(765 S. K. m. 50, 52, 59, 79, 81, 448)
Dava: Adam Öldürmek Suçundan sanık Ali Hasoğlu'nun TCY'nın 52 ve 79. maddeleri aracılığı ile 448,50,59/2,81/1 maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay 1 gün ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına , TCY' nın 50/son,20 ve 59. maddeleri uyarınca 2 ay 15 2ün süreyle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ilişkin Ünye Ağır ceza Mahkemesinden verilen 22.06.2000 gün ve 79/165 sayılı hüküm sanık vekili, C.Savcısı ve katılan ile vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi 02.04.2001 gün ve 745/1237 sayı ile;
"1- Maktülün olay esnasında bıçağını çıkarması maddi delillere göre bir vakıa olmakla birlikte sanığın tüm savunmalarında ateş etme sebebini ağırlıklı olarak maktülün küfrüne istinat ettirmesi , olay yeri krokisinden de anlaşılacağı üzere maktülün 4-5 adım attıktan sonra düştüğü ve buna göre ateş mesafesinin 7-8 metre civarında olması dikkate alındığında maktülün hareketlerinin sanığa bıçak sallama safha ve seviyesinde bulunmadığının ve böylece TCK'nun 49/2. maddesinde öngörüldüğü şekilde vaki haksız bir taarruzun filhal def'i zarureti şartlarının oluşmadığı bir ortamda öldürme fiilinin gerçekleştirildiğinin , maktülden kaynaklanan küfür ve davranışların ağır tahrik teşkil ettiğinin kabulü ile sanığın TCK 'nun 52, 79, 448, 51/2 ve 59.maddeleri ile mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde TCK'nun 50. madde uygulaması yapılması,
2- Kabul ve uygulamaya göre de ;TCK'nun 20. madde ile sonuç ceza üzerinden fer'i ceza tayini gerekirken yazılı şekilde fer'i cezanın TCK 'nun 59.maddesi uygulanarak indirime tabi tutulması isabetsizliğinden her iki neden yönünden de oyçokluğu ile bozulmuştur.
(2) nolu bozma sebebine uyan yerel mahkeme (1) nolu bozma nedenine karşı 29.05.2001 gün ve 109/134 sayı ile
"Sanığın hazırlıktaki savunmalarında kendisini koruma içgüdüsüyle hareket ettiği ve amacının öldürmek değil sadece korkutmak olduğunu belirtmesine , ayrıca savunmasının alınış ve tutanağa geçiriliş şekillerinin farklı olabilme ihtimalinin bulunmasına göre, olayın oluş şeklinin belirlenmesinde yalnız sanık savunmasına itibar edilemeyeceği, olayın gerçek boyutunun diğer deliller ile belirlenebileceği kanısına varılmıştır.Ayrıca olayın Kumru ilçe merkezinde çarşı içinde araç ve insan trafiğinin yoğun olduğu bir yerde gerçekleştiği, olay günü ilçe pazarının kurulu olduğu, buna göre boş kovanların birbirine beş metre mesafede farklı yerlerde bulunmuş olmasının atış mesafesini belirlemeye yardımcı olamayacağı, dolayısıyla atış mesafesinin olay yeri krokisine göre doğru belirlenemeyceği sonucuna ulaşılmış, olayın oluş şeklinin tanık anlatımlarının değerlendirilmesi ile daha sağlıklı olarak ortaya konulacağı kanısına varılmıştır.
Buna göre olayda, uyarıya karşınelindeki bıçağı bırakmayan ve sanığın üzerine yürüyen maktül ısrarla saldırısına devam etmiştir. Bunun üzerine hayatının tehlikede olduğunu düşünen sanık tabancasını çekerek maktül Asım7a peşpeşe iki el ateş ederek ölümüne neden olmuştur.Bu durumda nefsine yönelik ciddi bir saldırı üzerine tabancasını çeken sanığın maktülü hayati önemi olmayan bölgelerden vurmak suretiyle saldırıyı defetme imkanı varken her iki atışını da hayati bölgelere yaptığı dikkate alındığında , yasal savunma koşullarında başladığı eyleminde savunmada zorunluluk sınırını aşarak Asım Çağla'yı öldürdüğü sonucuna varılmıştır" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmünde katılan İlhami vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 02.10.2001 günlü "bozma" isteyen tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu ve gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Köy Muhtarı olan sanığın olaydan beş yıl önce maktül Asım'ın asker firarisi olan oğlunu Jandarmaya ihbar etmesi ve sanığın bir keresinde ilçeden minübüsle köye gelirken yolcu olarak aracına aldığı maktülün eşinden yol parası almamasının köyde yanlış anlaşılabileceğini düşünen maktül Asım'ın bu nedenlerle konuşmadığı ve dargın olduğu sanığa karşı olaydan bir süre öncesinden başlayarak tehditkar ve saldırgan davranışlar gösterdiği, bu durumdan büyük ölçüde rahatsızlık ve korku duyan sanığın maktülü gördüğü yerde yolunu değiştirdiği ya da geri döndüğü , kendisini uyarmaları hususunda maktülün kayınbiraderi ve kayınpederi ile yaptığı görüşmelerden de sonuç alamadığı, olay günü Kumru ilçe merkezi çarşı içinde karşılaştıklarında da maktülün sanığa küfür edip kelebek bıçağını çıkardığı, buna karşılık sanığında ruhsatlı tabancasını çekip iki el ateş ederek maktülü karın ve sol koltuk altı bölgelerinden vurup öldürdüğü olayda Özel Daire çoğunluğu ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlığın sanığın bu suçu yasal savunma sınırlarını aşmak suretiyle mi , yoksa ağır tahrik altında mı işlediğine ilişkindir.
TCK'nun 49. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan yasal savunma , huukka aykırılığı ortadan kaldırıp eylemi hukukun meşru saydığı bir fiil haline getirmektedir. Bir savunmanın yasal sayılması için aşağıda belirtilen koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
A- SALDIRIYA İLİŞKİN KOŞULLAR
a) Bir saldırı bulunmalıdır; TCK'nun 49. maddesinde; "... bir taarruzu filhal def'i zaruretinin bahis olduğu mecburiyetle..." denilmek suretiyle, saldırının somut olarak varolması gerektiği belirtilmektedir. Ancak "saldırının halen varlığını" geniş manada anlamak, başlayacağı muhakkak olan ve başladığı takdirde savunmayı olanaksız kılacak veya güç hale getirecek bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı henüz ermemiş saymak zorunludur.
b) Saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı nefis ya da ırza yönelik olmalıdır.
d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
B- SAVUNMAYA İLİŞKİN KOŞULLAR
a) Savunma zorunlu olmalıdır; savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı ise her olayın özelliğine göre saptanmalıdır.
b) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
TCK'nun 50. maddesinde düzenlenen zorunluluk sınırının aşılması ise; failin karşılaştığı koşullara uygun olmayan vasıtalarla kendini savunması veya saldırganı zararsız hale getirdikten sonra , savunma ve tepkilerinde ısrar edip sürdürmesidir.
Yukarıdaki belirlemkeler ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanık Ali Hasoğlu kollukta ; yoldan yukarı doğru giderken karşılaştıkları maktülün yanına gelerek küfür ettiğini, benimle derdin nedir diye sorması üzerine bu kez cebinden kelebek bıçak çıkartıp üzerine doğru atakta bulunarak yeniden küfür ettiğini, bu küfür çok zoruna gittiği için tam hatırlayamadığını, ancak istem dışı bir hareketle ateş etmiş olabileceğini öldürme kastının bulunmadığını, asıl amacının korkutmak olduğunu belirtmiş aynı gün C.Savcısında verdiği ifade de kendisinin yolun sağ tarafından yürüdüğünü , maktülü ise onh metre kadar ileride yolun sol tarafında gördüğünü, maktulün kendisine doğru gelmeye başladığını, aralarında 3-4 metre kaldığında küfür ettiğini, "senin derdir ne" diye sorduğunda bu kez maktulün yeniden küfür edip ceket cebinden çıkardığı bıçağı kendisine doğru uzatarak sallamaya başladığını, bunun üzerine geri çekildiği sırada tabancasını çıkartarak korkutmak için iki el ateş ettiğini belirterek "ben öldürmeseydim, o beni öldürecekti" şeklinde beyanda bulunmuş, Sulh Hakimliği ve duruşmada da benzer savunma yaparak, maktulün bıçaklı saldırısı üzerine 1-2 metre mesafeden ateş ettiğini belirtmiştir.
Tanık Muzeffer Özgen aşamalarda, özünde benzer biçimde; iki el silah sesi duyup lokantanın camından baktığında sanığı elinde silahla caddeden yukarı doğru yürüken gördüğünü, bir şahsın da 4-5 adım koşarak oradaki aracın yanına düştüğünü,
Tanıklar Mehmet Giriş, Erdoğan Mutap, Cemal İşyan ve Mevlüt Dikici duruşmada yekdeğirini doğrular biçimde; maktulün elinde bıçak olduğu halde küfür ederek sanığın üzerine doğru gittiğini, sanığın ikazına karşın maktulün tekrar küfür ederek bıçağını sanığa yöneltip üzerine yürümesi nedeniyle sanığında geri çekildiği sırada belindeki tabancayı çektiğini, 1-2 metre kadar kesafeden silahını maktule yönelterek arka arkaya iki el ateş ettiğini belirtmişler, tanıklar Cafer Çallı, Abdullah Süslü, Mehmet Dizek ve Metin Acuca ise önceki olaylara ilişkin anlatımda bulunmuşlardır.
Olay anına görgü ve bilgileri bulunmayan katılanlar İlhami ve Güldami Çağa, şikayetçi Ayşe Çağa ve sanık ile maktulün dargın olduklarını belirtmişlerdir.
08.03.2000 tarihli olay yeri tespit ve inceleme tutanağında; olayın başladığı lokanta önündeki kaldırıma 120 cm mesafede bir adet ve ondan 480 cm ileride bir adet daha olmak üzere iki adet 9 mm çaplı boş kovan bulunduğu, meydan yönüne giden maktulün yüzüstü düştüğü yerde karlar üzerinde kan lekesi ve kan izlerine bir metre mesafede kilitleme mandalı açık bir kelebek bıçak bulunduğu, aynı tarihli olay yeri krokisinde ise boş kovanlardan birinin kan lekesine 7 metre mesafede diğerinin ise 11,80 m mesafede olduğu belirtilmiştir.
Ölü muayene ve otopsi tutanağına göre; maktulün göbek altından giren bir kurşunun deri altından ilerleyerek çıktığı ve öldürücü olmadığı , sol koltuk altı çizgisinin 2 cm arkasından ve koltuk altının 10 cm alt kısmından giren kurşunun ise sağ koltuk altından çıktığı, ölünün bu yaralanma nedeniyle oluşan iç kanama ve hemotoraks sonucu meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Olayın meydana geldiği yer Kumru İlçesinde çarşı merkezi olup, ilçede pazar kurulu olması nedeniyle olay yerinin araç ve insan trafiği yönünden kalabalık olduğu anlaşılmaktadır. Çarşı içindeki cadde üzerinde meydana gelen olay sonrasında çevredeki kalabalığın maktule yardım için koşuşturduğu ve yoldan araçların geçtiği dikkate alındığından, daha sonradan olay yerine gelen kolluk görevlillerince çizilen krokide boş kovanların yerinin gerçek konumlarının uygun biçimde kesin ve sağlıklı olarak belirlendiği söylenemez. Bu bakımdan salt boş kovanların krokide gösterilen yerlerine bakarak somut olaydaki atış mesafesinin, dolayısıyla maktulün hareketlerinin sanığa bıçak sallama safha ve seviyesinde olmadığının kabulü olanaklı değildir. Öte yandan, Adli Tıp Kurumu Fizik/Balistik İhtisas Dairesinin önceki benzer olaylar nedeniyle verdiği çeşitli bilimsel mütalaalarda bildirildiği üzere, tabancalar için uzak atış olarak kabul edilen 2/-30 cm dışındaki mesafeden yapılan ve elbiseli bölgeye isabet eden atışlarda, giysiler incelenerek kesin atış uzaklığının tespiti olanağının bulunmaması nedeniyle, somut olayda atış mesafesinin tayini hususunda tanık anlatımlarının değerlendirilmesi suretiyle sonuca gidilmesi gereklidir.
Olayımızda sanık ve tanıklar, maktulün bıçağı sallayarak üzerine yürümesi sonrasında sanığın da tabancasını çekerek maktule yöneltip 1-2 metre mesafeden peş peşe iki kez ateş ettiğini belirtmişlerdir. Sanığın maktulü peşinden kovalayarak ateş ettiği belirtilmediğine, vurulduktan sonra geri dönen maktül bir süre koştuktan sonra yere düştüğüne, boş kovanlardan biri de düştüğü yere yedi metre uzaklıkta bulunduğuna göre, aradaki mesafe maktulün vurulduktan sonra geri dönüp koşarak katetteği mesafedir.
Öte yandan, hazırlık soruşturması sırasında C.Savcısına verdiği ve aşamalarda doğruladığı ifadesinde, "ben onu öldürmesiydim, o beni öldürecekti" diyerek eylemi savunma amaçlı gerçekleştirdiğini ileri süren, ayrıca istikrarlı biçimde tüm aşamalarda, maktulün bıçaklı saldırı başlatıp ikazına karşın sürdürmesi üzerine ateş ettiğin belirten sanığın, tanık anlatımları ve maktule ait bıçak gibi maddi kanıtlarla da doğrulanan bu savunmalarının göz ardı edilerek, salt maktulün küfrünün etkisiyle suçu işlediğinin kabulü de olanaklı değildir.
Bu itibarla, kendisine dargın olan ve bir süredir yolda önüne çıkıp laf atarak huzursuz edici ve ürkütücü davranışlarda bulunan maktulün bu kez olay günü çarşı içinde karşılaştıklarında küfür edip aralarında 3-4 metre mesafe kalmışken bıçak çekerek üzerine saldırması sonrasında yasal savunma koşulları altında tabancasını çeken, ancak silahını maktulün saldırısını önlemeye yetecek biçimde ve hayati olmayan bölgelerine yöneltme olanağı bulunduğu halde ğögüs ve karın bölgesine iki el ateş ederek vurup öldüren sanığın yasal savunmada sınırın aşılması suretiyle adam öldürmek suçundan cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetli bulunmuştur.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyesi; Özel Daire bozma ilamının haklı nedenlere dayandığırı ileri sürerek karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenle;Yerel Mahkeme direnme hükmünün İSABETLİ BULUNDUĞUNA, dosyanın bozma ilamına uyulan kısım yönünden inceleme yapılması için Özel Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığınca tevdiine , 16.11.2001 günü yapılan birinci müzakerede gerekli 2/3 oyçokluğu sağlanamadığından 06.11.2001 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy