(765 S. K. m. 40, 59, 81, 266, 503, 504, 522) (647 S. K. m. 4)
Dava: Sanık K.'in dolandırıcılık suçundan, TCY.'nın 503/1, 522, 59, 81/1. maddeleri uyarınca 13 ay 18 gün hapis ve 1.673.220.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, hakkında TCY'nın 40. maddesinin uygulanmasına, suça konu çekin dosyada delil olarak saklanmasına ilişkin İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 3.11.1998 gün ve 164/183 sayılı hüküm, sanık vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 26.6.2000 gün ve 4853/5284 sayı ile;
"1- Eylemin banka aracı kılınmak suretiyle işlenmiş olması karşısında, TCK.'nun 504/3. maddesine uyduğu gözetilmeden yazılı madde ile ceza tayini,
2- Sanığın cezasının TCK.'nun 81. maddesi gereğince artırılmasında hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 4421 Sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 647 Sayılı Yasanın 5/4 ve TCK.'nun 2. maddelerinin nazara alınması lüzumu" isabetsizliğinden, cezanın nevi ve süresi itibariyle kazanılmış hakkın saklı tutulması koşuluyla, (1) nolu nedende üye C. Y.'nın eylemin TCY.'nın 503/1. maddesindeki suçu oluşturduğu, olayda TCY.'nın 504/3. maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığı yönündeki karşı oyuyla, oyçokluğuyla, diğer nedende ise oybirliği ile bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 7.8.2000 gün ve 7592 sayı ile;
"TCK.'nun 504/3. maddesinde yazılı dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için banka vasıta olarak kullanılmadan suçun işlenmesinin olanaksız olması, mağdur ile sanık arasında kredi kurumu, banka veya kamu kurum ve kuruluşunun bulunması, sanığın hileli hareketleri banka veya kurum ve kuruluşlara yöneltmesi onların aracı kılınması sonunda asıl mağdurun zarara uğraması gerekir.
İtiraza konu olayda sanık kendisine ait olmayan ve bankada karşılığı bulunmayan çeki doğrudan doğruya müdahile vermek suretiyle kandırıcı nitelikteki hileli eylemlerini müdahile yönelterek kendisine haksız çıkar sağlamıştır.
Müdahilin kandırılmasında banka vasıta olarak kullanılmamıştır.
Sanığın başkasına ait nüfus cüzdanıyla bankaya müracaat ederek çek karnesi almaktaki amacı, ileride kimliğinin tespit edilmesini önlemek ve cezadan kurtulmaya yöneliktir.
Sanığın eyleminde TCK.'nun 504/3. maddesinde yazılı suçun unsurları bulunmamaktadır." gerekçesiyle itiraz yoluna başvurarak (1) nolu bozma nedeninin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanık K.'in resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Sahtecilik suçundan kurulan hükmün onanarak kesinleşmiş olması ve incelemenin de dolandırıcılık suçundan kurulan hükme hasren yapılmasının gerekmesi karşısında Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, dolandırıcılığın, banka vasıta olarak kullanılmak suretiyle işlenip işlenmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
Mağdur Y.'un kaybettiği nüfus cüzdanını elde eden ve çek keşide etme yasağı bulunan sanık K., düzenlediği nüfus kayıp belgesine bu kimlikteki bilgileri yazarak, kendi resmini yapıştırıp, yeni nüfus cüzdanı almak üzere 11.12.1997 tarihinde A. Nüfus Müdürlüğüne müracaat etmiş, nüfus idaresinden mağdurun kayıtlı bulunduğu Kırıkkale, S. Nüfus Müdürlüğüne faks çekilerek kayıt örneği istenilmiş, istenilen kaydın fakslanması üzerine, mağdur Y.'un kimlik bilgilerini taşıyan nüfus cüzdanı düzenlenerek sanığa verilmiştir. Sağladığı sahte nüfus cüzdanı ile 19.12.1997 tarihinde Kadıköy ... Noterliğine başvuran sanık, nüfus cüzdanı örneği ve imza sirküleri düzenlettirerek, yine aynı ada düzenlenmiş vergi levhası ile birlikte S. Bank O. Şubesinde vadesiz mevduat hesabı açtırmış ve çek karnesi almıştır.
Kendisini Y. olarak tanıtan sanık, şikayetçiden aldığı 1.720.000.000 liralık çocuk patiğine karşılık, hamiline olarak 5.4.1998 tarihli çeki keşide etmiş, çekin bankaya ibrazında karşılığının çıkmaması üzerine, borçlu aleyhine icra takibi başlatılarak C. Savcılığına şikayette bulunulmuş, şikayetçi tarafından yapılan araştırmada kendisini Y. olarak tanıtan şahsın aslında K. olduğu, kartvizitte yazılı şirketin tamamen sahte olduğu anlaşılmıştır.
Yasa koyucu, toplumdaki ekonomik, sosyal ve toplumsal gelişmelerle birlikte suç eğilimini de göz önünde tutarak zararın ağırlığını veya kullanılan hile ve desisenin niteliğini de dikkate almak suretiyle, 21.11.1990 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 3679 sayılı Yasanın 16'ncı maddesiyle TCY.'nın 504. maddesinde yer alan nitelikli dolandırıcılık suçunun kapsamını genişletmiş, maddenin üçüncü bendinde dolandırıcılık suçunun, "Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesinin haberleşme araçlarını veya banka veya kredi kurumlarını veya herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunu vasıta olarak kullanmak suretiyle" işlenmesi nitelikli dolandırıcılık olarak yeniden düzenlenmiştir.
Düzenlenmenin gerekçesinde, "dolandırıcılık fiilinin, ... banka veya bir kredi kurumunun veya herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunun vasıta olarak kullanılması suretiyle işlenmesi halinde kandırıcı niteliği fazla olacağından, bu durum nitelikli hal olarak kabul edilmiştir" şeklinde belirtilmiştir. Fıkrada belirtilen banka veya kredi kurumları ile kamu kurum veya kuruluşların vasıta olarak kullanılmasında, maddede belirtilen kurumlara duyulan güven uyarınca, hile ve desise daha kolay yapılmakta, mağdurun araştırma eğilimi ortadan kaldırmakta, fiilin kandırıcı niteliği daha fazla olmaktadır.
Somut olayda çek keşide etme yasağı bulunan sanık, mağdurun inceleme ve araştırma eğilimini ortadan kaldırmak ve suçu daha kolay işlemek amacıyla belli bir plan çerçevesinde hareket ederek, bir başkasının nüfus cüzdanındaki bilgileri kullanmak suretiyle, sahte bir kimlik düzenletmiş, bu sahte kimlikle bankada vadesiz mevduat hesabı açtırarak çek karnesi almış, kendisini Y. olarak tanıtıp satın aldığı bir milyar yediyüz yirmi milyon liralık mal karşılığı sahte çek vermiştir. Sanık dolandırıcılık eylemini aşama aşama gerçekleştirmiş ilk aşamada gerçek kimliğini gizleyerek ve elde ettiği sahte belgelerle vadesiz mevduat hesabı açtırarak hileli hareketlerini bankaya yöneltmiş, sağladığı sahte çekle mağdurun her türlü inceleme ve araştırma eğilimini ortadan kaldırmış onu zarara uğratmıştır. Suçun bu nitelikli halinin oluşabilmesi için banka vasıta kılınmadan suçun işlenmesinin olanaksız olması şeklindeki bir öge de yasada bulunmamaktadır.
Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığının suç vasfına yönelik itirazı yerinde değildir.
Ancak, sanığın tekerrüre esas alınan mahkumiyetinin incelenmesinde; Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 8.4.1994 gün ve 211/390 sayılı ilamı ile; TCY.'nın 266/3 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 900.000 lira ağır para cezası ile, aynı ilamla TCY.'nın 191/1. ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 100.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, her iki suçtan verilen cezaların (900.000 + 100.000) TCY.'nın 72. maddesi uyarınca içtima ettirilerek 1 milyon lira ağır para cezası ile cezalandırıldığı, cezaların 25.5.1994 tarihinde infaz edildiği, Yerel Mahkemece tekerrür hükümlerinin uygulanmasında, TCY. 81/3. maddesi uyarınca "hükmedilmiş olan cezaların en ağırı" dikkate alınarak uygulama yapılması gerektiği halde; içtima sonucu verilen toplam bir milyon lira ağır para cezası üzerinden tekerrür uygulamasının yapıldığı, tekerrüre esas alınması gereken mahkumiyetin TCY.'nın 266/3 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca hükmedilen 900.000 TL. ağır para cezası olduğu saptanmıştır. Bu itibarla Yerel Mahkemenin tekerrür uygulaması TCY.'nın 81/3. maddesine aykırı bulunduğundan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının bu değişik gerekçe ile kabulüne ve Yerel Mahkemenin dolandırıcılık suçundan kurduğu hükmün bu nedenden dolayı da bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kurul üyesi, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının suç vasfı yönünden kabulü gerektiği gerekçesiyle oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının bu değişik gerekçeyle KABULÜNE, Yerel Mahkeme hükmünün dolandırıcılık suçundan içtima çözülmeden tekerrür hükmü uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini nedeniyle de bozulmasına, CYUY.'nın 326'ncı maddesi son fıkrasının göz önünde bulundurulmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine 10.10.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy