(765 S. K. m. 79) (4616 S. K. m. 1)
Dava: Özel evrakta sahtecilik suçundan TCY.nın 79. maddesi yollamasıyla 345. maddesi ile 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılan hükümlü Sedat Çolak'ın 4616 sayılı yasa hükümleri uyarınca infazının ertelenmesine ilişkin Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.12.2000 gün ve 2000/411 D.iş. sayılı karara yönelik itirazın, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.2.2000 gün ve 22. müt sayılı kararı ile reddi üzerine Adalet Bakanının 11.4.2001 gün ve 12166 sayılı yazılı emir istemi, dosyayı inceleyen 5. Ceza Dairesince 3.5.2001 gün ve 2979/2992 sayı ile;
4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin üçüncü paragrafı uyarınca; ceza indirimi ve şartlı salıvermede infaza verilen hükümlülüğün esas alınacağının öngörüldüğü, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 1994/127 esas 1995/195 karar sayılı kesinleşen ilamı ile Sedat Çolak'ın TCK.nun 345. maddesiyle hükümlendirildiği, Dairemizin 23.1.1997 tarih ve 1996/4280 esas 1997/97 karar sayılı ilamındaki eleştirinin öğretici ve uyarıcı nitelikte olup kesinleşen ve infaza verilen hükme tesirinin olmadığı ve TCK.nun 345. maddesindeki suçun 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 5. fıkrasındaki kapsam dışı suçlar içinde yer aldığı gözetilip Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.12.2000 tarih ve 2000/411 D.İş sayılı kararına vaki itirazın kabulü gerektiği halde reddine karar verilmesi,
Kanuna aykırı yazılı emre dayanan bozma sebebi bu itibarla yerinde görüldüğünden Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.2.2001 gün ve 2001/22 D.İş 2001/22 müt sayılı kararının CK.nun 343. maddesi gereğince aleyhe tesir etmemek üzere bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 30.5.2001gün ve 51678 sayı ile;
Hükümlü hakkında 4616 sayılı Yasanın uygulanıp uygulanamayacağının belirlenebilmesi bakımından, sanığı özel belgede sahtecilik yapmak suçundan cezalandıran esas mahkemesinin hukuka aykırı görülen kararı mı yoksa eylemin emniyeti suiistimal suçunu oluşturduğunu saptamakla birlikte karşı temyiz olmadığından eleştirerek bu hükmü onayan Yüksek Yargıtay Beşinci Ceza Dairesinin nitelemesi mi ölçü alınacaktır.
4616 sayılı Yasanın öngördüğü koşullu salıverilme hükümlerinin hesaplanması kesinleşen ceza süresi üzerinden yapılmakla birlikte, kapsam dışı bıraktığı suçları, ceza süresine göre değil niteliklerine göre tek tek sayarak belirlemiştir. Aşağıda ayrıntılı olarak belirtileceği gibi, karşı temyiz bulunmuyorsa sanık açısından kazanılmış hak konusu olan ve kesinleşen durum ceza türü ile süresi yönündendir. Suçun niteliği değişebilir. Öte yandan sanıklar yararına konulmuş bir usul kurumunun uygulanarak hükmün suçun niteliği yönünden eleştirilerek onanmasının, infaz aşamasında hükümlü zararına sonuç doğurması kabul edilebilir bir durum değildir.
22.12.2000 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Kanunun 1. maddesi infazı gereken cezalardan 10 yıl indirildikten sonra ait oldukları infaz rejimine göre koşullu salıverilecekleri hükmüne yer vermekle birlikte aynı maddenin 5. bendinde ise kapsam dışı bırakılan suçlar niteliklerine göre sayılmıştır. Bu bakımdan koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından kesinleşmiş hükme konu eylemin nitelik bakımından kapsam dışı bırakılan suçlardan olup olmadığının belirlenmesinde zorunluluk vardır.
CK.nun 326. maddesinin son fıkrasında yer alan hükme göre; Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet Savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
Gerek öğretide (Kunter - Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. basım, s.1020), gerekse uygulamada (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.09.1992 gün ve 5-190/237 sayılı kararı), bu yasa hükmü, Yargıtay 15.02.1950 gün ve 21/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına da yollama yapılarak şöyle yorumlanmaktadır: Karar sanık yararına temyiz edilmişse, Yargıtay suçun niteliğine yönelik yanlışlık saptadığından ceza türü ve süresi bakımından kazanılmış hak saklı kalmak üzere suçun niteliği bakımından kararı bozmalıdır. Bu görüşler somut olay açısından değerlendirildiğinde, cezanın türü ve süresi bakımından kazanılmış haklar saklı kalmak üzere suçun niteliği yönünden yanılgıya dayanan yerel mahkeme kararı bozulmuş olsaydı sorun kalmayacaktı. Bu yapılmadığına göre, onama kararında suçun niteliğine yönelik belirleme ve eleştiri, uyarıcı ve öğretici olmaktan öte infaz uygulaması bakımından belirleyici bir değer taşımaktadır. Ayrıca haklarında doğru hüküm kurulan suç ortakları 4616 sayılı Yasa hükümlerinden yararlanacak olmalarına karşın, suçunun nitelenmesinde esas mahkemesinin sanığın elinde olmadığı halde yanılgıya düşmesinin zararlarına hem de lehine konulmuş bir usul hukuku kurumunun uygulanarak verilen bir onama kararı sonucu katlanmak durumunda kalmış olacaktır ki, bu hukukun temel ilkelerine, hakkaniyet ve nifset kuralları ile bağdaşmaz. gerekçesiyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılmasının, yazılı emir isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Hükümlü Sedat Çolak hakkında dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında; Yerel Mahkemece sanığın tapuda başkasına ait bir taşınmazı, kendi taşınmazı imiş gibi katılan idareye satarak menfaat sağladığı, bir başkası adına teklif mektubu hazırlayıp, imzasını taklit ederek katılana verdiği, TCY.nın 79. maddesi yollamasıyla 345. madde gereğince cezalandırılması gerektiği kabul edilerek, 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık tarafından temyiz edilen hüküm 5. Ceza Dairesince 23.1.1997 gün ve 4280/97 sayı ile; İlksan'a verdiği üç teklif mektubunu yazıhanesinde düzenleten, Ali Sönmezler'in teklifine kendisinin imza attığını ikrar eden, 1993 yılından itibaren kendisi ile aralıklarla iş yapan mühendis ve mimarların aralarında bulunduğu ekspertiz heyetince düzenlenen gerçeği yansıtmayan rapor uyarınca, 11.12.1992 tarihinde 120.400.820.000 liraya maliklerinden almayı taahhüt ettiği taşınmazı, yaklaşık 6 ay öncesi vekaleti ve yetkisi olmadığı halde, 346.745.000.000 liraya İlksan'a satan sanığın eylemi kül halinde, İlksan'da görevli ve hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçundan hükümlendirilen sanıkların eylemine asli iştirak niteliğinde olduğu halde yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, mahkemenin gerekçelerini göstermek suretiyle vardığı sonuç ve genel olarak yaptığı uygulamada nazara alınarak karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmayarak onanmıştır.
Hükümlü vekilinin, Özel Daire ilamındaki eleştiriye dayanarak müvekilinin 4616 sayılı Yasa hükümlerinden yararlandırılması yönündeki istemi, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilerek infazın durdurulmasına karar verilmiş, bu karara yönelik C.Savcılığı itirazının da reddine karar verilmesi üzerine, yazılı emir yoluna başvurulmuş, Özel Dairece istem kabul edilerek 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/22 D.iş sayılı kararının aleyhe tesir etmemek koşuluyla bozulmasına karar verilmiş, Yargıtay C.Başsavcılığınca Özel Daire ilamındaki suç niteliğine ilişkin eleştirinin 4616 sayılı Yasa uygulamasında dikkate alınması gerektiği görüşüyle itiraz yoluna başvurulmuştur.
Yukarıda belirtilen somut olayda Özel daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, 4616 sayılı Yasa uygulamasında, Özel daire eleştirisinde belirtilen nitelendirmenin mi yoksa kesinleşen hükümdeki nitelendirmenin mi dikkate alınacağı noktasında toplanmaktadır.
Sanık hakkında olağan yasayolu denetiminden geçmek suretiyle kesinleşen hüküm, sanığın TCY.nın 79. maddesi yollamasıyla 345. maddesi ile cezalandırılmasına ilişkindir.
Özel Dairece hükmün eleştirilerek onanmış olması, kesin hükme bağlanan sonuçları değiştirmeyeceği gibi, kesinleşmesini ya da değiştirilmesi sonucunu da doğurmaz. Yargıtay'ca yapılan eleştiri ve kabule göre bozmalar, uyarıcı ve öğretici nitelikte olduklarından öğreti ve uygulamada bunlara karşı herhangi bir yasayolu da kabul edilmemiştir.
Cyuy.nın 326. maddesinin son fıkrasındaki Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet Savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz. hükmü, temyiz aşamasında ve bozma üzerine yapılan yargılamada uyulacak kurallar ile ilgili olup, kesinleşmiş hükümlerde uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Başka bir deyişle kesinleşen bir hükümdeki yasaya aykırılıklar, olağanüstü yasa yolları denetimi ile ortadan kaldırılmadıkça, hüküm kesinlik ve tüm sonuçlarıyla bağlayıcılık özelliğini korur, aksi kabul yargıya duyulan güveni sarsacağı gibi kesin hükmün bağlayıcılık otoritesini de zedeler.
22.12.2000 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 2. bendinde; 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle; Şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilenler ile aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin toplam hükümlülük süresinden on yıl indirileceği, hükümlülük sürelerinden on yıllık indirim yapıldıktan sonra hükümlülük süresi dolanların, iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve istemleri olmaksızın derhal şartla salıverilecekleri, hükmü getirilmiş, 5. bendinin a-alt bendinde ise Türk Ceza Kanunu'nun .....339 ila 349. maddelerinde yer alan suçları işleyenler hakkında bu yasa hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Somut olayda, sanık hakkında kesinleşen hüküm, özel evrakta sahtecilik suçundan TCY.nın 79. maddesi yollamasıyla 345. madde uyarınca 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin olup, anılan suç 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 5/a alt bendinde kapsam dışı suçlar arasında yer almaktadır. Özel Daire ilamındaki eleştiriye dayanılarak eylemin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmaya asli iştirak olarak kabulü, hükümde varlığı iddia edilen yanılgı olağanüstü yasayoluyla ortadan kaldırılmadıkça, kesin hükmün tüm sonuçlarıyla bağlayıcılığı ilkesi dikkate alındığında olanaksızdır, aksi kabul hükmün bağlayıcılık ve kesinlik otoritesini zedeler, yargıda kaosa yol açar.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan 4 kurul üyesi, Özel Dairece hükmün hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu eleştirisiyle onandığı, 4616 sayılı Yasa uygulamasında suç niteliği yönünden bu belirlemenin dikkate alınarak uygulama yapılması görüşüyle, itirazın kabulü yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 19.06.2001 günü oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy