(765 S. K. m. 81, 492, 503, 522, 523)
Dava: Güveni kötüye kullanmak suçundan sanıklar Asım Yorulmaz ve Sadi Maden'in suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek ayrı ayrı TCY.nın 503/1, 522, 81/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay 12 gün hapis ve 3.529.166.666 lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin Antalya 1. Asliye Ceza Mahkemesince 22.12.1999 gün ve 1717-1252 sayı ile verilen kararın sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 30.10.2000 gün ve 6990-7281 sayı ile;
"Denetime olanak sağlanmak üzere sanıklar Asım Yorulmaz ve Sadi Maden'in tekerrüre esas alınan önceki hükümlülüklerinin karar yerinde gösterilmemesi" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.Yargıtay C. Başsavcılığı ise 22.11.2000 gün ve 67635 sayı ile;
"Her türlü mal varlığına ilişkin varlık ve menfaatlere karşı işlenebilen dolandırıcılık suçu ile biri insan iradesinin özgürlüğü, diğeri ise malvarlığına ilişkin varlık ya da menfaatler olmak üzere iki hukuki konu korunmaktadır.
Güveni kötüye kullanmak suçu ise yalnız taşınır mallara karşı işlenebilen tek hukuki ve maddi konulu bir cürümdür. Bu suçta belli amaçlarla yapılmış, yöntemlere, hukuka uygun aldatılmamış özgür rıza ile teslim söz konusuyken, dolandırıcılıkta bir şeyin teslimi hileyle sakatlanmış özgür olmayan bir iradeye dayanmaktadır. Yani, dolandırıcılık suçunda hile veya desise mağdurun iradesini bozmalı, fesada uğratmalı ve mağdur bu bozuk irade ile kendiliğinden, kendi zararına işlemde bulunmalıdır.
Özetlersek; inancı kötüye kullanmada, geleceğin sanığı geleceğin mağdurundan bir bağıt gereği aldığı şeyi, deyim yerindeyse vekalet yetkilerini aşarak, sahiplenme işlemlerine girişmekte, dolandırıcılıkta ise çıkar sağlandığı anın sanığı o anın mağduruna karşı hileli eylemlerde bulunmak suretiyle suç işlenmektedir. ( Dolandırıcılık Cürmünün Kimi Suçlardan Ayrımı ve Çeklerle İlgili Suçlar, Dr. Sami Selçuk, s.22 )
Somut olayımızda sanıklar Asım Yorulmaz ve Sadi Maden'e yüklenen eylem, kendilerini Mehmet Ö. ve Ramazan Özkan olarak tanıtarak ve bu kişiler adına düzenlenmiş nüfus kayıtlarını göstererek mağdur Yusuf Çeken'den kira sözleşmesi gereği kiraladıkları aracı sözleşmenin bitmesine rağmen geri vermemelerinden ibarettir. Rent a Car işleten mağdur, önceden sanıkları tanımamaktadır.
Sanıkların sahte nüfus cüzdanı ibraz ederek kendilerini değişik isimlerle tanıtmaları, suça konu aracın teslimini sağlamak amacıyla değil, gerçek kimliklerini gizlemek suretiyle ileride olası bir kovuşturmadan kurtulmak, bir başka deyimle yakalanmalarını önlemeye yöneliktir. Sanıkların gerçek kimliklerini gözlemeleri halinde de aracın teslimi için hiçbir engel yoktur. Mağdur için sanığın Sadi ya da Ramazan olmasının hiç önemi yoktur. Sanıklar gerçek kimliklerini ibraz etselerdi mal kendilerine teslim edilmeyecek miydi? Bu nedenlerle eylem, güveni kötüye kullanmak suçunu oluşturacaktır.
Yerel Mahkeme kararı bu nedenle bozulmalıdır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.12.1988 gün ve 520-571 sayılı kararında da benzer sonuca varılmak suretiyle Yerel Mahkeme hükmü bozulmuştur" görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararına bu bozma nedeninin de eklenmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında uyuşmazlık, sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık mı yoksa, güveni kötüye kullanmak suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Ceza Yasasının mal aleyhine işlenen cürümlere ilişkin onuncu babının 503. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçu; "hile ve desiseler yaparak bir kişiyi hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya bir başkasına haksız çıkar sağlamaktır.
Mülkiyetin korunması amacıyla kabul edilen ve Ceza Yasasının 508. maddesinde yer alan güveni kötüye kullanma suçu ise, geri verilmek veya muayyen bir biçimde kullanılmak koşuluyla tevdi veya teslim edilen bir şeyin ( taşınır malın ), fail tarafından, kendisi veya başkası yararına satılması, rehnedilmesi, kullanmak suretiyle malın miktar veya değerinin azaltılması, malın teslim veya tevdi edildiğinin inkarı, alınan mal yerine daha değersiz bir mal verilmesi veya bir bölümünün alınıp yerine daha değersiz bir şey katılarak aynı miktar veya hacimde geri verilmesidir.Dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanmak suçlarının "teslim" gibi ortak noktaları varsa da bu iki cürüm "önkoşullar", "hareket öğesi" ve "kast" açısından birbirinden ayrıdır.
a- Önkoşul açısından; güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi belirli biçimde kullanılmak için hukuka, yöntemlere uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edildiği halde, dolandırıcılık suçunda hile ve desise kullanılarak sakatlanmış, özgür olmayan bir iradeye dayanmaktadır.
b- Hareket öğesi açısından; dolandırıcılık suçunda, haksız çıkarın sağlanmasıyla hareket öğesi ve dolayısıyla suç tamamlanmaktadır. Suçun oluştuğu an, çıkarın sağlandığı, zararın verildiği andır. Güveni kötüye kullanma suçunda ise, suçun oluştuğu an yasada öngörülen ketim, inkar, sarf gibi seçimlik hareketlerin gerçekleştiği andır ve bu ana kadar gerçekleşen eylemler suç oluşturmaz.
c- Kast öğesi açısından; Dolandırıcılık suçunda başlangıçta oluşan bir kast bulunmaktadır. Zilyetliğin hile ve desise kullanılarak elde edilmesi; bu suçta malın teslimi öncesi kast bulunduğunu ortaya koymaktadır. Güveni kötüye kullanma suçunda ise, sonradan oluşan bir kast söz konusudur. Mal fer'i zilyede belli amaçlar için tevdi edildikten sonra, iade edilmesi aşamasında malın tesliminden sonra kast oluşmaktadır. Kast öğesi olaysal olarak değerlendirilmeli fail veya faillerin durumu, mağdurla olan ilişki, olayın özellikleri ayrı ayrı nazara alınıp sonuca varılmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınarak değerlendirildiğinde;
24.08.1998 günü, Mehmet Ö. ve Ramazan Özkan adına düzenlenmiş sahte kimlik belgelerini kullanan iki kişinin, araç kiralama işi yapan yakınan Yusuf'tan 3 gün süre için kiraladıkları otomobili alıp götürdükleri ve kira süresinin bitmesine rağmen iade etmemeleri üzerine yakınanın kolluk güçlerine başvurarak şikayetçi olduğu daha sonra 06.11.1998 günü sanıklar Asım ve Sadi'nin sahte kimlik belgesi kullanmaları nedeniyle yakalandıklarında söz konusun aracın da ele geçirildiği tüm dosya kapsamıyla sabittir. Olayın bu özellikleri nazara alındığında faillerin, otomobilin kiralanması ve tesliminden önce temin ettikleri sahte nüfuz cüzdanı ve K.K.T.C. sürücü belgesini ibraz etmek ve yazılı sözleşme düzenlenirken sahte adres ve telefon numaraları bildirmek şeklindeki hile ve desise oluşturan eylemlerle yakınanın iradesini sakatladıkları, otomobilin tesliminin faillerin bu davranışları ile yakınanın yanıltılan iradesine dayandığı anlaşılmaktadır. Bu da faillerin başlangıçtaki kastların kendilerine çıkar sağlamak amacıyla yakınanı dolandırmak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bir başka anlatımla faillerin başlangıçtaki kastları araç kiralamak değil, özde, aracı iade etmemek üzere almak sonuçta ise yakalanmamaktır. Sanıklar hakkında benzer olaylara ilişkin çok sayıda mahkumiyet hükmü bulunması, somut olaydaki kastları bakımından bu kabulün geçerliliğinin bir başka gerekçesini oluşturmaktadır. Bu nedenle Yerel mahkemenin suç niteliğini dolandırıcılık olarak belirlemesi isabetli olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının suç vasfına yönelik itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri ise, "Ayrıntıları Ceza Genel kurulunun 26.12.1988 gün ve 520-571 sayılı kararında da açıklandığı üzere, otomobilin teslimi özgür iradeye dayalıdır. Sahte kimlik kullanılmasa da otomobil kiralama işi yapan yakınan, otomobili faillere teslim edecektir. Sahte kimlik kullanılmasının yakınanın iradesi üzerinde bir etkisi yoktur. Bu itibarla haklı nedenlere dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Ancak, sanıklardan Sadi Maden savunmalarında ısrarla olay tarihinde bir başka suç nedeniyle tutuklu olarak cezaevinde bulunduğunu belirtmiş, temyiz dilekçesinde de 15.03.1998 ve 10.09.1998 tarihleri arasında Antalya E tipi cezaevinde yatmakta olduğunu, bu suçla bir ilgisinin olmadığını cezaevinde yattığına dair belgenin dilekçesinin ekinde olduğunu bildirmiştir. Fakat dilekçenin ekinde ve dosya kapsamında böyle bir belge bulunmamaktadır. Öte yandan, sanığın sabıka kaydının incelenmesinde, suç tarihi 15.03.1998 olan hırsızlık suçu nedeniyle Antalya 4. Asliye Ceza mahkemesince 10.09.1998 gün ve 435-768 sayı ile TCY.nın 492/1, 522/1, 523/1, 59/2. maddeleri uyarınca 7 ay 23 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı ve bu tarihlerin sanığın temyiz dilekçesinde bildirdiği tarihlere uyduğu, ancak bu hususta herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla sanık Sadi'nin ısrarlı savunmalarının kapsamına göre suç tarihinde cezaevinde olup olmadığının belirlenmesi için soruşturmanın genişletilmesi gerektiğinden Yerel Mahkeme hükmü Dairece yapılmış olan bozmaya ilaveten bu nedenle de bozulmalı, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının sanık Sadi Maden yönünden bu değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanana nedenlerle;
1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının sanık Sadi Maden yönünden değişik gerekçe ile KABULÜNE sanık Sadi Maden'in suç tarihinde cezaevinde olduğuna ilişkin savunmasının araştırılması bakımından soruşturmanın genişletilmesi nedeniyle de Yerel Mahkeme hükmünün BOZULMASINA, bu bozma nedeninin 6. Ceza Dairesinin 30.10.2000 gün ve 6990-7281 sayılı bozma ilamına 2 nolu bozma nedeni olarak eklenmesine 05.12.2000 günü yapılan birinci müzakerede oybirliği ile ,
2- Yargıtay C. Başsavcılığının suç niteliğinin belirlenmesine yönelik itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 12.12.2000 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy