(765 S. K. m. 62, 448, 456, 457)
Dava: Öldürmeye teşebbüs suçundan sanık İ. E.'nin dönüşen suç vasfına göre silahla yaralama suçundan TCY'nın 456/2 ve 457/1. maddeleri uyarınca 5 sene 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 19.11.1999 gün ve 24/100 sayılı hüküm sanık vekili ile katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 10.10.2000 gün ve 1252/2601 sayı ile;
Sanığın; olay öncesi çevresine eski husumet nedeniyle, mağduru kastederek ona mutlaka yara yapacağım, gereğini yapacağım şeklindeki sözleri ile mağdura karşı eylem planı içinde olduğu, olay gecesi de alkollü olarak yanına ekmek bıçağını alıp evden çıkan sanığın; aldığı rapor dikkate alındığında, mağdurdan bir saldırı gelmediği halde 2'si hayati tehlike yaratan 3 adet bıçak darbesi vurması karşısında; darbelerin sayısı, isabet ettiği bölgeler, özellikle karaciğer sol lobta meydana gelen yaralanma dikkate alındığında, sanığın eyleminin öldürme kastına yönelik olduğunun kabulü ile TCK'nun 448, 62. maddeleri ile cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 15.12.2000 gün ve 170/188 sayı ile;
Sanık ile katılan arasındaki husumet öldürmeyi gerektirecek nitelik ve derecede değildir. Kahveye gitmek üzere gece evden ayrılan sanığın yanına bıçak almış olması da onun kastını belirleyici bir davranış olamaz. Rastlantı sonucu yolda karşılaştığı katılana gelişigüzel bıçak sallayan sanık, katılan ayaktayken olay yerinden ayrılmış, engel neden bulunmadığı halde eylemini sürdürmemiştir. Katılanın hareketli olması, sanığın ise sarhoş olup bıçağını gelişigüzel sallaması karşısında, katılandaki yaraların birden çok ve bir kısmının ise hayati bölgelerde bulunması tek başına kastı belirlemeye yeterli görülmediğinden, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiği hususu şüpheli kalmıştır. Bu durumda şüpheli kalan halden sanık yararlandırılarak, olayda yaralama kastı ile hareket ettiği kabul edilmiştir gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hüküm de sanık vekili, C.Savcısı ve katılan vekilince temyiz edilmekle dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 9.5.2000 günlü bozma istekli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın eyleminin adam öldürmeye tam kalkışma suçunu mu yoksa yaralama suçunu mu oluşturacağı hususundadır.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulumuzun 31.3.1986 gün ve 8/153 sayılı, 21.5.1984 gün ve 388/178 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere kast, sonuçlarını bilerek ve isteyerek fiili işleme iradesidir. Öldürme kastını belirleme hususunda ise öğreti ve uygulamada; suç nedeni, kullanılan vasıtanın cinsi, kullanılış şekli, isabet alınan bölge, darbe adedi ve şiddeti, failin suçtan önceki ve sonraki davranışları, aradaki husumet gibi birçok kıstaslara başvurulmaktadır. Bu bakımdan, olayın kendine özgü tüm özelliklerinin göz önünde alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu görüş doğrultusunda somut olayı incelediğimizde;
Olaydan yaklaşık üç ay kadar önce sanık İ.'ın karısı H. ile katılan M.'nın kızı D. arasında çöp dökme yüzünden çıkan tartışma ve kavga sırasında katılanın kızının sanığın karısını falçata ile basit biçimde yaraladığı iddiası ile kamu davası açıldığı, aile fertleri arasında meydana gelen ve kendilerinin iştirak etmediği bu kavgadan sonra sanık İ.'ın katılana karşı husumet duymaya başladığı, olaydan kısa süre önce de bu husumetin etkisiyle tanık S. A. aracılığıyla katılan M.'ya ona mutlaka bir yara yapacağım, benden çekinsin diyerek haber yolladığı, olay gecesi de saat 22.00 sıralarından kahveden evine dönmekte olan katılan M.'ya yolda tenha bir yerde, öldürmeye elverişli alet olan mutfak bıçağı ile saldırarak göğüs ve karın bölgelerinde olmak üzere üç yerinden bıçakladığı, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu'nun 5.5.1999 günlü raporuna göre bıçak darbelerinden birinin göğüs boşluğuna nafiz olup, katılanın hayati tehlike geçirmesine ve (25) gün iş ve gücüne engel biçimde yaralanmasına neden olduğu, diğer bir bıçak darbesinin ise batına nafiz olduğu, karaciğer ve midede kesi oluşturduğu, katılanın yapılan ameliyat sonucu hayata döndürülebildiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, sanığın bıçakla yaptığı darbelerin sayısı ve şiddeti, katılandaki yaralanmaların yerleri, nitelikleri ve dereceleri, suçta kullanılan aletin öldürmeye elverişli olması, taraflar arasında önceden husumet bulunması ve oluşa ilişkin diğer özellikler de dikkate alındığında sanığın katılanı öldürmeyi amaçladığı açıkça anlaşıldığından, sanığın eyleminin etkili eylem suçunu oluşturduğuna ilişen Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Kurul Üyesi; Yerel Mahkeme direnme hükmünün haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek karşı oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 22.05.2001 günü sonucu itibariyle tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy