(765 S. K. m. 209, 495)
Dava: Yağma suçundan sanıklar İsmet Karaman, Orhan Yıldırım ve Şirin Gürel'in değişen suç vasfı nedeniyle cebri irtikap suçundan TCK.'nun 64. maddesi aracılığıyla 209/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 5'er yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, TCK.'nun 219/son maddesi uyarınca memuriyetten müebbeden mahrumiyetlerine, TCK.'nun 31. maddesi uyarınca 3'er yıl süreyle kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına, sanıklardan Şirin G.'e ait tabancanın suçta kullanılması nedeniyle zoralımına ilişkin İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 17.05.2000 gün ve 31/140 sayılı hüküm sanıklar vekili ve C.Savcısı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 29.11.2000 gün ve 7031/8877 sayı ile;
"... 1- Dosya içeriğine ve mevcut delillere göre, sanıkların eylemlerinin TCK.'nun 495/1. maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Suçta kullanılmadığı anlaşılan, sanık Şirin G.'e ait tabancanın iadesi yerine müsaderesine karar verilmesi,
3- Kabule göre de;
TCK.'nun 219/son maddesi uyarınca memuriyetten müebbeden mahrumiyet cezası tayin olunduğu halde, ayrıca anılan aynı Yasanın 31. maddesi ile uygulama yapılması ..." isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 15.03.2001 gün ve 14/45 sayı ile;
"... Biri emekli polis, biri halen görevli ve biri de sivil olan 3 sanığın olay günü müştekinin bürosuna gelerek hakkında naylon fatura kullanmak ve tefecilik yapmaktan şikayet olduğunu beyan ederek, polis kimliği ve silah göstererek bu işi kapatmak için 5 milyar lira para istedikleri, bunu alamayınca açık bulunan çekmeceden 2 milyar lirayı müştekiyi şubeye götürüp rezil edeceklerini söyleyerek zorla aldıkları anlaşılmıştır.
Müşteki, korkusu nedeni ile sanıklara fiziki olarak yada bağırarak karşı koymamıştır.
TCK.'nun 209 maddesinin ön koşulu suçu işleyenin memur olması ve memuriyet görevini kötüye kullanmasıdır. Sanık Orhan Y. olay tarihinde Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurudur. Polis Vazife ve Selahiyet Kanununa göre izinli veya raporlu olsa dahi görev yapabilir. Müştekinin bürosuna elinde telsizle gelerek dolaşması, evrakları ve çekmeceleri karıştırıp diğer sanık Şirin G.'in yasa dışı para istemesinde onunla birlikte hareket etmesi sanığın polislik görevini kötüye kullandığını gösterir. Bu maddedeki suçun oluşması için manevi cebir şarttır. Sanıkların müştekiye hakkında şikayet var diye olmayan bir iddiayı ileri sürerek "seni şubeye götürürüz, rezil olursun" demeleri ve 3 kişinin aynı anda büroya girerek sekreteri de dışarı çıkartıp müştekiyi para vermeye zorlamaları cebri irtikap suçunun manevi cebir unsurunu oluşturur..." gerekçesi ile bozma kararının ( 1 ) ve ( 2 ) nolu bendinde gösterilen sebepler yönünden direnmiş, ( 3 ) nolu bozma nedeni yönünden ise eylemli olarak bozmaya uymuştur.
Bu hüküm de sanıklar vekili ile C.Savcısı tarafından temyiz edildiğinden dosya Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" isteyen 29.06.2001 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanık hakkında yağma suçundan açılan davada Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık eylemin cebri irtikap suçunu mu yoksa yağma suçunu mu oluşturduğuna, Şirin G.'e ait tabancanın zoralımının mümkün olup olmadığına ilişkindir.
CMUK.'nun 310. maddesi uyarınca C.Savcılarının temyiz dilekçelerini hakime havale ettirdikten sonra hükmü temyiz edilen mahkemeye vermeleri gerekmektedir. 22.01.1962 gün ve 2/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile; "Başvuruda merciin tayininde yapılan hatanın müracaat edenin hukukunu ihlal etmeyeceğine" ilişkin CMUK.'nun 293. maddesi hükmünün C.Savcıları hakkında uygulanamayacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle; C.Savcılarının temyiz dilekçelerinin hakim tarafından havale edilerek temyiz isteğinin süresinde yapılıp yapılmadığı tespit ve belgelenmelidir. İncelenen dosyada re'sen temyize tabi bulunmayan direnme kararı C.Savcısı tarafından 21.03.2001 tarihli süre tutum dilekçesi ile temyiz edilmiş, hakim havalesi taşımayan dilekçe yazı işleri müdürünce temyiz defterine kaydedilmiştir. Süre tutumuna ilişkin temyiz dilekçesi hakime havale ettirilmediği gibi, bilahare dosyaya sunulan gerekçeli temyiz layihasının da hakim tarafından temyiz süresinin geçmesinden sonra 10.04.2001 tarihinde havale edildiği anlaşıldığından C.Savcısının temyiz isteğinin reddine karar verilmiştir.
Hükmü vekilleri marifetiyle temyiz eden sanıklar Orhan Y. ile Şirin G.'in de bilahare cezaevinden gönderdikleri 08.05.2001 günlü dilekçeleri ile temyiz isteklerinden vazgeçmeleri nedeniyle, temyiz incelemesi sanık İsmet K. hakkındaki hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Somut olayda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşabilmek için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir. Nitekim;
TCK.'nun 209/1. maddesinde "memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına haksız olarak para verilmesi veya sair menfaatler sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden memura altı yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası verilir" hükmü yer almaktadır. Cebri irtikap suçunun oluşması için;
a) Sanığın memur olması,
b) Memurluk sıfat veya görevinin kötüye kullanılması,
c) Sanığın kendisi veya başkasına çıkar sağlaması ya da mağduru bu yönde vaatte bulunmaya zorlaması,
d) Sağlanan çıkarın haksız olması,
e) Çıkar sağlaması için mağdurun icbar edilmesi gerekir.
TCK.'nun 495 nci maddesinde düzenlenen yağma suçu ise, cebir-şiddet veya tehdit kullanılarak yapılan bir hırsızlıktır. Malın alınması için cebir-şiddet veya tehdit kullanılmalıdır. Yağma suçunun unsurları ise;
a) Fiilin gerçekleştirilmesi için cebir-şiddet veya tehdit kullanılmalı,
b) Cebir-şiddet veya tehdit, malın zilyetine veya cürüm yerinde bulunan kişilere yönelik olmalı,
c) Mağdur, malı teslime veya alınmasına karşı ses çıkartmamaya mecbur bırakılmalıdır.
Cebir ve şiddet, malı teslime veya malın elde edilmesini sağlamaya yönelik olmalıdır. Mağdurun savunma olanağının kaldırılması da Ceza Yasasının 501. maddesinde "cebir" olarak sayılmıştır.
Cebri irtikap suçunu yağma suçundan ayıran unsurlar, failin sıfatı ile kullandığı icbarın maddi cebir veya tehdit aşamasına gelmemiş olmasıdır. Mağdurun iradesini zorlayan bir etki olan icbarın cebir-şiddet veya tehdide dönüşmesi hainde eylem, irtikap suçunu değil, yağma suçunu oluşturacaktır.
İncelenen olayda;
Haklarındaki mahkûmiyet hükümleri kesinleşen emekli polis memuru sanık Şirin G. ve Adana Emniyet Müdürlüğü kadrosunda polis memuru olarak çalışan ancak olay tarihinde raporlu olması nedeniyle İstanbul'da bulunan sanık Orhan Y.'ın, yanlarında arkadaşları sanık İsmet K. olduğu halde Şirinoğlu Factoring isimli kuruluşun irtibat bürosunu işleten mağdure Anna D.'nin 4. Levent'te bulunan işyerine, olay günü saat 12.00 sıralarında sivil vaziyette gittikleri, sanıklardan Şirin'in kendisini komiser Faruk diğerlerinin ise Mali Şube Müdürlüğünde görevli polis olarak tanıtıp mağdur Anna'yı sordukları, daha sonra sekreteri dışarı çıkartıp büroya ait resmi evrakı kontrol edeceklerini belirterek belgeleri karıştırmaya başladıkları, mağdurenin kendilerinden kimlik sorması üzerine sanık Şirin G.'in emekli polis kimliğini çıkartıp hızlı bir şekilde gösterip cebine koyduğu, diğer sanık Orhan'ın ise elinde telsiz olduğu halde bürodaki belgeleri karıştırdığı, çek kırdığı, naylon fatura düzenlediği, yasal çalışmadığı yolunda hakkında şikayet bulunduğunu belirterek, "evrakın nerede, kestiğin faturaları çabuk görelim" diyerek mağdureyi sürekli sorgu altında tuttukları, kendisini Şahin olarak tanıtan sanık Orhan'ın elindeki telsizden polis konuşmalarının duyulduğu, bu sırada masa çekmecesinde bulunan deste halindeki toplam iki milyar parayı gördükleri, sanık Orhan'ın "buna kelepçe vuralım, şubeye götürelim" diye söylediği, diğerlerinin ise "boşver burada bağlarız" diye söyledikleri, bu sırada sürekli olarak "rezil edeceklerini, bayram üstü mağdur olmamasını, alt katta bir şahsın kendisi gibi naylon fatura düzenlediğini, bu şahsı Şubeye götüreceklerini, para vermemesi halinde kendisini de götüreceklerini" söyledikleri, bu konuşmalar sırasında sanık Şirin'in gömleğini düzeltir gibi yaparak montunu kaldırmak suretiyle belindeki silahını mağdureye göstermek suretiyle o ana kadarki söz ve davranışları ile mukavemetini kırıp iyice korkmasını sağladıkları, sanıklardan Orhan'ın çekmecedeki paraları aldığı ve hep birlikte dışarı çıktıkları sırada telsizle "tamam temiz çıktı" diye söylediği anlaşılmaktadır. Sanıkların işyerine gittikten sonra, sekreterini odadan çıkarttıkları mağdureye kendilerini mali şubede görevli komiser ve polis memurları olarak tanıtmak, kelepçe vurup emniyete götüreceklerini, çevreye rezil edeceklerini, bayram öncesi mağdur edeceklerini söylemek, montlarının altındaki silahın gözükmesini sağlamak şeklinde gerçekleşen eylemleri korkutucu nitelikte olduğundan ve belli bir yoğunluğa erişerek tehdide dönüştüğünden somut olayda yağma suçu oluşmuştur.
Bu itibarla Özel Daire bozma kararı isabetli olup uyulması gerekirken sanığın eyleminin cebri irtikapa iştirak suçunu oluşturduğuna ilişen eski hükümde direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hükmün yalnız sanık tarafından temyiz edilmiş olduğu da dikkate alınarak Yerel Mahkeme direnme kararının sanık İsmet K.'ın kazanılmış hakkı saklı kalmak üzere bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün sanık İsmet K.'ın kazanılmış hakkı gözetilmek üzere BOZULMASINA, mahalline gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 16.10.2001 günü oybirliği ile tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy