(765 S. K. m. 448, 452)
Dava: Adam öldürmek suçundan sanık Medet Kasarcı'nın TCY.nın 448, 51/1, 59/2. maddeleri uyarınca 15 yıl ağır hapis ve fer'i ceza ile cezalandırılmasına, suçta kullanılan tabanca ve boş kovanların TCY.nın 36. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin, Artvin Ağır Ceza Mahkemesince 16.6.1999 gün ve 103-53 sayı ile verilen ve kendiliğinden temyize tabi olan hükmün sanık vekilleri tarafından da temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.12.1999 gün ve 3461-4351 sayı ile;
"...Olay gün ve saatine tekabül eden günler belirlenerek aynı gün ve saate tekabül eden zamanda ve olay anındaki meteorolojik koşullar da gözönünde bulundurularak olayın olduğu bölgede temsili ve tatbiki keşif yapılarak maktûlün vurulduğu yerdeki kişinin görülmesinin mümkün olup olmadığı ve savunmanın değerlendirilmesi gerekirken noksan tahkikatla karar verilmesi..." isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece 17.5.2000 gün ve 20-66 sayı ile bozma kararına uyularak gereği yerine getirilmiş ve sanığın, önceki hükümde olduğu şekilde cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kendiliğinden temyize tabi olan bu hükmün de Yerel C.Savcısı ve sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.12.2000 gün ve 2664-3534 sayı ile;
"...Olay gün ve saatine uygun yapılan tatbiki keşifteki tespitlere göre olay gecesi denizin dalgalı durumu, hava durumu, görüş açısı dikkate alındığında, maktûl ve mürettebatın bulunduğu teknedeki şahısların seçilememesi nedeniyle gemilerin çarpışmasının doğurduğu kızgınlıkla sanığın gemiye doğru ateş etmesinde öldürme kastının bulunduğunun kabulü mümkün olmadığından TCK.nun 452/1 nci maddesi ile cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde karar verilerek suç vasfının takdirinde hata edilmesi..." isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise, 27.4.2001 gün ve 2-72 sayı ile; "...Sanık Medet Kasarcı çarpışmanın vermiş olduğu sinirle maktülün bulunduğu karşı gemiye isteyerek ve bilerek ateş etmiş bu ateş sırasında karşı gemide bulunan maktül ölmüştür. Sanığın karşı gemiye yaralama amacıyla ateş ettiği iddiası; silahın öldürücü özelliği, etkili mesafeden ve 10 elden fazla ateş edilmesi karşısında kabul edilmemiş, sanığın karşı gemide şahısların isabet alabileceklerini ve ölebileceklerini düşünebilecek olması nedeniyle sanığın gayrı muayyen kastı öldürmeye yönelik olduğu mahkememizce kabul edilmiş, maktûl veya mürettebatın bulunduğu teknedeki insanların seçilememesi nedeniyle çarpışmanın doğurduğu kızgınlıkla sanığın gemiye doğru ateş etmesinde öldürme kastının bulunmadığının kabulü mümkün olmadığından sanığın TCK.nun 452/1. maddesi uyarınca cezalandırılması yönündeki Yargıtay bozma ilamına uyulmamış ve mahkememizce daha önceki verilen kararda direnilmek suretiyle sanık Medet Kasarcı'nın gayrı muayyen kastla adam öldürme suçunu işlediğinden bu suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir..." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Kendiliğinden temyize tabi olan bu hükmün de Yerel C.Savcısı ve sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 12.11.2001 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın eyleminin kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme suçuna mı, yoksa kasten adam öldürme suçuna mı uyduğuna ilişkindir.
Her iki suç arasındaki ayırıcı ölçüt manevi unsurun farklılığına dayanır. Kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürmede, sadece daha hafif netice ( darp ve yaralama ) istenilmiş olup daha ağır netice ( ölüm ) istenilmiş ve öngörülmüş değildir. Fakat ölüm olayı yine de failin hareketinden doğrudan doğruya doğmuş bulunmaktadır. Fail, daha ağır neticenin gerçekleşmesini istemiş olduğu takdirdedir ki, kasten adam öldürme suçunun oluştuğu kabul edilir.
Ancak, kast her zaman belirli olmayabilir. Bilinç ve iradenin mümkün veya muhtemel fakat, hangilerinin gerçekleşeceğinin şüpheli sonuçları kapsadığı hallerde "kast" belirli değildir. Failin maksadını gerçekleştirmeye yönelik kasta, belirli ( muayyen ), maksadın dışında kalan ve fakat failce öngörülen diğer neticelerin gerçekleşmesine yönelen kasta ise belirli olmayan ( gayrı muayyen ) kast denir. Belirli olmayan kastta "netice kastı belirler" ( dolus indeterminatus determinatur abeventu ) ilkesi uygulanır. Bu gibi hallerde, maksadın dışında kalan zorunlu veya mümkün ya da muhtemel netice, gerçekleştiği takdirde istenmiş olacaktır. Konu basit bir örnekle açıklanabilir. Kalabalığın içine bir bomba atan kişi belirli olmayan kast ile bir kişiye zarar vermek isteyen, fakat istediği sonucu bilincinde ayırmayan ( örneğin, mağdurun başına indirilen kalın bir sopa gibi ) kişi, birinin ölümü halinde, belirli kasttan sorumludur. Böyle hallerde sonucun kastı aştığından ( TCY.nın 452. maddesinde öngörülen hal ) sözedilemez öğretide yaygın olan görüş de bu doğrultudadır. ( DÖNMEZER-ERMAN, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C.2, sh.252; EREM-DANIŞMAN-ARTUK, Ceza Hukuku Genel Hükümler, sh. 453-454 )
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp incelendiğinde;
12.12.1998 tarihinde saat 17.30 sıralarında Hopa Limanı yakınlarında Kaptan Bora-1 balıkçı gemisinin hafif şiddette çarpması üzerine, Süver-2 balıkçı gemisinden sanık Medet Kasarcı'nın bu olaya sinirlenerek bulunduğu orta kamara bölümünden çıkarak diğer gemiye doğru ruhsatlı tabancasıyla yaklaşık 25 metre mesafeden 7-8 el ateş etmesi sonucunda Kaptan Bora-1 gemisinde güvertede olan ve tayfa olarak görev yapan maktûl Ahmet Terzi'nin başından yaralandığı ve hastaneye kaldırılıp müdahale edilmesine rağmen kurtarılamayarak öldüğü, olay sonrasında her iki teknede yapılan incelemede Süver-2 gemisinde 4 adet boş kovan, Kaptan Bora-1 teknesinde ise kamara üstünde bulunan anten çanağında bir adet, birinci ve ikinci katlar arasında asılı duran can simidinin alt kısmında iki adet mermi deliği bulunduğu olay ve otopsi tutanakları, her iki gemide bulunan ve ifadelerine başvurulan tanıkların anlatımları ve sanığın kaçamaklı savunmasından anlaşılmaktadır. Ayrıca, olay tarihine tekabül eden gün ve saatte her iki tekne ve bir kısım tanıklar hazır bulundurularak yapılan keşifte, karanlık olmasına rağmen gemilerin uzunluk, boy ve kamara renginin gözüktüğü, kamaraların önünden geçen insanlarının yüzlerinin anlaşılamadığı, ancak vücutlarının görülüp, insan olduklarının seçilebildiği belirlendiği gibi, dinlenen bilirkişi, bulunan boş kovanların konumlarına göre, sanığın atış anında cephesinin denize dönük ve silahı karşı istikamete tuttuğunu gösterdiğini, malum hava şartlarında karşı teknede bulunan herhangi bir kişiye hedef almasının mümkün olmayacağı, çarpma sonucunda içinde bulunduğu psikolojik durum ile tekneyi hedef alabileceği kanaatine vardığını bildirmiştir. Bu tespitlerin dışında, otopsi raporundaki bulgulara göre maktûlün bulunduğu yere göre daha yüksekte bulunan sanığın atışı üzerine, maktûl, alın sol yanda saçlı deri içinde giriş deliği ve sağ kulak üst yanda çıkış deliği olacak şekilde yaralanmıştır. Yaraların bu konumuna göre merminin izlediği yol ile gemiye diğer isabet eden mermiler nazara alındığında sanığın savunmasında belirttiği şekilde havaya doğru değil, diğer tekneyi hedef gözeterek ateş ettiği anlaşılmaktadır.
O halde, savunmasında dahi diğer geminin sahiplerini tanıdığını bildiren ve yaptığı iş itibariyle de bir balıkçı gemisinde kaç kişi bulunduğunu bilebilecek durumda olan sanığın, adam öldürmeye elverişli 9 mm. çapında tabanca ile diğer gemiye 7-8 el ateş ettiğinde, karşıdaki insan veya insanların ölebileceği bilinç ve iradesinde olup belirsiz kast ile hareket ettiğinden artık meydana gelen neticeden de sorumludur. Bu itibarla sanığın kasten adam öldürme suçundan cezalandırılmasına ilişkin karar isabetli olduğundan Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri ise; " Olayın oluş şekli ve sanığın hedef gözetmeden ateş ettiği nazara alındığında Özel Dairenin bozma kararı haklı nedenlere dayandığından, isabetsiz olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 4.12.2001 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy