(765 S. K. m. 31, 33, 58, 448, 455) (4616 S. K. m. 1)
Dava: Kasten adam öldürmek suçundan sanık Levent Dede'nin TCY.nın 448 ve 59. maddeleri uyarınca 20 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında TCY.nın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına, ruhsatlı tüfeğin sahibine iadesine ilişkin Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.2.2000 gün ve 275/25 sayılı hüküm, re'sen temyize tabi olmasının yanında sanık vekili tarafından da temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen 1. Ceza Dairesince 2.10.2000 gün ve 1739/2465 sayı ile;
Sair temyiz itirazları red edilerek;
a- Sanığın tedbirsizlik ve dikkatsizlikle silahın ateş aldığına ilişkin savunmalarına, olay yerinde boğuşma ve benzeri iz ve emarelerin oluşmamasına, maktüle ile sanık arasında kasten öldürmeyi gerektirir husumet veya hissi ilişkinin bulunmadığının maktülün babası ve tanıklarca beyan edilmesine dayanılarak; şüpheden sanığın yararlanacağı kuralı gereği sanığın savunmasına itibarla TCK.nun 455. maddesi uyarınca tecziyesi cihetine gidilmesi gerekirken yazılı şekilde suça vasıf verilmesi,
b- Asliye Ceza Mahkemesinde davacı olmadığını belirten müdahil Binali Beytaş'ın lehine maktu ücreti vekalete hükmedilmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
(b) bendindeki bozma nedenine uyan Yerel Mahkeme; suç vasfına yönelik bozmaya karşı ise 26.2.2001 gün ve 440/59 sayı ile Adli Tıp Fizik Balistik İhtisas Dairesi, Morg İhtisas Dairesi ve 1. İhtisas Dairesi raporları içeriklerine göre en az 3-3,5 kg'lık bir basınç olmadan tüfeğin basit bir dokunma, çarpma veya düşme sonucu patlamayacağı dolayısıyla sanığın tetiğe kasten basmış olacağı kanaat ve sonucuna varılmış, ancak maktüleyi hangi sebepten dolayı öldürdüğü tespit edilmemiş, dosyada toplanan deliller ve özellikle de adli tıp raporları karşısında sanığın maktüle Gülcan Beytaş'ı kasten öldürmek suçunu işlediği kanaat ve sonucuna varılmıştır gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Re'sen temyize tabi olan bu hükmün de sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 2.7.2001 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Karar: Sanığın kasten adam öldürmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık suç vasfının belirlenmesine ilişkindir.
Esasın incelenmesine geçilmeden önce, Ceza Genel Kurulu Başkanı tarafından; sanığın aşamalardaki savunmalar arasında tüfeğin, suçtan önce ve sonra konulduğu yerler ile konulduğu gün bakımından çelişkiler bulunması, yine olaydan hemen sonra polis memuru tarafından düzenlenen krokide maktûlenin bulunduğu, bir terliğinin durduğu, iki ayrı duvarda kan izleri ile suçların tespit edildiği yerler belirlerken mesafelerinin gösterilmemiş olması karşısında; olay mahallinde adli tıp ve silahtan anlayan uzmanlar da bulundurularak yeniden keşif yapılmak suretiyle, maktûlenin aldığı yara nedeniyle derhal ölüp ölmeyeceğinin, atış yapılan yere ve silahın türüne göre cesedinin görüldüğü yere düşüp düşmeyeceğinin, saç tellerinin basit krokide belirtilen iki ayrı yerde bulunup bulunmayacağının, tüfeğin bir elden diğer ele aktarılması sırasında ağırlığı da nazara alındığında parmağın tetiğe gelmesinin 3-3,5 kg.lık bir basınç oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi bakımından soruşturmanın genişletilmesi gerektiği ileri sürülmekle öncelikle bu husus tartışılmıştır.
Görgü tanığı bulunmayan somut olayda sanık Levent Dede Kollukta; Abimle aynı işyerini çalıştırmaktayız, tüfek abime aittir, devamlı abimin yazıhanesinde bulunmaktadır. Gülcan işyerimizde 1,5 ay önce çalışmaya başladı, olaydan bir gün önce nakliyeciler sitesinde yıkama yağlama işi yapan Taş kardeşlerin işyerlerine hasımları olan şahıslar gelerek tehdit ve tacizde bulundular, bu şahısların bize de bir kötülük yapacaklarını düşünerek abimin odasındaki tüfeği alıp sekreterin odasına koydum, saat 10.00 sıralarında yazıhanenin dışında arkadaşlarla oturdum, onlar kahvehaneye gittikten sonra tahminen saat 10.45 civarında sekreterimiz elinde bir not ile dışarı gelip, abin seni aradı, onu arayacaksın diyerek, telefon numarasını verdi, içeri girip telefon açmak istedim, ancak bu sırada sekreterimiz koltuğa koyduğum tüfeği kaldırmamı istedi, ben de namlusu aşağı doğru koltuk üzerinde duran tüfeği almak istedim, tüfeğin kabzesinden tuttum, tam kaldırmak üzere iken birden patladı, korktum ve tüfeği elimden attım, baktığımda sekreterimizin kafasından vurulmuş olduğunu ve yere düşmüş olduğunu gördüm, hemen dışarı çıkıp arkadaşlarıma haber verdim, daha sonra da 155'i arayıp olayı bildirdim, tüfeğin ağzında fişek olduğunu bilmiyordum, bilerek ateş etmedim şeklinde beyanda bulunmuş,
C. Savcılığında; Başlangıçtaki olayları benzer şekilde anlatarak, olaydan yarım saat önce yıkama yağlamacılardan tüfeği alarak sekreterin bulunduğu odaya koltuk üzerine koyduğunu, maktûlenin tüfeği kaldırmasını söylemesi üzerine, dipçiğinden tutarak kaldırdığı sırada patladığını, sekreterin başına isabet ettiğini, durumunun kötü olduğunu görünce dışarıya arkadaşlarına haber vermeye gittiğini, geldiğinde masanın yanına düştüğünü fark ettiğini, tüfeğin dipçik ve tetik kısmının birbirine çok yakın olması nedeniyle farkına varmadan tetiğe basmış olabileceğini, bilerek ve isteyerek ateş etmediğini,
Sulh Ceza Mahkemesinde; Tetiğe dokunduğunu dahi fark etmediğini, av tüfeğini kaldırırken patladığını bildirmiş,
Duruşmada ise; Önceki beyanlarına benzer anlatımda bulunarak, emniyet mandalının açık olup olmadığını hatırlamadığını, gayri ihtiyari elinin tetiğe dokunmuş olabileceğini savunmuştur.
10.3.1997 tarihli oturumda; Yazıhaneye girdiğimde av tüfeği krokide gösterilen koridora açılan giriş kapısına yakın yerdeki tekli koltuğun yan tarafında, namlu kısmı yere gelmek üzere duruyordu, Gülcan masada oturuyordu, odaya girince ağabeyimin aradığını söyledi, giriş kapısına yöneldiğim esnada, tüfeği kaldırmamı söyledi, tüfeği sağ elimle kavrayıp yüzüm Gülcan'ın bulunduğu koltuğa dönük olduğu halde kaldırdım, amacım tüfeği sol elime almaktı, bu esnada tüfek patladı, farkına varmadan tetiğe dokunmuş olabilirim, o anki durumu tam hatırlamıyorum şeklinde beyanda bulunmuş, olayı temsili olarak göstermesi istenilmiş, ölenin 1,50-1,55 cm. boyunda olduğunu söyleyerek, temsili şekilde olayı göstermiş, sanığın ifadesine göre tüfeğin ateş aldığının müşahede edildiği mahkeme heyetinin gözlemi olarak tutanakta belirtilmiş,
Sanık 16.3.1998 tarihli keşifte ve Ağır Ceza Mahkemesinde de benzer şekilde savunma yapmıştır.
Tanık Süleyman Demir C. Savcılığında; Şirketin yanında bulunan oto yıkama ve yağlama servisinde çalışıyorum, ben ve diğer arkadaşlarım sanık Levent'in yanına sık sık gider geliriz, maktûl Gülcan iki ay kadar önce sekreter olarak çalışmaya başladı, Levent'le arasında herhangi bir şey olduğunu görmedim, olsaydı bilirdim, olay gününden bir gün önce patronumun karıştığı bir gasp olayından dolayı karşı tarafın adamlarından bize tehditler gelmeye başladı, kendimizi korumak için Levent'ten, abisinin tüfeğini alıp servise götürdüm, akşamüzeri tekrar geri verdim, olayın nasıl olduğunu görmüş değilim.
Duruşmada ise; Başlangıcı benzer şekilde anlatarak, yazıhaneden yere düşen bir cismin çıkardığı sese benzer bir ses geldiğini, aynı anda sanığın yazıhaneden şaşkın bir vaziyette çıkıp kendisine, tüfeğin kaza ile patladığını söylediğini, içeriye girdiklerinde sekreter kızı yerde yatarken gördüğünü, sanıkla konuştuğunda elinde tüfek bulunmadığını, o anda nerede olduğuna dikkat etmediğini, ikisi arasında bir düşmanlık veya ilişki bulunmadığını söylemiştir.
Tanık Hüseyin Şimşek ise duruşmada; Olay yerinin üst katında bürosu bulunduğunu, sekreter kızın olay günü bürosuna gelip, Levent'i ağabeyinin aradığını söylediğini, yanından ayrıldıktan 2-3 dakika sonra bir çocuğun yanına gelerek, aşağıda tüfek patladığını, sekreter kızın vurulduğunu söylediğini, yazıhanenin önünde sanığı gördüğünü sanığın şaşkınlık ve panik içinde kendisine tüfek patladı, kız gitti, şeklinde sözler söylediğini, içeri girdiğinde ölenin, masanın yanı başında kanlar içinde yattığını gördüğünü, olayı emniyete bildirdiğini, tüfek sesi duymadığını beyan etmiştir.
Polis memuru tanık Levent Kör duruşmada; haberdar edilince olay yerine gittik, vefat eden yazıhane içerisindeki, yerden yaklaşık 85-90 cm. yükseklikteki masanın gerisinde ve yine yaklaşık karın bölgesine kadar olan kısmı masa dışında geri kalan kısmı masa arkasında kalmak üzere arka üstü yatmış ve kafası parçalanmış vaziyette idi, pompalı tüfek masanın kenarına dayalı vaziyette idi, bunları krokimde işaretledim şeklinde beyanda bulunmuş,
Keşifte beyanı saptanan bilirkişi Veli Genç; Sanık, tüfeği bulunduğu yerden kaldırıp sağ elinden sol eline almak isterken aşağı yukarı 75 cm. yükseklikte, sanığın göbek seviyesinde bulunduğu bir esnada patladığı anlaşılmaktadır, olay yerinin fotoğraflarını da çekmiştim, maktûle kısa boylu birisiydi, sandalyede oturduğu sırada izah ettiğim şekilde patlama halinde maktûlenin başından isabet alması ve hemen arka tarafındaki duvardaki izin meydana gelmesi mümkündür, tüfek, maktûlenin başı ve duvardaki kurşun aynı istikamettedir, pompalı tüfekte domdom kurşunu bulunmakta olup, bu kurşunun başa isabetten sonra yön değiştirmesi mümkün değildir, sanık ayakta iken ateş etmiş olsaydı, duvardaki izin daha aşağıda olması gerekirdi, duvardaki iz, tüfeğin paralel bir vaziyette iken patladığını göstermektedir, sanığın sağ elinin tetikte olduğu görüşündeyim, aksi taktirde basit bir dokunmayla patlamaz, olayda 8/8 oranında kusurlu olduğu kanaatindeyim, şeklinde görüş bildirmiştir.
30.11.1996 tarihli olay yeri ve görgü tespit tutanağında; Saat 11.00 sıralarında olay yerine gidilmiş Gülcan Beytaş'ın odaya girişe göre sağ tarafta yarı vücudunun masanın arkasında olmak suretiyle sırtüstü yerde cansız olarak yatmakta ve yüz kısmının kanlar içinde olduğu, sol gözü ile alın ortasının parçalanmış, masanın girişe göre sağ köşesinde pıhtılaşmış kan tabakasının bulunduğu, masanın arkasında duvara asılı olan panonun alt kısmında bulunan duvarın üzerinde kan izleri ve maktüle ait saç telleri, yine aynı yerde çekirdek izinin mevcut olduğu, girişe göre karşı ve sağ duvarın kesiştiği yerde duvarın yüzünde kan izleri ve saç telleri ile aynı köşede sehpanın arkasında deforme olmuş çekirdek bulunduğu, maktûlenin giymiş olduğu terliğin bir tanesinin baş kısmına yakın yerde diğerinin ise masanın güney kısmına düştüğü, sanık Levent Dede'nin kullandığı pompalı av tüfeğin girişe göre masanın güney kısmında kundak kısmı masaya dayalı, uç kısmı yere bakar durumda olduğu saptanmış Maverick marka 12 calibrelik pompalı av tüfeği kurulu vaziyette ve namlu içerisinde boş fişek ile tüfeğin haznesinde 3 adet dolu aynı çapta fişek, 1 adet deforme olmuş çekirdek zaptedilmiş, düzenlenen tutanak görevlilerce imzalanmış, 2.12.1996 tarihli yer gösterme tutanağında da benzer saptamalara yer verilmiştir.
Ölü muayene ve otopsi tutanağında; Frontal bölgede 10 cm uzunluğunda 4-5 cm genişliğinde sol orbital bölgenin içinde bulunduğu alan içerisinde kafatasının tamamen parçalanmış, beyin dokusunun büyük bir kısmının dışarıya dökülmüş olduğu, kafa yapısının bozulduğu, bütünlüğün ortadan kalktığı, kafatasının tamamen parçalanması nedeniyle yanık izi ve barut kokusuna rastlanılmadığı vücudun diğer kısımlarında darp cebir izi, kesici, delici alet yarası, boğma ve boğulmaya dair bulguya rastlanılmadığı, bakire olduğu, ölümün ateşli silah yaralanmasına bağlı beyin parçalanmasından kaynaklandığı belirtilmiştir.
Adli Tıp Kurumu Fizik/Balistik İhtisas Dairesince düzenlenen 29.7.1997 ve 28.8.1998 tarihli raporlarda; Tüfeğin fişek yatağında dolu mermi mevcut, gizli horozu kurulu emniyet mandalı açık atışa hazır durumda iken tetiğine normal kabul edilen 3-3,5 kg civarında bir basınç kuvveti tatbik edilmeden, çekme, çekiştirme, sert bir zemine çarpması gibi dış etkenlerle kendiliğinden patlamasının mümkün olmadığı bildirilmiştir.
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin 13.10.1999 tarihli raporunda ise;
1- Her ne kadar cilt, cilt altında yanık, kavruk, is ve is asarı tanımlanmamış ise de yara boyutu ve kafatası ile alt çenedeki kırıkların özelliği birlikte değerlendirildiğinde, atışın bitişik atış mesafesinde yapılmış olacağı,
2- Fizik İhtisas dairesinin raporuna göre; Av tüfeğinin tetiğine normal kabul edilen 3-3,5 kg civarında bir basınç kuvveti tatbik edilmeden, kendiliğinden, çekme, çekiştirme, sert bir zemine çarpması gibi dış etkenlerle kendiliğinden ateş etmediği,
3- Atış mesafesi ile yara lokalizasyonu birlikte değerlendirildiğinde, ölüme yol açan yaralanmanın ifadelerde belirtildiği şekilde ve av tüfeğinin tetiğini basınç yapılmak suretiyle meydana gelmiş olabileceği belirtilmiştir.
Tüm bu kanıtlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın aşamalardaki beyanlarında bir kısım farklılıklar mevcut ise de, farklılığın esası etkilemeyen ayrıntılarda olduğu, olayın görgü tanığının bulunmadığı da dikkate alındığında bu farklılığın giderilmesi olanağının da bulunmadığı, 30.11.1996 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağındaki bilgiler ile, 2.12.1996 tarihli yer gösterme tutanağı ve 16.3.1998 tarihli keşifte saptanan bulguların birbiriyle örtüştüğü, krokide mesafeler gösterilmemiş ise de, yeniden yapılacak keşfin ve düzenlenecek krokinin sanığın beyanları ve dosyada bulunan bilgi ve belgelere göre düzenleneceği olayın üzerinden 5 yıla yakın bir sürenin geçtiği de dikkate alındığında bu araştırmanın dosyaya bir yenilik kazandırmayacağı, parmağın tetiğe gelmesinin 3-3,5 kg'lık bir basınç oluşturup oluşturmayacağı hususunun da Adli Tıp Kurumundan yeterli derece araştırıldığı ancak bu konuya net bir yanıt verilmediği, bu itibarla belirtilen hususların araştırılmasının sanığın hukuki durumunu değiştirecek derecede bir yenilik getirmeyeceği ikinci müzakerede oyçokluğuyla kararlaştırıldıktan sonra, sanığın eyleminin oluşturduğu suç vasfının belirlenmesine geçilmiştir.
Sanığın aşamalardaki savunmaları, olay yeri tespit tutanağı, yer gösterme tutanağı tanık anlatımları, Adli Tıp Kurumu Fizik/Balistik ve 1. İhtisas Kurulu raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın ağabeyinin işyerinde olaydan 1,5 ay önce çalışmaya başlayan ve kasten öldürmesi için bir neden de belirlenemeyen öleni, aksi kanıtlanamayan savunma ve bu savunmayı doğrulayan tanık anlatımlarına göre; koltuk üzerinde namlusu aşağı doğru duran tüfeği maktûlenin isteği üzerine bulunduğu yerden kabzesinden tutup kaldırırken tüfeğin ağırlığı ve sanığın parmağının yaptığı basınçla, yerden 75 cm yüksekte sanığın göbek seviyesinde patladığı, başından isabet alan maktûlenin beyin parçalanması sonucu öldüğü, olay yerinde boğuşma ve benzeri iz ve emarelerin saptanmadığı, maktûle ile sanık arasında kasten öldürmeye gerektirir bir husumet veya hissi ilişkinin de bulunmadığı, atışın bitişik atış olabileceği yönündeki Adli Tıp Kurumu raporunun da, tüfeğin namlu uzunluğu, maktûle ile sanığın bulundukları yerler dikkate alındığında sanık lehine değerlendirilmesi gereken bir olgu olduğu, kuşkudan sanık yararlanır evrensel hukuk kuralı da dikkate alındığında sanığın eyleminin taksirle ölüme neden olmak suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla sanığın eyleminin kasten adam öldürme suçunu oluşturduğuna ilişkin direnme kararı isabetsizdir, ayrıca sanığın 30.11.1996 tarihinde işlediği suç TCY.nın 455 inci maddesinde düzenlenmiş olup, bu suç 4616 sayılı Yasanın 1 nci maddesinin 5 inci bendinde onbir alt bent halinde sayılan kapsam dışı suçlar arasında yer almamaktadır, suçun vasıf ve niteliğine, 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenmiş olmasına ve 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 5 inci bendinde yazılı kapsam dışı suçlar arasında yer almasına göre, aynı maddenin 4 üncü bendi uyarınca davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine yer olup olmadığının Yerel Mahkemece değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğundan, hükmün bu nedenle de bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri, Yerel Mahkeme ilamındaki gerekçelerle hükmün onanması yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, bozma nedenine göre tutuklu sanığın tahliyesine, tahliyesinin sağlanması için müzekkere yazılmasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, tebliğnamedeki isteme uygun olarak 09.10.2001 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy