sanığa ücret karşılığı verilen bir para mı olduğunun da belirtilmemiş olduğu; ayrıca 3.11.1994 tarihinde teslim edilen parayla ilgili şikayetin 12.4.1996 tarihinde, olaydan 1,5 sene sonra yapılmış olmasının da, en azından müdahildeki tereddüdün işareti bulunduğu; bu kadar tereddüt ve kuşkunun bir arada bulunduğu bir davada, emniyeti suistimal gibi yüz kızartıcı bir davada mahkûmiyet kararı vermenin mümkün olmadığı, en azından, şüpheden sanığın yararlandırılmasının adalet ve hakkaniyete uygun olduğu..." gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Yargıtayca incelenmesi katılan ve O Yer C.Savcısı tarafından süresinde istenildiğinden dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 16.6.2000 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçundan beraatine karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık suçun sübutuna ilişkindir.
Katılan Avukat Rüştü Saka, C.Savcılığına sunduğu 21.4.1996 tarihli şikayet dilekçesinde sanığın yanında katip olarak çalıştığı dönemde, 3.11.1994 tarihinde bankaya yatırmak üzere makbuz karşılığında verdiği 63.680.000 lirayı, bankaya yatırmadığını, nedenini sorduğunda, borcu nedeniyle evine haciz gelmemesi için parayı kullandığını, bu paranın bir kısmını çalışarak, kalanını ise alacağını tahsil ettiğinde ödeyeceğini söylediğini, sanığın bu güne kadar parayı ödemediğini, ayrıca kasa anahtarını alarak hırsızlık yaptığını, teslimat belgesini bugüne kadar bulamadığını, bulduğunda da şikayetçi olduğunu belirterek, belgenin fotokopisini dilekçesine eklemiş, yargılamanın diğer aşamalarında da aynı iddialarını yinelemiştir.
Sanık, katılan avukatın yanında bir süre katip olarak çalıştığını kabul etmiş, ancak iddianın asılsız olduğunu, sunduğu belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını savunmuş, ayrıca sahte senet düzenlediği iddiasıyla katılan hakkında C.Savcılığına suç ihbarında bulunmuştur.
Bu belge ile ilgili olarak katılan tarafından 4. Sulh Hukuk Mahkemesine alacak davası açılmış, 1997/55 esas sayılı dosya üzerinde sürdürülen yargılamada, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu, Kriminalist Cengiz Özkaya (grafoloji, sahtecilik ve balistik uzmanı) tarafından düzenlenen 24.1.1997 tarihli raporda 3.11.1994 tarihli belgedeki imzanın (sanık) Özcan Okur eli mahsulü olduğu belirtilmiş, yargılama sonunda 63.680.000 liranın faiziyle birlikte davalı (sanıktan) tahsiline karar verilmiştir.
Sanığın katılan hakkındaki sahte senet imzaladığı iddiasıyla yaptığı ihbarda ise, imzanın sanığın eli mahsulü olduğu saptanarak katılan hakkında koğuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, sanık hakkında ise bu suçlama nedeniyle iftira suçundan kamu davası açılmış, Asliye Ceza Mahkemesince bu suçtan sanığın 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
15.6.1994 tarihli vergi denetim raporunda sanık Özcan Okur'un 1.6.1994 tarihinde katılan Rüştü Saka'nın yanında işe başladığı belirtilmiştir.
Mülkiyetin korunması amacıyla kabul edilen ve Türk Ceza Yasasının 508. maddesinde yer alan güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için faile geri verilmek veya muayyen bir biçimde kullanılmak koşuluyla tevdi veya teslim edilen birşeyin (taşınır malın) fail tarafından;
a) Kendisi veya başkası yararına satılması,
b) Rehnedilmesi,
c) Kullanmak suretiyle miktar ve değerinin azaltılması,
d) Malın teslim veya tevdi edildiğinin inkarı,
e) Alınan mal yerine daha değersiz bir mal verilmesi veya bir bölümünün alınıp yerine daha değersiz bir şey katılarak aynı miktar veya hacimde geri verilmesi gerekir.
Mal ya da şey, faile;
a) Meslek ve sanat,
b) Ticaret,
c) Hizmet nedeniyle, ya da
d) Emanet olarak, veya
e) İdare etmek üzere, tevdi edilmişse,
f) Teminat olarak teslim olunmuşsa, suçun nitelik halini düzenleyen 510. madde ile uygulama yapılacaktır.
Somut olay bu belirlemeler ışığında ele alınıp değerlendirildiğinde; katılanın yanında katip olarak çalıştığı vergi denetim raporu, katılan ve sanığın beyanlarıyla saptanan sanık Özcan Okur'un bu dönemde bankaya yatırılmak üzere kendisine tevdii edilen 63.680.000 lirayı amaç dışı kullandığı ve daha sonra paranın verildiğini inkar ettiği, katılanın tutarlı ve diğer kanıtlarla uyumlu anlatımları, belgedeki imzanın sanığın eli mahsulü olduğuna ilişkin bilirkişi raporu, katılanın sanıktan 63.680.000 lira alacaklı olduğuna dair Sulh hukuk Mahkemesi ilamıyla sabit olmuştur. Sanık her ne kadar belge altındaki imzanın kendisine ait olmadığını, katılanın sahte belge düzenlediğini savunmuş ise de, bilirkişi raporu, katılan hakkında koğuşturma yapılmasına yer olmadığı yönündeki karar ve sanığın iftira suçundan cezalandırılmasına ilişkin karar karşısında mücerret inkara dayalı olan savunmaya itibar edilemeyeceği saptanmıştır.
Bu itibarla sanığa atılı suç sabit olduğu halde dosya içeriğiyle bağdaşmayan gerekçelerle ilk hükümde direnilmesi isabetsiz bulunduğundan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kurul üyesi, direnme hükmünün onanması yönünde oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, tebliğnamedeki isteme uygun olarak, 4.7.2000 günü oyçokluğuyla karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy