(765 S. K. m. 59, 64, 80, 240, 339, 342) (1412 S. K. m. 2, 3)
Dava: Sanıklar Müjdat Güler ve İbrahim Şenyay'ın resmi evrakta sahtecilik suçundan TCY.nın 64/1. maddesi yollamasıyla 342/1, 80 ve 59. maddeleri ile 1 yıl 11 ay 10 gün ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 5.5.1997 gün ve 246/70 sayılı hüküm, sanık vekilleri ve O Yer C.Savcısının sanık İbrahim Şenyay lehine temyizi üzerine dosyayı inceleyen 6. Ceza Dairesince 15.4.1998 gün ve 544/3607 sayı ile, soruşturmanın genişletilmesi gerektiğine ilişen bir karşı oyla ve oyçokluğuyla onanmış,
Yargıtay C.Başsavcılığınca 15.6.1998 gün ve 95950 sayı ile karşı görüş doğrultusunda itiraz yoluna başvurulması üzerine Ceza Genel Kurulunca 20.10.1998 gün ve 201/328 sayı ile;
Özel Dairece usulüne uygun şekilde oylama yapılmamış olması nedeniyle dosyanın incelenmeksizin Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmiş,
Gönderme kararı üzerine Özel Dairece 7.4.1999 gün ve 11186/1742 sayı ile,
Müdahil Taner Demir ile noter görevlisi haklarında Ferro Limited Şirketi'nin yevmiye defterinin kapanış tasdikini sahte olarak yaptıkları iddiası ile Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde 1995/281 esas sayılı kamu davası bulunduğunun anlaşılması karşısında, her iki dosyanın birleştirilerek tüm sanıkların hukuki durumlarının dosyalardaki delillere göre birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 23.11.2000 gün ve 122/343 sayı ile; Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın konusu müdahil Taner Demir ile noter başkatibi Ramis Akar hakkında sahte defter tasdiki yapılmasına ilişkin olup, yapılan yargılama sonunda Mahkeme tarafından 4.12.1997 tarih ve 1995/281 esas, 1997/214 karar sayılı ilam ile sanık Ramis Akar'ın cezalandırılmasına, müdahil Taner Demir'in ise beraatına karar verilmiştir.
Anılan davanın konusu yukarda belirtildiği gibi ticari defterlerle ilgilidir. Halbuki Mahkememizde görülen ve neticelenen davadaki hükme esas teşkil eden deliller arasında ticari defterler yer almamaktadır. Başka bir ifade ile tarafların ticari defterleri delil olarak benimsenmeden dahi dosyada mevcut sübut delilleri ile sanıkların atılı suçu nasıl ve ne şekilde işledikleri tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıklanmıştır. Kaldı ki; ayrı ayrı Mahkemelerde ayrı zamanlarda görülen bu davaların yapılan yargılamaları neticesinde verilen hükümler de içerikleri itibariyle birbirlerini nakzeder mahiyette değillerdir.
Bu sebeplerle Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 1999/332 (1995/281) esas sayılı dava dosyasının Mahkememizde 1993 senesinden beri yargılaması yapılarak neticelendirilen iş bu dava dosyası ile birleştirilerek yeniden yargılama yapılmasının mevcut delillerin ve sanıkların hukuki durumlarının hep birlikte değerlendirilmesinin hiçbir fayda sağlamayacağı, davaya hiçbir yenilik katmayacağı ve gereksiz bir işlem olacağı gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanıklar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 26.04.2001 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanıkların resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, katılan hakkında sahtecilik suçundan açılan kamu davasının bu dava ile birleştirilmesine gerek bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Ferro Şirketi yönetimindeki anlaşmazlık nedeniyle 20.8.1992 tarihli olağanüstü ortaklar kurulunda tüm yetkileri kaldırılan sanık İbrahim Şenyay'ın, Cihan Danışmanlık ve Dış Ticaret Ltd. şirketinin hissedarı ve temsilcisi olan sanık Müjdat Güler'la anlaşarak Ferro şirketinin muhasebeciliğini yapan Ali Vural'ın temin ettiği kaşelerle her biri 2 milyar lira bedelli 16 adet, borçlusu Ferro Dış Ticaret ve San. Ltd., alacaklısı Cihan Danışmanlık ve Ticaret Ltd. şirketi olan 28.5.1992 tanzim tarihli sahte senet düzenledikleri, senetlerin alacaklı şirket tarafından Levsan Otomobilcilik Tic. ve Sanayi A.Ş.ye ciro edildiği iddiasıyla, her üç sanık hakkında TCY.nın 342/1-2 ve 80. maddeleri ile cezalandırılmaları istemiyle İstanbul C.Başsavcılığınca 13.5.1993 gün ve 9280-1125-1909 sayılı iddianame ile kamu davası açıldığı,
Yine aynı sanıklar tarafından aynı usulle düzenlendiği bildirilen 28.5.1992 tanzim tarihli 16 adet senedin, ciranta Levsan otomotiv şirketi tarafından tahsil edilememesi üzerine icra takibine girişildiği, takibin İstanbul 3.İcra Müdürlüğünün 1993/1682 sayılı dosyası üzerinde yürütüldüğü, şirketin bir adet kaşesinin kaybolduğuna ilişkin şirket tutanağı, Cihan Danışmanlıkla böyle büyük miktarda iş yapıldığına ilişkin herhangi bir belge bulunmaması, otuz iki milyar lira alacağın vade bitim tarihlerinden altı ay gibi uzun sayılabilecek bir zaman sonra tahsile konulması gibi delillerle sanıkların birlikte sahte resmi senet tanzimi suçunu işledikleri iddiasıyla Ankara C.Başsavcılığınca 18.6.1993 günlü iddianamesi ile ikinci bir kamu davasının açıldığı,
İrtibat nedeniyle davaların, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 1993/246 esas sayılı dosyası ile birleştirildiği ve yargılamanın bu dosya üzerinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
Sanık İbrahim Şenyay aşamalarda; şikayetçi ile Ferro şirketini 1983 yılında kurduk, 1986 yılında diğer sanık Müjdat Güler'in Kastamonu'daki sunta fabrikasına ortak olduk, fabrika iflas etti, bundan sonra sanık Müjdat'ın diğer işlerine ortak oldum, 1989-1991 yılları arasında bir hayli para kazandım, şikayetçi ile beraber çalışıyordum, 1992 yılında işlerimin çokluğu nedeniyle hesaplara şikayetçinin kardeşi bakmaya başladı, hesapları kontrol ettiğimde, benden habersiz beş milyon doların Ferro şirketinin hesaplarından çekildiğini fark ettim, bu olaydan sonra şikayetçi ile aramız açıldı, dava konusu senetleri ise katılan, yurt dışı alacaklarımıza tedbir koyarlar, Müjdat beni sıkıştırıyor, sen biraz senet ver dediği için, İstanbul'a gelip tanzim edip Müjdat'a verdim, senetleri Müjdat'la birlikte tanzim ettik, tanzim sırasında Ferro ile ortaklığımız devam ediyordu, şeklinde beyanda bulunmuş,
Sanık Müjdat Güler ise aşamalarda; müsnet suçu işlemediğini, katılan Taner Demir tarafından 64 milyar liralık borcun ödenmemesi için sanık İbrahim Şenyay'ın temsil yetkisinin kaldırıldığını, katılanın kesinleşmiş takipleri kanuna aykırı olarak durdurtmak suretiyle Ferro Şirketine ait menkulleri elden çıkardığını, muhasebecinin tanıklık etmemesi için, istendiğinde yarım saatte yenisi yaptırılabilen şirket kaşesini verdiğinin söylendiğini, senetlerin sanık İbrahim Şenyay tarafından imzalanıp kaşelendiğini, açılmış menfi tespit ve ceza davalarının da buna matuf olduğunu, savunmuştur.
Tanık olarak beyanları saptanan;
Mehmet Kuvvet, 1993 yılına kadar sanıklardan Müjdat Güler'in yanında getir götür işlerine baktım, sanık İbrahim ise sık sık Müjdat'ın yanına gelirdi, 1993 yılının şubat ayının başlarında benden senet koçanları istediler, 500 bin liralık da damga pulu aldırdılar, her biri ikişer milyarlık olmak üzere toplam 96 milyar liralık senet düzenlediler, senetleri sanık Müjdat yazdı. Sanık İbrahim imzaladı, kaşe bastı, senetlerin bir kısmını avukat Ali Sadi'ye verdi, Müjdat bu işte ya Taner Demir'i köşeye sıkıştıracağız ya da hapsi boylayacağız dedi, kaşeyi muhasebeden ben getirdim, senetler yazılırken gördüm.
Taner Özcan, Mehmet Kuvvet'ten senetlerin yanında yazıldığını duyduğunu,
Ural Şahin, Lale Göreç ve İlez Benan; Ferro Dış ticaret şirketinin İstanbul'daki şubesinde çalıştıklarını, bu senetlerin şubelerinde tanzim edilmediğini,
Ali Saydın; senetleri kendisinin şubat 1993'te icraya koyduğunu, icraya koymadan 7-8 ay önce sanık Müjdat'ın kendisini çağırarak senetleri gösterdiğini, ihtiyati haciz kararı alıp alamayacağını sorduğunu, senetlerin vadesinin geçmiş olduğunu,
Mehmet Can Öktem ve Kebire Ardanuç; 3 Şubat 1993 günü saat 18.00 sıralarında Ali Vural şirketten ayrılıp gittiğinde şirket kaşesi lazım olduğundan, aradıklarını, bulamayınca tutanak düzenlediklerini, kaşenin bir tane olduğunu, (bu tanıklar hakkında yalancı tanıklıktan kamu davası açılmıştır.)
Meral Müren ve Turgut Uçuk; sanık İbrahim Şenyay'ın avukatı Ersin Sözer'in, Avukat Meral Müren'den müvekkili adına talepte bulunduğunu, istenilen miktar fazla bulununca biz istersek eski tarihli senet düzenler, istediğimizi alırız dediklerini duyduklarını,
Beyan etmişlerdir.
Sonuç: Ankara Asliye 5.Ticaret Mahkemesinin 9.9.1994 gün ve 176/625 sayılı kararının incelenmesinde;28.5.1992 tanzim tarihli 34 adet senet sebebiyle davacı Ferro Dış Ticaret Ltd. şirketinin, alacaklı Levsan A.Ş'ye ve diğer davalılara borçlu bulunmadıklarının tespitine karar verilerek, bu senetlere istinaden yapılan icra takiplerinin iptaline karar verildiği, kararın derecaattan geçerek kesinleştiği, Cihan Danışmanlık Ltd. ve levsan Otomotiv Sanayi Ticaret şirketinin, bu dosyada delil olarak kabul edilen Ferro şirketinin kapanış kayıtlarının sahte olduğuna karar verildiğini belirterek iade-i muhakeme talebinde bulunmaları üzerine, aynı mahkemece 3.6.1999 gün ve 250/313 sayı ile davacı defterlerinin leh ve aleyhe delil olarak değerlendirilmediği belirtilerek karar verildiği gerekçesiyle iade-i muhakeme talebinin red edildiği, kararın 19.Hukuk Dairesince onandığı, karar düzeltme isteminin de red edildiği, bu dosyaya sunulan 31.5.1994 tarihli raporda, takip konusu senetlerin taraflar arasında onların düzenlenmesini gerektiren bir temel borç ilişkisi bulunmaksızın, mevcut olmayan bir borcun ihdası maksadı ile düzenlenmiş olduğunun belirtildiği, Yerel Mahkemece bu dosya ve belirtilen rapora dayanılarak sahtecilik iddiasının kabul edildiği ve her iki sanığın sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verildiği saptanmıştır.
Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 1995/281 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; Ferro Dış Ticaret ve Sanayi Ltd.Şti. tarafından açılan menfi tespit davasında borçlu olunmadığına ilişkin delil olarak sunulan yevmiye defterinin 29.1.1993 ve 05514 yevmiye no ile yapılan kapanış kaydının davalı Levsan Şti. aleyhine bir durum meydana getirmek için sahte olarak günü geçtiği halde Ankara 4. Noterliği Başkatibi Ramiz Akar tarafından sahte olarak yapıldığı belirtilen kaydın bir başka şirkete ait defter kapanış kaydı olduğu iddiasıyla Ramiz Akar'ın TCY.nın 339/1. maddesi ile cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Yerel Mahkemece sanığın eyleminin görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilerek TCY.nın 240. maddesi ile cezalandırılmasına karar verdiği, katılan tarafından temyiz edilen hükmün, Özel Dairece eylemin TCY.nın 339/2. maddesinde belirtilen suçu oluşturduğu gerekçesiyle bozulduğu, Taner Demir hakkında ise 14.2.1995 tarihinde sanık Ramiz'in görevi kötüye kullanmak suçuna iştirak ettiği iddiasıyla kamu davası açıldığı 5. Asliye Ceza Mahkemesince eylemin TCY.nın 339/2. maddesinde belirtilen suçu oluşturduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, Ağır Ceza Mahkemesince verilen birleştirme kararı uyarınca da her iki sanık hakkındaki yargılamanın Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 1995/281 esas sayılı dosyası üzerinde yürütüldüğü,
Sanıklardan Ramiz Akar'ın TCY.nın 339/1-2 ve 59. maddeleri ile cezalandırılmasına, diğer sanık Taner Demir'in ise beraatına ilişkin kararın Yerel C.Savcısı, katılanlar vekili ve sanık Ramiz tarafından temyizi üzerine hükmün usulü nedenlerle sair yönleri incelenmeksizin bozulduğu, bozmaya uyularak verilen hükmün ise Özel Dairece her iki dosyanın birleştirilerek sanıkların hukuki durumlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği görüşüyle bozulduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda aşamaları ayrıntılı olarak belirtilen dosyalardaki bilgi ve belgelerden; her iki dosya arasında CYUY.nın 3. maddesi anlamında bir irtibat bulunmadığı anlaşılmakta ise de; ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın saptanmasıdır. Yerel Mahkemece senetlerin gerçek bir borç ilişkisine dayanmadığı yönündeki, hukuk mahkemesi kararına ve bu dosyadaki bilirkişi raporuna dayanılarak sahtecilik suçunun oluştuğunun kabulüyle sanıkların cezalandırılmasına karar verilmiştir, katılan Taner Demir hakkında açılan kamu davası ise hukuk mahkemesine kanıt olarak sunulan defterlerde sahtecilik yapıldığı iddiasıyla ilgilidir. Hukuk yargılamasında tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olunup verilen hükmün her zaman somut gerçeği yansıttığından da söz edilemez, bu itibarla taraflar arasındaki ticari ilişkiler, katılan ve sanıkların karşılıklı beyanları, her iki dosyadaki kanıtlar birlikte değerlendirilerek, somut gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması bundan sonra sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Ceza Genel Kurulu Başkanı Mater Kaban ile 10 uncu Ceza Dairesi Başkanı Şener Güngör;
Çözümlenmesi gereken sorun, inceleme konusu dava ile Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 1995/281 esasında kayıtlı davanın birleştirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Aşağıda belirteceğimiz hukuki nedenlerden dolayı böyle bir zorunluluk bulunmadığı görüşündeyiz. Şöyle ki;
a- CYUY.sının 2 nci maddesi ayrı mahkemelerde açılmış olan murtabit ceza davalarının birleştirilebileceğini öngörmüş, Murtabit Suçlar başlıklı 3 üncü maddesi ise irtibatın koşullarını Bir kimse birkaç suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birkaç sanık bulunursa irtibat var sayılır şeklinde belirlemiştir. Somut olayda Özel Dairece birleştirilmesinde zorunluluk görülen inceleme konumuz dava ile Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 1995/281 esasında kayıtlı olan davanın sanıkları ile yüklenen suçlar tamamıyla farklı olup aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan söz edilmesi ve bu nedenle mahkemenin, takdirinde olan bir konuda birleştirmeye zorlanması olanaklı değildir.
b- Suça konu senetlere ilişkin olarak açılan menfi tesbit davası üzerine Mahkemece katılanın borçlu bulunmadığının tesbitiyle, bu senetlere dayanılarak yapılan icra takiplerinin iptaline karar verildiği, bu davanın derecattan geçerek kesinleştiği, iade-i muhakeme ve karar düzeltme isteklerinin reddedildiği, kararın bir dayanağını oluşturan üç kişilik bilirkişi kurulu mütalaasında da katılanın ticari defterlerinin sonradan, önceki bir tarihle kapatılmış olmasının ele alınıp incelenerek sonuca varıldığı görülmektedir. Nitekim Yerel Mahkemece de bu husus değerlendirilmek ve mahkûmiyete götüren diğer kanıtlar belirtilmek suretiyle direnme hükmü kurulmuştur.
c- Kaldı ki, Özel Dairenin, inceleme konusu davada Yerel Mahkemenin sanıkların TCY.sının 342/1, 80, 59 uncu maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına ilişkin ilk hükmünü önce oyçokluğuyla onadığı, Ceza Genel Kurulunun, usulüne uygun biçimde oylama yapılmamış olması nedeniyle geri çevirmesi üzerine bu kez oybirliği ile bozduğu, birleştirilmesi istenilen davadaki sanıklara ilişkin hükümleri ise üç kez bozduğu görülmektedir. Birleştirilmesi istenilen 1995/281 esas sayılı dava dosyasının onanlı fotokopisinin de bu dosya içinde bulunması, geciken adalet adalet değildir ilkesi ile davaların süratle sonuçlandırılmasında kamu yararı bulunduğu hususları da nazara alındığında, davalar birleştirilmeden dahi Özel Dairece sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabileceği kabul edilmelidir. Bu itibarla davaların birleştirilmesi gerektiğine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. gerekçesiyle;
Diğer bir kısım kurul üyeleri ise Yerel Mahkeme ilamında belirtilen gerekçelerle direnme kararının isabetli olduğu yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; Yerel Mahkeme direnme hükmünün tebliğnamedeki isteme uygun olarak BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı tevdiine ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 12.06.2001 gün yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy