(765 S. K. m. 55, 456, 457) (647 S. K. m. 6) (1412 S. K. m. 135, 138, 141) (CGK. 10.03.1998 T. 1998/2-14 E. 1998/74 K.)
Dava: Bıçakla etkili eylem suçundan sanık M. A'un TCY.nın 456/4, 457/1, 55/3. maddeleri uyarınca 2.328.888 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, bu cezanın 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca Ertelenmesine İlişkin Araban Sulh Ceza Mahkemesi'nce 22.2.2000 gün ve 25/11 sayı ile verilen kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı İnceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 30.5.2001 gün ve 5610/9987 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 20.6.2001 gün ve 58083 sayı ile;.
Sanığın, mahkemece (talimatla) savunmasının alınması ile hüküm tarihinde CYUY.nın 135, 138, 141. maddeleri uygulanmadan, savunmanın kısıtlanmasını ortadan kaldıracak şekilde müdafii tayin edilmediği, bu nedenle savunma hakkının tam sağlanması için hükmün bozulması gerektiği görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın, yakınana bıçakla etkili eylemde bulunmak suçundan dolayı cezalandırılmasına karar verilen olayda, oluş ve suçun sübutunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, hüküm tarihinde onsekiz yaşını bitirmemiş olan sanık hakkında, müdafiinin bulunmadığı oturumda hüküm kurularak savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Sanık M. A'un, hazırlık soruşturması sırasında C. Savcısı tarafından ifadesi alınırken re'sen seçilen Avukat M. T. D. müdafii olarak hazır bulunmuş ve CYUY.nın 138. maddesi gereğince sanık savunmasını yaparken hukuki yardım almıştır.
Son soruşturma aşamasında ise, talimat yoluyla Gaziantep 1. Sulh Ceza Mahkemesince 8.9.1999 tarihinde sorgusu yapılırken, müdafii olduğunu bildiren Avukat Ö. A. hazır bulunmuş, sanık hakkında lehe olan yasa hükümlerinin uygulanmasını talep etmiştir. Ancak, sanık ve müdafii Yerel Mahkeme huzurunda duruşmaya katılmadıkları gibi, sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükmün kurulduğu 22.2.2000 günlü oturumda da hazır bulunmamışlardır. Sanık ve müdafiinin yokluğunda kurulan hüküm, son soruşturma aşamasında sanığın sorgusunda hazır bulunan müdafii Av. Ö. A'e tebliğ edilmiş ve bu avukat tarafından da temyiz edilmiştir.
3842 sayılı Yasa ile değişik CYUY.nın 138. maddesi gereğince, sanık onsekiz yaşını bitirmemiş ise ve bir müdafii de bulunmazsa zorunlu müdafiilik sistemi kabul edilmiş, isteği aranmaksızın kendisine müdafii tayin edileceği hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemenin amacı, kendisini yeterince savunabilecek durumda bulunmayan küçük sanıkların ve maddede yazılan diğer kişilerin savunmalarında zaafiyete düşmelerinin önlenmesidir.
Somut olayda, 27.6.1982 doğumlu olan sanık, suç ve hüküm kurulduğu tarihlerde onsekiz yaşından küçük olmasına karşılık, gerek hazırlık soruşturması aşamasında, gerekse son soruşturma aşamasında sorgusu yapıldığı sırada müdafii hazır bulunmuş ve hukuki yardımdan yararlanmıştır. Son soruşturma aşamasında hazır bulunan müdafiinin talebi de dikkate alınarak sanık hakkında seçimlik cezalardan para cezası tercih edilmiş ve lehe hükümler uygulanarak bu cezası da ertelenmiştir. Keza, sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükmün tebliği üzerine de aynı müdafii tarafından yasal süre içinde temyiz yasa yoluna başvurulmuştur. Öte yandan sanık, inceleme tarihi itibariyle onsekiz yaşını bitirmiş olup, artık geriye dönülerek kendisine zorunlu müdafii tayini de olanaksızdır. O halde sanığın savunmasında bir zaafiyet bulunmayıp, savunma hakkı yeterince kullanıldığından savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemez. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 10.3.1998 gün ve 14/74 sayılı kararında da aynı esas kabul edilmiştir.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri ise; CYUY.nın 138. maddesinde buyurucu bir hüküm getirilmiş olup, bu hükme aykırı uygulama yapılması olanaksızdır. Bu hüküm karşısında haklı nedenlere dayanan itirazın kabulü gerekir. gerekçesi ile karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 03.07.2001günü oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy