(765 S. K. m. 31, 33, 59, 448, 452, 456, 457) (CGK. 19.06.1995 T. 1995/1-126 E. 1995/210 K.) (CGK. 12.06.1995 T. 1995/1-119 E. 1995/198 K.) (CGK. 07.03.1994 T. 1994/1-51 E. 1994/75 K.) (CGK. 25.03.1997 T. 1997/1-41 E. 1997/64 K.)
Dava: Kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürmek ve etkili eylem suçlarından sanık Siyami'nin TCY'nın 448. maddesi delaletiyle 452/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında TCY'nın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına, etkili eylem suçundan ise TCY'nın 456/4, 457/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 2 ay 6 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Boyabat Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 6.12.2000 gün ve 32/56 sayılı hüküm sanık vekili ile katılan Sebahat tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 3.10.2001 gün ve 2976/3521 sayı ile sanık Siyami hakkında mağdur Veysel'i yaralama suçundan kurulan hükmün onanmasına karar verilmiş, kastı aşan etkili eylem suçundan kurulan hüküm ise;
Sanığın öldürmeye elverişli olduğu herkesçe malum olan orakla doğrudan maktûlün sağ bacağı arkasında (uyluğa) dizinden 20 cm. yukarı gelecek bölgeye 2 x 4 cm. ebadında ve 8 cm. derinlikte yara meydana getirecek biçimde vurarak kaslarını ve femoral arteri parçalayacak şiddetle vurup düşürdüğü, maktûlün aldığı yaradan dolayı kısa bir süre sonra olay yerinde öldüğü oluş ve kabulden anlaşılmakla; kullanılan aletin niteliği, şiddetle vurulması ve maktûlün düşerek hemen akabinde ölümü gibi olgular gözönünde bulundurulduğunda sanığın kastının öldürmeye yönelik olarak kabulüyle TCK'nun 448, 59. maddeleriyle cezalandırılması gerekirken yazılı gerekçelerle suça vasıf verilmesi suretiyle eksik ceza tayini isabetsizliğinden, Daire Üyesi M.E.'nin;
Elindeki orakla hayati önemi haiz olan vücud nahiyelerine vurma olanağı varken bunu tercih etmeyen ve sağ bacağın kaslı bölgesine bir kez vurmakla yetinen sanığın öldürme kastının bulunmadığı, eylemde kullanılan vasıtanın ve kasıt dışı oluşan ölümün eylem yönünden 8 yıldan 24 yıla kadar ağır hapis cezası öngören TCK'nun 452/1. maddesinin tatbikine engel teşkil etmeyeceği, sayın çoğunluğun öldürme kastının varlığına delalet olarak gösterdiği tesbitlerin suçun kanuni unsurunu değiştirmek için yeterli olmayıp TCK'nun 29/son maddesinde ifade edilen teşdit nedenleri içinde mütalaa edilmesini gerektirdiği ve hükmün teşdiden ceza tayin edilmemiş olması noktasından bozulmasının bugüne kadar yerleşik olan uygulamalarımıza da uygun düşeceği görüşüyle sayın çoğunluğun maktûle karşı eylemde suç vasfına yönelik bozma düşüncesine iştirak etmiyorum. biçimindeki karşıoyu ve oyçokluğu ile bozulmuştur.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 5.11.2001 gün ve 10856 sayı ile;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun müteaddit kararlarında da (19.6.1995 1-126/210, 12.6.1995 1-119/198, 7.3.1994 1-51/75, 5.10.1999 1-226/221, 29.6.1999 1-166/183, 4.11.1997 1-166/258, 25.3.1997 1-41/64) belirtildiği gibi, kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme ile kasten adam öldürme eylemleri arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayanır. Birinci durumda sadece daha hafif sonuç (etkili eylem) istenilmiş olup daha ağır sonuç (ölüm) istenilmiş değildir. Fakat ölüm, sanığın hareketinden dolayı meydana gelmiştir. Ancak sanık ölüm sonucunu istememiş olduğundan kasten adam öldürme suçunu işlemiş sayılamaz.
Sanığın iç dünyasını ilgilendiren kastının öldürme mi yoksa yaralama mı olduğu, aradaki husumetin derecesi, kullanılan aletin öldürmeye elverişlilik niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, darbelerin vurulduğu bölgenin hayati bakımdan önemi, mani hal mevcut olup olmadığı, sanığın eylemini kendiliğinden mi devam ettirmediği yoksa mani hal nedeniyle mi devam ettiremediği, olaydan sonraki davranış biçimi gibi ölçülere göre belirlenir.
Olayımızda sanıkla maktûl arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumet yoktur. Sanık, maktûle, hayvanlarının kovalanması nedeniyle aniden çıkan bir kavga sırasında, elinde zaten mevcut olan orakla etkili eylemde bulunmuştur. Darbe sayısı tektir. Sanık, mani hal mevcut olmadığı halde darbe sayısını taaddüt ettirmemiştir. Darbenin isabet yeri vücudun hayati bölgelerinden değildir. Sanık hayati bölgeleri hedef seçme imkânına sahip olduğu halde elindeki orağı maktûlün sağ bacağına, dizinin 20 cm. üst kısmına, yani kaba etine vurmuştur.
Sanığın eyleminde kullandığı alet, özellikle öldürme için hazırlanmış veya seçilmiş bir alet değildir. Bu alet, olay sırasında kendi tarlasında çalışmakta olan sanığın zaten elinde bulunan oraktır.
Bu maddi olgular karşısında sanığın öldürme kastıyla değil, yaralama kastıyla hareket ettiği kanaat ve sonucuna varılmıştır.
Sanığın olayda kullandığı orağın öldürücü etkiye sahip aletlerden sayılması ve maktûlün kaba etine vurduğu tek darbenin o bölgeden geçen femoral arteri keserek yoğun dış kanama meydana getirmiş olmasının eylemin hukuki vasfını değiştirmemesi gerektiği düşünülmektedir." görüşü ile itiraz yasayoluna başvurarak özel daire bozma kararının kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Ceza Genel Kurulu Kararı
İddia, savunma ve dosya kapsamındaki diğer kanıtlardan;
Komşu köyden olan sanık ile babasına ait hayvanların kontrolsüz kalarak arazisine girdiğini gören maktulün sürüyü çıkartıp kendi köyüne doğru götürdüğü, bunu fark eden babasının seslenerek kendisine haber vermesi üzerine yakındaki tarlasında çalışmakta olan sanığın da elinde orakla yaklaşık 150 metre kadar ileride sürüyü götürmekte olan maktulün peşinden koşup yetişerek küfredip saldırdığı, maktulün sağ uyluk arka tarafına orakla vurduğu, aldığı darbe nedeniyle olduğu yere düşen maktul Yaşar'ın çok kısa süre içinde olay yerinde öldüğü, maktulün sağ uyluğunun arka yüzünde dizin 20 cm yukarısına gelecek kısımda 2x4 cm ebatlarında düzgün kenarlı kesici delici alet yarası bulunduğu, yaranın kaslar içinde arka yüzden diz kapağına doğru 8 cm derine kadar ilerlediği, ölümün femoral arter harabiyeti sonucu oluşan kan kaybına bağlı dolaşım yetmezliğinden ileri geldiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda oluş biçimi açıklanan bu olayda özel daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın eyleminin kasten adam öldürme suçunu mu, yoksa kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.
Kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme ile kasten adam öldürme arasındaki ayırıcı ölçüt manevi unsurun farklılığına dayanır. Birinci durumda sadece daha hafif sonuç (darp ve yaralama) istenilmiş olup daha ağır sonuç (ölüm) istenmiş değildir. Fakat ölüm yine de başka nedenler eklenmeksizin failin hareketinden doğmuş bulunmaktadır. Buna karşın fail, daha ağır sonucun gerçekleşmesini istemiş olduğu takdirdedir ki, kasten adam öldürme suçunun oluştuğu kabul edilir.
Öte yandan failin esasen iç dünyasını ilgilendiren kastının niteliğini belirleyebilmek için dış dünyaya yansıyan davranışlarından hareketle sonuç çıkarmak olanaklıdır. Bunun için de failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrasındaki davranışları kastının belirlenmesinde ölçü olarak alınmalıdır.
Ceza Genel Kurulumuzun duraksamasız uygulamalarında belirtildiği üzere bu durumda somut olayın özelliklerine göre;
a) Fail ile ölen arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunup bulunmadığı,
b) Failin olayda kullandığı aracın öldürmeye elverişli olup olmadığı,
c) Ölendeki darbe sayısı ve şiddeti,
d) Darbelerin vurulduğu bölgenin hayati bakımdan önemi,
e) Failin, davranışlarına kendiliğinden mi, engel bir nedenin etkisiyle mi son verdiği,
f) Failin kullandığı aracın kullanılış biçimi,
g) Olay sonrasında failin ölene (veya mağdura) yönelik davranışları gözetilerek, failin kastı ortaya çıkarılmalıdır.
Somut olayda sanık, suç aleti orak elinde olduğu halde 150 m kadar koşarak maktulün yanına vardıktan sonra saldırıp orakla sağ uyluk arka kısmına vurmuş, bulunduğu yere düşen maktul femoral arter kesisi nedeniyle çok kısa süre içinde ölmüştür. Suçta kullanılan orağın niteliği, olayda etkin biçimde kullanılmış olması, darbenin sağ uylukta 8 cm derinliğe ulaşıp femoral arter kesisine neden olacak ve derhal ölüm sonucunu doğuracak şiddette yöneltilmiş olması karşısında sanığın kastının özel daire bozma ilamında belirtildiği üzere öldürmeye yönelik olduğu, bu nedenle eyleminin kasten adam öldürmek suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, sanığın eyleminin etkili eylem sonucu adam öldürme suçunu oluşturduğuna ilişen Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri ise, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek kabulü doğrultusunda karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, 27.11.2001 günü oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy