(765 S. K. m. 59, 80, 102, 104, 342, 503)
Dava: Resmi evrakta sahtecilik suçundan sanıklar Meliha Işık, Ümit Deniz ve Serap Turan'ın TCY.nın 342/1, 80, 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 11 ay 10 gün ağır hapis cezası ile ayrı ayrı cezlandırılmalarına ilişkin Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesince 16.12.1993 gün ve 23-343 sayı ile verilen kararın sanıklar vekilleri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6.Ceza Dairesince 14.12.1994 gün ve 10654-12247 sayı ile;
1- Hemşireler Dilek Girengir, İlknur Topçu, Zeynep Akça, Fatma Taşkıran, Suzan Eriş, Huriye Cihan, Bahriye Açıkel ve Şengül Bayraktar haklarındaki idari soruşturma evrakları dosya içine konulmadan,
2- Olayda adı geçen berber Tahir Akyüz hakkında ne gibi bir işlem yapıldığı soruşturulmadan,
3- Bir kısım savunmalarda ileri sürülen, eczaneler tarafından damgalandıktan sonra ecza depolarına iade edilen ilaçların isteyen eczanelere bu arada sanıklara satılmasının mutad olup olmadığı araştırılmadan,
Reçetelerde adları geçen emekli kişilerin sahteciliğe konu ilaçları almama nedenleri açıklığa kavuşturulmadan ve bu ilaçları alanların kimler olduğu tespit edilmeden, sanık Meliha Işık'tan sahte reçete ile ilaç aldıkları ileri sürülen Necmiye Şenol, Türkan Tekin (Kılıç), Gönül Toygun, Hızbullah Karaçay, Bedia Seven, Kamile Erol (Şenol), Feraset Öge ve Döndü Kaya'nın bu ilaçları alıp almadıkları veya başkalarına aldırıp aldırmadıkları belirlenmeden, noksan araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 10.6.1998 gün ve 35-125 sayı ile bu kez sanıklardan Meliha Işık'ın beraatine, sanıklar Ümit Deniz ve Serap Turan'ın TCY.nın 342/1, 80, 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 11 ay 10 gün ağır hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin verilen kararın sanıklar vekilleri ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen 6. Ceza Dairesince 22.03.2000 gün ve 766-1604 sayı ile;
Eczacı olan sanıklar Meliha Işık, Ümit Deniz ve Serap Turan Evren'in Yalova Devlet Hastanesinde çalışan hemşireler ve hastane berberi Tahir Akyüz ile eylem birliği içinde hareket ederek bu suçu işledikleri ileri sürülmesine rağmen hemşireler ve berber haklarında ceza davalarının açılmamış olmasına ve reçeteler ile ilaç küpürlerin sahte bulunmadıklarının anlaşılmasına göre, sanıkların toplama küpürler ile müdahil kurumdan para çekmekten ibaret eylemlerinin suç tarihleri itibariyle TCY.nın 503/2. maddesinde yazılı suçu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 28.6.2000 gün ve 130-145 sayı ile;
Olayımızda tartışılması gereken en önemli mesele reçetelerdir. Yüksek Daire reçetelerin gerçek olduğunu kabul etmektedir. Bu ise kanunun sadece lafzi ve dar yorumu niteliğindedir. Diğer bir ifade ile reçeteler şekil şartlarına uygundur. Ancak sahtecilik suçlarında tek başına belgenin şekil şartlarına uygunluğu yeterli midir? Kanun koyucunun amacı bu mudur? Bizce burda yorum ve şekil şartlarına uygunluk yeterli değildir. Dairenin bu konuda çeşitli kararlarında aynı görüşü benimsediği bilinmektedir.
Sahte reçetelere dayanılarak emekli sandığında, yine resmi evraklardan olan belgeler (tahakkuk, tahsil vs. gibi) düzenlettirilmiştir. Bir kül halinde bunların içerik itibariyle sahte oldukları bize göre tartışmasızdır. Nitekim, Yüksek Daire beraat eden sanıklarla ilgili verdiği 14.12.1994 günlü ilamında da diğer sanıklarla birlikte eylemin sahtecilik olduğunu benimsemiş eylemin dolandırıcılığa girdiği veya değişik gerekçelerle onanmıştır. Yine tebliğnamede de sanıklar Serap ve Ümit yönünden onama isterken, reçetelerin mahkemenin kabulü gibi muhteviyatı itibariyle sahteliği benimsenmiştir. Hastalar gerçek, ancak teşhis sahte, küpürler bu hastalara ait olmayan geçersiz, toplama küpürlerdir. Hatta bir kısmı değişik sürsaj yapılarak gerçeğe aykırıdır, içerik sahtedir. Şekil şartına uygunluk bu sahteliği ortadan kaldırmaz. Nitekim, Yüksek Yargıtay hususi evraktan sayılan sahte faturalara göre gümrük çıkış beyannamesini düzenleyen kimseyi sahte belge düzenleme olarak kabul etmektedir. Oysa gümrük çıkış beyannameleri şekil şartlarına uygun olmasına karşın, bu belgeyi Yargıtay sahte belge olarak kabul etmektedir. (6. C.D. 16.12.1999 gün 583-489 ve 16.02.1999 gün, 342-482 sayılı kararlar.) Özetle Daire de başından beri ve eksik soruşturma ile ilgili bozmada olaya dolandırıcılık suçu yönünden değil sahtecilik olarak bakıp incelemiştir. Aksi takdirde bir kısım reçete sahiplerinin temini ve dinlenmesi yönünden bozma yapmazdı. Zira, diğer tanıkların beyanları saptanmıştı ve aynı nitelikte idi.
Mahkememiz eylemi dolandırıcılık olarak nitelememiş ve ayrıca dolandırıcılık suçunu oluşturabileceğinden bahisle suç duyurusunda bulunmuştur. CYUY.nın 257. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, Hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir. Fiili takdirde mahkeme, iddia ve müdafaalarla bağlı değildir.
1.1.1991 tarihli iddianamede eylem anlatılarak sahte evrak tanzimine iştirakten kamu davası açılmıştır. Muhakeme, hakkında dava açılmış olay için yapılacaktır. Bunlar değiştirilemez. Aşamalar boyu savunma sahtecilikten yapılmıştır. İddianamenin içeriğine göre dolandırıcılıktan bir kamu davasının açıldığının kabulü mümkün görülmemektedir. gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanıklar Serap ve Ümit vekilleri ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının isabetsiz olan direnme hükmünün bozulması, dolandırıcılık suçunun işlendiği tarihten inceleme tarihine kadar TCY.nın 102/4, 104/2. maddelerinde öngörülen süre geçmiş bulunmakla sanıklar hakkındaki kamu davasının ortadan kaldırılması istekli 23.10.2000 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık suç niteliğinin belirlenmesine ilişkindir.
Ancak, incelenen dosya kapsamına göre;
1- Yalova Kaymakamlığı İlçe İdare Kurulunca 25.12.1990 ve 20 sayı ile; görevi savsama suçundan haklarında verilen mahkûmiyet kararları kesinleşen sanıklar Doktor Lütfi Çakıcı ve Doktor Filiz Yalgın haklarında yapılan idari soruşturmaya ilişkin olup, 29.1.1991 günlü dizi pusulasında, lüzumu muhakeme kararının eki olarak, 75 kalemden ibaret bulunduğu bildirilen 4 dosya halindeki evrakın,
2- Yerel Mahkemece hükümlere dayanak alınmış olan, Eczacı bilirkişiler Nejat Vardar, Müjdat Sağır ve Sırrı Çakır tarafından 17.9.1992 tarihinde hazırlanıp, 21.9.1992 günlü oturumda okunarak dosya içine konulduğu bildirilen bilirkişi raporunun,
3- Doktor bilirkişiler Engin Demiriz, İbrahim Baykal ve Tanju Alagöz tarafından 13.1.1993 tarihinde hazırlanıp, 1.2.1993 günlü oturumda okunarak dosya içine konulduğu bildirilen bilirkişi raporunun dosya içerisinde bulunmadıkları görülmüştür.
Olayın değerlendirilmesine ve suç niteliğinin belirlenmesine ışık tutabilecek nitelikte bulunma olasılığı itibariyle bu evrakın dosya içerisine konularak gönderilmesinin sağlanması için dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle noksan evrakın içerisine konularak geri gönderilmesinin sağlanması için dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 21.11.2000 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy