(2709 S. K. m. 38) (2004 S. K. m. 111, 340) (765 S. K. m. 2)
Dava: Sanık Mustafa Tekelioğlu'nun taahhüdü ihlal suçundan İİY.nın 340. maddesi uyarınca 1 ay hafif hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Bornova İcra Ceza Mahkemesice verilen 07.11.2000 gün ve 1105/1850 sayılı hüküm, sanık vekillerinin temyizi üzerine 7. Hukuk Dairesinin 27.09.2001 gün ve 4947/6203 sayılı kararıyla ve oyçokluğuyla onanmıştır.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 01.11.2001 gün ve 8216 sayı ile;
Dava dosyasında mevcut ve hükme esas alınan 28.4.2000 tarihli taahhüt tutanağında toplam borç miktarı rakamsal olarak gösterilmemiştir. Bu nedenle geçerli bir taahhütten söz edilemeyeceğinden atılı suçun unsurları oluşmadığı halde sanığın mahkumiyetine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi aksi düşünüldüğü takdirde ise Yüksek Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin temyiz incelemesi sonrasında ve 17.10.2001 tarih ve 24556 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4709 sayılı Yasanın 15. maddesi ile değişik Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38. maddesi son fıkrası ile TCK. nun 2. maddeleri uyarınca sanığın hukuki durumunun takdir ve değerlendirilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. gerekçesiyle itiraz yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılıp, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Sanığın taahhüdü ihlal suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık,
1- Ödeme taahhüdünün hukuken geçerli olup olmadığı, buna bağlı olarak da sanığa yüklenen taahhüdü ihlal suçunun yasal öğeleri itibariyle oluşup oluşmadığı,
2- Anayasa'nın 38 inci maddesine 9 uncu fıkra olarak eklenen Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz şeklindeki düzenlemenin, yaptırımı özgürlüğü bağlayıcı ceza olan taahhüdü ihlal suçu bakımından nazara alınıp alınamayacağı, diğer bir anlatımla taahhüdü ihlal suçunun yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülük olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İcra ve İflas Yasasının 340. maddesi hükmü ile aynı Yasanın 111. maddesine göre yapılan taksitle ödeme taahhüdüne veya takibin kesinleşmesinden sonra alacaklının muvafakati ile İcra Dairesinde kararlaştırılan borcun taksitle ödenmesine ilişkin taahhüde, geçerli bir neden olmaksızın uyulmaması eylemleri yaptırıma bağlanmıştır.
Açıklanan madde ile düzenlenen taahhüdü ihlal suçunun oluşması için ödeme taahhüdünde borçlu tarafından ödenecek toplam miktarın rakamsal olarak açıkça gösterilmesi ve tarafların bu miktar üzerinde icap ve kabulde bulunmaları zorunludur. Her ne kadar takip talebinde borç miktarı belirtilmekteyse de bu yeterli olmayıp taahhütte bulunulduğu esnada, işleyen ve işleyecek faiz, vekalet ücreti, icra harç ve giderleri belirlenmeli ve böylece borçlunun taahhüdüne esas olan miktar saptanmalıdır. Bu miktar belirlenmediğinde borçlunun hangi miktar için taahhütte bulunduğu bu taahhüdün kabulünün hangi miktarın nazara alınarak yapıldığı kuşkuya yer vermeksizin saptanamayacağından, ödeme koşulunun ihlali halinde cezai sorumluluk doğmayacaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2001 gün ve 134/134, 25.09.2001 gün ve 169/159 ve 02.10.2001 gün ve 201/192, 186/191, 203/190, 172/177 sayılı kararlarında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
İnceleme konusu somut olayda sanık aleyhine kambiyo senetlerine mahsus takip yoluyla başlatılan icra takibinde örnek 163 nolu ödeme emri 12.11.2000 tarihinde usulünce tebliğ edilmiş, takibin kesinleşmesi üzerine, borçlu-sanık, alacaklı vekili ile birlikte icra dairesine başvurarak borcun tamamını 15.05.2000 tarihinde ödemeyi taahhüt etmiştir. Alacaklı vekilinin de bu taahhüdü kabulü üzerine düzenlenen tutanakta ödenecek miktar ile ilgili herhangi bir hesaplama ve rakamsal belirleme yapılmamıştır. Bu itibarla sanığın ödeme koşulunu yerine getirmemesi nedeniyle cezai sorumluluğu doğmadığından mahkûmiyetine karar verilmesi olanaksızdır.
Sanığa atılı suçun öğeleri oluşmadığından beraatına karar verilmesi gerekmekle bu aşamada Yargıtay C. Başsavcılığının ikinci itiraz nedeni olarak bildirdiği hususun incelenmesine yer olmadığı kararlaştırılmıştır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan 7. Hukuk Dairesi Başkanı H.Örmeci; Borçlu-sanık hakkında alacaklı tarafından yapılan icra takibi sırasında borçlu-sanık icra memuru huzurunda borcunu ne şekilde ödeyeceğini taahhüt etmiş; borçlunun taahhüdü alacaklı vekili tarafından kabul edilmiştir. İcra İflas Kanunun 111. maddesi borçlunun borcunu taksitle ödemesini alacaklıya teklif etmesine imkan vermektedir. Borçlunun borcunu ödeme şekli alacaklı tarafından kabul edildiğine göre borçlu-sanık taahhüdünü yerine getirmediği taktirde suç oluşur. Çünkü, borçlu hakkında yapılan takibe göre esas borçla birlikte icra takip masraflarının tümünün ödeme emrine yazıldığı için bilmektedir. Alacaklı ya da vekili ödeme emrinde belirlenen miktar dışında yeniden tahakkuk edecek faiz ve alacakları istememiş, icra memuru da ödeme emrinde belirtilen miktar dışında taahhüt edecek parayı ödemeyi kabul edip etmediğini borçludan sormamıştır. İcra İflas Kanunun 111. maddesi hükmü taraflara taksit ile borç ödemesini karşılıklı taahhüt ve kabul edebileceklerini hükme bağladığına göre Borçlar Kanunu hükümlerince akit serbestisi nedeniyle kamunun müdahale (mahkemenin) hakkı bulunmamaktadır. Kaldı ki, alacaklının borçlunun esas borcunu (ana borç) ödemesi halinde masraflarından vazgeçmesine engel yasa hükmü bulunmamaktadır. Borçlu ile alacaklı arasında oluşan borç ödeme taahhüdü icra takip dosyasında belgelendirilmesi ile hüküm ifade eder. Önümüze gelen somut olaylarda borçlu miktarı belli borcu ödememektedir. Açıkçası borcun miktarı ve ödeme günü bellidir. Açıklanan duruma göre çoğunluğun kabul ettiği gibi taahhüt sırasında esas borç ile takip masraflarının dışında alacaklı bir bedel talep etmediğine, icra memuru durumu borçluya açıklamadığına göre rakamsal olarak tüm borcun belirlenmesi ile suçun oluşacağını kabul etmek mümkün değildir. Aksi durumun kabulü borçluların borçlarını ödememesi sonucunu doğurur. Nitekim, alacaklıların yasal olmayan yollarla alacaklarını tahsili yoluna gittikleri basına ve medyaya yansımaktadır. Dairemiz kararı doğru olduğundan alacaklıya yasal yoldan alacağını tahsil olanağı vermeyen çoğunluk görüşüne katılmıyorum görüşüyle ve bu görüşe katılan bir üye itirazın reddi yönünde karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 27.09.2001 gün ve 4947/6203 sayılı kararının KALDIRILMASINA, Bornova İcra Ceza Mahkemesinin 07.11.2000 gün ve 1105/1850 sayılı hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.11.2001 günü oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy