(765 S. K. m. 455) (647 S. K. m. 4, 6) (2918 S. K. m. 118) (2709 S. K. m. 141) (1412 S. K. m. 32) (YİBK 07.06.1976 T. 1976/3-4 E. 1976/3 K.)
Dava: Özensizlik ve önlemsizlik sonucu ölüme ve yaralanmaya neden olmak suçundan sanık İ.'in TCY'nin 455/1. maddesi uyarınca 3 yıl hapis ve 860.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Kocaeli 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 25.11.1997 gün ve 163/761 sayılı hükmün, sanık vekili tarafından temyizi zerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi 28.9.1998 tarih, 8327/11224 sayı ile,
"Olay tarihinde kullandığı otomobille seyrederken 8/8 kusurlu olarak karşı yönden gelmekte olan kamyona çarparak annesinin ölümüne, babası, nişanlısı ve kayınvalidesinin 20 günden az olacak şekilde yaralanmasına sebebiyet veren sanık hakkında şikâyetin bulunmaması, kişiliğinde ve oluşta bir olumsuzluktan bahsedilmemesi, ölen ve yaralananların yakınları olması nedeniyle uğradığı manevi zarar ve sair haller yönünden aleyhe bir durumda bulunmadığı, yasa hükmünün dayandığı gerekçe de nazara alınarak 647 sayılı yasanın 4. maddesinin değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozmuş,
Yerel Mahkeme 11.2.1999 gün ve 695/70 sayı ile;
"Sanık hiçbir önlem almadan, hatalı sollama sonucu kazaya sebep olmuştur. Cezanın paraya çevrilmesini talep etmemiş ve bu nedenle de karar verilmemiştir. Taksirli suçlarda cezanın mutlaka paraya çevrileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Yakın akrabaların ölümüne neden olunmasında da yasa koyucu TYC'nin 457/1, 449, 450, 524. maddeleri gibi özel bir hüküm kabul etmemiştir. Uygulaması zorunlu bulunmayan bir maddenin uygulanmasını zorunlu kılacak mahiyetteki bozmaya, bu nedenle uyulmamıştır" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Yargıtayca incelenmesi sanık vekili tarafından süresinde istenildiğinden dosya; Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istemli 6.4.2000 tarihli tebliğnamesiyle Birinci Ceza Dairesine ve Özel Dairece de Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın, özensizlik ve önlemsizlik sonucu ölüm ve yaralanmalara neden olmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; yasal engel olmadığı takdirde istek olmasa bile, 647 sayılı yasanın 4. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Dosya içeriğine göre 1969 doğumlu olan sanık, yönetimindeki otomobille İzmit'ten Gölcük yönüne doğru giderken hatalı sollama yaparak karşı yönden gelen kamyona çarpmış, arabada bulunan annesi ölmüş, babası, nişanlısı, kayınvalidesi ve kendisi 20 günden az iş ve güçten kalacak şekilde yaralanmışlardır. Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporda, sanığn 8/8 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir.
647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, "ağır hapis hariç kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre mahkemece para cezasına veya aynı fıkrada öngörülen önlemlerden birine" çevrilebilecektir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise, "Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hürriyeti bağlayıcı ceza uzun süreli de olsa fail hakkında bu maddenin ilk fıkrasının (1) numaralı bendi hükmü uygulanabilir" hükmü yer almaktadır.
Ayrıntıları 7.6.1976 gün ve 4/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere, özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi, cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören yargısal kişiselleştirme kurumudur.
647 sayılı yasanın 4. maddesinin gerekçesinde, "Cezaların şahsileştirilmesi prensibinin yeni bir uygulama şekli olmak üzere, bu maddede sevk edilmiş olan hükümlerle; cezaların aynen tatbiki sonucu, cezaevlerinde hapsedilmek suretiyle hükümlülerin ıslahı yoluna gidilmesinden ibaret bulunan eski sistem terkedilerek onun yerine kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalarda suçluyu kendi denetim ve gözetimi altına koymak ve bu hususta hakimin takdir yetkisni de genişleterek gerekli gördüğü takdirde, bu kabil hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine, sözü geçen maddede sayılan tedbirlerden birinin uygulanması öngörülmüş, böylece Modern Ceza Hukukunun kabul eylediği ceza ve emniyet tedbirlerinin yekdiğerini tamamlayıcı bir tarzda birbirine paralel olarak uygulanmasıyla, ulaşılmak istenen gayenin daha kolay ve çabuk gerçekleşeceği ve hükümlülerin bir daha suç işlemekten kaçınan ve ıslah edilmiş iyi bir vatandaş olarak, tekrar toplum hayatına karışmalarının sağlanacağ mümkün görülmüştür.
Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine, mahkeme suçlunun kişiliğine, suçun işlenmesindeki suret ve şekil özelliklerine, duruşmadan tahassul edilen kanaate göre bu maddenin birinci bendinde yer alan para cezasının (tayin olunan ölçüler içerisinde veya diğre bentlerde göstrilen tedbirlerden birinin uygulanmasına karar verebilecektir" denilerek infazla ilgili eski sistemin terk edildiği açıklanmıştır. Yasa koyucu taksirli suçlarda özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi hususunda bir sınırlama da getirmemiş sanık lehine hareketle ceza uzun süreli de olsa paraya çevrilebileceğini kabul etmiştir.
Öte yandan modern ceza hukukunda "ceza" kavramı değişikliklere uğramıştır. Sadece suçluya ıstırap vermek amacını güden yaptırımların, toplumsal çıkarlarla bağdaşmayacağı anlaşıldığından, bu yaptırımlar sistemi yerini; suçlunun ıslahı ile birlikte toplumun da korunmasını öngören karma nitelikteki yaptırımlara bırakmıştır. "Suçlunun kişiliğine uygun önlemlerin uygulanması" bazen ceza kavramının yanında yer almış, bazen de ceza karamının yerini almıştır. Bu nedenle, yaptırım belirlenirken suçlunun kişiliği, sair haleri, suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınmalı, maddede yer alan özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi konusunda bir istek olmasa dahi, yaptırımların kişiselleştirilmesi zorunluluğu karşısında bu husus üzerinde durulmalıdır. 647 sayılı yasanın 4. maddesinin uygulanması veya uygulnmasına karar verilirken Anayasa'nın 141 ve CMUY'nin 32. maddeleri uyarınca gerekçe gösterilmeli ve bu gerekçe, sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve begelerin isabetledeğerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.
Öğretide de, "özgürlüğü bağlayıcı cezanın 647 sayılı yasanın 4. maddesinde yazılı ceza veya önlemlere çevrilmesine gerek olup olmadığının re'sen incelenerek bir karar verilmesinin 647 sayılı yasanın ruhu içinde olduğu" (Dönmezer-Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 2. Cilt, 10. Bası Sh. 669) ve "ceza yargıcı yürürlükte olan tüm yasaları re'sen uygulayacaktır. Ceza verilmesi yeterli olmayıp verilen cezanın kişiselleştirilmesi gerekir. Kişiselleştirmenin sanığın talebine bırakılması, yasaları bilmeyen sanıklar aleyhine sonuç doğuracaktır. Böyle bir eşitsizliği yasa koyucunu istediği düşünülemez. Sonuç cezanın 647 sayılı yasanın 4 ve 6. maddelerinde belirtilen sınırlar içinde kalması halinde bu maddelerin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin talep olmasa bile karar verilmesi gerekir. 647 sayılı yasanın 4. maddesinde yapılan değişiklik sonucu hüküm imza infaza değil maddi ceza hukukuna ilişkin bir hüküm haline dönüştüğünden re'sen nazara alınmalıdır" (Sedat Bakıcı, Olaydan Kesin Hükme Kadar Ceza Yargılaması ve Ceza Kanunu Genel Hükümler. 3. Baskı, Ankara 2000, Sh. 1253 vd.)
Somut olayda sanık, yönetimindeki otomobille karşı yönden gelen kamyona çarpmış, annesinin ölümüyle kendisi ve yakınlarını yaralanmasına neden olmuştur. Suç, taksirli suçlardan olup sanık hakkında şikâyetçi bulunmamaktadır. Sanığın kişiliğindeki bir olumsuzluktan da söz edilmemiştir. Suçun işlenmesi ve olaydan önce ve sonra sanığın davranışlarında aleyhine yorumlanacak bir husus da bulunmamaktadır. Sanığn kusur oranı da temel cezanın tayininde dikkate alınmıştır. Annesinin ölümü ve akrabalarının yaralanması ile manevi zarar uğramıştır. Talep olmadığından bahisle cezanın paraya çevrilmemesi eşini kaybeden sanığın babasını, oğlunun cezaevine girmesiyle yeniden perişan edecek adeta sanığın babası cezalandırılmış olacaktır. Bu durum ise, modern ceza kavramı ile bağdaşmamaktadır. Yerel mahkeme direnme hükmünün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir. Ancak olayda asli kusurlu olan sanık hakkında 2918 sayılı yasanın 118. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, 27.6.2000 günü, tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliğiye karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy