(765 S. K. m. 2, 4, 59, 218, 219, 240, 278, 503) (1412 S. K. m. 322)
Dava: Rüşvet almak suçundan sanık M.T.'ün, suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek TCY'nın 218, 219/3-son, 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 58.333.333 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, ömür boyu memuriyetten mahrumiyetine ilişkin Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesince 11.2.1999 gün ve 126-6 sayı ile verilen kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 9.10.2000 gün ve 1634-4835 sayı ile;
Asliye Ceza Mahkemesinde mübaşir olan sanığın, hakimler yanında hatırı sayıldığını ileri sürmemiş ve olayda hile ve sania da kullanılmamış olmasına göre, sıfatını ve yetkili olmadığını bilen müştekiden Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen yaş tashihi davasında yardımcı olacağından bahisle menfaat temin etmekten ibaret eylemi, memuriyet görevim kötüye kullanma niteliğinde bulunduğu halde, TCK'nun 240. maddesi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 5.12.2000 gün ve 117 - 119 sayı ile; Sanık, adliyede mübaşir olup mahkemelerde, yazı işleri müdürü ve katipten sonra hakimin en yakın yardımcılarındandır. Dosyaların hazırlanması, çıkartılması, duruşma listesinin ve ön hazırlığının yapılması, posta ve tebligat işlemlerinin yapılması, dosyanın duruşma sonrası kendisine emanet edilmesi gibi güvene dayalı önemli görevleri mevcuttur.
TCY'nın 240. maddesi, memurun bilerek görevini yapmaması, geciktirmesi ve benzeri suçlarını yaptırıma bağlamıştır. Yasa koyucu TCY'nın 218. maddesini düzenlemekle memurun görevini kötüye kullanmasında bir aşama ileri geçerek, menfaat temin etmesini yaptırıma bağlamış olup, olayımızda yakınan askere gideceğinden bahisle yaş düzeltmesi için mahkemeye başvurmuş, bir an önce karar alma amacı ile de sanık mübaşir ile irtibata geçmiştir. Sanık inceleyip, ilgilenip kendilerine arayacağını belirtip, pazar günü arayarak pazartesi günü gelmesini istemiştir. Yakınana, işin kolay olduğunu, bir haftada halledebileceğini bunun için de 60 milyon lira vermesi gerekeceğini belirtip, işi kısa zamanda bitirebileceğini belirterek güven telkin etmiştir. Yakınanın bu parayı çok bulması üzerine babası ile görüşüp tekrar sanıkla irtibat kurduğunda, bir kolayı yok mu diyerek istenen paranın azaltılmasını istemiş, sanığın, bir görüşeyim diyerek araya zaman koyup tekrar konuştuğu yakınana 40 milyondan aşağıya olmuyor demek suretiyle işinin ancak bu paraya olabileceği yönünde iknaya çalıştığı, yakınanın da buna razı olarak parayı vermeyi kabul ettiği anlaşılmıştır.
Sanık yetkili olmadığı bir işi yapma yönünde, kısa zamanda yapabileceğini belirterek ancak 60 milyona olur... bir görüşeyim... 40 milyondan aşağıya olmuyor gibi beyanları ile kandırıcı nitelikte iknaya yönelik hareketlerini gerçekleştirmiştir. Bu durum da sanık yönünden TCY'nın 218. maddesinde belirtilen hareket tarzını oluşturmuştur. Görev başında, yetkili olmayan memurun görevinden dolayı menfaat temin etmesi TCY'nın 240. maddesi içerisinde değerlendirilmesi halinde 218. maddenin fiilen uygulama alanı da kalmayacaktır. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 16.5.2001 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yakınan A.D.'nın, bir an önce askere gidebilmek için yaş düzeltme davası açmak üzere, babası A.D. ile birlikte, önceden de adliyedeki ve nüfus dairesindeki işlerine yardımcı olan Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesi mübaşiri sanık M.'e başvurup yardımcı olmasını istedikleri, sanığın bir iki gün sonra aramalarını bildirmesi üzerine yanına gelen yakınana işin kolay olduğunu, bir hafta sürmeyeceğini söyleyip fotoğraf ve 60.000.000 lira para getirmesini istediği, yakınanın babası ile görüşüp bu kadar para veremeyeceklerini, bu işin başka yolu olup olmadığını sorması üzerine de sanığın, bir görüşeyim diyerek bir süre yakınanı yalnız bıraktıktan sonra yanına gelip 40.000.000 liraya olur bu iş, ondan aşağısına olmaz dediği, yakınanın, babasından para isteyip ayrıca durumu kayınpederi K.Ö.'ye anlattığı ve polis emeklisi olan bu tanığın uyarısı ve yardımıyla durumu kolluk görevlilerine ve C. Savcılığına bildirmesi üzerine olay günü sanığa verilecek paraların numaraları tespit edilerek, tertibat alındığı, yakınan tarafından bir duruşma salonunda paraların sanığa teslim edilmesinden sonra dışarı çıktıklarında sanığın görevlilerce C. Savcısının odasına davet edildiği, burada kendiliğinden daha önceden numaraları tespit edilmiş paraları teslim ettiği tüm dosya kapsamı ile sabit olup, esasen sanığın eyleminin sübutunda ve açıklanan bu oluşta bir uyuşmazlık yoktur.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, açıklanan somut olayda sanığın sabit olan eyleminin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşabilmek için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar vardır.
Türk Ceza Yasasının 3679 sayılı Yasa ile değişik 218. maddesi, Görevine girmeyen ve yapılması veya yapılmaması hususunda yetkili olmadığı bir işi yapacağı kanaati uyandırarak menfaat sağlayan memura... cezası verilir. hükmünü taşımaktadır.
Aynı Yasanın 240. maddesinde ise, Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre... hapsolunur. hükmü yer almaktadır.
Yasanın 218. maddesi, rüşvet suçlarını düzenleyen fasılda yer almakla birlikte yargısal kararlarda ve öğretide genellikle kabul edilen görüşe göre bu suç bir rüşvet suçu değildir. Daha önce aynı Yasanın 227. maddesinde yer alan bu düzenleme, 3679 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonucunda 218. maddede, cezası değiştirilerek önceki haline uygun olarak yeniden düzenlenmiş olup, esasen memurlar tarafından işlenebilen bir tür dolandırıcılık suçudur. (ERMAN-ÖZEK, Ceza Hukuku Özel Bölüm, Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar, sh.125) Nitekim madde gerekçesinde, Failin kandırıcı nitelikte vaatte bulunmak suretiyle görevine dahil bulunmayan ve yapılması veya yapılmaması hususunda yetkili olmadığı (eski tabiriyle tervici merama muktedir olmadığı) bir işi yapacağı kanaatini uyandırarak menfaat sağlaması fiili cezalandırılmaktadır.
Suçun oluşması içini failin işi bizzat yapmaya muktedir görünmesi ve işi yapacağından bahis ile kandırıcı vaatlerle yarar teminine girişmesi gerekmektedir.
Aslında suç, memurun özel bir dolandırıcılığı suretinde de tavsife müsaittir. açıklamasına yer verilmiş olması da bu saptamayı doğrulamaktadır. Görüldüğü gibi, suçun maddi unsuru failin, memur olmasının getirdiği kolaylıktan yararlanarak kendisinin yetkili olduğuna mağduru inandırması suretiyle menfaat sağlamasıdır. Bir başka anlatımla bu suç görevden doğmamakta, memur olan fail yapılacak işin kendi görev ve yetkisi içinde kaldığına inandıracak, kandırıcı bir takım hareketlerde bulunmaktadır. Esasen, failin söz konusu işi yapmaya yetkili olması halinde suç niteliği değişerek koşullan varsa rüşvet suçunun, memur olmaması halinde ise olayın niteliğine göre ya TCY'nın 278. maddesindeki memurine intisap iddiasıyla menfaat sağlama suçunun ya da 503. maddesindeki dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
Yasanın 240. maddesinde ise, genel anlamda bir düzenlemeye yer verilmiş olup madde bu haliyle tamamlayıcı bir hüküm taşımaktadır. Bu nedenle eylemin, öncelikle yasadaki herhangi bir suça uymaması gerekir. Çünkü yasada önemli görülen belirli tipteki görevi kötüye kullanma halleri için ayrıca düzenleme yapılmıştır. Ayrıca, bu suçun oluşabilmesi için fail, görev alanına giren bir işlemi yasal düzenlemelere aykırı biçimde yapmalıdır. Failin, kendi görev alanına girmeyen bir işlem yapması halinde artık eylem görevi kötüye kullanma suçunu değil, koşullan varsa bir başka suçu veya koşullan bulunmuyorsa disiplin suçu oluşturacaktır. Yerleşmiş yargısal kararlarda ve öğretide de aynı görüşe yer verilmektedir. (ERMAN-ÖZEK, Ceza hukuku, Özel Bölüm, Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar, sh.209 vd.) Görevin ne olduğu ise, yasa, tüzük, yönetmelikler ve genelgelere uygun olarak belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde; Asliye Ceza Mahkemesinde mübaşir olarak görev yapan sanığın, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen yaş düzeltme davasında herhangi bir görev ve yetkisinin bulunmadığı açıktır. O halde öncelikle olayda TCY'nın 240. maddesinin uygulanma yeri yoktur. Yakınan ve babası, daha önce yakınan hakkında evlenmeye izin alınması için açılan davada, kendilerine yardımcı olması nedeniyle sanığın, yetkili ve görevli olduğu inancı içinde yine yakınan hakkında açılacak, olan yaş düzeltme davasında yardımcı olmasını istemişlerdir. Sanık ise, yakınında var olan bu yanılgıdan da yararlanarak, işin kolay olduğunu bir haftada halledebileceğini söylemiş ve karşılığında 60 milyon lira ve fotoğraf getirmesini istemiştir. Yakınanın bu kadar para veremeyeceğini anlayınca, bu kez bir görüşeyim diyerek herhangi bir kimseyi belirtmeden, yakınanı ikna edebilmek için bir süre yalnız bıraktıktan sonra yanına gelip 40 milyon liraya olur bu iş, ondan aşağısına olmaz demek suretiyle ikna edip, kandırdığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki yakınanın inanarak belirtilen miktar parayı babasından istediği ve onun da gönderdiği sabittir. Sanık, olayın hiçbir aşamasında bu işi bir başkasına yaptıracağını, bu işi yaptırmak için para istediğini söylememiş hatta ima dahi etmemiştir. Yakınanın eğitim durumu, sosyal koşulları, daha önce sanığın bir başka davadaki yardımları dikkate alındığında, duruşma gününün öne alınması ile bir an önce kararı yazarak kendisine vereceğine ve nüfusa işlenmesini gerçekleştireceğine inanmasını sağlayarak menfaat temin eden, sanığın eyleminde TCY'nın 218. maddesindeki suçun unsurları oluşmuştur. Bu nedenle Yerel Mahkemece suç niteliğinin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından direnme kararı doğrudur.
Ancak, suç tarihinden sonra 1.8.1999 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4421 sayılı Yasa ile para cezalarının hesaplanma yönteminde yapılan değişiklik karşısında, TCY'nın 2. maddesi hükmü de nazara alınarak 218. maddedeki temel para cezasının 60.000.000 lira yerine, Yerel Mahkemece 210.000.000 lira olarak belirlenmesi ve bu miktar üzerinden uygulama yapılması isabetsizdir. Ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi O. Yaşar ve aynı görüşe katılan bir üye; Eyleme TCY'nın 4. maddesinden birinin uygulanması söz konusudur. Yerel Mahkeme, olayın TCY'nın 218. maddesine uyduğu gerekçesiyle direnmiştir. Bu maddedeki suçun maddi öğesi, memurun görevine girmeyen ve yetkisinde olmayan bir işi yapacağına inandırarak çıkar sağlamasıdır. Yani memur, bu işi kendisinin yapacağına mağduru kandırıp inandırmış olmalıdır. Memur işi başka bir memura yaptıracağından söz ederek çıkar sağlamışsa, bu takdirde TCY'nın 218. maddesi değil, başka maddelerin uygulanması düşünülmelidir. Olayımıza gelirsek, mağdur yaş düzeltme davasını açmakla, düzeltmenin mahkeme kararı ile olacağını, işin bizzat mübaşir tarafından değil, hakim, savcı ve katip tarafından yapılacağını bilmektedir. Esasen mübaşir bulunan sanık da, mağdura işin kendisi tarafından değil, görüştüğü kişi tarafından yapılacağını ifade etmiştir. Yapmak yaptırmak sözcüklerinin anlamlan farklı olup yapmak yaptırmak olarak kabul edilemez. TCY'nın 1. maddesine göre yargıç kıyas (yorum) yoluyla suç ve ceza yaratamaz. Yaptırmak biçimindeki eylem, anılan maddedeki suçun kalıbına, modeline ya da tipine uymamaktadır. Bu nedenle işi bizzat yapacağı kanaatini uyandırarak çıkar sağlamayı öngören TCY'nın 218. maddesinin, eyleme uygulanması olanaksızdır.
Kanımızca eylem, TCY'nın 240. maddesine de uymamaktadır. Görevi kötüye kullanma suçunun maddi öğesi; memurun görevine ilişkin yetkilerini kötüye kullanmasıdır, failin hareketi görev alanına giren bir işleme dair olmalıdır. Memurun kendi görevine girmeyen bir konuda tasarrufta bulunması durumunda, görevin kötüye kullanılmasından değil, olsa olsa memurluk nüfuzunun kötüye kullanılmasından söz edilebilir. Nüfuz ya da sıfatın kullanılması ise, TCY'nın 240. maddesindeki suçu oluşturmamaktadır. Yinelemek gerekirse, görevi kötüye kullanma suçunun oluşması için, her şeyden önce, memurun görevli olması ve yetkisi bulunması gerekir. Kullanılması olanaksız bir şeyin kötüye kullanılmasından söz edilemez. İncelediğimiz doktrindeki tüm görüşler bu yöndedir. Dairemizin kararları da bu doğrultudadır. Maliye ve Belediye tebliğ memurlarıyla ilgili 11.2.1942 tarih 6/2 sayılı İBK'nun ise olayımızda uygulama yeri yoktur. Asliye Ceza Mübaşiri olan sanığın Asliye Hukuk Mahkemesindeki yaş düzeltme davasında herhangi bir görevi olamayacağı açıktır. Bu duruma göre de, eylemin TCY'nın 240. maddesine sokulması olanaksızdır.
Dolandırıcılık suçunda ise, kandıracak nitelikle hile ve desise gerekmektedir. Oysa sanığı da işin yapılmasına aracılık etmeye özendiren mağdurun kendisidir. O halde TCY'nın 503. maddesinin uygulanması da mümkün olamaz.
Kanımızca eylem nüfuz ticareti suçuna ilişkin bulunan TCY'nın 278. maddesine uymaktadır. Mağdur, davasının bir an önce sonuçlandırılmasını ve çıkarsa engellerin aşılmasını istemektedir. Ancak bunun kendi gücüyle olamayacağına da inanmaktadır. Daha önce evlenmeye izin davasında kendisine tanıklık ederek yardım eden sanığı bulup onunla irtibata geçmiştir. Sanığın kendisine torpil olacağını, aracılık edeceğini, işini halledeceğini düşünmektedir. Burada mağdur için önemli olan husus, sanığın memur olup olmaması değil, yaş düzeltme kararını verecek memura olan yakınlığı, onun yanında hatırının sayılıp sayılmadığı hususudur. Başka bir deyişle mağdur, sanığın memuriyetini değil, nüfuz sahibi oluşunu, yetkili değil, et kili bulunmasını gözetmiştir. Bu iletişim üzerine sanık, işi bir haftada halledeceğini söyleyerek karşılığında 60 milyon lira parayı istemiştir. Fakat mağdurun, paranın çok olduğunu, azaltılmasını söylemesi karşısında, sanık bir görüşeyim diyerek araya bir zaman koymuş, sonra da 40 milyondan aşağı olmuyor demiştir. Mağdurun parayı verecek olması üzerine eski bir polis memuru olan kayınpederinin Adliyede böyle işler olmaz demesiyle mağdur sanığı suçüstü yakalatmıştır.
TCY'nın 278. maddesindeki nüfuz ticareti suçunun maddi öğesi sanığın, Devlet memurunun nezdinde (yanında) hatırı sayıldığını ya da onunla ilişkisi bulunduğunu iddia etmesidir. Bu suçu herkes işleyebilir. Memur da bu suçun faili olabilir. Bu takdirde maddenin son fıkrasının da uygulanması gerekir. TCY'nın 278. maddesi, genel nitelikte olan TCY'nın 503. maddesine göre özel nitelikte olup, uygulanma olanağı öncelikle düşünülmelidir. Ancak uygulamada genellikle Devlet memuru yanında hatırı sayıldığını ya da ilişkisi bulunduğunu söylememesi nedeniyle eylemin, TCY'nın 503. maddesine uygun bulunduğu görülmekte ve bu yönde kararlar verilmektedir. Kişisel düşüncemize göre bu uygulama yerinde değildir. Bu durum, memur yanında hatırı sayılma ya da ilişkide bulunma iddiasının yalnızca söylemek olarak yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Oysa bu iddianın söz, yazı dışında işaret, davranış, deyim yerindeyse beden diliyle olması da mümkündür. İddia etme sözcüğünün yalnızca söylemek an lamına geldiği düşünülmemelidir. Kaldı ki, sanık mağdura işin yapılması için görüşeceğini, daha sonra da görüştüğünü ifade etmiştir. Bu sözlerin maddedeki suçun öğesi olan memurla ilişkide bulunma iddiasını oluşturacağı açıktır. Sanık sözleriyle yetkililerle ilişkide bulunduğunu iddia etmiştir. Ancak ilişkiyi kiminle kurduğunu alıkça söylememiştir. İşte bu durumun, maddi öğenin oluşmasını engellediği kabul edilmiştir. Oysa yaş düzeltme kararı ancak bir hakim tarafından alınabilir, ilamın ise, yazman tarafından verilmesi mümkündür. Bu bakımdan ilişkide bulunulacak veya bulunulduğu ileri sürülen memur ya da memurlar, her iki tarafça da malumdur, belirlidir. Bunu bilen mağdurun sormasına bile gerek yoktur. Üstelik açıkça konuşsalar bile, zarar göreceğini düşünerek mağdurun bunu itiraftan kaçınması doğaldır. Suçun oluşması için, sanığın maddedeki sözleri tıpa tıp, aynen (Hakim yanında hatırım sayıldığını yahut onunla ilişkim bulunduğunu iddia ediyorum) demesi mi gerekir. Uygulama abartılı olarak bu biçime önem verir doğrultuda gelişmesine karşın, işin özünü gözeten kararlarda verilmiştir.
Yargıtay'dan bir örnek vermek istiyorum. Sözgelimi, Yargıtay Savcılığında görev yapan yazım memuru, yaralama suçundan hükümlülüğü bulunan köylüsünün kendisine başvurması üzerine, onu alıp dosyayı inceleyecek daire koridoruna getirtip oturtarak, üyenin odasına girip bir süre içerde kalarak çıktıktan sonra (görüştüm, kararın bozulacak, 300 milyon lira vermen gerekiyor deyip) parayı alsa, biz maddedeki formüle tıpa tıp uymadığı için nüfuz ticareti suçunun oluşmadığını mı kabul edeceğiz. Burada sanık davranışlarıyla kiminle ilişkisi bulunduğunu açıkça göstermektedir. Ayrıca Yargıtay Üyesiyle görüştüm demesine gerek var mıdır? Olayımıza dönersek, sanığın kimliğini belirtmese de ilişki kurduğunu söylediği kişinin memur daha doğrusu Hakim, Savcı katip olduğu açıktır. Bunları açıkça söylemesine gerek yoktur. Mağdur bunu anlayacaktır. Anlamıştır. Olayı gözümüzde canlandırdığımızda, bunun tipik bir nüfuz ticareti olduğunu görüyoruz. Sanığın yaş düzeltme kararı için hakim, katiple değil de, bunlar dışında bir kişiyle, örneğin; adliyedeki odacıyla ilişkide bulunduğunu söylemiş olabileceğinin kabulü olanaksızdır. Yaş tashihi kararının sahte alınması da söz konusu değildir.
Yüksek 5.C.D., 2.4.1998 tarih ve 771/1380 sayılı kararında yetkililer nezdinde hatırı sayıldığı izlenimini uyandırarak çıkar sağlanmasını nüfuz ticaretinin oluşmasına yeterli görmüştür. Kararda geçen yetkililer ve izlenim sözcükleri önemlidir.
Yine Yüksek 6.C.D. nin 20.3.1984 gün ve 8147/2152 sayılı içtihadında, sanığın nezarete alınan mağduru serbest bırakılmasını sağlamak için emniyetçe hatırı sayılır kişi olduğuna inandırıp polis adına para alma eyleminin TCY'nın 278. maddesine uyduğunu kabul etmiştir. Kanımızca kararın yazılış tarzına göre işin özü gözetilmiştir.
Sonuç olarak, önemli olan sanığın mağduru yetkililer nezdinde hatırı sayıldığını ya da onlarla ilişkisi bulunduğunu inandırarak çıkar sağlamış olmasıdır. Yoksa maddedeki sözcükleri tekrarlamak değildir. İnandırma sözlerle olabildiği gibi, davranışlarla da olabilir. Sanığın işin yapılması için kiminle ilişkide bulunması gerekiyorsa, bu kişiler ya da yetkililer belirliyse ayrıca onun kimliğinin söylenmesine gerek yoktur. YCGK'nun 10.2.1986 tarih ve 404/46 sayılı kararında, memurun ismen tayini veya işgal ettiği mevkiinin belirtilmesi şart değildir. Devlet memurlarından birinin yardım veya himayesini sağlama bahanesi yeterlidir. demektedir. Sanık devlet memurlarından birinin yardım ve himayesini sağlamak, başka bir ifadeyle iltimas yaptırmak, kayırmak, torpil olmak bahanesiyle çıkar sağlamıştır. İlişki kurulduğu söylenen kişinin kimliği ve mevkii belirtilmese de, bu kişinin memur bulunduğu, düzeltme kararını verecek hakim ve katip olduğu açıktır. Mağdur da böylece inandırılmıştır. Aksi takdirde inanmaz ve para vermeye de yanaşmazdı. Burada deyim yerindeyse adliye görevlilerinin satışı söz konusudur. Ancak sonradan adliye de böyle şeylerin olamayacağı uyarısı üzerine mağdur şikayette bulunarak sanığı yakalatmıştır. Bu nedenlerle sanığın eyleminin TCY'nın 278. maddesinin 1. fıkrasına görevli olmasa da memur olması nedeniyle son fıkrasına, uyacağından, direnme kararının bu yönden bozulması gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun onama düşüncesine katılmıyorum görücüyle; bir kısım üyeler ise, Özel Daire bozma karan usul ve yasaya uygun olup, uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi isabetsizdir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yerel Mahkemenin suç niteliğine ilişkin direnme kararının doğru olduğuna;
2- TCY'nın 2 ve 4421 sayılı Yasa ile değişik ek 1. maddeleri hükmü nazara alınmadan TCY'nın 218. maddesi uyarınca temel ağır para cezasının 60.000.000 lira yerine 210.000.000 lira olarak fazla tayin edilmesi isabetsizliğinden hükmün BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak TCY'nın 218, 219/3, 59. maddeleri uyarınca belirlenen para cezasının, 16.666.666 lira ağır para cezasına indirilmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın yerme gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 12.6.2001 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 26.6.2001 günü yapılan ikinci müzakerede tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy