(1086 S. K. m. 288) (3167 S. K. m. 16) (1412 S. K. m. 62)
Dava: Görevi kötüye kullanmak suçundan sanık F.Ç.'ın beraatine ilişkin Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince 27.4.1999 gün ve 302-90 sayı ile verilen kararın katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 10.10.2000 gün ve 5604-6538 sayı ile;
Tanıklar Hasan Ceylan, Erdal Aykal, Mehmet Yıldırım ve Tahir Erel'in anlatımları arasındaki çelişkilerin yüzleştirilerek giderilmesi, giderilemediği takdirde yöntemince irdelenerek, hangisinin hangi nedenle üstün tutulduğunun açıklanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturma ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise, 13.2.2001 gün ve 314-20 sayı ile; Yüzleştirme yapılmak suretiyle yeniden dinlenmeleri gerektiği belirtilen tanıklardan Erdal Aykal, sanık avukatın otomobille giderken katılanla yaptığı telefon görüşmesine tanık olmuş ve katılanın, Hasan Ceylan hakkındaki şikayetten vazgeç şeklinde talimat verdiğini söylediğini anlatmıştır. Diğer tanıklarla birlikteliği veya çeke bağlı icra konusu çek bedelinin sanığa ödenmesine ilişkin bir bilgisi ve anlatımı yoktur.
Tanık Mehmet Yıldırım, çek bedeline mahsuben Hasan Ceylan'a 225.000.000 lira verdiğini, adı geçen tarafından bu paranın sanık avukata verilip verilmediğini bilmediğini;
Tanık Hasan Ceylan, Mehmet Yıldırım'ın kendisine söz konusu parayı vermediğini, kendisinin de sanık avukata bir ödeme yapmadığını, söylemişler;
Son tanık Tahir Erel ise, ayrı bir zaman ve mekanda, sanığın bürosunda katılana parayı aldım, sana ödemede geciktim şeklinde sözler söylediğini ifade etmiştir.
Görüldüğü üzere, tanıklardan Erdal Aykal ile Tahir Erel'in anlattıkları hususlar ayrı ayrı konulardır. Hasan Ceylan ile Mehmet Yıldırım'ın beyanları ise birbirine aykırı olmakla birlikte çek bedelinin sanık avukata kendileri tarafından verildiği yönünde değildir. Bilakis Hasan Ceylan, sanığa hiç ödeme yapmadığını açıkça bildirmiştir. Mehmet Yıldırım tarafından bu tanığa verildiği iddia edilen paranın alınmış olup olmaması sanığa verilmediği sürece bir anlam taşımaz, sonuca da etkili değildir.
Burada incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken tanık Tahir Erel'in beyanıdır. HK.nun 288. maddesi ... bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri 5.000 lirayı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir, bu hukuki işlemlerin miktar ve değeri ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple 5.000 liradan aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz hükmünü amirdir. 1999 yılında bu meblağ 20.000.000 liradır.
Her ne kadar ceza yargılamasında maddi gerçeğin araştırılması ve buna göre kanıtların toplanması ve değerlendirilmesi gerekirse de sanık;
a) Öncelikle icra dosyasından herhangi bir tahsilat yapmamıştır.
b) Herhangi bir kimse veya tanıklar sanığa ödeme yaptıklarını bildirmemişler, böyle bir iddia yapılmamıştır.
c) Sadece tanık Tahir Erel sanığın parayı almış olduğunu, katılana söylerken duydum, bunun dışında bilgim yoktur demiştir.
Tanıkların yüzleştirilmesi suretiyle yeniden dinlenmeleri sonucunda sadece tanık Tahir'in sözlerinin doğruluğunun kabulü varsayıldığında paranın sanığa verildiği doğrulanmış olur. Oysa ki sanığın parayı almadığını ısrarla savunması, açıklandığı üzere kendisine para verdiğini söyleyen bir kimsenin olmaması, bunun yanında HK.nun 288. maddesinin amir hükmü karşısında bunun kabulü mümkün değildir.
Verildiğine dair bizzat görgüye dayanmayan tanıklık sonucu hak elde etme veya bir hakkın düşmesi sonucu doğar ki HK.nun özel ve genel prensiplerine açıkça aykırılık oluşturur. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 15.5.2001 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Karar: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın görevi kötüye kullanma suçundan beraatine karar verilen somut olayda tanıkların yüzleştirilmesi suretiyle soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Katılan Mustafa Erdoğan, sanık Avukat F.Ç.'a 5.8.1995 keşide tarihli ve 195 milyon lira bedelli çekin bedelinin tahsili için vekaletname verdiğini, icra takibine geçen sanığın aynı zamanda çeki keşide eden kişi hakkında karşılıksız çek vermek suçundan C. Savcılığına şikayette bulunduğunu, söz konusu çekte ciranta olan Mehmet Yıldırım adlı kişinin bir gün kendisine, paranın ödenmesi üzerine sanık avukatın şikayetten vazgeçtiğini söyleyip bu nedenle davanın ortadan kaldırılmasına ilişkin mahkeme kararının bir örneğini verdiğini, sanığı arayıp tahsil ettiği parayı ödemesini istediğini, bu sırada Tahir Erel adlı kişinin de yanlarında bulunduğunu daha sonra sanığa ulaşamadığı gibi paranın da ödenmediğini, sanığa şikayetten vazgeçme konusunda herhangi bir talimat vermediğini, sanıktan şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
Sanık F.Ç., aşamalardaki ifadelerinde tutarlı bir şekilde, Mehmet Yıldırım adlı kişinin katılan Mustafa'ya olan borcuna karşılık Hasan Ceylan adlı kişiden aldığı hatır çekini verdiğini, çekin karşılıksız çıkması üzerine katılanın kendisini avukat olarak görevlendirdiğini çeki düzenleyen Hasan Ceylan hakkında karşılıksız çek vermek suçundan dolayı suç duyurusunda bulunup açılan davaya katıldığını ve bu kişinin mahkumiyetine karar verilip kesinleştiğini, ayrıca Hasan Ceylan adlı kişi ve Mehmet Yıldırım'ın firması Ankara Tavukçuluk şirketi haklarında icra takibine giriştiğini, herhangi bir tahsilat yapılamadığını, bir gün Erdal Aykal adlı müvekkiliyle birlikte otomobille Çubuk ilçesine giderken katılanın cep telefonundan arayarak çek bedeline mahsuben 50 milyon lira ödediğini, kalanın da takiben ödeneceğini bu nedenle Hasan Ceylan hakkındaki mahkûmiyet kararının kaldırılması için gereğini yapmasını istediğini, bunun üzerine 50 milyon liraya muhtaç mısınız ki bu kadar parayı alınca şikayetinizden vazgeçiyorsunuz ve mahkumiyeti kaldırtmamı istiyorsunuz diye uyardığını, ancak katılanın talimatı üzerine de Asliye Ceza Mahkemesine dilekçe vererek şikayetten vazgeçtiklerini bildirdiğini, katılandan yazılı talimat veya Hasan Ceylan adlı kişiden para almadığını savunmuş ve Hasan Ceylan imzalı, para ödenmediğine ilişkin tarihsiz bir belgeyi mahkemeye sunmuştur.
Olay hakkında bilgisine başvurulan tanıklardan Erdal Aykal, C. Savcılığınca alınan ifadesinde sanık F.'nın kendisinin de avukatı olduğunu, bir dava için Çubuk ilçesine giderlerken sanığın cep telefonuyla konuştuğunu, bu sırada sinirlendiğini, konuşma bitince ne olduğunu sorduğunda sanığın, müvekkilinin borçlu tarafın 50 milyon lira ödemesi karşılığında ceza davasından vazgeçmesini istediğini, buna kızdığını söylediğini belirtmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Duruşmada dinlenen tanıklardan Mehmet Yıldırım, katılan Mustafa'ya olan 195 milyon lira borcunu ödeyemeyince arkadaşı Hasan Ceylan'ın kendisine verdiği çeki katılana ciro ettiğini, vadesi geldiğinde parayı temin edemeyince durumu katılana anlatıp zaman tanımasını istediğinde, çeki avukata verdiğini, onunla konuşmasını söylediğini, çekin karşılıksız çıkması nedeniyle Hasan Ceylan hakkında açılan davada mahkûmiyet kararı verildiğini, bu durumdan rahatsız olduğu için temin ettiği 100 milyon lirayı katılana götürüp şikayetten vazgeçmesini istediğinde de kabul etmemesi üzerine, sağdan soldan temin ettiği ve asıl borçla birlikte icra masraflarını da karşılayacak miktardaki 235 milyon lirayı Hasan Ceylan'a elden verdiğini, onun da sanık avukata başvurduğunu, sanığın şikayetten vazgeçtiğini bildiren dilekçe vermesiyle Hasan Ceylan hakkındaki davanın ortadan kaldırıldığını, sorduğunda Hasan Ceylan'ın, parayı sanığa verdiğini söylediğini, ancak bu sırada yanlarında olmadığını bildirmiştir.
Tanık Hasan Ceylan, akrabası olan tanık Mehmet Yıldırım'a verdiği hatır çekinin karşılığı bulunmadığından hakkında açılan ceza davasında mahkûm edildiğini ve kararın kesinleştiğini, sanık avukatı bulup yalvardığını, cezaevine girerse parayı ödeyemeyeceğini, süre tanınırsa kısa sürede ödeyebileceğini belirtince sanığın şikayetten vazgeçmesi üzerine hakkındaki cezanın kaldırıldığını, sanığa herhangi bir ödemede bulunmadığını, tanık Mehmet'in de kendisine ödeme yapmadığını, ancak bu kişinin arayıp, katılanın kendisinin adresini sorduğunu, sanığa ödeme yaptığını söylemesini istediğini bildirdiğini, bunun üzerine yalan söyleyemeyeceğini, herhangi bir ödeme yapmadığını belirttiğini, sanık avukatın şikayetten vazgeçme konusunda katılan ile konuşup konuşmadığını bilmediğini, sanığın sunduğu ve ödeme yapmadığına ilişkin belgeyi yazıp imzalayarak sanığa verdiğini beyan etmiştir.
Tanık Tahir Erel ise, bir gün katılan ile birlikte sanığın bürosuna gittiklerini, katılanın sanığa hitaben sen 120 milyon lira parayı almışsın da bana niye vermedin veya bu kadar az parayla niye vazgeçtin diye sorduğunda sanığın cevaben, bu parayı aldım ama biraz geciktirdim, zamanında sana ödeyemedim gibi sözler söylediğini, bunun dışında bir bilgisi olmadığını söylemiştir.
Sonuç: Dosya içinde bulunan Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 1995/972 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; yakınan Mustafa Erdoğan vekili sanık avukat F. tarafından verilen 11.9.1995 günlü dilekçeyle karşılıksız çek keşide ettiklerinden bahisle Hasan Ceylan ve Mehmet Yıldırım haklarında şikayette bulunulduğu, Ankara C. Başsavcılığınca 11.11.1995 günlü iddianame ile Hasan Ceylan'ın karşılıksız çek vermek suçundan cezalandırılması istemiyle açılan davada, Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesince 15.2.1996 gün ve 972-95 sayı ile 3167 sayılı Yasanın 16/1. maddesi uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve aynı süre kadar bankalarda çek hesabı açtırmaktan ve çek keşide etmekten yasaklanmasına karar verildiği ve bu kararın 27.5.1997 tarihinde onanarak kesinleştiği, daha sonra yakınan vekili olan sanığın 5.11.1997 tarihli dilekçe ile şikayetten vazgeçtiklerini bildirmesi üzerine, aynı gün verilen ek karar ile 3167 sayılı Yasanın 16/2. maddesi gereğince davanın tüm sonuçları ile birlikte ortadan kaldırıldığı görülmektedir.
Bu kanıtlar birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde;
Tanıkların aynı konuya ilişkin anlatımları arasında açık çelişkiler bulunmaktadır. Şöyle ki, tanıklardan Erdal sanık avukatın, şikayetten vazgeçme konusunda katılandan talimat aldığını bildirmesine karşılık, tanık Hasan yalvarmak suretiyle sanığı ikna edip şikayetten vazgeçirdiğini belirtmiştir. Öte yandan tanık Hasan'ın sanığa para vermediğini bildirmesine karşılık tanıklar Mehmet Yıldırım ile Tahir Erel sanık avukata bu tanık tarafından ödeme yapıldığını beyan etmişlerdir. Her ne kadar tanıkların anlatımları farklı yerlerde ve farklı zamanlardaki olaylara ilişkin ise de aynı konu hakkında oldukları anlaşılmaktadır. Ceza yargılamasında amaç maddi gerçeğe ulaşmak olduğuna göre, tanık anlatımları arasındaki bu çelişki giderilmelidir. Çünkü, sanığa yüklenen suçun niteliği nazara alındığında, sanığın vazgeçme yetkisini müvekkili olan katılan yararına kullanıp kullanmadığı, aralarındaki vekalet ilişkisinin gerektirdiği şekilde şikayetten vazgeçme hususunda katılan tarafından bir talimat verilip verilmediği, sanığın katılan adına herhangi bir miktarda para tahsil edip etmediği konuları açıklığa kavuşturulmalı ve sonucuna göre sanığın hukuki durumu belirlenmelidir.
Bu itibarla tanıkların aynı konuya ilişkin anlatımları arasındaki çelişkinin, yüzleştirilmeleri suretiyle giderilmesi gerektiği gözetilmeden, dosya kapsamına uymayan gerekçelerle önceki hükümde direnilmesi isabetsiz olup, hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı, CYUY.sının 62 nci maddesi tanık, tanıklık edeceği vakılara ait bildiği şeyleri söylemeye davet olunur hükmünü taşımakta olup, somut olayda iddia ve savunma tanıkları başka yer ve zamanlarda vukubulduğunu ileri sürdükleri olaylara tanıklık ettiklerinden yüzleştirilmelerinde gerek hukuksal gerekse mantık kuralları bakımından yarar ve zorunluluk bulunmamaktadır.
Yerel Mahkemenin her iki hükmünde de tanık beyanlarını detaylı bir biçimde değerlendirdiği, kendisini sonuca ulaştıran kanıtların hangileri olduğunu gerekçeleriyle açıkladığı ve bu değerlendirmesinin de dosyadaki bilgi ve belgelere uygunluğu anlaşılmakla direnme hükmünün onanması görüşünde bulunduğumdan çoğunluğun, tanıkların yüzleştirilmek suretiyle soruşturmanın genişletilmesi gerektiğine ve hükmün yeterli gerekçeyi taşımadığına ilişkin düşüncesine katılmıyorum. görüşüyle; diğer kurul üyeleri ise, Haklı nedenlere dayanan ve isabetli olan direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.05.2001 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy