(3167 S. K. m. 16) (4616 S. K. m. 1)
Dava: Karşılıksız çek düzenlemek suçundan sanık S.G.'ın beraatına ilişkin Ankara 22. Asliye Mahkemesi'nce 17.6.1998 gün ve 1307-656 sayı ile verilen kararın katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10.Ceza Dairesince 19.10.1999 gün ve 10793-11989 sayı ile;
Mahkemece çekteki keşideci imzasının sanığa ait olmadığı bilirkişi raporu ile belirlendiğinden Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2.3.1997 gün ve 7/351-55 sayılı kararında açıklandığı üzere eylemden şikayet bulunduğu nazara alınarak çeki keşide edenin tespiti ile hakkında ek iddianame ile kamu davası açılmasının sağlanması ve deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise, 1.3.2000 gün ve 1194-88 sayı ile; Özel Daire bozma kararında sözü edilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı 2.3.1992 gün ve 1991/7-351, 1992/55 sayılı olup, bu kararda aynen ... incelenen olayda müşteki vekilinin yasal sürede karşılıksız çek düzenlemek suçundan M.K. hakkında şikayetçi olduğu bu nedenle bu şahıs hakkında dava açıldığı ancak yapılan yargılama sonunda suç konusu çekin eşi H.K. hakkında düzenlendiği belirlenerek beraatına karar verildiği, eşi H.K. hakkında gereğinin takdir ve ifası ile dava açılması için dosyanın C.Savcılığına gönderildiği, Savcılıkça önce şikayet süresi geçmiştir. denilerek takipsizlik kararı verilmesine rağmen daha sonra sanık Hatice Kaya hakkında dava açıldığı saptandığına göre müşteki vekilinin M.K. hakkındaki şikayetinin sanık yönünden de geçerli sayılması gerekir denilmektedir.
Görüldüğü gibi Özel Dairece bozma kararına dayanak yapılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararının olayımızla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Çünkü anılan kararda karşılıksız çek düzenlemek suçlarından şahısta hata sonucu yapılan şikayetin gerçek fail içinde geçerli olduğu belirtilmiş ve ancak beraat eden sanıkla çeki düzenleyen kişinin birlikte yargılanacağı gibi bir hususa yer verilmemiştir.
Bu itibarla söz konusu Ceza Genel Kurulu kararına dayanılarak yapılan bozma yerinde değildir.
Öte yandan suça konu çeki düzenleyen kişinin belirlenmesi halinde bu şahsın eylemi karşılıksız çek düzenleme suçunu değil, bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturacağından delillerin takdir ve değerlendirilmesi ağır ceza mahkemesine ait olacaktır.
Bir diğer hususta suça konu çeki düzenlemediği bilirkişi raporuyla kesin olarak saptanan bir kişinin beraatına karar verilmesi doğal olup, anılan kişinin sanık sıfatının devam ettirilmesi ceza hukukunun temel ilkelerine aykırıdır.
Kaldı ki suça konu çeki düzenleyen kişi hakkında kamu davası açıp açmamak C. Savcısının takdirine kalmış bir durum olup, bu konuda mahkemelerin onları zorlamaları olanaklı değildir. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 14.11.2001 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Karar: Sanığın karşılıksız çek düzenlemek suçundan beraatına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın hukuki durumunun tayini için çeki düzenleyen kişi hakkında ek iddianame ile dava açtırılmak suretiyle soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Ancak, uyuşmazlığın esasının incelenmesine geçilmeden önce sanığın hukuki durumunun, 22.12.2000 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4616 sayılı Yasa kapsamında ele alınarak belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 30.01.2001 gün ve 6/7 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, anılan yasanın 1. maddesinin 4. bendinde, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili yasa maddesinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kurallar düzenlenmiş, aynı maddenin 5, 6, 7, 8 ve 9. bentlerinde ise bu yasanın uygulanması olanağı bulunmayan suçlar ile koşullara yer verilmiştir. Bu hükümlerin bir kısmı ise Anayasa Mahkemesi'nin 18.07.2001 gün ve 4/332 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Yasal düzenleme ve yargısal kararlara ilişkin bu bilgiler ışığında somut olay değerlen-dirildiğinde;
Sanığın, 27.5.1997 tarihinde işlediği iddia olunan ve yerel mahkemenin beraat kararına konu edilen karşılıksız çek düzenlemek suçu 3167 sayılı Yasanın 16. maddesinde tanımlanmıştır. Anılan maddede belirlenen ceza üst sınırı itibariyle on yıl özgürlüğü bağlayıcı cezadan daha az olup 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 5. bendinde on bir alt bent halinde sayılan kapsam dışı suçlar içinde de yer almamaktadır.
Sanığa yüklenen ve 3167 sayılı Yasanın 16. maddesinde tanımı yapılan suçun tür ve niteliğine, maddede öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın üst sınırına, yargılamaya konu eylemin 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenmiş olmasına ve 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 5. bendinde sayılan kapsam dışı suçlar arasında yer almamasına göre, aynı maddenin 4. bendi uyarınca davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine yer olup olmadığının yerel mahkemece değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğundan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Kurul üyelerinden O. Şirin ise, Ceza Genel Kurulunun 6.11.2001 gün ve 216-232 sayılı kararında beraat kararlarının esastan incelenmesi esası kabul edilmişse de, Özel Dairenin bozma kararının niteliği nazara alındığında yerel mahkemenin isabetsiz olan direnme hükmünün öncelikle 4616 sayılı Yasa uyarınca değerlendirilmesi zorunluluğundan bozulmasına karar verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne sonucu itibariyle katılıyorum görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle 4616 sayılı Yasa uyarınca değerlendirme yapılmak üzere BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 11.12.2001 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak gerekçede oyçokluğu sonuçta oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy