(765 S. K. m. 405) (2709 S. K. m. 143) (2845 S. K. m. 9) (1412 S. K. m. 2, 230)
Dava: Uyuşturucu madde kullanmak suçundan Sanık Erdal Karadeli'nin TCY.nın 404/2, 405/2, 59/2, ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 300.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince 18.1.2001 gün ve 55-2 sayı ile verilen kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 5.6.2001 gün ve 13946-17637 sayı ile;
CK.nun 3. maddesinde cezai uyuşmazlıklar arasındaki da bağlantı açıklanmış aynı yasanın 130. maddesinde ise geniş anlamda bağlantıdan bahsedilmiş ancak kanun tarifini yapmamıştır. Yargısal ve bilimsel doktrinde kabul edilen geniş anlamda bağlantılardan biride; suçlardan birisinin bir unsurunun veya cezasına tesir eden bir sebebin ispatının diğerinin unsurunu veya cezasına etki eden sebebinin kanıtlanmasına etki etmesi durumudur. bu şekilde aralarında dar ve geniş anlamda bağlantı bulunan cezai uyuşmazlıklara ilişkin davaların birlikte görülmesine engel bir durum olmadığı gibi muhakemelerin birleştirilerek yapılmasında hızın sağlanması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yönünden de fayda bulunmaktadır. Keza bu biçimdeki cezai uyuşmazlıklara ilişkin davaların birlikte görülmesinin istisnaları da kanunlarda açıkça sayılmıştır.
A- Ayrı cezai uyuşmazlıklara ilişkin davaların birlikte görülmesi için;
a- Cumhuriyet Savcısı davaları birlikte açarak muhakemeleri birleştirebilir
b- Davalar ayrı açılmış ise mahkemeler birleştirme kararı alabilir (CK. 4. maddesi)
B) Uyuşmazlıklar arasında irtibat görmeyen mahkemede her zaman ayırma kararı verebilmektedir.
Olayımızda da sanık Erdal hakkındaki uyuşturucu madde kullanma suçuna ilişkin kamu davası, sanıklar Hikmet ve İlhan'ın teşekkül halinde uyuşturucu madde suçunun ortaya çıkarılması, unsurları ve cezasına etki eden sebeplerin delillendirilmesi ve sübutu amacıyla aynı iddianame ile ağır suçun tabi olduğu Devlet Güvenlik Mahkemesine açılmıştır.
Gerek iddia gerekse mahkemenin kabulüne göre her iki suç (uyuşturucu kullanmak ve teşekkül halinde esrar satmak) arasında CK.nun 230. maddesi anlamında bağlantı bulunduğu ve bu maddenin amacına uygun olarak, dosyaların birlikte görülmesinde de fayda olduğu da gerçektir. Tebliğnamedeki suçlar arasında irtibat bulunmadığı görüşü yukarıda açıklanan nedenlerde yerinde görülmemiştir.
Bir an için iddianamedeki sanıkların eylemleri hakkındaki sevk ve anlatıma göre TCK.nun 404/2. maddesi kapsamında kalan suçun Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına girdiği kabul edilebilse de, davaların birlikte açılması halinde görevli mahkemenin daha ağır suça ilişkin yüksek dereceli mahkeme olduğunda kuşku yoktur.
Yine tebliğnamede uyuşturucu madde kullanmak suçunun Devlet Güvenlik Mahkeme-sinde görülmesiyle sanıkların CK.nun 135. maddelerindeki haklardan yararlanamayacaklarından bahisle savunma haklarının kısıtlanacağı ileri sürülmüşse de dosya kapsamından anlaşılacağı üzere hazırlık ve sorgulama aşamasında CK.nun 135. maddesi uyarınca yasal hakları hatırlatılıp, yargılama aşamasında sanığın vekili huzurunda ifadesi alındığı, savunma hakkına kısıtlama getirilmediği anlaşılmakla 2845 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesi statüsünde kabul edilen Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanmasının sanığın savunma hakkının kısıtlanması değil yüksek dereceli mahkemede yargılanması nedeniyle güvence niteliğinde bulunduğu da ortadadır.
Bu itibarla yukarda açıklanan nedenlerde tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. açıklaması ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 3.7.2001 gün ve 52777 sayı ile;
Devlet Güvenlik Mahkemesi Anayasanın 143. maddesinde tahdidi olarak sayılan suçlara bakmakla görevli olup bu suçların dışında herhangi bir suça ilişkin yargılama yapıp karar veremez. Görev hususunun kamu düzenini ilgilendirdiği kuşkusuzdur. 2845 sayılı Yasanın 18. maddesinde 3200 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin gerekçesinde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin özel nitelikli bir ihtisas mahkemesi olduğu açıklanmış olup Anayasanın 143. maddesiyle çizilmiş görev sınırının aşılması mümkün değildir. Herhangi bir nedenle ya da usul ekonomisinden söz edilmesi suretiyle Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevi genişletilemez. Anayasa Mahkemesinin 21.05.1974 gün ve 1973/46 E. 1974/21 K. sayılı kararında da Devlet Güvenlik Mahkemesinin görev sınırlarının genişletilemeyeceği vurgulanmıştır.
İddianamede sanık Erdal'a atfedilen eylem TCK. 404/2. maddesi kapsamındaki uyuşturucu madde kullanmaktan ibaret olup, anılan eyleminin 2845 sayılı Yasanın 9. maddesinde sayılan suçlardan bulunmadığı açıktır. Esrar kullanmak suçunu işleyen sanık Erdal ile teşekkül halinde uyuşturucu ticareti yapmak suçunun failleri arasında CK. 2, 3 ve 4. maddeleri anlamında bir irtibat da bulunmamaktadır. Devlet Güvenlik Mahkemelerince görev kapsamı dışındaki bir suçla ilgili yargılama yapılması 3842 sayılı Kanunla CK. nunda yapılan değişiklikle sanık lehine getirilen CK. 135-136 maddelerinin uygulanmaması sonucunu doğurmuş olup, sanık Erdal'ın savunma hakkının kısıtlanması söz konusudur. Hazırlık ve sorgulama aşamasında bu hakların hatırlatılmasının sonuca etkisinin bulunmadığı açıktır. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanması halinde birden fazla müdafiinin yardımından faydalanabilecek olan sanığın, Devlet Güvenlik Mahkemesinde bu imkanı kullanamamasının da gösterdiği gibi, yüksek dereceli mahkemenin daha güvenceli olduğu düşüncesinin hukuki geçerliliği bulunmamaktadır. Bu nedenle Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevsizlik kararı verilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurması savunmaya yönelik olması yanında kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle sanık lehine uyulması zorunlu hükümlerin tatbik edilmemesi sonucunu doğurmuştur. görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılması ve Sanık Erdal Karadeli hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Esrar içicisi olduğu bilinen sanık Erdal Karadeli'nin evinde yapılan aramada 35 gr. esrar maddesi ele geçirilip, 50 gr. esrar maddesini 60.000.000 lira karşılığında 14.3.2000 tarihinde diğer sanıklardan İhsan Evren'den aldığını belirtmesi ve telefonla görüşmesi halinde bu kişiye de esrar maddesiyle yakalatabileceğini söylemesi üzerine telefonla görüştürüldüğünde 100 gr. esrarın 130.000.000 liraya temini konusunda anlaşma sağlandığı, buluşma yeri belirlenip tertibat alındığı, esrar maddesini teslim etmek üzere gelen sanıklar Suat Evren ve Hikmet İstemihan'ın da yakalandıkları, sanıklar İhsan ve Suat Evren ile Hikmet İstemihan haklarında teşekkül oluşturmak suretiyle esrar satmak suçundan TCY.nın 403/5-7 maddesi, sanık Erdal Karadeli'nin ise esrar kullanmak suçundan TCY.nın 404/2, 405/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması için Devlet Güvenlik Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
Yerel Mahkemece kanıtlar toplandıktan sonra sanık Erdal Karadeli'nin içmek amacıyla esrar bulundurmak suçunun sabit olduğu, sanık Suat'ın yüklenen suçu işlediğine ilişkin cezalandırılmasını gerektirir yeterli kanıt elde edilemediği, diğer sanıkların ise uyuşturucu madde satımı hususunda önceden anlaşıp birlikte hareket ettiklerine ilişkin yeterli kanıt bulunmadığı, eylemlerinin bireysel olarak uyuşturucu madde nakletmek olduğu kabul edilerek; sanık Suat'ın beraatine, sanık İhsan'ın TCY.nın 403/5, 81/1; sanık Hikmet'in TCY.nın 403/5, 55/3, 59/2 ve sanık Erdal'ın TCY.nın 404/2, 405/2, 59/2. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmiş ve bu mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmıştır.
Ayrıntıları yukarıda açıklanan somut olayda Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanık hakkındaki yargılamanın Devlet Güvenlik Mahkemesince yapılması nedeniyle göreve ilişkin usul kuralının ihlal edilip edilmediğinin dolayısıyla savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin yasal düzenlemeler incelendiğinde;
Anayasanın, Devlet Güvenlik Mahkemeleri başlığını taşıyan 143. maddesinin 1. fıkrasında; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya Devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulur.
Aynı maddenin son fıkrasında ise, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin işleyişi, görev ve yetkileri ve yargılama usulleri ile ilgili diğer hükümler, kanunda gösterilir. hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükme dayanılarak 18.6.1983 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasanın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevleri başlığını taşıyan 9. maddesinde, Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.
a) ....
b) 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ile Türk Ceza Kanununun 264 ve 403. maddelerinde yazılı toplu olarak veya teşekkül vücuda getirmek suretiyle işlenen suçlar.
c) ....
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ve bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanır....;
Aynı yasanın 18. maddesinde ise, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanması bakımından Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Ağır Ceza Mahkemesi derecesindedir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 262. maddesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri hakkında uygulanmaz. hükümleri yer almaktadır.
Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Ağır Ceza Mahkemesi derecesinde olan ve genel mahkemelere nazaran, özel mahkemelerdir. Madde itibariyle yetkileri ise, 2845 sayılı Yasanın 9. maddesinde sayılan ve özellik arzeden suçlar ile sınırlıdır. Aynı maddede, bu suçları işleyenler ve suç ortaklarının, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu mahkemelerde yargılanacağı belirtilerek bir ölçüde bu hususta yargılamanın birleştirilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Aynı Yasanın 29. maddesi uyarınca da bu yasaya aykırı olmayan hallerde CYUY. hükümleri de uygulanabilecektir.
Öte yandan davaların birleştirilmesi hususu CYUY.nın 2 ve devam eden maddeleri ile 230. maddesinde ele alınmış olup, bu düzenleme ile aralarında kişisel ya da eylemsel bağ bulunan davaların hem kısa zamanda bitirilmesi, hem de aynı sanık veya eylemle ilgili kanıtların bir arada toplanıp bir bütün olarak değerlendirilmesi suretiyle somut gerçeğin en doğru şekilde ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Kaldı ki davaların birleştirilmesinden sonra bu yararın ortadan kalkması halinde CYUY.nın 2. maddesinin son fıkrası uyarınca davaların ayrılmasına karar verilmesi de yargılamanın her aşamasında olanaklıdır. Örneğin hazırlık soruşturmasını yapan C. Savcısı da bağlantı olan davaları birlikte yüksek görevli mahkemede açmak suretiyle birleştirmeyi sağlayabilecektir.(Prof. Dr. B.Öztürk, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, sh.205)
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanık Erdal'ın açıklamaları sonucunda diğer sanıklar yakalanmış olup, tüm sanıklar hakkında hazırlık soruşturması birlikte yapılmış ve eylemler arasında bağlantı görülerek dava yüksek görevli mahkeme olan Devlet Güvenlik Mahkemesinde açılmıştır. Diğer sanıklara yüklenen suç teşekkül halinde uyuşturucu madde temini suçu olup, yargılama görevinin Devlet Güvenlik Mahkemelerine ait olduğu açıktır. Yerel Mahkemece eylemler arasındaki bağlantı gözetilerek, kendisinin görevli olduğu kabulüne dayalı sürdürülen yargılamada kanıtlar toplanarak sanıkların eylemlerinin nitelendirilmesi yapılmıştır. Nitekim bu nitelemeye bağlı olarak, sanık Erdal hakkında, TCY.nın 405. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "indirici hüküm uygulanmış ve diğer sanıkların eylemleri ise bireysel uyuşturucu temini olarak kabul edilip, buna göre cezalandırılma yoluna gidilmiştir. Somut olay itibariyle bu uygulama dava ekonomisine, adalet dağıtımında istikrar ve çabukluk sağlanması esaslarına da uygundur. Bu itibarla somut olayın açıklanan özelliklerine nazaran Yerel Mahkemenin uygulaması ve Özel Dairenin bu uygulamayı hukuka uygun kabul etmesi isabetli olduğundan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri ise; iddianamede gösterilen sevk maddeleri ve tavsife göre açıkça Asliye Ceza Mahkemesinin görevine giren bir suçtan dolayı Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılama yapmaya yasal olanak bulunmadığından haklı nedenlere dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C .Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.10.2001 günü oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy