(765 S. K. m. 31, 33, 49, 50, 51, 59, 448) (1412 S. K. m. 254)
Dava ve Karar: Adam öldürme suçundan sanık Ganjali Askerov'un TCK. nun 448, 51/1 ve 59. maddeleri uyarınca 15 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, hakkında TCK. nun 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 9.12.1998 gün ve 22/197 sayılı hüküm re'sen yapılan temyiz incelemesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.5.1999 gün ve 677/1775 sayı ile;
Sanığın savunmalarında önceden tanıdığı maktulün olay günü kendisinin kaldığı yere geldiğini birlikte alkol aldıklarını, maktulün bir sebep olmadığı halde keserle hamle yaptığını, eli ile bu saldırıyı savunduğunu masa üzerindeki bıçakla ona birkaç kere vurduğunu, oradan ayrılırken arkadaşları olan inşaatta çalışan olayın tanığı olan kişilere maktulü bıçakla öldürdüğü söylendiği şeklinde olup kendisine balta ile saldırıldığı yolunda bir beyanda bulunmadığı, maktulün 19.6.1996 tarihli ölü muayene ve otopsi zaptında 20 adet bıçak yarasından 19 adedinin öldürücü olduğu kesik yaralardan birinin boğazının kesilmesi şeklinde olduğu kafada, sağ paryetalde arka kısmında 6 cm. uzunlukta raddi yara, göğüste muhtelif ebatta 6 adet, sol kaşta ...... muhtelif raddi yaralar olduğu ölüm sebebinin künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması, kesici delici alet yarlarına bağlı büyük damar ve bu iç organ kesilmesinden oluştuğu tesbit edilmesine rağmen sanıkta herhangi bir darp cebir asarı bulunmadığı, olaya el koyan tanık A.Anıl Göl'ün duruşmada 19.12.1997 tarihli celsede alınan ifadesinde sanığın baltadan bahsetmesi üzerine olay yerinde tekrar arama yaptıklarında, diğer odalardan bir tanesinin içerisinde tahtaların altında baltayı bulduklarını, üzerinde kan olmadığını açıkladığı, buna göre inşaat alanı olan yerde baltanın bulunmasının normal olmasına rağmen maktulün bunu saldırıda kullansa kendisinin o derecede ağır yaralanamayacağı, resimlerde de görüldüğü gibi baltanın da kanlı olması gerektiği, ölen bir kişinin baltayı başka bir yerde tahta altına bırakmasının düşünülemeyeceği, maktulde baştaki raddi vasıflı öldürücü yaranın açıklamasını yapamayan sanığın gerçeği ifade etmediği kanısına varılarak, mahkemenin salt olarak sanığın savunmasını kabul etmesi şeklindeki gerekçe isabetli değilse de, aralarında çıkmış olan bir tartışma nedeni ile TCK. nun 51/1. maddesinin uygulanması sonuç olarak isabetli bulunmuş ve sanığın pasaportunun fotokopisi alınarak buna göre adli sicil kaydı da getirtilmiş olması sanığın bu hususta bir itirazının bulunmaması nedeniyle incelenen dosyaya göre verilen hükümde isabetsizlik görülmemiştir. gerekçesi ile üyeler Sadık Mollamahmutoğlu ve Cengiz Erdoğan'ın; 1- Azerbaycan (Nahçıvan Özerk) Cumhuriyeti uyruğu olan ve aşamalarda kimliğini; Gangali Eskarov, Gençali Askeruv, Kahcalı Ascapog, Ganezli Askazoz gibi birbiriyle uyumsuz ve benzersiz bir şekilde ifade eden sanık hakkında usulen getirilmesine karar verilen nüfus kayıt örneği cevabı alınmadan ve kayıt getirtilip sanığa okunmadan; güvenirliliği şüpheli pasaport fotokopi örneği ile yetinilmesi,
2- Sanığın yargılamanın tüm safhalarında tutarlı ve aksi kanıtlanamayan savunmasına göre; olay günü aşırı derecede alkollü olduğu otopsi raporu ile saptanan maktulün evvelce Nahçıvan'da sanıkla aralarında geçen bir kavgadan dolayı misafireten bulunduğu sırada bunu hatırlayarak sanığa balta (keser) ile vurmak için hamle yaptığı, ilk hamleyi isabet almadan savuşturan sanığın nefsine yönelik ağır ve haksız saldırıyı fiilhal def'i zaruretiyle oradan eline geçirdiği bıçakla ikinci hamleyi yapmakta olan maktule vurduğu, maktulün saldırısını bertaraf ettikten sonra da darbelerine devamla onu birçok öldürücü darbelerle vurup öldürdükten sonra olay yerinden kaçtığı, kaçarken arkadaşlarına maktulü öldürdüğünü söylediği, güvenlik güçlerine yapılan ihbar sonucu kısa bir sürede yakalandığı, olay yerinde maktulün kullandığı baltanın da ele geçirildiği, mahkemesince de oluşun bu şekilde kabul edildiği; sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda olaya yaklaşıldığında, maktulün baltalı saldırısı olsaydı bunun izlerinin sanıkta bulunması gerekirdi, o halde ciddi bir saldırı olmamıştır biçimindeki yaklaşımın da, yasal savunmanın koşullarını oldukça daraltan hukuksal olmayan bir yorum olacağı ve nihayet yasal savunma için samimi görülmeyen bu savunmanın basit tahrikte tek delil olduğunun gözardı edilmesi hususları nazara alınarak, sanığın yasal savunmada zaruret sınırını aşacak şekilde kasten adam öldürmekten TCK. nun 448, 50, 59. maddeleriyle tecziyesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. yolundaki karşı oyları ile ve oyçokluğu ile onanmıştır
Yargıtay C. Başsavcılığının 24.6.1999 gün ve 1/2045 sayı ile; sanığın nüfus ve adli sicil kayıtları, Dışişleri Bakanlığı ve İnterpol aracılığı ile getirtilip duruşmada okunarak sanıktan diyecekleri sorulmadan hüküm kurulması ve TCY. nın 49. maddesi yollamasıyla 50. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekirken TCY. nın 51/1. maddesinin tatbikinin isabetsiz olduğu görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurması üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu 28.9.1999 gün ve 194/211 sayı ile; Sanığın nüfus ve adli sicil kayıtlarının uluslararası kuruluş veya sanığın uyruğu olduğu ülkeden kayıtlara uygun olarak getirtilmesinden sonra Türkiye'de de adli sicil kaydının bulunup bulunmadığının araştırılmasında ve getirtilen belgelerin CK. nun 236 ve 242. maddeleri uyarınca duruşmada sanığa okunmasında zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle sair yönleri incelenmeksizin hükmün öncelikle saptanan bu usulü eksiklik nedeniyle bozulmasına karar vermiştir.
Bozma gereğini yerine getiren Yerel Mahkemenin 25.9.2000 gün ve 402/258 sayı ile, sanığın TCK. nun 448, 51/1 ve 59. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ve hakkında TCK. nun 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin hükmü, re'sen yapılan temyiz incelemesi sonunda dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.3.2001 gün ve 1309/888 sayı ile, üyeler Sadık Mollamahmutoğlu ve Cengiz Erdoğan'ın önceki karşı görüşleriyle ve oyçokluğu ile onanmıştır.
Yargıtay C. Başsavcılığı 12.4.2001 gün ve 166293 sayı ile;
Gerek öğretide gerekse Ceza Genel Kurulu'nun bugüne kadar süren kabul şekline göre yasal savunma bir kimsenin ağır ve haksız maddi bir saldırıyı kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepkidir.
Yasal savunma halinde işlenen fiil hukuka uygundur. Yasal savunmada hiçbir zaman ve koşulda sanığa kaçma yükümlülüğü yüklenemez, kaçıp kurtulma istenemez. Failin kaçma olanağı da dikkate alınamaz.
Yasal savunmadan söz edilebilmesi için, maddi mahiyette bir saldırının bulunması, saldırının devamı sırasında yapılması, savunma ile saldırı arasında uygun oran bulunması gerekir. Saldırı başlamadan savunmaya geçilmesi haklı sayılmayacağı gibi, saldırı bittikten sonra savunmada bulunulması da meşru sayılamaz. Ancak saldırının halen varlığını geniş manada anlamak ve başlayacağı artık muhakkak olan bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak zorunludur. Henüz başlamamış saldırı tehlike teşkil edebilir ve sona eren bir saldırının tekrar edilmesi tehlikesi de bulunabilir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında zaruret halinin aşılması sorununa da değinmekte yarar vardır. Failin nedeni, savunmaya yönelik olmalı. Kendisini veya üçüncü kişiyi savunma zaruretinde bulunmalıdır. Failin karşılaştığı şartlarla ve vasıtalarla münasip olmayan şekilde kendini savunması veya saldırganı etkisiz hale getirdikten sonra da savunma ve tepkilerinde ısrar etmesi halinde zaruret sınırının aşılması söz konusu olacaktır. Zaruret sınırının aşılmasında failin o anda içinde bulunduğu ruh halini de adil bir şekilde gözönünde tutmak lazımdır. Hakimin, failin zaruret sınırını aşma derecesini doğru olarak takdir edebilmesi için kendisini saldırıya uğrayan ve o anda ruh hali değişmesi icap eden failin yerine koyması gerekir.
Zaruret sınırını aşma ile tahrik bir arada kabul edilemez.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; sanığın yargılamanın tüm safhalarında tutarlı ve aksi kanıtlanamayan savunmasına göre;
Olay günü aşırı derecede alkollü olan maktulün evvelce Nahcivan'da sanıkla aralarında geçen bir kavgadan dolayı bunu hatırlayarak evinde misafir olarak bulunan sanığa balta ile vurmak için hamle yaptığı, ilk saldırıyı isabet almadan savuşturan sanığın, maktulün ikinci kez baltayla saldırması üzerine masa üzerinde bulunan bıçağı alıp maktule salladığı, maktulün saldırısını bertaraf ettikten sonra da darbelerine devamla onu birçok yerinden yaralayıp otopsi raporunda belirtildiği şekilde öldürdükten sonra olay yerinden kaçtığı, koşarken arkadaşlarına maktulü öldürdüğünü söylediği, olay yerinde maktulün kullandığı baltanın da ele geçirildiği, Yerel Mahkemece de oluşun bu şekilde kabul edildiği anlaşılmaktadır. Maddi kanıtlarla doğrulanan bu oluş ve kabule göre sanık yasal savunma koşulları içinde suçu işlemiştir. Sanığın oluşa uygun savunmasının aksi kanıtlanamamıştır. Ne var ki, sanık savunmada aşırılığa kaçarak bir iki darbeyle yetinmesi gerekirken 20 bıçak darbesiyle maktulü öldürmüştür. Sanığın hakkında TCK. nun 49. maddesi delaletiyle 50. maddesi uygulanması gerekirdi.
Yerel Mahkeme, görgü tanığı bulunmayan olayda sanığın ikrarını samimi bularak oluşu bu şekilde kabul ettiğini gerekçesinde belirtmekle birlikte maktulden gelen ağır haksız saldırının değerlendirilmesinde yanılgıya düşerek bunu hafif tahrik nedeni sayıp TCK. nun 51/1. maddesini uygulamıştır.
Yüksek Birinci Ceza Dairesi çoğunluk görüşü olayı kabul, vasfın tayini ve tahrik derecesinin tesbitine yönelik uygulamasında bir isabetsizlik görülmediğini belirterek hükmü onamıştır.
CK. nun 254. maddesinde mahkemenin irat ve ikame edilen delilleri duruşmadan ve tahkikattan edineceği kanaate göre takdir edeceği hükme bağlanmıştır.
Ceza hukukunda kural savunmanın ispatlanması değil, savunmanın aksinin ispatlanmasıdır. Bu nedenle aşırı derecede alkollü olduğu otopsi raporuyla anlaşılan maktulün aksi kanıtlanamayan ve maddi delillerle de desteklenen savunmaya göre sanığa balta ile saldırdığını kabul eden Yerel Mahkemenin bu kabulle çelişen bir uygulama ile TCK. nun 51/1. maddesi ile hüküm kurması ve Yüksek Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin de oyçokluğuyla bu görüşü benimseyen kararına mevcut kanıtlar karşısında katılmak mümkün değildir.
Kaldı ki, görgü tanığı bulunmayan olayda sadece savunma ve maddi kanıtlar irdelenerek hasıl olan vicdani kanı ile sonuca gidilemez. Zorunluluğu bulunan somut olayda tahrikin varlığının kabulünde dahi sanığın savunmasının yegane delil olduğu gözardı edilmemelidir. Tam bir kanıya varılmayan kuşkulu hallerde kuşkunun sanığın lehine olduğu kuralı uyarınca aksi kanıtlanamayan savunmaya itibar edilmesi gerekir.
Bu itibarla; yasal savunmada zaruret sınırını aşarak maktulü öldürdüğü aksi sabit olmayan savunma ve mevcut kanıtlarla anlaşılan sanık hakkında TCK. nun 49. maddesi delaletiyle 50. maddesi ile uygulama yapılmalıdır. görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın adam öldürme suçunu yasal savunmada aşırılığa kaçmak suretiyle mi, yoksa maruz kaldığı hafif tahrikin etkisiyle mi işlediği hususlarında toplanmaktadır.
Hukuki uyuşmazlığın çözümü için, öncelikle ceza yargılamasının amacına uygun olarak davaya konu maddi olayın gerçekte ve geçmişte nasıl vuku bulduğu kanıtlar aracılığıyla araştırılarak anlaşılmalı, bu şekilde ulaşılan vicdani kanaat içinde cezayı etkileyici hallerin mevcut olup olmadığı belirlenmeli, şayet mevcutsa ne ölçüde var olduğu değerlendirilmelidir.
Ceza yargılamasında sabit olması gereken iddiadır. Savunma konusundaki prensip ise, kanuni karineler dışında savunmanın ispatının şart olmadığıdır. Başka bir ifade ile, savunmanın reddi için, aksi kanıtlanmış olmalıdır.
Bunun için de, duruşmada ileri sürülüp ortaya konulan, üzerinde tarafların tartışma ve değerlendirme yapmalarına olanak sağlanmış olan tüm kanıtlar irdelenmeli, vicdani kanıt sisteminin öngördüğü biçimde yapılan değerlendirme sonunda; savunmada ileri sürülen ve yargılama faaliyeti sonucunda verilecek hükme etkisi olabilecek nitelikteki hallerin, (örneğin; suçun sabit olmadığı yahut cezayı etkileyici hususların mevcut olduğu gibi) gerçekte var olmadıklarının kanıtlanması gereklidir. Savunmanın aksi kanıtlanmadığı takdirde, ileri sürülen hususla ilgili şüphe hali tümüyle ortadan kalkmış olmayacaktır. Bu durumda ise, şüpheden sanık faydalanır kuralı gereğince, kanıtlanamayan ve şüpheli kalan halden sanığın yararlandırılması gerekir.
İncelemeye konu somut olayda;
14.7.1996 günü saat 20.30 sıralarında bıçakla öldürme olayı olduğu yolunda ihbar almaları üzerine Büyükçekmece Yakuplu köyünün aşağı kısmındaki inşaatlara gelen Jandarma görevlilerince düzenlenen 14.7.1996 tarihli olay yeri tespit tutanağında; inşaat halindeki beş katlı bir binanın birinci katındaki banyo kısmında, tahminen 30 dakika kadar önce öldürülmüş olan, Azerbaycan uyruklu, Oruç isimli, 30 yaşlarındaki bir şahsın cesedine rastlanıldığı, cesette 4-5 yara ile sağ göğsüne saplı vaziyette bir bıçak görüldüğü, yapılan araştırmada Ganjali ismindeki bir kişinin ben öldürdüm diyerek çevrede dolaştığının belirlendiği,
Aynı tarihli yakalama tutanağında; sanık Ganjali Askerov'un civarda araştırma yapıldığı sırada Ambarlı köyüne doğru kaçarken yakalandığı, pantolonun paça kısmı ile üst kısımlarında maktule ait kan lekelerinin bulunduğu,
Yine aynı gün düzenlenen bir başka olay yeri tespit tutanağında ise; olayın meydana geldiği odanın karşısında bulunan tahtaların alt kısmında atılı olarak olayda sözü geçen baltanın elde edildiği, incelenen baltanın paslı olduğu ve üzerinde herhangi bir kan lekesi görülmediği bildirilmektedir.
Ceset üzerinde Adli Tıp Kurumu İstanbul Morg İhtisas Dairesinde yapılan otopsi işlemi sonucu düzenlenen 19.9.1996 günlü otopsi raporunda; vücudun muhtelif yerlerinde toplam 20 adet kesici-delici alet yarası, boynun sol yanından başlayıp sağ yanına kadar uzanan bir adet kesik vasıfta yara, kafada sağ parietal bölge arka kısımda 6 cm. uzunluğunda ve zemininde doku köprüleri olan bir adet raddi yara ile göğüste ve kaşta muhtelif ebatlarda raddi yaraların bulunduğu, kesici-delici alet yaralarından 19 adedinin, boyundaki kesinin ve kafadaki raddi yaranın müstakilen ölümü tevlit eder nitelikte oldukları, kişinin ölümünün; künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması ve kesici-delici alet yaralanmalarına bağlı büyük damar ve iç organ kesilmesinden gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği ve Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesinin raporuna göre maktulün kanında 422 mg/dl etanol (etil alkol) bulunduğu belirtilmektedir.
Sanık Ganjali Askerov kolluk ifadesinde; önceden maktul Oruç ile memlekette kavga edip barıştıklarını, olay günü birlikte içki içtiklerini, önceki kavgayı hatırlayan maktulün yanından kalktığını, elinde keserle geri gelip alnına dayayarak kafanı yaracağım diye söylediğini, bunun üzerine masanın üzerindeki bıçağı alıp vurduğunu, üç-dört bıçak attığını hatırladığını, gırtlağını kestiğini hatırlamadığını, daha sonra inşaatlardaki bakkala gidip bir arkadaşına olayı söylediğini, Haramidere'deki bir başka arkadaşına giderken de yakalandığını belirtmiş, C.Savcılığındaki ifadesinde; maktulle 1989 yılında bir düğünden dönüşte kavga edip barıştıklarını, bir süre önce de aralarında münakaşa çıktığını, kavga edip yeniden barıştıklarını, olay günü kaldığı inşaata misafir olarak gelen maktulle yemek yiyerek içki içtiklerini, bir ara dışarı çıkan maktulün elinde keserle dönerek keseri alnına dayadığını, kavgada burnumda çizik bırakmıştın, bende seni vurabilirim dediğini, barıştıklarını söylemesine karşın maktulün elindeki keseri vurmak için havaya kaldırıp hamle yaptığını, maktulün elini savurup bu arada masadan aldığı bıçakla maktule birkaç kere vurduğunu, kavga sırasında yanlarında kimsenin bulunmadığını, olaydan sonra inşaatta kalan hemşerilerine adam öldürdüğünü söylediğini ifade etmiş, Sulh Hakimliğinde ve duruşmada benzer anlatımda bulunmuş, maktulü bulunduğu yerden kaldırmadığını, cesedin banyoda değil yemek yedikleri salonda, üzerinde bıçak saplı vaziyette bulunduğunu, baktığında boğazının kesilmiş olduğunu gördüğünü, yarım saat kadar düşündükten sonra, inşaatta birlikte çalıştığı arkadaşlarının yanına gidip durumu anlattığını, maktul balta ile saldırdığında ona engel olmak isterken halindeki dairede yeniden yapılan aramada başka bir odada tahtaların altına atılmış durumda paslı ve üzerinde kan lekeleri olmayan bir baltanın bulunduğu anlaşılmaktadır.
Otopsi raporu, olay yeri tespit tutanağı ve krokisi ile olay yerinde çekilen fotoğraflara göre; sanık ile maktulün, işçilerin kaldığı dairenin giriş kapısına en uzak oda olan sağ taraftaki dip odada yemek yiyerek içki içtikleri, olayın bu odada başladığı, maktulün göğüs ve karın bölgesinde iç organlara nafiz 19 adet kesici-delici alet yarası, boğazındaki kesi ve kafasındaki künt darbenin tesiriyle öldüğü, cesedin ise göğsünde bıçak saplı vaziyette banyoda bulunduğu, olayın başladığı oda ile bitişiğindeki banyo arasında sürüklenme tarzında kan izi olmadığı anlaşılmaktadır. Olayın başladığı odadaki damlama şeklindeki kan lekeleri izlendiğinde oda kapısına, oradan da bitişik banyoya kadar devam ettiği ve orada sonlandığı görülmektedir. Balta ise dairenin giriş kapısının hemen yanında sol tarafta yer alan, olayın başladığı oda ile cesedin bulunduğu banyoya uzak başka bir odada, tahtaların altında bulunmuştur. Cesedin bulunduğu banyodan baltanın bulunduğu odaya kadar olan bölümde ve baltanın bulunduğu oda içinde kan lekesi olmadığı gibi, balta üzerinde de kan lekesi gözlenmemiştir. Buna göre, ölümün cesedin bulunduğu banyoda gerçekleştiği, baltanın sonradan bulunduğu odaya maktul tarafından götürülüp bırakılmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan sanığın, suçta kullandığı bıçağı maktulün göğsünde saplı vaziyette bırakıp olay yerinden ayrılırken, kendisine yönelik saldırıda kullanıldığını iddia ettiği ve savunmasını doğrulayacak nitelikte lehine kanıt olan baltayı saklaması ise hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Nitekim, sanık baltaya elini sürmediğini açıklamıştır. Esasen, inşaat halindeki bir binada ve tahtaların istifli olduğu odada balta bulunması da günlük yaşam deneyimlerine göre olağan olup, aynı inşaatta çalışan ve baltanın bulunduğu dairede kalan sanığın bunu bilmesi de normaldir.
Keza, olaydan sonra yarım saat kadar düşündüğünü, daha sonra arkadaşlarına adam öldürdüğünü açıkladığını söyleyen sanığın, maktulün baltalı saldırısından arkadaşlarına hiç söz etmemesi, baltalı saldırı sırasında kendini savunurken sol elinde meydana geldiğini iddia ettiği çiziği doktora göstermemesi, Adli Tıp Raporunda yara ve kesici alet izi veya nedbe dokusu bulunmadığının belirtilmesi karşısında, sanığın cezadan kurtulma veya azaltma amacına yönelik olduğu anlaşılan savunmasının aksi, şüpheye yer bırakmayacak biçimde kanıtlanmıştır.
Bu itibarla, ölümü ile sonuçlanan olayda maktulün sanığa balta ile saldırıda bulunmadığı, buna göre sanığın eylemini yasal savunmada sınırın aşılması koşulları altında gerçekleştirmediği anlaşılmaktadır. Ancak, geçmişte de iki kez maktulle kavga edip barışan sanığın, olay günü hangi nedenle başladığı ve kimin başlattığı kesin biçimde saptanamayan kavga sırasında Necafon Oruç Fermanoğlu'nu öldürdüğü anlaşılmış olup, Ceza Genel Kurulumuzun süreklilik gösteren uygulaması doğrultusunda; ölümle sonuçlanan kavgaya neden olan ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı belirlenemediğinden şüpheli kalan bu halden sanığın yararlandırılması suretiyle öldürme eylemini hafif haksız tahrik altında gerçekleştirdiği kabul edilmelidir. Yargıtay C. Başsavcılığının suçun yasal savunmada sınırın aşılması suretiyle işlendiğine yönelen itirazının reddi gerekir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Kurul Üyesi ise, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek karşı oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 08.05.2001 günü oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy