(765 S. K. m. 29, 51, 59, 455) (647 S. K. m. 4, 6) (1412 S. K. m. 32) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan sanık Ömer Manas'ın TCY. nın 455/1, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 50.000.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Afyon Asliye Ceza Mahkemesince 14.12.1999 gün ve 1443/1643 sayı ile verilen kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 03.04.2000 gün ve 3432/3564 sayı ile;
Sanık savunmalarında düğüne gittiklerinde tabancasını annesine muhafaza etmesi için verdiğini, çıkışta annesinden alıp kontrol ederken tabancanın ateş aldığını ve ölene isabet ettiğini bildirdiği, sanığın annesi Firdevs Manas'ın sanığı doğruladığı, tanıklar Süleyman Arısoy ile Mustafa Uygun'un ise sanığın önce havaya ateş ettiği ve ondan sonra doldur boşalt yaparken ateş alıp ölene isabet ettiğini söyledikleri, sanığın önce havaya ateş edip etmediği hususunun çelişkili olduğu ve bu durumun olayın işleniş şekline yönelik olduğu cihetle, öncelikle sanığın doldur boşalt yapmadan önce havaya bir el ateş edip etmediği hususunda tanıkların yeniden dinlenmesi ve çelişkinin giderilmeye çalışılması olayın işleniş şeklinin açıklığa kavuşturulmasından sonra sanığın kişiliği, ölenin yakını oluşu ve ölenin mirasçılarının şikayetçi olmayışı nazara alınarak karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 25.05.2000 gün ve 663/735 sayı ile; Tabancanın sanık tarafından önce havaya ateş edilip edilmemesinin taksirli bir suç olan olayda suçun işleniş şeklini nasıl değiştireceği anlaşılmamıştır.
Zira olay taksirli bir suçtur, olayda TCY. 51. maddesinin veya buna benzer hafifletici maddelerin uygulanma olanağı bulunmadığından şahitlerin yeniden dinlenmesi sonuca etkili görülmemiştir.
Kaldı ki; benzer konuda mahkememizin vermiş olduğu kararlar Yargıtay'ca onandığı halde ve böyle bir tartışmaya girilmediği halde bu dosyada Yargıtay'ın aynı konuda çelişkili bir karar verdiği görülmüştür.
647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmama açısından ve teşdit uygulanması açısından değerlendirmede ise, mahkememiz kusur yoğunluğu halinde bütün kararlarında teştiden karar vermektedir.
Yeni hazırlanması düşünülen ceza kanunu tasarısında da bilinçli taksir şeklinde yeni bir suç türü çıkmakta, bunun cezai müeyyidesinin diğer taksirli suçlardan daha yoğun, daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.
Bu uygulama bu dosya için değil, mahkememizin bütün dosyalarında geçerli olup, bu tip uygulamamız da onanan dosyalarımızda Yargıtay tarafından makul karşılandığı görülmektedir. Kaldı ki mahkeme takdir hakkı sınırı içerisinde ve TCK 29. maddesinin gerekçelerini yazarak teştiden ceza uygulamıştır. Uygulanan teştid de fahiş değildir. Temel cezanın 1/2'si oranında artırma yapılmıştır.
647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmama gerekçesi daha önceki kararımızda belirtilmiştir. Buna ilaveten, taksirli suçlarda 647 sayılı Yasanın uygulama şekli parlamentodaki bu kanunun çıkışındaki tartışmalar ve meclis tutanaklarından anlaşıldığına göre, ölen kişinin sanığın annesi, babası, karısı ve çocuğu gibi birinci derecede yakınlığı halinde uygulama şansını mahkemeye bırakmak için çıkartılmış bir haktır. Ancak bunu hakimin uygulama mecburiyeti yoktur, bu mahkemenin taktirine bırakılmıştır.
Bu nedenle 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin de daha önce belirttiğimiz gerekçelerle tam kusurlu olan bir kişinin cezasının paraya çevrilmesi, hakkaniyete aykırı olabileceği gibi, Yargıtay'ın bu konuda, takdirde yanılgıya düşülmüştür şeklinde bozma kararları mevcuttur. Üstelik bu bozma kararları da Yargıtay 2. Ceza Dairesine aittir.
Kaldı ki polis memuru olan sanığın lehine 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanması da sırf sıfatından dolayı bu maddenin uygulanmasını gerektirmediği, herkesin kanun önünde eşit olduğu gözönüne alınarak, Yargıtay'ın bu şekilde değerlendirmesine katılınmamıştır.
Cezanın miktarı da dikkate alınarak 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uygulanmamıştır gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık vekili ve Yerel C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının onama istekli 19.06.2001 günlü tebliğnamesiyle 2. Ceza Dairesine ve Özel Dairece de Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın, tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, tanıkların yeniden dinlenmesi suretiyle anlatımları arasındaki çelişkinin giderilmesi için soruşturmanın genişletilmesine gerek olup olmadığı, hüküm kurulurken sanığın kişiliği, ölenin yakını oluşu ve mirasçıların şikayetçi olmamaları olgularının değerlendirilmiş bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Olay tarihinde düzenlenen tutanaklarda, bir düğün sırasında ateşli silahla yaralanan maktulün kaldırıldığı Devlet hastanesinde ameliyat edilmesine rağmen kurtarılamayarak öldüğü, maktulü hastaneye getirenler arasında bulunan ve polis memuru olduğu anlaşılan sanık Ömer'in burada yakalanarak olayda kullanılan beylik tabancasına el konulduğu belirtilmiştir.
Müşteki Sevim Gümüşdede kolluk ifadesinde ölenin eşi ve sanığın yeğeni olduğunu, davetli oldukları düğünde sanığın tabancasından çıkan merminin kazayla isabet etmesi sonucu eşinin öldüğünü, şikayetçi olmadığını beyan etmiştir.
Maktulün mirasçıları oldukları anlaşılan Sevim, Yalçın ve Bekir Gümüşdede 12.11.1999 tarihinde C.Savcılığına sundukları müşterek dilekçe ile kazayla maktulün ölümüne neden olan sanıktan şikayetçi olmadıklarını bildirmişlerdir.
Sanık Ömer, aşamalarda tutarlı bir şekilde, trafik polisi olarak görev yaptığını, olay tarihinde izinli olarak geldiği memleketinde annesi ile birlikte gittikleri düğünde beylik tabancasını annesine verdiğini, onun da çantasına koyduğunu, arkadaşlarıyla beraber içki içtiğini, eve gitmek için kalktıklarında annesinden tabancayı alıp, düğün evinin kapısından çıkışta yere doğru tutarak namlusunda mermi olup olmadığını kontrol etmek istediğinde nasıl olduğunu anlayamadığı bir şekilde patladığını ve 4-5 metre mesafede bulunan eniştesi İhsan'ın yaralandığını, hemen hastaneye götürdüklerini, ancak kurtarılamadığını, polis olduğu için tabancasını emniyeti açık olarak taşıdığını, annesine verirken de kapatmayı unuttuğunu söylemiştir.
Tanık Firdevs Manas, kolluk tarafından alınan ifadesinde, oğlu olan sanığın, gittikleri düğünde silahını kendisine verdiğini, çantasında muhafaza ettiğini, düğün bitiminde eve gidecekleri sırada geri verdiği silahı sanığın kapının önünde dolu olup olmadığını kontrol ettiği sırada patladığını, yaralanan maktul İhsan'ın bilahare hastanede öldüğünü belirtmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Tanık Süleyman Arısoy kollukta, saat 22.30 sıralarında düğünün bitiğini ve sanığın kapıda silahıyla havaya bir el ateş ettiğini, ardından silahını yere doğrultup doldur boşalt yaparken silahın ateş aldığını ve maktulün yaralandığını beyan etmiş, duruşmada da bu ifadesini aynen tekrar ettiğini bildirmiştir.
Tanık Mustafa Uygun kollukta, düğün bitiminde sanığın kapının önünde havaya bir el ateş ettiğini, daha sonra silahı yere doğrultup doldur boşalt yaparken silahın ateş aldığını ve yaralanan maktulün bilahare hastanede öldüğünü belirtmiştir. Duruşmada ise, sanığın havaya bir el ateş ettiğini, silahın tutukluk yaptığını, daha sonra doldur boşalt yapıp tekrar ateş ettiğinde maktule isabet ettiğini söylemiştir.
Görüldüğü gibi, her üç tanığın olayın oluşuna ilişkin anlatımları ile savunma ve mahkemenin kabulü birbirlerinden farklıdır. Yerel Mahkemece tanıklar aynı oturumda dinlendikleri halde anlatımları arasında doğan bu çelişki giderilmemiş, buna karşılık tanık Mustafa Uygun'un kolluktaki anlatımıyla da çelişen duruşmadaki ifadesi esas alınarak sanığın en aleyhine olan oluş biçimi kabul edilmiş, ancak nedenleri açıklanmamıştır. Ceza Yargılamasının amacı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması esasına dayanmaktadır. Bu nedenle gerçek oluşun belirlenebilmesi için, tanık anlatımları arasındaki açık çelişkinin giderilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, sanık hakkındaki ceza alt sınırdan ayrılmak suretiyle belirlenmiş olup, Yerel Mahkemece, suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç konusunun önem ve değeri, suç sebepleri ve saikleri, sanığın geçmişi, şahsi ve sosyal durumu, fiilden sonraki davranışları suçun işlendiği yer ve olayda sanığın tam kusurlu oluşu gerekçesine dayanılmıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere suçun işleniş biçiminin belirlenebilmesi için soruşturmanın genişletilmesi gerekmekte olup, Yerel Mahkemenin belirlediği oluş biçimi dosya kapsamına uymamaktadır. Keza özgürlüğü bağlayıcı cezanın, 647 sayılı Yasanın 4. maddesinde öngörülen tedbirlerden birine veya paraya çevrilmesine yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçede de suçun işleniş özelliklerine dayanılmaktadır.
CYUY. nın 32. maddesi gereğince mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunlu olup, gerekçe, dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde geçerli, yeterli ve yasal olmalıdır. Oysa ki, incelenen dosyada gösterilen gerekçeler yukarıda da açıklandığı üzere, dosya kapsamına uygun olmayan bir oluşa dayandırılmaktadır. Kaldı ki, ölen kişinin sanığın bir yakını olduğu, bundan kendisinin de azap duyduğu ve ölenin diğer yakınlarının şikayetçi olmaması gibi, sanığın lehine olan hususlar da dikkate alınmamış ve değerlendirilmemiştir. Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetsiz olup, bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve Üyeler ise; Olaydan hemen sonra kolluk görevlilerince belirlenip bilgilerine başvurulan, kamu tanığı konumundaki Süleyman Arısoy ve Mustafa Uygun'un anlatımları özde birbirlerine uyumlu olup, dosya kapsamında, gerçeğe aykırı anlatımda bulunmaları için saptanmış bir neden de bulunmamaktadır. Savunma tanığı konumunda bulunan sanığın annesi Firdevs'in, diğer tanıkların anlatımlarıyla çelişen ve tamamen savunmayı doğrulayan anlatımlarına itibar edilmesi olanaksızdır. O halde, tarafsız kamu tanıklarının birbirlerine uyumlu anlatımlarına itibar edilerek belirlenen oluş biçimi isabetlidir. Ayrıca, kabul edilen bu oluşa ve somut olayın özelliklerine uygun olarak sanığın kişiliğini değerlendiren Yerel Mahkemenin gerek alt sınırdan ayrılmak suretiyle temel cezayı belirlerken, gerekse özgürlüğü bağlayıcı cezanın 647 sayılı Yasının 4. maddesinde belirtilen tedbirlerden birine veya paraya çevrilmesine yer olmadığına karar verirken gösterdiği gerekçeler yasal ve yeterlidir. Bu itibarla isabetli olan direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 23.10.2001 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 06.11.2001 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile tebliğnamedeki isteme aykırı olarak karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy