(2004 S. K. m. 20, 24, 32, 38, 111, 340)
Dava: Taahhüdü ihlal suçundan sanık Murat Emiroğlu'nun İİY'nın 340. maddesi uyarınca 1 ay hafif hapis cezasıyla cezalandırılmasına ait Tarsus İcra Ceza Mahkemesinin 28.9.2000 tarih ve 794/1555 s. hükmü sanık tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nce 31.5.2001 tarih ve 3577/3384 sayı ile oyçokluğu ile onanmıştır.
Yargıtay C.Başsavcılığı 25.6.2001 tarih ve 157331 sayı ile ;
Sanığın asıl borçluya icra kefili olduğu, 19.1.2000 günlü ödeme taahhüdü tutanağından önce kendisine icra emri çıkarılmadığı ve hakkında kesinleşmiş herhangi bir icra takibi de olmadığı anlaşıldığı gibi, sanığın bu haklarından ve İİY'nın 20. maddesindeki sürelerden açıkça bir feragatine de rastlanmadığından, bu taahhüt hukuken geçersizdir görüşü ile itiraz kanun yoluna başvurarak Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, aleyhine kanuni bir takip bulunmayan sanığın icra kefili olarak yaptığı taahhüde uymaması eyleminin taahhüdü ihlal suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir.
İnceleme konusu olayda;
Sanığın, asıl borçlu şahıs hakkında girişilen haciz yoluyla icra takibi sırasında alacaklı vekili ile birlikte İcra Müdürlüğüne başvurarak icra kefili olup ödeme taahhüdünde bulunduğu, ancak borcun ödenmediği anlaşılmaktadır.
Borçlunun ödeme şartını ihlal halinde ceza başlığını taşıyan İİY'nın 340. maddesinde; 111 inci madde gereğince veya alacaklının onayı ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme koşulunu, kabul edilebilir bir neden olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine tetkik mercii tarafından cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Bu suçun oluşması için ihlale konu taahhüdün, icra takibinin taahhütte bulunan yönünden kesinleşmesinden sonra yapılması gereklidir. Takip borçlusu sanıklar yönünden aranan bu koşul, Ceza Genel Kurulumuzun 26.10.1992 tarih ve 271-295 s. kararında belirtildiği üzere icra kefili sanıklar yönünden de geçerlidir.
İİY'nın 38. maddesinde ise ilam mahiyetindeki belgeler sayılmış, icra dairesindeki kefaletler de bu belgeler arasında gösterilmiş ve bunların ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan, para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrası ile ilgili olarak icra emri ve içeriği konusu Yasa'nın 32. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde hükümlerine göre; para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra müdürü borçluya bir icra emri tebliğ edecektir. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilecek ve nihayet yedi tarih içerisinde ödenmesi ve bu müddet içerisinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse tetkik merciinden veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ilişkin olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içerisinde 74 üncü madde gereğince mal beyanında bulunması gerektiği, bulunmadığı ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu takdirde hapisle cezalandırılacağı ihtar edilecektir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere, icra kefilinin ilam niteliğinde belge sayılan icra dairesindeki kefaleti sebebiyle doğan borcundan dolayı kendisine icra emri gönderilerek hakkında icra takibi başlatılması ve takibin kendisi yönünden de kesinleşmesinden sonra yaptığı taahhüde uymaması halinde taahhüdü ihlal suçu oluşacaktır.
Bu itibarla, icra kefili olan sanığın henüz kendisine icra emri gönderilmeden, dolayısıyla kefalet ve ödeme taahhüdünde bulunduğu borç sebebiyle hakkında kesinleşmiş icra takibinin bulunmadığı bir aşamada yaptığı ödeme taahhüdünü ihlal etmesi eylemi İİY'nın 340. maddesinde tanımlanan taahhüdü ihlal suçunu oluşturmaz. Yargıtay C.Başsavcılığı itirazı yerinde olup kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan 7. Hukuk Dairesi Başkanı Hüseyin Örmeci; Sanık borçlu hakkında yapılan icra takibi sırasında borçlu adına borcu ödemeyi taahhüt etmek sureti ile icra kefili olduğuna, borcu hangi tarihte ödeyeceğini bildiğine, taahhüt ettiği tarihte ödeme yapmadığına göre suç oluşur. İcra kefili olarak borcun miktarını ve taahhüdünü sanık bildiğine göre yeniden esas borçlu hakkında takip yapılması, esas borçlunun borcunu ödememesi sonucu yeniden icra kefili olan sanık hakkında takipte bulunulmasına gerek bulunmamaktadır. biçimindeki gerekçeyle, bir kurul üyesi ise, Özel Daire onama kararının haklı sebeplere dayandığını ileri sürerek karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 31.5.2001 tarih ve 3577/3384 s. onama kararının KALDIRILMASINA, Tarsus İcra Ceza Mahkemesinin 28.9.2000 tarih ve 794/1555 s. hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 25.09.2001 günü oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy