(765 S. K. m. 342, 347) (647 S. K. m. 4) (1412 S. K. m. 310, 315)
Dava: Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık Nihat Turan'ın TCY.nın 342/1. maddesi gereğince 2 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 6.11.1995 gün ve 105/128 sayılı hüküm, sanık vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 16.10.1996 gün ve 7923/9748 sayı ile onanmıştır.
Hükümlü vekilinin yargılamanın iadesi isteğinin kabulüyle TCY.nın 347 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 150.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkemece bilahare verilen 26.5.1997 gün ve 8/46 sayılı hüküm ise; O Yer C. Savcısının temyizi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece 19.03.1998 gün ve 2431/2535 sayı ile;
Sanık ve müdafiinin TCY.nın 347. maddesinin uygulanmasını da isteyen temyiz itirazları red edilerek hükmün onanmış olmasına rağmen, sanığın cezasını azaltmaya yönelik olduğu açıkça anlaşılan ve Hukuk Mahkemelerinde hüküm ifade eden Ticaret Mahkemesi ile İcra Dairesindeki feragat ve ödemeler dayanak yapılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmuş,
Yerel Mahkeme 13.7.1998 gün ve 82/92 sayı ile; Sanık 51.200.000 liralık alacağını tahsil amacıyla, 1.200.000 liralık senedi 51.200.000 liraya dönüştürmüştür. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
O Yer C. Savcısının bu hükme yönelik temyiz istemi, Yerel Mahkemece temyiz isteminin ancak duruşmaya çıkan C. Savcısı tarafından kullanılabileceği gerekçesiyle red edilmiş, bu red kararının da temyiz edildiği bildirilip dosya Yargıtay C. Başsavcılığının onama istemli 2.10.2000 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanık hakkında TCY.nın 347. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir;
Dosyanın esasının görüşülmesine geçilmeden önce; O Yer C. Savcısının temyiz isteminin reddine ilişkin karara yönelik temyizinin süresinde olup olmadığı hususu Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca önsorun olarak ele alınıp değerlendirilmiştir.
CYUY.nın 310. maddesinde, temyiz isteminin hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak bir beyanla olacağı, yoklukta verilen hükümlerde bu sürenin tebliğle başlayacağı, 315. maddesinde ise temyiz isteminin yasal süre geçtikten sonra veya temyiz edilmeyecek bir hükmün temyiz edilmesi veya istemde bulunanın hakkının olmaması halinde bir karar ile temyiz dilekçesinin red edileceği, temyiz eden tarafın red kararının tebliğinden itibaren bir hafta içinde Yargıtay'dan bu hususta bir karar verilmesini isteyebileceği hükümleri yer almaktadır.
Yargıtay'ca yapılan incelemede temyiz koşullarının bulunmadığı saptandığında, başka bir anlatımla temyiz isteminin reddine ilişkin karar yerinde görüldüğünde, bu karara yönelik itirazın red edilerek bu kararın onanacağı, aksi taktirde red kararının kaldırılarak hükmün esasının inceleneceği süreklilik gösteren yargısal kararlarda belirtilmiştir.
İncelenen dosyada; 13.7.1998 gün ve 82/92 sayılı direnme hükmü O Yer C. Savcısı tarafından 17.7.1998 tarihinde temyiz edilmiş, Yerel Mahkemece temyiz istemi, 20.7.1998 gün ve 1998/139 müt. sayılı kararla red edilmiş, red kararı, temyiz eden C. Savcısına 8.9.1998 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Temyiz eden C. Savcısı 21.5.1999 tarihli dilekçesinde, red kararını 9.9.1998 tarihinde temyiz ettiğini ancak bu dilekçenin dosyadan çıkartılarak işleme konulmadığını öğrendiğini bildirerek kaybolan dilekçesi yerine bu dilekçenin kabul edilip, temyiz incelemesi yapılmasını istemiş, Mahkeme Başkanı ise 31.5.1999 tarihli yazı ile 9.9.1998 tarihli dilekçenin dosyada bulunmadığını, dilekçe ile ilgili araştırmanın sürdürüldüğünü belirterek dosyayı göndermiş, Ceza Genel Kurulunca 17.10.2000 gün ve 199/199 sayı ile; temyiz defter ve kartonları araştırılarak 9.5.1998 tarihi öncesi ve sonrası anılan kararın temyizine ilişkin bir kaydın bulunup bulunmadığı, temyiz sıra numaralarının birbirini izleyip izlemediği, belirtilen soruşturmanın bu konuyla ilgili olup olmadığı, ilgili ise sonucunun bildirilmesi ve buna ait belgelerin eklenerek gönderilmesi için dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesine karar verilmiş,
Ağır Ceza Mahkemesince 29.1.2001 günlü yazı ile; anılan kararın temyizine ilişkin bir kaydın ve temyiz kartonunda dilekçe suretinin bulunmadığı, temyiz sıra numarasının birbirini izlediği, belirtilen soruşturmanın bu konuyu da kapsadığı; ancak henüz incelemenin tamamlanmadığı belirtilerek, ifade örnekleri dosya ile birlikte gönderilmiştir.
Gönderilen belgelerin incelenmesinde;
Temyiz eden C. Savcısı S. Güneş tanık olarak alınan 17.5.1999 tarihli beyanında; Adli Tatil dönüşünde 20.7.1998 tarihinde temyiz talebimin red edildiğini öğrendim, karar bana 8.9.1998 tarihinde tebliğ edildi, ertesi gün bu kararı temyiz ettim. 9.9.1998 tarihinde temyiz layihasını odamda C. Savcılığı zabıt katibi E. Çiftçi'ye yazdırdım ve kendisiyle Ağır Ceza Mahkemesine gönderdim, katip bana gelerek hakim beylerin C. Savcılığında kalması gereken suretlerini sonra göndereceklerini söyledi, akşama doğru bilgi gelmeyince tekrar katibi gönderdim, katibim gergin bir şekilde döndü, sen görevini yapmışsın, artık seni ilgilendirmez şeklinde yanıt aldığını belirterek kovulmuş gibi bir hava estirdi. Temyiz dilekçesi geri gelmedi, ertesi gün Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürüne sorduğumda, dosyanın hakimlerde olduğunu, temyize göndereceklerini söyledi, temyize gönderileceği düşüncesiyle dönüşünü bekledim şeklinde olayın gelişimini anlatmış, C. Savcılığında zabıt katibi olarak görev yapan E.Çiftçi'de benzer beyanda bulunmuştur.
Ağır Ceza Mahkemesi zabıt katibi olarak görev yapan S. Yıldız ise Adli yılın başlangıcında olabilir tam tarihini hatırlamıyorum, bu dosya ile ilgili bir temyiz dilekçesi geldi, birimiz imzalanmak üzere diğer evrakla birlikte Başkanlığa bakan Hakim M. Bey'e götürdük, ancak söz konusu temyiz dilekçesi geri gelmedi şeklinde anlatımda bulunmuştur.
Bu bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, temyiz isteminin reddine ilişkin kararın, C. Savcısı tarafından yasal süre içinde 9.9.1998 tarihinde temyiz edildiği, temyiz dilekçesi dosya içinde bulunmamakta ise de mahkemesine yasal süresi içinde verildiğinin tanık beyanları ile saptandığı, Yerel Mahkemenin, O Yer C. Savcısının 13.7.1998 gün ve 82/92 sayılı karara yönelik temyizinin reddine ilişkin 20.7.1998 gün ve 1998/139 müt. sayılı kararının CYUY.nın 310. maddesine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Kaldı ki, CYUY.sında hükmün bizzat duruşmaya çıkan C. Savcısı tarafından temyiz edileceğine ilişkin bir koşulun yer almadığı, anılan yasanın 315. maddesine göre ancak;
a- Temyiz isteğinin yasal süresinden sonra yapıldığının,
b- Temyiz edilemeyecek bir hükmün temyiz edildiğinin,
c- Temyiz edenin buna hakkı bulunmadığının,
saptanması halinde temyiz isteğinin reddine karar verilebileceği, somut olayda bu koşullardan hiçbirinin bulunmadığı, bu itibarla temyiz isteminin reddine ilişkin 20.7.1998 gün ve 1998/139 müt. sayılı kararın kaldırılması gerektiği oybirliğiyle kararlaştırıldıktan sonra esasın incelenmesine geçildi.
Kesinleşen bir hükümle sonuçlanan davanın, yargılamanın yenilenmesi yolu ile hükümlü lehine yeniden görülebilmesi için, CYUY.nın 327. maddesinde belirtildiği üzere;
1- Karara temel teşkil eden bir belgenin sahteliğinin anlaşılması,
2- Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması veya görüş bildirmesi,
3- Kararı veren yargıçlardan birinin görevini yaparken kusurlu davranması,
4- Kararın dayandığı hukuk mahkemesi kararının kesinleşmiş bir kararla bozulması,
5- Hükümlünün beraetini veya daha hafif bir suçtan cezalandırılmasını gerektirecek yeni delil ve olguların ortaya çıkması, gerekir.
Somut olayda;
Sanığın, şikayetçi Emin Yanık'a kardeşi Kemal Yanık'ın, kendisine borcu olduğunu bildirip, 1.200.000 TL. bedelli iki adet senet imzalattığı, 1.8.1991 vade tarihli olan senedin 51.200.000 TL. olarak icraya konularak, ihtiyati haciz kararı alındığı 7.8.1991 tarihinde müşteki borçlunun mallarının haczedildiği, 14.8.1991 tarihinde icrai hacze dönüştürüldüğü ve şikayetçiye 21.8.1991 tarihinde ödeme emri tebliğ edilerek haczin kesinleştirildiği, şikayetçinin ise 13.8.1991 tarihinde C. Savcılığına başvurarak senette tahrifat yapılarak, 1.200.000 liralık bedelin 51.200.000 liraya dönüştürüldüğünü, bu durumu dükkanına hacze gelindiğinde öğrendiğini, sanıktan şikayetçi olduğunu beyan ettiği, yargılamanın diğer aşamalarında da bu iddialarını yinelediği ayrıca 28.10.1996 tarihli dilekçe ile de Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesine suça konu senetle ilgili olarak menfi tespit ve bononun iptali için dava açtığı anlaşılmıştır.
Sanık Nihat Turan senette tahrifat iddialarını red ederek, şikayetçinin borçtan kurtulmak için bu yola başvurduğunu, zorla senet imzalatmadığını, bono üzerindeki yazıların kendisine ait olmadığını savunmuş,
Senet üzerinde Adli Tıp Kurumu Fizik Grafoloji Dairesince düzenlenen 8.6.1992 tarihli raporda; inceleme konusu 1.8.1991 ödeme günlü senette miktarın evvelce (1.200.000) olarak yazıldığı, sonradan baş tarafına (5) rakamı ve boş bulunan kısma da bir defada (Ellibir milyon iki yüz bin) yazılarak mevcut duruma dönüştürüldüğü, yine aynı kurumca düzenlenen 13.4.1995 tarihli raporda senetteki yazı ve rakamlarla Nihat Turan'a ait mukayese yazı ve rakamlar arasında tersim tarzı, işleklik derecesi, meyil ve istikamet, seyir, sürat, istif itiyatlar ve tazyik vasıfları bakımından uygunluk ve benzerlikler bulunduğu, söz konusu senetteki yazı ve rakamların Nihat Turan'ın eli ürünü olduğu belirtilmiştir.
Yerel Mahkemece de tüm bu kanıtlar birlikte değerlendirilerek 1.200.000 lira meblağlı senette, sanık tarafından tahrifat yapılarak 51.200.000 liraya dönüştürüldüğü, şikayetçi ve sanık arasında 1.200.000 liralık alacak-borç münasebeti dışında başkaca alacak borç ilişkisi bulunmadığı, bu itibarla TCY.nın 347. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı kabul edilerek sanığın TCY.nın 342/1. maddesi uyarınca 2 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, sanık vekili tarafından temyiz edilen hüküm Özel Dairece 16.10.1996 gün ve 7923/9748 sayı ile onanarak kesinleşmiş,
Bu kez hükümlü vekilleri tarafından Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1991/589 sayılı dosyasında davacı şikayetçinin borçlu olduğunu kabul ederek davasından feragat ettiği ve davanın reddine karar verildiği, ayrıca icra dosyasında da bu borcunu kabul ederek ödediği, bu durumun hükümden sonra meydana çıktığı ve TCY.nın 347. maddesinin uygulanmasını gerektirir nitelikte olduğu belirtilerek, yargılamanın iadesi isteğinde bulunulmuş, Yerel Mahkemece istek kabul edilerek dosya yeniden ele alınmış ve sanığın TCY.nın 347. maddesi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Belirtilen Ankara 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1991/589, Ankara 25. İcra Müdürlüğünün 4823 sayılı dosyalarının, ilk hüküm kurulmadan öncede mahkemece incelenerek değerlendirildiği, hükmün kesinleşmesinden sonra hukuk mahkemesindeki 31.10.1996 günlü feragat ile icra müdürlüğündeki 30.10.1996 tarihli ödemenin sanığın hukuki durumunu değiştirmeyeceği, evvelce yargıya sunulmamış, onun bilgisi dışında kalmış, yalnız başına veya evvelce mevcut kanıtlarla birlikte değerlendirildiğinde sonuca etkili olacak yeni vakıa veya delil niteliğinde olmadığı, sanığın suça konu senetteki 1.200.000 liralık alacak miktarını çok aşan bir şekilde ve sebepsiz zenginleşme doğuracak biçimde, 51.200.000 lira yapmak suretiyle işlediği sahtecilik suçunda TCY.nın 347. maddesinin uygulama koşullarının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla; Özel daire bozma ilamına uyulması gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle önceki hükümde direnilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, tebliğnamedeki isteme uygun olarak 03.04.2001 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy