(765 S. K. m. 29, 51, 59, 448)
Dava: Kasten adam öldürmek suçundan sanık İbrahim Ünal Ozan'ın TCY'nın 448, 51/1 ve 59. maddeleri uyarınca 15 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 22.02.2000 gün ve 206/6 sayılı hüküm sanık vekili ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.11.2000 gün ve 2108/2975 sayı ile;
1- Sanığı intihar eyleminden vazgeçirmek amacıyla kendisine karşı duygusal bir yakınlık içinde olduğu sezinlenen maktûle tarafından sarfedildiği savunulan intihar şerefsizliktir, bir erkeğe yakışmaz, eşini çocuklarını ve beni perişan edeceksin, bu ibneliktir, vs şeklindeki sözlerinin o anki şartlara göre intihardan caydırmaya matuf olup sanık dahi Sulh Ceza Hakimliğinde bu sözlerin kendisini intihardan vazgeçirmek gayesine yönelik olduğunu, hakaret olarak kabul etmediğini ifade ettiği, esasen sevdiği bir kişiyi intihardan vazgeçirmeye uğraşan birinin ona ibne, orospu, pezevenk gibi sözlerle hitap etmesinin hayatın olağan akışına uygun olmayıp inandırıcı bulunmadığı düşünülmeden, olayın cereyan şeklini safahatta değişik şekillerde anlatan ve bilinemeyen bir sebeple maktûleyi öldürdüğü anlaşılan sanığın tutarsız savunmalarına itibar edilerek haksız tahrik hükmünden yararlandırılması,
2- Evinde çalışan, sanığa ve ailesine maddi, manevi yardım ve hizmette bulunan ve kendisini intihardan vazgeçirmeye uğraşan maktûleyi boğazını keserek öldüren sanık hakkında TCK.nun 29/son maddesi uyarınca temel cezanın asgari haddin üzerinde tayininin adalet ve hakkaniyete uygun olacağının gözetilmemesi,
3- Kayden 1941 doğumlu olan sanığın doğum yılı 1947 olarak celbolunan sabıka kaydı ile yetinilerek hüküm tesisi,
4- Müdahiller yararına hükmolunan maktu vekalet ücretinin 115 milyon liradan az olamayacağının düşünülmemesi isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmuştur.
Diğer bozma nedenlerine uyan Yerel mahkeme (1) ve (2) numaralı bozma nedenleri yönünden 02.03.2001 gün ve 314/92 sayı ile;
(1) nolu bozma nedenine karşı; Maktûlenin sanığı intihardan vazgeçirmeye yönelik ibne, manyak, şerefsiz gibi sözlerinin intihardan caydırmaya matuf olmayıp, tahrik boyutlarına ulaştığı,
(2) nolu bozma nedenine karşı ise; Temel cezanın asgari haddinden uzaklaşılması için sanığın şahsi durumunun gözönüne alınması düşünüldüğü gibi, sanığın davranışlarının da dikkate alınması gerekir.
Sanık maktûlenin kendisine yönelik hakaret içeren sözlerinden dolayı maktûleyi öldürdükten sonra intihara kalkışmış ve tüm duruşmalar boyunca olaydan büyük üzüntü ve pişmanlık duyduğu gözlenmiştir. Sanığın kastının yoğunluğu, şahsi ve sosyal durumu, sonraki davranışları gözönünde tutularak temel ceza aşağı hadden tayin edilmiştir. gerekçeleriyle önceki hükümde direnmiştir.
Sonuç: Re'sen temyize tabi bulunan hükmün sanık vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının 03.07.2001 günlü ve onama istekli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, Genel Kurulda duruşmalı inceleme yapılabileceğine ilişkin bir usul hükmü bulunmadığından sanık vekilinin bu yöndeki isteminin reddi ile incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği konuşulup düşünüldü.
Karar:
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık,
a) Sanığın suçu haksız tahrik altında işleyip işlemediği,
b) Temel cezanın alt haddin üzerinde tayin edilmesinin gerekli olup olmadığı husus-larında toplanmaktadır.
İnceleme konusu somut olayda;
Birinci bozma nedeni yönünden yapılan incelemede;
Yasal bir indirim nedeni olan tahrik, ceza hukuku bakımından, failin haksız bir fiilin yarattığı gazap veya elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesidir. Bu halde fail, haksız bir fiilin doğurduğu öfke veya elemin tesiri altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Buna göre, haksız tahrikten söz edebilmek için;
Tahriki oluşturan bir fiil olmalıdır.
Bu fiil haksız olmalıdır.
Fail öfke ve şiddetli elemin etkisi altında bulunmalıdır.
Failin işlediği suç, bu ruhi durumunun tepkisi olmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; maktûle Sevgi'nin liseyi bitirdikten sonra ailesinin rızası ile evli ve iki çocuklu olan sanığın evinde kalmaya başladığı, önceleri çocuklara baktığı ve sanığın mimar olan eşine ev işlerinde yardımcı olduğu, bilahare Açıköğretim Fakültesini kazanarak okula devam ettiği, 1996 yılında TRT'de işe girdiği, ancak zamanla bu ailenin bir ferdi haline gelmesi nedeniyle sanık ve ailesinin yanından ayrılmadığı, vefa duygusunun gereği olarak da aylığının bir bölümünü birkaç yıldan bu yana mali durumu bozuk olan sanığa vererek yardımcı olduğu, son üç ay içinde işleri daha da kötüye giden sanığın kooperatif hissesini devretmesine rağmen ekonomik durumunu düzeltemediği için umutsuzluğa düşerek intiharı düşünmeye başladığı, bu dönemde gerek eşi Mine ve gerekse maktûle Sevgi'nin manevi yönden kendisine destek oldukları, olaydan bir hafta kadar önce de sanığın İstanbul'dan dönerken eşine telefon açıp intihar etmek istediğini söylediği, eşinin ve çocuklarının yalvarması üzerine intihar düşüncesinden vazgeçip Ankara'ya evine geldiği, bilahare işyerini de satmasına karşın borçlarını tümüyle kapatamadığı, olaydan önceki dört gün boyunca da dışarı çıkmayıp sürekli evde kaldığı, günaşırı işe giden maktûlenin olay günü evde olduğu, öğle saatlerinde sanığın eşi Mine'nin de eve gelip yemekten sonra tekrar işyerine döndüğü, sanık ile maktûle Sevgi'nin evde yalnız kaldıkları, bilahare akşam 19.30 sıralarında Mine'nin işten ayrılarak eve geldiği, anahtarıyla kapıyı açmayı başaramayınca bir süre parkta ve markette bekledikten sonra maktûle Sevgi'nin evini aradığı, oraya gitmediklerini öğrenince bu kez çilingir getirerek kapıyı açtırdığı, ancak kapının zincirinin takılı olması nedeniyle içeri giremediği, karısının zile basıp kapıyı yumruklayarak bağırması üzerine sanık İbrahim'in içeriden gelip zinciri açtıktan sonra tekrar salona gidip koltuğa yattığı, ne olduğunu soran karısına zehir içtim, ölmek üzereyim diye cevap verdiği, karısının Sevgi'yi sorması üzerine, Sevgi öldü, içeride, onu ben öldürdüm diye yanıtladığı, öldürme nedeni olarak da beni çok tahrik etti, kendisi ölmek istedi, ben de öldürdüm dediği, tanık Mine'nin kilitli olması nedeniyle Sevgi'nin bulunduğu odanın kapısını açamadığı, ardından hastaneye telefon ederek ambulans istediği, doktor ve hemşireler geldiğinde ayakta olan sanığın sağlık görevlilerini görünce gidip yattığı, pantolonu ve giysilerinde kan olmasına karşın ellerinin temiz olduğu, görevlilere fare zehiri ve başka bir ilaç daha içtiğini söylediği, ayrıca evde başka kimsenin olup olmadığı sorulunca var, intihar etmemi önlemeye çalıştığı ve hakaret ettiği için öldürdüm diye söylediği, yine maktûlün madem sen ölüyorsun, beni de öldür dediğini anlattığı, sanığın hastaneye götürülmesinden sonra eve gelen polislerin maktûlenin bulunduğu odanın kapısını kırarak içeri girdikleri, odanın dağınık durumda olduğu, yatağın üzerinde suç aleti kanlı ekmek bıçağının bulunduğu, maktûlenin, sağ tarafında kulak memesi hizasından başlayan ve sol çenenin altına kadar uzanan, trakea, özafagus, boyun atar ve toplardamarları ile boyun ön ve yan adale gruplarını içine alacak biçimde boynu kesilmiş halde yerde yattığı ve ölümünün boğazlanmaya bağlı boyun büyük damarları kesisi sonucu dış kanamadan ileri geldiği, yine olaydan sonra sanığın evinden maktûleye ait Ünal abi, sen benim için en büyük değerlerden birisisin, seni seviyorum, Sevgi. Yaşama acımasızlığınla beni terk etme, gitme, gittiğin yere beni de götür, Sevgi. yazılı bir kağıdın elde edildiği, olayın görgü tanığının bulunmadığı, sanık savunması, tanık anlatımları ve dosyada bulunan diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Sanık İbrahim Ünal Ozan kollukta; olaydan önceki dört gün boyunca evde kaldığını, alacaklılarının bu süre içinde devamlı telefon edip paralarını istediklerini, maktûle Sevgi'nin ise durumunu görerek etkilendiğini, intihar edeceğini söylemesi üzerine maktûlenin bu borçlar da ödenir, kendini bunalıma sokma, intihar çözüm değil diye sürekli telkinde bulunduğunu, olay günü birlikte kahvaltı yaptıkları maktûleye sen evden git, ben intihar edeceğim, kurtuluşum budur diye söylediğini, fakat maktûle Sevgi'nin kendisini dinlemediğini, öğlen eşinin de geleceğini söyleyerek birlikte hallederiz intihar çözüm değil dediğini, öğlen eşinin de geldiğini, birlikte yemek yiyerek konuştuklarını, eşine öğleden sonra doktora gidip muayene olacağını söylediğini, yemekten sonra eşinin işe gittiğini, kafasındaki düşüncenin intihar etmek olduğunu, bu amaçla evdeki doğalgaz deliklerini tıkadığını, bu arada maktûle Sevgi'nin sürekli olarak peşinde dolaştığını ve sen ne yapmak istiyorsun, ne olur şu intihar düşüncesinden vazgeç diye kendisini ikna etmek için uğraştığını, bu arada kendisinin de evdeki biralardan üç tanesini içerek sakinleşmeye çalıştığını, bir ara maktûle Sevgi'nin karısını arayarak Ünal abi alkol alıyor, doktora da gitmiyor diye dert yandığını, birkaç saat geçtikten sonra maktûlenin evde dolaşırken kendisinin tıkadığı boruları gördüğünü, sensiz yaşayamam, bir de yazı yazdım, odamda saklıyorum, seni seviyorum, lütfen intihar etme, sen ölürsen ben de ölürüm diye söylediğini, daha sonra mutfaktan küçük bir bıçak alıp yanına geldiğini ve eğer sen kendini öldüreceksen, ben de kendimi öldüreceğim diye bıçağı kendisine çevirdiğini, bu bıçağı elinden alıp atarak kendisini terslediğini, sen neden öleceksin, lütfen evi terket, beni yalnız bırak diye yalvardığını, maktûlenin evi terketmemesi üzerine mutfağa geçip fare zehirini alarak açıp içmek istediği sırada maktûle Sevgi'nin yanına gelerek ne yapıyorsun diye seslendiğini ve mutfaktan eline geçirdiği bıçakla kendisine bak bu bıçakla kendimi öldürürüm, sen şerefsiz adamın birisin, pezevenk ve ibnesin, karını ve beni orospu mu yapmak istiyorsun, bu dünyada erkeksiz yaşanır mı, şerefsiz adam diye bağırdığını, maktûlenin çıldırmış gibi olduğunu ve elindeki ekmek bıçağıyla kendi odasına doğru kaçtığını, maktûle Sevgi'nin bu sözlerinden tahrik olarak peşinden odasına gidip elinde bıçakla duran maktûlenin üzerine yürüdüğünü, ver o bıçağı, söylediğin sözleri de unutacağım diyerek elindeki bıçağı aldığını, ikisinin de yatak içerisinde olduklarını, o anki tahrikle bıçağı maktûlenin boynuna savurduğunu hatırladığını, amacının öldürmek olmadığını, maktûlenin kanlar içinde kaldığını görmesi üzerine mutfağa gidip fare zehiri ve uyku hapı içtiğini, doğalgazı açtığını ve kafasına battaniye sararak kendisini zehirlemek istediğini, sonrasını hatırlamadığını belirtmiş, Sulh Hakimliğinde ve Mahkemeye yazlı olarak sunduğu 15.09.1998 günlü dilekçesinde özde benzer biçimde; saat 15.00 sularında Sevgi'nin eve gelmesinden sonra intihar konusunun aralarında sürekli tartışmalara neden olduğunu, mutfakta doğalgaz borusunu açtığını ve tıkaç kullandığını görerek intiharda kararlı olduğunu iyice anlayan maktûlenin kendisini bu düşüncesinden vazgeçirmek için yalvardığını, sonuç vermeyince bu kez erkeklik gururunu ayaklandırıp bu sayede intihardan vazgeçirmek amacıyla intihar şerefsizliktir, bir erkeğe yakışmaz, intihar ederek çocuklarını ve eşini, ayrıca beni perişan edeceksin, bu ibneliktir gibi sözler sarfettiğini, kendisinin bunları hakaret olarak kabul etmediğini, çünkü maktûlenin evladı gibi olduğunu, maktûlenin önceden de bu tür hakaret sözcükleri kullanarak benzeri yöntemlerle onurunu ayaklandırarak yanlış davranışlarından kendisini vazgeçirmeyi alışkanlık edindiğini, nitekim bu sözlerinin de bir etkisi olmadığını gören maktûlenin bu kez eline küçük bir bıçak alıp boğazına doğru götürdüğünü, sen kendini öldürürsen ben de kendimi öldüreceğim diye söyleyince bıçağı maktûlenin elinden aldıktan sonra mutfağa gidip fare zehiri alıp içmek istediğini, bunu gören maktûlenin bu kez mutfaktaki ekmek bıçağını kapıp sen kendini öldürmeden ben kendimi öldüreceğim dedikten sonra ağlayarak ve bağırarak odasına kaçtığını, kendisine bir fenalık yapmasından korktuğu için maktûlenin peşinden odasına gittiğini, bu sırada kendisinin de ağlayarak buhran geçirdiğini, yatağına sırtüstü yatmış olan maktûleyi kendimi öldüreceğim diyerek elindeki ekmek bıçağını boğazının üzerinde tutarken gördüğünü, üzerine atladığı sırada ayağının takılması nedeniyle maktûlenin üzerine düştüğünü ve bıçağın maktûlenin boğazına sürterek temas ettiğini savunmuştur.
Yıllarca sanığın çocuklarına bakan, ev işlerini yapan, çalışma hayatına atıldıktan sonra dahi aylığını, mali açıdan zor durumda olan sanığa veren maktûlenin olay günü başından bu yana iyi niyetli tavırla sanığı intihar düşüncesinden vazgeçirmeye çalıştığı, ancak maktûlenin tüm olumlu çabalarına karşın fikrinden vazgeçmeyen sanığın bu kez mutfağa giderek doğalgaz deliklerini bezle tıkayıp intihara kalkıştığı, daha sonra bunu farkeden maktûlenin bu kez sanığa çıkışarak intiharın çözüm olmadığını belirtip, intihar etmek şerefsizliktir, sen pezevenk ve ibnesin, karını ve beni orospu mu yapacaksın, bu dünyada erkeksiz yaşanır mı, şerefsiz adam diye bağırarak vazgeçirmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Maktûlenin geçmişte de yine benzer sözlerle erkeklik gururunu ayaklandırıp kendisini olumsuz davranışlarından vazgeçirmeye çalıştığını ve başarılı olduğunu, bu nedenle maktûlenin sözlerinden alınmadığını aşamalardaki savunmalarında sanık da söylediğine ve bu sözlerin gayesini bildiğine göre, somut olaydaki konumları dikkate alındığında, maktûlenin salt sanığı intihardan vazgeçirmeye matuf olan bu sözlerinin alçaltıcı ve küçültücü nitelik ve etkisi ile sanığı öldürme suçunu işlemeye iten tahrik edici yönü bulunmamaktadır. Kaldı ki, mutfaktaki doğalgaz deliklerini tıkayarak intihara kalkışan sanığın bu eyleminin, aynı anda evde bulunan maktûlenin yaşamını da tehlikeye soktuğu dikkate alındığında, esasen haketmediği bir tehlikeye sanık tarafından maruz bırakılan ve tesadüfen durumu fark eden maktûlenin bu sözlerinin, olayın başlangıcında haksız zeminde bulunan sanık yönünden haksız tahrik oluşturmayacağı da kuşkusuzdur.
Bu itibarla, öldürme eylemini tespit edilemeyen bir nedenle gerçekleştirdiği kabul edilen sanığın bu suçu maktûleden kaynaklanan haksız bir tahrikin etkisiyle işlemediği belirlendiğinden, Yerel Mahkemenin öldürme suçunun hafif haksız tahrikin etkisiyle işlendiğine ilişen direnme hükmü bu yönü itibariyle isabetsiz ise de, eleştiri konusu yapılan bu husus aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır.
İkinci bozma nedeni yönünden yapılan incelemede;
Hakim iki sınır arasında temel cezayı belirlerken, TCY'nın 29. maddesinin son fıkrasında örnekseme yöntemiyle belirtilen şekilde gerekçe gösterecektir. Yasa koyucu, bu suretle cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hakimin, her olayın özelliğine ve failin kişiliğine göre, gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirlemesi olanağını sağlamıştır. Anılan maddede öngörüldüğü üzere bu gerekçe, olayın işleniş yer ve biçimi, nedeni ve işlenmesindeki özellikler ile zarar ya da tehlikenin ağırlığı, kastın ve taksirin yoğunluğu, sanığın şahsi ve sosyal durumu, geçmişi, olaydan sonraki davranışı gibi hususların, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelere nazaran isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.
Somut olayda Yerel Mahkeme, öldürme suçundan hüküm kurarken sanığın kastının yoğunluğunu, şahsi ve sosyal durumunu, ve sonraki davranışlarını gözönünde bulundurarak sanık hakkındaki temel cezayı aşağı hadden tayin etmiş olup, kararında gösterdiği gerekçe Yasada örnekseme yoluyla öngörülen kıstaslara uygun ve dosya içeriği ile de uyumludur.
Bu bakımdan, birinci bozma nedenine karşı ısrar edilen hükümde eleştiri konusu yapılan husus dışında, bozmaya uyulan kısımları ve diğer yönleri itibariyle bir isabetsizlik bulunmayan Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına gönderilmesine, 23.10.2001 günü sonucu itibariyle tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy