(4616 S. K. m. 1) (1567 S. K. m. 3)
Dava: 1567 sayılı Yasaya muhalefet suçundan sanık C. Elektronik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'nin 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesi uyarınca 44.195.896.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, suç tarihinden tahsil tarihine kadar geçecek süre için 6183 sayılı Yasaya göre tespit edilecek gecikme zammı oranında ve para cezası ile birlikte tahsil olunmak üzere gecikme faizi uygulanmasına ilişkin İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 12.7.2000 gün ve 124/740 sayılı hüküm sanık şirket vekilince temyiz edilmekle Yargıtay 7. Ceza Dairesi tarafından 9.2.2001 gün ve 15264/1554 sayı ile;
22.12.2000 gün ve 24268 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca;
Sanığa atılı suçun vasıf ve mahiyeti, öngörülen cezanın miktar ve niteliği, suç tarihinin 23 Nisan 1999 tarihinden önce olduğu ve eylemin anılan Kanun'un 1. maddesinin 5. bendindeki kapsam dışı suçlar içinde bulunmadığı gözetilerek, 6. bendinde belirtilen koşullar araştırıldıktan sonra 4. bendi gereğince sanık hakkındaki kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi hususunun takdirinin gerekmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 16.3.2001 günlü itiraznamesi ile;
Yerel Mahkemenin hükme dayanak yaptığı 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Kanunun 3/b madde ve fıkrasında öngörülen ağır para cezasına, aynı maddenin (c) fıkrası uyarınca, suç tarihi ile tahsil tarihi arasındaki süreler için 6183 sayılı Yasaya göre tespit edilen gecikme zammı oranında, para cezası ile birlikte tahsil olunmak üzere gecikme faizi uygulanmakta, anılan yasanın Ek madde 4 gereğince de tahsili- yerine getirilmesi sırasında 6183 sayılı Yasa hükümlerince işlem ifa edilmektedir.
1567 sayılı Yasanın 3. maddesinde yer alan yaptırım, her ne kadar para cezası olarak adlandırılmakta ise de özel yasayla düzenlenip konulmasındaki amacın, Hazinenin uğrayacağı zararları ödetmek ve yine Hazinenin ekonomik yararlarını korumaya yönelik olduğu kabul edilmelidir.
Hazine alacağı niteliği taşıyan bu türden para cezalarının, itiraza konu edilen yargılamaya ilişkin olayda olduğu üzere, gerçek kişiler yanında tüzel kişiler adına da hükmediliyor olması özel yasasında açıkça belirtilmediğinden hapse dönüştürülmek suretiyle infazının olanaklı bulunmaması, tahsilinde özel yasasındaki yöntemin izlenmesi, ertelenemez olmaları yanında yaş küçüklüğü ve başka sebeplerle de indirime tabi tutulmaması gibi, diğer para cezalarından farklılık gösteren özellikleri dikkate alındığında; adı ve içeriği itibariyle özgürlüğü bağlayıcı cezalara yönelik düzenlemeler getiren 4616 sayılı Yasanın kapsamı dışında kaldığı, yasa koyucunun bu türden, Hazine alacağı olarak değerlendirilip nitelendirilmesi gereken tazmini para cezalarının da erteleme kapsamına alınmasını düşündüğü varsayımını haklı gösterecek ve bizi böyle bir sonuca götürecek açık bir düzenlemeye, anılan yasada yer verilmediği, bu düşünceden hareketle işin esasına girilmesi gerektiği kanısına varılmıştır. görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararı kaldırılıp, esasa ilişkin inceleme yapılması için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmesini istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanık şirketin 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesi ile cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanık şirket hakkındaki davanın 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 4 üncü bendi hükmüne göre kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine yasal olanak bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlık konusunun çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşabilmek için 4616 sayılı Yasa gerek bir bütün olarak, gerekse ayrıntılı fıkra ve bentleri, alt bentleri itibariyle ele alınıp değerlendirilmeli, değişiklik öngördüğü hukuki müesseselerin nitelikleri ile öğretideki görüşler üzerinde durulmalı, 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde öngörülen yaptırımın hukuki niteliği irdelenmeli ve yasanın esas amacını ortaya koymak bakımından gerekirse yorum yoluna başvurulmalıdır. Ancak bu yola başvurulurken bu düşünsel çabanın uygulayıcılara tanınmış bir ayrıcalık olmadığı, kendine özgü kurallar içerisinde, yasa koyucunun gerçekleştirmek istediği sonuca hizmet edecek biçimde kullanılması gerektiği gözönünde bulundurulmalıdır.
23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Bazı Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun adını taşıyan ve 22 Aralık 2000 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4616 sayılı Yasanın 1 nci maddesiyle, özde, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle, bazı suçlara ilişkin istisna ve koşullar altında, a- İnfaz şekli ve ceza indirimine, b- Şartla salıverilmeye, c- Davaların açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin yeni düzenlemeler yapıldığı anlaşılmaktadır.
4616 sayılı Yasanın 1. maddesi bir bütün olarak incelendiğinde, aynı madde içerisinde ayrı ayrı hukuki müesseselere ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verildiği, hukuk sistemimize 4304 ve 4454 sayılı Yasalardan önce bulunmayan davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi gibi yeni sayılan bir hukuki müessesenin getirildiği görülmektedir. Yasanın 1 nci maddesinin 1 nci bendinde, ölüm cezalarının yerine getirilmeyeceği, 2 nci bendinde toplam hükümlülük sürelerinden 10 yıl indirim yapılacağı belirtildikten sonra 3 ncü bendinde tutuklu ve hükümlüler hakkında yapılacak işlemler gösterilmiş, 4 ncü bendinde ise yine kesinleşmiş hükümlerdeki ceza indirimi ile paralellik arz edecek biçimde, davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kurallar düzenlenmiş, 5, 6, 7, 8 ve 9 ncu bentlerinde ise bu Yasanın uygulanması olanağı bulunmayan suçlar ile koşullara yer verilmiştir.
Yasanın 1 nci maddesinin konumuzla ilgili 4 ncü bendinde;
23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm verilmemiş veya verilen hüküm kesinleşmemiş ise, davanın açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir; varsa tutukluluk halinin kaldırılmasına karar verilir. Bu suçlarla ilgili dosya ve deliller, bu bentte öngörülen sürelerin sonuna kadar muhafaza edilir.
Erteleme konusu suç kabahat ise bir yıl, cürüm ise beş yıl içinde bu kabahat veya cürüm ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde, erteleme konusu suçtan dolayı da dava açılır veya daha önce açılmış bulunan davaya devam edilerek hüküm verilir. Öngörülen süreler, erteleme konusu kabahat veya cürüm ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmeksizin geçirildiğinde, ertelemeden yararlanan hakkında kamu davası açılmaz, açılmış olan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilir. hükmü getirilmiştir.
Somut olayda sanık şirket 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesi uyarınca, yurda getirilmeyen dövizin rayiç bedeli olan 44.195.896.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmış, bu cezaya suç tarihi ile tahsil tarihi arasındaki süre için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanuna göre belirlenecek gecikme zammı oranında ve para cezası ile birlikte tahsil olunmak üzere gecikme faizi uygulanmıştır.
1567 sayılı Yasanın, 3/b maddesinde; Bir defaya mahsus olsa dahi her türlü mal, kıymet, hizmet ve sermaye ithal ve ihraç edenler veya bu işlere aracılık edenlerden bu işlemlerinden doğan alacaklarını 1 inci maddeye göre alınan kararlardaki hükümlere göre ve bu kararlarda tayin edilen süreler içinde yurda getirmeyenler ile ithal, ihracat ve diğer işlerinde döviz veya Türk Parası kaçırmak kasdıyla muvazaalı işlemlerde bulunanlar yurda getirmekle yükümlü oldukları veya kaçırdıkları kıymetlerin rayiç bedeli kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. ;
Aynı maddenin c bendinin 2. cümlesinde;
Hükmolunacak para cezasına, suç tarihi ile tahsil tarihi arasındaki süreler için 6183 sayılı Kanuna göre tespit edilen gecikme zammı oranında, para cezası ile birlikte tahsil olunmak üzere, gecikme faizi uygulanır.
3521 sayılı Yasa ile eklenen Ek 4. maddesine göre ise; Bu Kanuna göre gerçek ve tüzel kişiler hakkında hükmolunacak para cezalarıyla 1 inci maddeye göre alınan kararlar uyarınca tahsili gereken alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. şeklinde bir düzenlemeye yer verildiği görülmektedir.
Maddede öngörülen yaptırımın, tazminat niteliğinde bir para cezası olduğu yargısal kararlar ile öğretide kabul edilmektedir. Her ne kadar ceza yasalarında tazminat niteliğindeki para cezaları tanımlanmamış, bu cezaları diğer para cezalarından ayıran kriterlere yer verilmemiş, TCY. sının 92 nci maddesinde tazmini nitelikteki para cezalarının ertelenemeyeceği kuralının getirilmesiyle yetinilmişse de bu yaptırımlar öğretide, devletin ekonomik ve mali zararını karşılayan ve bunun yanında suç işleyeni de cezalandırmak amacını güden para cezaları olarak tanımlanmaktadır. 13.2.1935 gün ve 75/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise kriter, Hususi kanunlarda yazılı para cezalarının nev'ini tayinde kanun koyucunun bu cezaları koymaktaki gayesi esastır. Hazinenin bu yüzden uğrayacağı zararları ödetmek ve mali menfaati korumak amacına dayanmak suretiyle konmuş cezalar tazminat kabilindendir. şeklinde belirlenmiştir.
Öğretide Dönmezer-Erman; Tazminat kabilinden para cezalarının hem ceza hem de tazminat niteliğini taşıyan para cezaları olduğunu, genellikle mali suçlar karşılığı konulduğunu, bu cezalarla hazineye verilen zararları önlemek amacı güdüldüğünü belirttikten sonra kanun koyucunun sözü geçen amacı hedef tutup tutmadığı ise, bu nevi para cezalarını benimseyen kanunlarda yer alan cezanın infazı biçimine ilişkin hükümlerden anlaşılır. şeklinde, ayrımdaki kriterin infaz rejimi olduğunu, 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde öngörülen cezanın tahsilinin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında yasa hükümlerine tabi olması yolundaki hüküm, tazminat kabilinden bir para cezasının söz konusu olduğunu gösterdiğini belirtmişler (Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt 2, S.694, 418, 419); S. Donay, A. Önder, F.Erem, A.Danışman, M. Emin Artuk da eserlerinde aynı görüşlere yer vermişlerdir.
Yine, yasa koyucu tarafından 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 5/İ bendinde Vergi, resim ve harçlara ilişkin kanunlarda yer alan suçları işleyenler hakkında 4616 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanamayacağı şeklinde genel bir ifadeye yer verilmesi, mali suçların yasa kapsamı dışında tutulmasının amaçlandığını göstermektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde öngörülen para cezasına ayrıca faiz yürütülmesi, infazının 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılması karşısında bu yaptırımın, Devletin parasal çıkarlarını korumaya ve uğranılan zararı gidermeye yönelik tazminat kabilinden bir para cezası niteliğinde olduğu, dolayısıyla 4616 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilmesi olanağının bulunmadığı, diğer bir anlatımla ayrık tutulan suçlara ilişkin olduğunun kabulüyle, Özel Daire bozma kararının kaldırılıp, dosyanın esas yönünden incelenmek üzere 7. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Üyelerden Koparan Başal, Metin Ertuğrul, Turan Demirtaş, Abdurrahman Yalçınkaya ve Seyfettin Çilesiz;
Olay, ithalat bedeli dövizi yurda getirmeyerek hesabı kapatmayan sanık şirket hakkında Yerel Mahkemenin 1567 sayılı Kanunun 3/b maddesine muhalefetten dolayı verdiği kararı sanık vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 9.2.2001 gün 15264/1554 sayılı kararı ile (22.12.2000 günlü ve 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların ertelenmesine Dair Kanun uyarınca suçun vasıf ve mahiyeti, öngörülen cezanın miktar ve niteliği suç tarihinin 23 Nisan 1999 tarihinden önce olduğu eylemin anılan Kanunun 1. maddesinin 5. bendindeki kapsam dışı suçlar içinde bulunmadığı gözetilerek, 6. bentteki koşullar araştırıldıktan sonra 4. bent gereğince sanık hakkındaki kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi hususunun takdirinin gerekmesi) isabetsizliğinden bozulması üzerine,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara özet olarak, verilen para cezasına faiz uygulanması, özel yasa ile düzenlenmesi, bu tür para cezalarının hazine alacağı niteliğinde olması, infazında hapse dönüştürülme olanağının olmaması, 6183 sayılı Yasaya göre infaz edilmesi, 4616 sayılı Yasanın içeriği itibariyle özgürlüğü bağlayıcı cezalara yönelik olması gibi gerekçelerle itirazda bulunmuştur.
1- Öncelikle uygulanan faiz fer'i (ikincil) nitelikte olup asıl cezanın nev'ini ve mahiyetini tayine esas olamaz. Nitekim 825 sayılı Ceza Kanunun Mevkii Mer'iyete Vaz'ına Müteallik Kanunun 20/2. maddesinde yer alan (hapis cezasına fer'i olan cezayı nakdiler fiilin nev'i ve mahiyetine tayine esas olamaz) şeklindeki hüküm de görüşümüzü doğrulamaktadır.
2- Verilen para cezası, nispi nitelikte ağır para cezası olup, fiil de cürüm niteliğindedir.
3- İtirazın görüşülmesi sırasında müzakerelerde ağırlık kazanan husus, verilen para cezasının tazmini nitelikte olup olmadığıdır.
a- 1567 sayılı Kanunun 3. maddesinin 24 Mayıs 1985 gün 3196 sayılı Kanun ile değişikliğinde (tazminata hükmedilir) denilmiş, ancak daha sonra 28 Şubat 1989 gün 3521 sayılı Kanun ile aynı 3. madde yeniden ve tamamen değişikliğe uğramış ve tazminat konusu kaldırılarak sadece ağır para cezası verileceği hükmü getirilmiştir.
İşte bu değişiklikten sonra 1567 sayılı Kanunun 3/b maddesine göre verilen ağır para cezasının tazminat kabilinden olmayıp kamu para cezası niteliğinde ağır para cezası olduğu görüşü dairemizde kabul görmüş ve bugüne kadar da bu görüş uygulana gelir olmuştur.
b- Verilen ağır para cezasına faiz uygulanması, onun tazmini nitelikte olduğunu göstermez. Faiz fer'i nitelikte olup asılın vasfını tayin edemez. Fiilin mal bedeli döviz ile ilgili olması nedeni ile yaptırımı ağırlaştırma bakımından verilecek ağır para cezasına faiz uygulaması yoluna gidilmiştir.
c- Bu para cezasının infazının 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna tabi tutulması onun tazmini olduğunu kabule imkan vermez. Zira bütün para cezaları dönüşümlü hapisten sonra infaz edilemiyor ise hepsi 6183 sayılı Kanuna tabi tutulmakta ve aynı Kanunun 3/II maddesi ile para cezaları terimi içine amme, tazmini.... bütün para cezalarını almaktadır.
Doktrinde de (S. Erman, S. Donay ve S. Dönmezer kitaplarında ve makalelerinde yazılı olduğu üzere) verilen para cezasının 6183 sayılı Kanuna göre infaz edilir olmasını tazmini para cezası olarak kabulüne yeterli görülmemektedir, 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunun 46. maddesi gibi müşterek suçluların müteselsil sorumlu olacaklarına, 56. maddesi gibi 6183 sayılı Kanuna göre işlem yapıldığı halde infaz yapılamayıp Cumhuriyet Savcılığının müdahalesi istendiğinde, Cumhuriyet Savcılığınca tahsil edilen para cezasının ilgili idareye verileceğine ilişkin özel düzenleyici hükümlerin bulunması gerektiği belirtilmektedir.
Bu nedenle;
Hükmedilen para cezasının infazı 6183 sayılı Kanuna göre yapılan bazı özel yasaya muhalefet suçları için verilen para cezaları Yargıtay'ca kamu para cezası olarak kabul edilmektedir.
d- Verilen para cezasının - tazmini - nitelikte olduğu kabul edildiği taktirde, kamu adına Cumhuriyet Savcısının temyiz yetkisi tartışılır hale gelecektir.
e- Verilecek para cezası infazında, hapse tahvili olmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de, 6183 sayılı Kanunda da hapsen tazyik yöntemi getirilmiştir.
İşte, bu nedenlerle 1567 sayılı Kanunun 3/b maddesi ile verilen para cezası, nispi nitelikte kamu para cezası olup, tazmini nitelikte değildir.
f- Nitekim, Dönmezer/ Erman Döviz Suçları isimli eserin 89. sahifesinde de açıkça, bu tür para cezasının tazmini olmayıp, nispi nitelikte kamu para cezası olduğu kabul edilmiştir.
4- İtirazın kabulünde, verilen para cezasının tazmini nitelikte olduğu ve bu nedenle 4616 sayılı erteleme kanununa girmediği ileri sürülmüştür.
Bu gerekçe tarafımızca kabul edilir nitelikte görülmemiştir. Verilen para cezasının tazmini olmayıp, nispi nitelikte kamu para cezası olduğu yukarıda açıkça sayılarak belirtilmiştir. Erteleme Kanunundan istifade etmeyişi verilen para cezasının tazmini oluşuna bağlamak yersizdir. Burada asıl sorun (para cezalarının ) 4616 sayılı Erteleme Kanununun şümulü içinde olup olmadığıdır. Asıl tartışılması gereken husus bu olduğu halde, sanki kamu para cezaları Erteleme Kanununa giriyor ancak tazmini para cezaları bu Kanuna girmiyor görüşü ile itirazın kabulüne karşıyız gerekçesiyle,
Bir kısım kurul üyeleri ise, Özel Daire kararı isabetli olduğundan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 9.2.2001 gün ve 15264/1554 sayılı kararının kaldırılmasına, hükmün sair yönlerinin incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine, 3.4.2001 günlü birinci müzakerede gerekli 2/3 oyçokluğu sağlanmadığından, 10.04.2001 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy