(1412 S.K. m. 251)
Dava: 213 sayılı yasaya aykırılık suçundan sanık A.Z.Ö.'nin 213 sayılı yasanın 344/6. maddesi yollamasıyla 359/1 ve TCY'nin 59. maddeleri ile 2.657.812.500 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının taksitlendirilmesine ilişkin Pervari Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 7.5.1998 gün ve 2/8 sayılı hüküm sanık ve üst c. savcıları tarafından temyiz edilmekle; dosyayı inceleyen 11. Ceza Dairesi'nce 12.4.1999 gün ve 2114/3468 sayı ile;
Sanığın incelenmek üzere usulüne uygun tebligatla istenen defter ve belgelerini süresinde ibraz etmediği anlaşılmakta ise de hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu ile tarh dosyası getirildikten sonra hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmolunması" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 7.7.1999 gün ve 11/18 sayı ile;
"Dosya içerisinde sanık hakkında Siirt Defterdarlığı vergi denetmenince düzenlenmiş vergi suçu raporu mevcuttur. Toplanan diğer tüm delillerle sanığın suça konu dönemde vergi mükellefi olduğu, aynı döneme ilişkin defterlerini noterlikçe tasdik ettirmiş olduğu kesin olarak anlaşıldığından ayrıca tarh dosyasının getirilmesinin gerekmediği kanaatına varılmıştır. Ayrıca bu dosya ile tamamen aynı nitelikte olan ve mahkememizce aynı ilkeler doğrultusunda karara bağlanan dosyalar Özel Dairece onanmıştır" gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de o yer C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı'nın "bozma" istekli 22.11.2000 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın 213 sayılı Vergi Usul Yasası'na aykırılık suçundan aynı yasanın 359/1, TCY'nin 59 ve 647 sayılı yasanın 5. maddeleri ile cezalandırılmasına ilişkin hüküm, sanık ve üst c. savcılarının temyizi üzerine Özel Dairece, sanık hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu ve tarh dosyası getirildikten sonra hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan duruşmada 7.7.1999 günlü oturumda sırasıyla sanığa, C. Savcısına, en son katılan Hazine temsilcisine söz verilerek, hazırk bulunan sanığa diyecekleri sorulmadan ve başkaca bir işlem yapılmadan duruşmaya son verilmiştir.
CYUY'nin 251. maddesi uyarınca "... en son söz sanığındır". Maddenin son fıkrasında ise "sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur" hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince katılmış olduğu takdirde duruşma mutlaka son söz sanığa verilerek bitecektir. Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, bu hak hiçbir şekilde kısıtlanamaz.
İlk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamada da kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir. Çünkü, dava sonuçlanmamış yargılama devam etmektedir. Bu nedenle, "en son söz" sanığa verilmeyerek CYUY'nin 251. maddesine aykırı davranıldığından esası incelenmeyen hükmün öncelikle bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, 12.12.2000 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy