(765 S. K. m. 59, 455) (647 S. K. m. 4, 6) (2918 S. K. m. 119)
Dava: Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan sanık A. Ö.'ın TCY.nın 455/1-son ve 59 ncu maddeleri uyarınca beş ay hapis ve 179.166 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, 2918 sayılı Yasanın 119 ncu maddesi uyarınca sürücü belgesinin üç ay süre ile geri alınmasına, hakkında 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmamasına ilişkin Adana 4. Asliye Ceza Mahkemesince 23.2.1998 gün ve 288/119 sayı ile verilen hüküm sanık vekilinin temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 16.12.1998 gün ve 14680/ 15284 sayı ile;
Sabıkası bulunmayan, olay meydana geldiğinde yaralıyken öleni hastaneye kaldıran ve tedavisiyle ilgilenen, tüm duruşmaları takip eden ve hakkında TCK.nun 59. maddesi uygulanan ve olayda 2/8 oranında kusurlu olan sanıkta olumsuz bir kişiliğe sahip olduğu kanaatinin ne şekilde oluştuğu izah edilmeden tayin edilen hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmemesine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 25.3.1999 gün ve 75/539 sayı ile; Sanığa tayin edilen hürriyeti bağlayıcı cezanın özelliğine, sanığın şahsi ve sosyal durumuna, suçun işlenmesindeki özelliklere ve her şeyden önemlisi sanığın kusur oranı az da olsa bunun sonucunda bir kişinin ölümüne neden olmasından dolayı 1 gün dahi nezaret ve tutuklulukta kalmamıştır.
Ayrıca mevcut infaz Yasasına göre ceza 647 S.K.nun 4. maddesine göre teşdid kullanılsa bile 10.000 liradan paraya çevrildiğinde sonuç cezanın 1.679.166 lira olarak tayin edilmesi ile ölümün bu kadar adaletsiz bir şekilde olayda kusuru bulunan sanık lehine düşünülerek hapis cezasının paraya çevrilmesinde de isabet görülmemiş, sanık eğer nezaret ve tutuklulukta kamu vicdanını rahatlatacak biçimde ve makul bir süre kalmış olsa idi adalet duygusu tatmin edilmiş olacaktı.
TCK.nun 59. maddenin uygulanması halinde zorunlu olarak 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin de uygulanması gerekeceği gibi bir düşüncenin kamu vicdanını, toplumun hukuka, adalete olan bakış açısını olumsuz etkileyebileceği düşünülerek bu yönde karar tesisine gidilmiştir. gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili ile C. Savcısı tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının onama istekli 31.5.2000 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmadık sanığın tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken, dosya kapsamı itibariyle takdirde hataya düşülüp düşülmediğine ilişkindir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi, cezanın Sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören yargısal kişiselleştirme kurumudur.
Mahkemece özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçe, Sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır. Ayrıca Sanığın sair halleri irdelenmeli ve suçun işleniş biçimi ile işlenmesindeki özellikler nazara alınmalıdır.
Öte yandan modern Ceza Hukukunda yaptırım kavramı değişikliğe uğramıştır. Günümüzde artık sırf suçluya azap ve ıstırap vermek amacını güden yaptırımlar sisteminin toplumsal yarar ile bağdaşmayacağı anlaşılmış, bunun yerine suçlunun ıslahı ile birlikte toplumun tepkisini gösterebilecek karma nitelikte yaptırımlar kullanılması, toplumun korunması ile birlikte suçlunun da ıslahına yönelen yaptırımların öngörülmesi yoluna gidilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında Somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın yönetimindeki minibüs ile Seyhan Kaymakamlığı istikametinden Taşköprü istikametine seyir halinde iken, aniden caddeye fırlayan Ş. C.a çarparak yaralanmasına neden olduğu, sanık tarafından hastaneye götürülen yaralının hastanede 26.3.1997 günü trafik kazası sonucu kafa travmasına bağlı Beyin kanamasından öldüğü, sanığın olayda asgari düzeyde 2/8 oranında kusurlu olduğu anlaşılmış, Yerel Mahkemece de oluş bu şekilde kabul edilerek, tüm duruşmalara katılan sanık hakkında temel ceza asgari hadden tayin edilerek, Suçunu ikrar ettiği gerekçesiyle hakkında TCY.nın 59. maddesi uygulanmıştır.
Öte yandan adli sicilde Hükümlülük kaydı bulunmayan, dosyaya hiçbir olumsuzluğu yansımayan, yaralıyı hastaneye götürmek suretiyle kişiliğiyle ilgili olumlu bir davranış sergileyen, ayrıca tüm duruşmalara katılmak suretiyle yasalara saygılı bir vatandaş olduğunu kanıtlayan sanık hakkında, ceza tayininde ve 59. madde uygulamasında kişiliği olumlu değerlendirilerek uygulama yapılmasına karşın, kişiliğine, şahsi ve sosyal durumuna, sair hallerine nazaran 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına biçiminde karar verilerek aynı nedenler sanık aleyhine değerlendirilmiş, dosyadaki sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgeler isabetle değerlendirilmeyerek gerekçede çelişkiye düşülmüştür. Direnme hükmünde gösterilen, sanığın tutuklu ve nezarette kalmamış olması paraya çevrildiğinde ceza miktarının az olacağı şeklindeki gerekçeler de 647 sayılı Yasanın 4. maddesinde öngörülen ölçütler olmayıp, ayrıca modern ceza hukukundaki yaptırım kavramıyla da bağdaşmamaktadırlar.
Bu itibarla bu konuda takdirde yanılgıya düşüldüğünden Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kurul üyesi direnme hükmünün onanması yönünde oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 27.06.2000 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy