(765 S. K. m. 38, 424, 467, 486) (818 S. K. m. 41, 47)
Dava: Silahlı yağma suçundan sanık M.U.'nun TCY'nin 497/1, 55/3, 59. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 100.000.000 lira manevi tazminatın sanıktan alınıp katılana verilmesine ilişkin Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesi'nce 29.12.1999 gün ve 220-185 sayı ile verilen kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Nöbetçi Ceza Dairesi'nce 3.8.2000 gün ve 6404-5603 sayı ile;
"İddianame içeriğine göre kamu davası açılan müessir fiil suçu hakkında zamanaşımı süresi içinde bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.
Sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
Gasp suçunun şeref ve haysiyeti ihlal edici suçlardan olmadığı gözetilmeden, müdahil için manevi tazminata hükmolunması suretiyle TCK'nun 38. maddesine muhalefet edilmesi" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 7.9.2000 gün ve 153-99 sayı ile;
"Her ne kadar Yargıtay bozma ilamında savyazı (iddianame) içeriğine göre etkili eylem suçundan ayrıca kamu davası açıldığı ve ayrıca zamanaşımı süresi içerisinde bir karar verilebileceği belirtilmiş dolayısıyla kararda etkili eylem suçu açısından eksiklik olduğu vurgulanmışsa da savyazının incelenmesinden savyazıda açıkça etkili eylemde bulunarak yani zor kullanarak ve ayrıca tehdit ederek sanığın katılanın 2.000.000 TL'sini gaspettiği dile getirilmiş, sevk maddesi olarak yalnızca TCY'nin 495. maddesi delaleti ile TCY. 497/1. maddesinden söz edilmiş ve yine suç olarak yalnızca silahla gasptan bahsedilmiştir. Dolayısıyla hem etkili eylem hem gasp suçlarından ayrı ayrı iki dava açılmamıştır. Zaten gerek savyazıdaki anlatım gerekse yargılama aşamasında alınan ifadelere göre sanık önce katılandan parayı istemiş, katılanın vermemesi üzerine sanık cebir unsuru olarak şiddet kullanıp etkili eylemde bulunmuş, silahla tehdit etmiş ve bu şekilde katılandan parayı temin edebilmiştir. Böylece TCY'nin 495. maddesinde öngörülen ve yağma suçunun unsuru olan şiddet ve cebir kullanılmasından öte başkaca etkili eylem suçu oluşmamıştır. Bu nedenle etkili eylem suçundan ayrıca yargılama yapılması veya karar verilmesi yoluna gidilmemiş ve cebir ve şiddet unsurunu oluşturan etkili eylem gasp suçunun içerisinde şiddet unsuru olarak değerlendirilmiştir.
Sanık, cebir ve şiddet kullanarak eylemi ayrıca silah ile tehdit ederek işlediğinden TCY 497. maddesi uygulanmıştır.
Her ne kadar Yargıtay bozma ilamında gasp suçlarında genel kural olarak geçerli olan gasp suçunun şeref ve haysiyeti ihlal edici suçlardan olmadığı gerekçesiyle manevi tazminata hükmedilemeyeceği belirtilmiş ve mahkememiz kararı bozulmuşsa da katılanan bedeni bütünlüğüne yönelik bir fiil işlendiği açıktır. Bu eylem nedeniyle katılan 25 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralanmıştır. Bu haliyle yaralanan ve parası gaspedilen kişinin şeref ve haysiyetinin ihlal edilmediğinden ve bu olayın mağdurda manevi bir ızdırap yaratmayacağından sözedilemez. Böyle bir olayda manevi tazminata hükmetmek hukukun temel prensiplerine, adalet vs. hakkaniyete uygun olacaktır. Nitekim Y.C.G.K.'nun 6.11.1978 tarih ve 358-485 no'lu kararı da bunu doğrulamaktadır. Bu nedenle katılan lehine TCY 38. maddesi gereğince tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına uygun olarak manevi tazminata hükmedilmiştir, gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık müdafii tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı'nın "bozma" istekli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında, sanığa yüklenen silahlı yağma suçunun oluşumu ile sübutu bakımlarından bir uyuşmazlık bulunmamakta, çözümlenmesi gereken sorun somut olayda katılan lehine manevi tazminata karar verilmesinin olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Manevi tazminat esas itibarıyla özel hukuka ilişkin bir konu olup amacı, fiziki veya ruhsal acıların, üzüntülerin, ihlal sonucu olşan yaşama sevincindeki azalmanın bir miktar para veya başka bir yolla giderilmesidir. Manevi tazminat olarak bir miktar paranın ödenmesi, zarar görende meydana gelen, parayla ölçülemeyen, fiziksel ve duygusal olumsuzluklar içindir. Bu nedenle Borçlar Yasası'nın 47. maddesinde ölüm veya bedensel zarara uğrama hallerinde, 49. maddesinde ise kişilik haklarının hukuka aykırı bir şekilde ihlalinde manevi tazminat istenebileceği hükme bağlanmıştır.
Türk Ceza Yasası'nda ise manevi tazminata hükmedilecek haller sınırlı olarak Yasanın 38, 424, 467 ve 486. maddelerde düzenlenmiştir. Manevi tazminata ilişkin genel kural 38. maddede gösterilmiş, "kişinin şeref ve haysiyetinin ihlal edilmesi" ölçüt olarak kabul edilmiştir. Özel olarak ise 424. maddeyle genel adaba aykırı suçlarda, 467. maddeyle bireylerin bedensel bütünlüğüne karşı işlenen eylemlerde ve 486. madde ile de hakaret ve sövme suçlarında manevi tazminata hükmedileceği öngörülmüştür. Böylece manevi tazminat konusunda Borçlar Yasası'nın kapsamlı kurallarıyla Ceza Yasası arasında adil ve ölçülü bir uyum sağlanmıştır. Her iki hukuk alanında manevi tazminatın fonksiyonu bakımından öğretideki hakim "objektif manevi zarar" görüşüne göre manevi zarar, bir kişinin istenci dışında kişilik değerlerinde meydana gelen bir eksilmedir. Kişilik değerlerine saldırı objektif olarak bu değerlerde bir eksilme, bunun sonucunda oluşan fiziksel ve duygusal acılardan ayrı olarak manevi bir zarar da meydana getirir. Örneğin adam öldürülmesinde yaşama hakkı, yararlanmasında vuücut bütünlüğü hakkı, şeref veya haysiyete saldırıda sosyal bütünlük hakkı ihlal edilmekte, bu suretle kişilik hak ve değerlerinde objektif bir eksilme ortaya çıkmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu somut olay incelendiğinde;
Sanık olay günü, avlanmak üzere gittiği arazide, hayvanına odun yüklemiş olarak gelen katıanı görünce, elindeki av tüfeğini ona doğru yöneltip "çıkart paraları" demiş, katılanın kabul etmemesi üzerine tüfekle ateş ederek sağ kol ve sol omuz bölgelerinden yaralamak suretiyle direncini kırıp katılanın cebinden 2.000.000 lirayı rızası olmadan almıştır. Katılanın bu yaralanma sonucu hayati tehlike geçirdiği ve 25 gün iş ve gücünden kaldığı, hakkında düzenlenen rapor kapsamından anlaşılmaktadır. Bu durumda mağdurun beden bütünlüğünün sanığın bu eylemi sonucunda zarar gördüğü açıktır. Bu nedenle yağma suçunda, malı almak için katılana karşı cebir ve şiddet, etkili eylem kullanıldığından TCY'sinin 467. maddesi hükmü karşısında, talep eden katılan yararına manevi tazminata hükmolunmalıdır. Yağma suçunun "mala karşı işlenen" suçlardan olması her halükârda, mağdurun şeref ve haysiyetinin ihlal edilmediğinin kabulüne olanak vermez. O halde, somut olay nedeniyle hayati tehlike geçirip, 25 gün iş ve gücünden kalacak derecede yaralanan mağdurun, uğradığı bedensel zarar ve şeref ve haysiyetinin ihlal edilmesi nedeniyle duyduğu manevi üzüntülerin, elem ve acıların giderilmesi amacıyla manevi tazminata hükmedilmesi TCY'nin 38 ve 467. maddelerine uygundur.
Bu itibarla isabetli olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri de yasaya uygun olduğndan onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri ise; "yağma suçunun mala karşı işlenen suçlardan olması ve iddianame kapsamına göre sanık hakkında etkili eylem suçundan da dava açılıp bu suçtan hüküm kurulmamış olması nazara alındığında artık şeref ve haysiyeti ihlal eden suçlardan olmayan yağma suçundan kurulan hükümle beraber manevi tazminata hükmedilmesi olanaksızdır. Bu nedenle direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle diğer yönleri de yasaya uygun olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, 4.500.000 lira nispi harcın mahkûm M.U.'dan alınmasına, dosyanın yerine gönderilmek üzerine Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, 19.12.2000 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy