(213 S. K. m. 13, 253, 256, 341, 344, 359)
Dava: Vergi Usul yasasına aykırılık suçundan sanık Y. Ö.'ün beraatine ilişkin Ordu Asliye Ceza Mahkemesince 27.10.1998 gün ve 668-631 sayı ile verilen kararın katılan Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 11.Ceza Dairesince 2.6.1999 gün ve 3728-5011 sayı ile;
213 sayılı Kanunun 253. maddesine göre tuttuğu defter ve belgeleri ait olduğu yılın başından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmek zorunluluğunda bulunan sanığın, usulüne uygun olarak yapılan tebligata rağmen istenen defter ve belgelerini aynı Kanunun 13. maddesinde gösterilen mücbir sebeplere veya kastı kaldıran diğer nedenlere dayanmadan yetkililere ibraz etmemesi şeklinde oluşan eylemi ile vergi kaybına sebebiyet verdiğinin kabulünde zorunluluk bulunduğu ve dosyadaki belge ve bilgilerden fiilen vergi kaybının da doğduğunun anlaşıldığı gözetilmeden, vergi ziyaı bulunmadığına işaret eden bilirkişinin isabetsiz raporuna uyularak, mahkumiyet yerine beraat kararı verilmesi isabetsizliğinden, Daire Üyelerinden Z. A.'ın Vergi kaybının varlığının tarafsız bilirkişi raporu ile belirlenmesi şarttır. Olayda bilirkişi vergi kaybının olmadığını belirtmiştir. Vergi kaybının varlığının kabulünün zorunlu olduğu yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum görüşüyle kullandığı karşı oy ve oyçokluğu ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise, 24.6.1999 gün ve 490-698 sayı ile; Suç tarihine göre sanık lehine olan yasa maddesi suçun oluşumu için vergi ziyaını aramaktadır. Bilirkişinin raporuna göre de vergi ziyaı oluşmamıştır. Ayrıca, bu konuda daha önce mahkememize verilen kararlar 9 ve 11.Ceza Dairelerince onanmıştır. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da katılan Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 24.2.2001 günlü tebliğnamesiyle 11. Ceza Dairesine ve Özel Dairece de Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI
Vergi mükellefi olan sanığın, 28.2.1997 tarihinde bilardo salonu işletmeciliği faaliyetini bıraktığını bildirmesi üzerine, Vergi Dairesi Müdürlüğünce 1997 yılına ait yasal defter ve belgelerinin incelenmek üzere 15 gün içinde ibrazı için 28.5.1997 tarihinde sanığa tebligat yapılmış, 6.6.1997 tarihinde yapılan vergi incelemesi sırasında bir cilt fatura ile 44 adet adisyon tipi perakende satış fişinin ibraz edilmediği tespit edilerek sorulduğunda sanığın, kaybolmuştur dediği belirlenmiştir.
Sanığın 213 sayılı Yasanın 359/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan davada, vergi ziyaı oluşmadığının bilirkişi raporuyla saptandığından bahisle beraat kararı verilmiş ve bu hüküm katılan Hazine vekilinin temyizi üzerine bozulmuştur.
Açıklanan somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığa yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşabilmek için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar vardır.
213 sayılı Vergi Usul Yasasının Defter ve vesikaları muhafaza başlığını taşıyan 253. maddesinde, Bu kanuna göre defter tutmak mecburiyetinde olanlar, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.
Aynı Yasanın Defter ve bilgilerin ibrazı mecburiyeti başlığını taşıyan 256. maddesinde ise, Geçen maddelerde yazılı gerçek ve tüzel kişiler bu kısım gereğince muhafaza ettikleri her türlü defter, vesika ve karneleri muhafaza süresi içinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmeye mecburdurlar. hükümleri yer almaktadır.
Ayrıca suç tarihi nazara alındığında o tarihte yürürlükte bulunan 344. maddenin birinci fıkrasında vergi kaçakçılığı suçu, mükellef veya sorumlu tarafından kasten vergi ziyaına sebebiyet verilmesidir. şeklinde tanımlanmış ve maddenin ikinci fıkrasında altı bent halinde sıralanan hallerden biri ile vergi ziyaına neden olunması halinde kastın var olduğunun kabul edileceği belirtilmiştir. Vergi kaçakçılığının yaptırımı ise suç tarihi itibariyle aynı Yasanın 359 uncu maddesinde düzenlenmiştir.
Vergi kaçakçılığı suçunun tarif edildiği 344 üncü maddenin 6 ncı bendinde ise, Vergi kanunlarına göre tutulması ve muhafazası mecburi olan defter veya vesikaları yok etmek veya gizlemek (mevcudiyetleri noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde vergi incelemesine yetkili kimselere inceleme sırasında defter ve vesikaların ibraz edilmemesi gizleme demektir.) hükmüne yer verilmiş, defter ve belgeleri gizleme haline açıklık getirilmiştir.
Görüldüğü gibi suç tarihinde yürürlükte bulunan yasal düzenlemeye göre, defter ve belgeleri gizleme suçunda kastın varlığı kabul edilmektedir. O halde bu suçun oluşması için aranacak unsur vergi ziyaının varlığıdır. Vergi ziyaı ise, aynı yasanın 341. maddesinde mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevleri zamanında yerine getirmemesi veya eksik getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya eksik tahakkuk ettirilmesi olarak tanımlanmıştır. Ancak, yasada vergi ziyaının somut olarak varlığının aranıp aranmayacağı hususunda bir açıklık yoktur.
Defter ve belgelerin gizlenmesi halinde, sağlıklı bir vergi incelemesi yapılamayacağı açıktır. Vergi denetimi olanağını kaldıran bu halde artık somut bir vergi ziyaının tespiti olanağı da ortadan kalkmaktadır. O halde, mükellefin sorumluluğunu kaldıracak olan ve 213 sayılı Yasanın 13. maddesinde düzenlenen, irade dışında meydana gelen kaybolma, çalınma, yanma, yer sarsıntısı veya su basması sonucu yok olma ve benzeri mücbir sebeplere dayanılması, bu hallerin veya kastı ortadan kaldıran diğer hallerin kanıtlanması dışında, vergi ziyaının varlığının kabulü de zorunludur. Bir başka anlatımla yukarıda değinilen haller dışında mefruz vergi ziyaı bulunduğu kabul edilmelidir. Ceza Genel Kurulunun 23.11.1999 gün ve 273-288 sayılı kararı ile süreklilik gösteren diğer kararlarında da aynı esas kabul edilmiştir.
Kaldı ki, 29.7.1998 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4369 sayılı Yasa ile 213 sayılı Yasada yapılan değişiklikler ile vergi kaçakçılığı suçlarında vergi ziyaının varlığı suçun unsuru olmaktan çıkarılmış ve defter ve belgeleri gizleme halinde suçun oluştuğu hükme bağlanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanık, bilardo salonu işletmeciliği faaliyetini terk ettiğini bildirdiği halde kullanmadığı belgelerini iptal edilmek üzere vergi dairesine ibraz etmediği gibi, incelenmek üzere ibrazı için tebligat yapıldığı halde, yasa gereği beş yıl süreyle saklama ve istenildiğinde ibraz etme yükümlülüğü bulunan belgelerinden bir kısmının kaybolduğunu bildirmiştir. Bu belgelerin kaybolduğunu bildiren sanık, 213 sayılı Yasanın 13. maddesinde belirtilen mücbir sebeplerden herhangi birinin varlığını da kanıtlayamamıştır. Defter ve belgelerin gizlenmesi hali oluşmuştur. Öte yandan vergi incelemesi yapılarak, sanığın vergi ziyaına neden olduğu saptanıp hakkında vergi kaçakçılığı cezası kesildiği de nazara alındığında, vergi ziyaının bulunduğu ve suçun unsurlarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla sanığın mücerret savunmasına ve dosya kapsamına uymayan şekilde, somut vergi ziyaı belirlenemediğinden bahisle suçun unsurlarının oluşmadığına ilişkin bilirkişi raporuna dayanılarak, dosya kapsamına ve yasaya aykırı şekilde, suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle isabetsiz olarak kurulan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki kurul üyesi ise; suç tarihi itibariyle yürürlükte olan 213 sayılı Yasanın 344 üncü maddesinin açıklığı karşısında somut vergi ziyaının varlığının tespiti gerektiğinden, isabetli olan direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy