(765 S. K. m. 59, 80, 416)
Dava ve Karar: Zorla ırza geçmek suçundan sanık Abdullah Tuzcu'nun TCY.nın 416/1, 80, 59. maddeleri uyarınca 6 yıl 9 ay 20 gün ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, fer'i ceza tayinine ilişkin Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.3.1999 gün ve 179/44 sayılı hükmün sanık ve vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen
Yargıtay 5. Ceza Dairesi 11.8.1999 gün ve 3527/3714 sayı ile;
1- Mağdure Zübeyde Polat'ın muayenesine ilişkin 6.6.1998 günlü doktor raporunda, anüs yoluyla zorla ırza geçmenin tıbbi bulgusu olan anüste çepeçevre ekimozdan söz edilmemiş bulunması nazara alınarak: mağdurenin dava dosyası ile birlikte Adli Tıp Kurumuna gönderilerek muayenesinin de yapılması suretiyle olay tarihinde livata suretiyle ırzına geçilip geçilmediği, geçilmemiş ise söz konusu rapordaki arazların ırza geçmeye teşebbüs veya ırz ve namusa tasaddi sonucu meydana gelip gelmedikleri hususunda adı geçen Kurumdan nihai rapor alınmasından;
2 - Adı geçen mağdurenin anlatımlarında sözü edilen, kendisinin balkon demirlerinden bir alt kata inmesine yardımcı olan daire sakinleri ile, diğer komşuların ve mağdurenin polis gelinceye kadar beklediğini bildirdiği Uğrak Çarşısı yanında bulunan büfe çalışanlarının kimliklerinin tesbitiyle tanık sıfatı ile dinlenmelerinden,
3 - 24.12.1998 günlü duruşma tutanağına kısaca geçen Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinde o tarihte derdest olduğu anlaşılan 1998/288 esas sayılı dava dosyasının akibetinin araştırılarak sonuçlanmış ise kesinleşmiş karar örneğinin; derdest ise dosyasının celbedilerek incelenip iddianame örneğinin; dosya arasına konmasından;
Sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturmayla yazılı şekilde hükme varılması isabetsizliğinden bozmuş.
Yerel mahkeme 27.10.1999 gün ve 241/223 sayı ile: üç nolu bozma gereğini yerine getirmiş, bir ve iki nolu soruşturmanın genişletilmesi nedenlerine ise; Reşit olan mağdure fiile karşı koyacak durumdadır. Tahsili ve aldığı kültür itibariyle ırza geçmenin anlam ve sonucunu kavrayabilecek durumdaki mağdure, ufak ayrıntılar dışında özde birlik gösteren ifadelerinde, sanığın iki kez ırzına geçtiğini bildirmiştir. Sanık da bu durumu kabul etmiştir. Adli Tıp Kurumunun benzer olaylarda düzenlendiği ve kaygan madde kullanıldığından iz kalmayacağına ilişkin raporları gözönünde bulundurulduğundan ırza geçme suçu tamamlanmıştır.
Duruşma sırasında sanığı ve mağduru izleyen, taraflarla doğrudan ilişki kuran Yerel Mahkeme yargıçlarıdır. Böyle bir olayda mağdurenin kendini dillere düşürme pahasına iftira etmesi için bir neden yoktur. Olaydan sonra 5. kat balkonundan alt kata inilmesi ise cinsel birleşmeyi takiben çılgın bir fantezi olarak kabul edilemez. Eylem cebir-şiddet ve tehditle işlenmiştir. Gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Yargıtayca incelenmesi sanık vekili tarafından süresinde istenildiğinden dosya: Yargıtay C. Başsavcılığının onama istemli 7.6.2000 tarihli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI:
Sanığın TCY.nın 416/1, 80, 59. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilen olayda: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Mağdure, olayın akabinde karakolda alınan ifadesinde; telefonla çağrılması üzerine sanığın bulunduğu eve gittiğini, yanına oturan sanığın sevişme önerisini kabul etmediğini, kapılar kilitli olduğundan bulundukları 5. katın balkonuna çıkıp demirlerden tutarak alt kata sarktığını ve alt kattaki bayanın yardımıyla balkona inip dışarı çıktığını, Uğrak Çarşısı yanındaki büfeye gittiğini, orada bulunanların karakola telefon ettiklerini, 20 dakika sonra polisin geldiğini söylemiş, 4 saat sonra alınan ek ifadesinde ise sanığın isteğini kabul etmeyince zorla pantolonunu çıkarıp kolunu büktüğünü, canı yandığı için karşı koyamadığını ve zorla bir kez livata yaptığını, balkondan kaçtığını bildirmiştir.
Mağdure duruşmada ise iddiasını genişletmiş, zorla iki kez livata suretiyle ırzına geçen sanığın, kendisini banyoya götürüp bir kez de burada ırzına geçtiğini ileri sürmüştür.
Sanık aşamalardaki savunmalarında, mağdure ile arkadaş olduklarını, olay günü mağdurenin rızasıyla iki kez livata yoluyla ilişkide bulunduklarını, olayda zor kullanmadığını söylemiştir.
Adli tabiplikçe düzenlenen mağdureye ait raporda. saat kadranı itibariyle 6 hizasında 0,7 cm uzunluğunda 1-2 mm.lik zemini hiperemik, anüs içine uzanan fissür olup fiili livataya maruz kaldığı belirtilmiştir.
İddia, savunma ve doktor raporu, suç vasfının kesin olarak tayini için yeterli değildir. Zira, mağdurenin anlatımları aşamalarda değişmekte, ilk ifadesinde ırza geçmekten söz etmediği halde karakolda alınan ikinci ifadesinde zorla bir kez livata yapıldığını, duruşmada ise üç kez livata yoluyla ırzına geçildiğini söylemektedir. Olayda kaygan madde kullanıldığına ilişkin bir iddia veya savunma yoktur. Aksine mağdure, karşı koyduğunu, direndiğini, kolu bükülerek eğilmesi sağlandığı ve canı acıdığı için engelleyemediğini, eylemin zorla işlendiğini söyleyerek anüsün gevşek bırakılmadığını belirtmiştir. Buna rağmen doktor raporunda sadece zemini hiperemik, fissürden bahsedilmiştir. Diğer bir deyişle cilt veya mukozanın hafifçe ve yüzeysel olarak çatlaması ve kızarmasından söz edilmiştir. Livata fiilinin kesin delillerinden olan çepeçevre ekimozdan veya sıyrık, derin yırtık ve kanamadan bahsedilmediğine göre yetersiz olan bu rapora dayanılarak hüküm kurulması olanaksızdır.
Öte yandan mağdure, kapıların kilitli olması nedeniyle 5. katın balkonundan 4. katın balkonuna indiğini, orada bulunanlardan yardım istediğini, büfede polisleri beklediğini söylemiş, bu kişiler araştırılarak dinlenmemişlerdir. Mağdurenin ifadelerindeki çelişkiler dikkate alındığında, olaydan hemen sonra alt kattaki komşuyla diğer yardımcı olanlara ve polisi beklediği büfede çalışanlara neler söylediği, sıcağı sıcağına olayı ne şekilde anlattığı saptanmalıdır.
Ayrıca; sanık ve mağdure ırza geçmekten söz etmişlerse de, yaşları, deneyimleri, eylemin ulaştığı aşamayı anlayacak düzeyde bulunmamaktadır. Cinsel organlara yönelik tasaddi ve ırza geçmeye kalkışma olaylarında da ırza geçmekten söz edildiği, tasaddi, ırza geçmeye teşebbüs ve ırza geçme suçları arasında ki farkın bilinmediği de bir gerçektir.
Bu nedenle mağdurenin muayenesine ilişkin raporda belirtilen bulguların, zorla livata yoluyla ırza geçmenin kesin belirtileri olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden mütalaa alınarak, yukarıda değinilen tanıkların da kim olduklarının belirlenebilmeleri halinde, dinlendikten sonra tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinden, eksik incelemeyle kurulan hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
Bir üye, dosya kapsamına, mevcut delil durumuna, mahkemece gösterilen gerekçe ve takdire göre hükmün onanması gerektiği görüşüyle, bir üye de mağdurenin apartmanın balkondan alt katın balkonuna indiği sanıklarca da kabul edilmiş olup bu husus sabit olduğundan komşularla, sanığın polisi beklediği büfe çalışanlarının dinlenmesine gerek bulunmadığı düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy