(765 S. K. m. 313) (1412 S. K. m. 308, 374) (2709 S. K. m. 141) (İnsan Hakları Evrensel Bildirisi m. 10) (AİHS m. 6)
Dava: Cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak suçundan sanıklar İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken'in TCY.nın 313/2-3-4. madde ve fıkraları uyarınca ayrı ayrı 6 yıl ağır hapis ve fer'i cezayla; sanıklar Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz, Enver Ulu, Mustafa Altunok, Abdülgani Kızılkaya, Ziya Bandırmalıoğlu, Ayhan Akça, Ali Fevzi Bir, Yaşar Öz, Sami Hoştan ve Haluk Kırcı'nın TCY.nın 313/2-3. madde ve fıkraları uyarınca ayrı ayrı 4 yıl ağır hapis ve fer'i cezayla cezalandırılmalarına ilişkin İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince 12.02.2001 gün ve 180/36 sayı ile verilen kararın sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 24.10.2001 gün ve 11412/15073 sayı ile;
"... 27.12.1999 tarihli oturumda sanık Ayhan Çarkın'ın "duruşmanın gizli yapılmasını talep ediyorum, devletin yüksek menfaatleri bahane edilerek bazı sanıklar göz ardı edilmiştir, bende açıklama yapacağım, onun için gizli yapılmasını talep ediyorum" şeklindeki istemi ile bu duruşmaya katılan diğer sanıklar Sami Hoştan, Ali Fevzi Bir, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz, Abdülgani Kızılkaya, Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu'nun da aynı doğrultudaki talepleri üzerine mahkemenin aynı günlü ( 4 ) nolu ara kararında "sanıkların gizli celsede savunma yapmak taleplerinin incelemeye alınmasına, bu hususta duruşma günü karar ittihazına" denilmesine karşın izleyen yargılama sürecinde savunma hakkına ve olayların aydınlanmasına ilişkin CUMK.nun 374. maddesine uygun olan bu istemlerinin kabulüyle açıklama yapmalarına olanak sağlanması, ayrıca sanıklardan Mehmet Korkut Eken vekilinin müvekkilinin kayıp silahlarla ilgili gizli oturumda açıklama yapacağına ilişkin isteminin de bu bağlamda değerlendirilmesi ve hükmün gerekçesinde yer verilen Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesine yönelik olarak Beyoğlu 1.Ağır Ceza Mahkemesine açılmış bulunan dava dosyası sonuçlanmış ise aslının, sonuçlanmamış ise onaylı bir örneğinin getirtilip incelenerek sanıkların hukuki durumlarının bundan sonra belirlenmesi gerekirken, yazılı biçimde eksik soruşturmayla hüküm kurulması..." isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 02.11.2001 gün ve 84555 sayı ile;
"...Olay, 03.11.1996 tarihinde Şanlıurfa milletvekili S.Edip Bucak'a ait 06 AC 600 plakalı aracın Susurluk ilçesi yakınlarında trafik kazası yapması sonucu ortaya çıkan diğer suçlar haricinde sanıklar hakkında "Cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak" suçundan açılan kamu davası ile ilgilidir. Ve bu kamu davası kazanın vuku bulduğu ilçenin adıyla özdeşleşerek "Susurluk Davası" adıyla kamuoyuna mal olmuş, Türkiye'nin temiz toplum özlemenin simgesi haline gelmiştir. Bu özlemin hala süregelmesi, sonucun alınamaması ile doğrudan ilişkilidir. TBMM. Susurluk Araştırma Komisyonu raporu, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurullarının çalışmaları ne yazıktır ki toplumun olayın çözülmesi istemlerini karşılayamamış ve sorun Devletin bütün kurumlarını yıpratacak boyuta ulaşmıştır.
Türk halkı umut ve sabırla yargı organından olayın aydınlatılmasını, varsa suçun tespitini ve suçluların bir an önce cezalandırılmasını beklemektedir. Davaların sürüncemede kalması zamanaşımı sürelerinin gündeme gelmesi yargının da yıpranmasına yol açacaktır.
Yargının yıpranmasını önlemenin hepimizin amacı ve görevi olduğunda ise kuşku yoktur.
İtirazımız iki ana temele dayanmaktadır.
A- Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozma ilamının birinci bölümü, bir kısım sanıklar ile bir sanık vekilinin "savunma haklarına ve olayların aydınlanmasına" ilişkin gizli celse taleplerinin CMUK.nun 374 ncü maddesi uyarınca kabulüyle açıklama yapmalarına olanak sağlanmamasına yöneliktir.
Gerçekten gizli celse yapılması talepleri hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir.
Ancak, Yüksek Dairece bu eksikliğin sanıkların savunma haklarına ve olayların aydınlanmasına etkisi üzerinde durulmamış, mutlak bozma sebebi olarak değerlendirilmesinin irdelenmesi yapılmamış, gerekçeleri açıklanmamıştır.
a ) Duruşma tutanağı incelendiğinde görülmektedir ki, sanık Ayhan Çarkın'ın istemi ile sanıklar Sami Hoştan, Ali Fevzi Bir, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz, Abdülgani Kızılkaya, Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu'nun aynı doğrultudaki istemleri aynen "Duruşmanın gizli yapılmasını talep ediyorum. Devletin yüksek menfaatleri bahane edilerek bazı sanıklar gözardı edilmiştir. Bende açıklama yapacağım, onun için gizli yapılmasını istiyorum" yönündedir.
Sanıkların "Devletin yüksek menfaatleri bahane edilerek bazı sanıklar gözardı edilmiştir." şeklindeki beyanlarının savunmaları ile ilgisi yoktur. Amaçları suça katıldıklarını iddia ettikleri bazı kişilerin davaya dahil edilmedikleri yolundaki yakınma ve iddialarını açıklamaktan ibarettir. Bu açıklamaların "o da yapıldığı takdirde" kendi hukuki durumlarına hiçbir etkisinin olmayacağında kuşku bulunmamaktadır.
b ) Sanık Mehmet Korkut Eken vekilinin " Müvekkilinin kayıp silahlarla ilgili gizli oturumda açıklama yapacağına" ilişkin isteminin de ne görülmekte olan davayla bağlantısı ve ne de savunmasıyla ilişkisi vardır. Görülmekte olan dava "Cürüm Oluşturmak İçin Silahlı Teşekkül Oluşturmak" suçuna aittir ve teşekkülün silahlı olduğu kaza sonrası elde edilen silahlar ile kanıtlanmıştır. Kayıp silahlarla ilgili açıklamaların bu konuda açılan ve zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığı öne sürülen davayla bağlantısı ileri sürülebilirse de görülmekte olan davaya etkili olacağı ve bu yöndeki açıklamaların sanığın hukuk durumunun değerlendirilmesini değiştirebileceği bir varsayım olarak dahi düşünülemez.
c ) Duruşmaların aleniyeti sanıkların güvencesini doğrudan sağlayan bir ilkedir. Duruşmada aleniyet asıldır. CMUK.nun 308/6. maddesinde bu ilkeye aykırılık kanuna mutlak muhalefet sayılmıştır. Anılan maddeye göre "Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlal edilmesi" kanuna mutlak muhalefet halidir.
Bu nedenle duruşmada aleniyet asıl, yaş durumu dışında gizlilik istisnadır ve "gizliliğin ihlali" diye bir kavram ceza usul hukukunda yer almamıştır. Yüksek Dairenin değindiği gibi aleniyetin kaldırılması talebi üzerine veya re'sen mahkemece CMUK.nun 374 ncü maddesi uyarınca duruşma gizli yapılır. Ancak bu gizlilik kararı dahi ancak CMUK.nun 373 ncü maddesinde gösterilen hallerde verilebilir. Bu haller ise "genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı" ölçüsüne bağlanmıştır.
Yüksek Dairenin bozma ilamına dayanak yaptığı "savunma hakkı" ve "olayların aydınlanması" ölçütlerine göre gizlilik kararı verilmesi kanunen mümkün değildir.
O halde bu yoldaki talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesinin usuli veya esasa ilişkin bozma nedeni olamayacağında kuşku yoktur.
Kaldı ki duruşmanın gizliliği ile tutanakların gizliliğinin ayrı kavramlar olduğu da gözardı edilmemelidir.
d ) Diğer taraftan sanıkların gizli celsede konuşacakları varsayımına dayanılarak bozma yapılmasının sakıncaları üzerinde de durulması gereklidir. Sanıkların değindikleri açıklamaları gizliliğini sağlayarak yetkili mercilere ulaştırmalarını önleyecek hiçbir engel bulunmamaktadır. Bugüne kadar, gözardı edilen sanıklar hakkında açıklama yapmayanların yarın Yüksek Daire bozması üzerine sorulduğunda, "Açıklamadan vazgeçtim" demeleri varsayımının gerçekleşmesi halinde davanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması nasıl önlenecektir.
Açıklama yaptıkları ve gözardı edildiğini ileri sürdükleri bazı sanıkların adlarını verdikleri bir an için kabul edilse dahi atfı cürüm teşkil eden bu beyanların kanıtlarını araştıracak Cumhuriyet Savcısının hazırlık soruşturması sonucu beklenecek, o mevhum sanıklar hakkında dava açılırsa, davalar birleştirilecek ve birlikte görülecektir.
Bu kadar varsayımın sonucu olarak davadaki hukuki durumlarına etkisiz işlemler nedeniyle sanıkların zamanaşımı süresinin tahakkuku ile cezasız kalmaları kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıkacaktır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yüksek Dairenin gizliliğe ilişkin bozmasında isabet bulunmamaktadır.
B- Yüksek Daire "Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesine yönelik olarak Beyoğlu 1 inci Ağır Ceza Mahkemesine açılmış bulunan dava dosyası sonuçlanmış ise aslının sonuçlanmamış ise onaylı bir örneğinin getirtilip incelenerek, sanıkların hukuki durumlarının bundan sonra belirlenmesi gerekirken yazılı biçimde eksik soruşturmayla hüküm kurulmasını bozma nedeni saymıştır.
Aşağıda açıklayacağımız nedenlerle bu bozma gerekçesi de yerinde değildir.
a ) Öncelikle, TCK.nun 313 ncü maddesinde yer alan Cürüm İşlemek İçin Teşekkül Oluşturmak suçu bir tehlike suçudur. Bu özelliği nedeniyle suçun oluşması başka bir deyimle tamamlanması için teşekkülün oluşturulması yeterlidir. Ayrıca suç işlemesi aranmaz.
Dosyada sanıkların cürüm işlemek için teşekkül oluşturduklarını kabule yeterli açık ve kesin deliller mevcuttur. Bu itibarla Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesi olayının, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçunun sanıklarının hukuki durumlarına herhangi bir etkisi olamaz.
b ) Cürüm işlemek için teşekkül oluşturanların başka bir suç işlemelerinin hukuki durumlarına değil, ancak ceza uygulamasında tayin edilecek cezanın alt sınırın üzerinde belirlenmesine etkisi bulunmaktadır. Suç işleyen teşekkül mensubuna TCK.nun 313 ncü maddesinde öngörülen cezanın ağırlaştırılarak verilmesi takdirin uygun kullanılmasıdır ve gereklidir.
Sanıklar hakkındaki uygulama incelendiğinde; Gerekçeli kararın 183 ncü sahifesinde aynen,
"Cürüm işlemek için oluşturulan teşekküllerin en tehlikelisi de, bir kısım silahlı emniyet görevlilerinin ve üst düzey emniyet yöneticileri devletin verdiği yetkiyi kullanan, resmi sıfat taşıyan kişilerin iştirak edip yönettiği çetelerdir.
Çetelerle mücadele etmek başlıca görevi olan güvenlik görevlilerinin kendileri çete oluşturup, yasalardan doğan görev ve yetkilerini de kötüye kullanır da hareket etmeye başladıklarında toplumda, devlette, şahısların can ve mal güvenliği en büyük çapta tehlikeye girer. Kamu düzeni en üst seviyede bozulur.
Böyle bir duruma izin verilemez. Verilmeyecektir.
Bu tür yasadışı faaliyet gösterenler, yasaların emrettiği en ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmalıdır.
Sanıkların atılı suçu işleyiş biçimleri, suç sebep ve saiki, suç işlemezden önceki ve sonraki olumsuz tutum ve davranışları, hiçbir pişmanlıklarının görülmeyişi, suç işleme konusundaki ısrarlı tutum ve davranışları, suç işleme konusundaki eğilimleri, işlenen suçların mahiyeti ve önemi ve tüm dosya kapsamına nazaran, sanıkların cezalarının caydırıcılık ve uslandırıcılık özelliğinin en üst seviyeden verilecek cezaların infazı ile gerçekleşeceği, aksi takdirde sanıkların suç işleme alışkanlıklarını sürdürecekleri hususunda mahkememizde tam ve kesin vicdanı kanı oluştuğundan, temel cezaları tayin olunurken ve artırımlar yapılırken en üst seviyeden artırım yapılmıştır." ifadelerine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere üst sınırdan uygulama yapılırken sanıkların güvenlik görevlisi olmalarına rağmen çete oluşturmaları olgusu temel alınmıştır. Ömer Lütfi Topal olayı tek başına üst sınırdan ceza tayinine etkili sayılmamıştır.
Bu nedenle Yüksek Dairenin bozma gerekçesinde bu yönden de isabet bulunmamaktadır..." görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına ve dosyanın, esasa ilişkin temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi bakımından;
Talepleri doğrultusunda bir kısım sanıklara gizli oturumda savunma yapma olanağının tanınması ve gerekçeli hükümde de değinilen Ömer Lütfü Topal adlı kişinin öldürülmesine ilişkin olarak Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinde açılmış bulunan dava dosyasının getirtilip incelenmesi suretiyle soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
1997 yılında başlayan yargılama sürecinde Yerel Mahkemece kanıtların toplanmasından sonra, 27.12.1999 günlü oturumda iddia makamının, sanıkların cezalandırılması yönünde esas hakkındaki görüşünü açıkladığı, sanıklar ve vekillerinin savunmaları sorulduğunda;
Sanık İbrahim Şahin'in savunması için süre isteyip gizli duruşmada alınmasını talep ettiğini bildirdiği, sanık Ayhan Çarkın'ın da, "ben duruşmanın gizli yapılmasını talep ediyorum. Devletin menfaatleri bahane edilerek bazı sanıklar gözardı edilmiştir. Ben de açıklama yapacağım, onun için gizli yapılmasını talep ediyorum." dediği,
Hazır bulunan diğer sanıklar Sami Hoştan, Ali Fevzi Bir, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz, Abdülgani Kızılkaya, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu'nun da söz alarak, "biz de savunmamızın gizli yapılmasını talep ediyoruz" şeklinde istemde bulundukları,
Bunun üzerine Yerel Mahkemece ara kararıyla, sanıklara savunmalarını yapmak için istedikleri sürenin verilmesinin ve gizli oturumda savunma yapmak taleplerinin incelemeye alınmasının, bu hususta duruşma günü karar ittihazının kararlaştırılarak duruşmanın 06.03.2000 tarihine ertelendiği, ancak gerek 06.03.2000 günlü oturumda, gerekse bundan sonra hüküm verilinceye kadar yapılan altı oturumda gizlilik konusunda herhangi bir karar verilmediği gibi, sanıklar ve vekillerince de bir daha bu konuda talepte bulunulmadığı, hazır bulunan sanıklar ve vekillerinin sözlü olarak savunmalarını yaptıkları, yazılı olarak hazırladıkları savunmalarını da mahkemeye sundukları anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Anayasanın 141 inci maddesinin 1 inci fıkrası, "Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır.
Ayrıca bu hükme uygun olarak duruşmanın nasıl yapılacağını düzenleyen ve "Duruşmanın aleniyeti ve gizli yapılabileceği haller" başlığını taşıyan CYUY.nın 373. maddesinde; "Duruşma herkese açıktır. Ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde duruşmanın bir kısmının veya tamamının gizli olmasına mahkeme karar verebilir.
Duruşmanın gizli olması kararı ve sebepleri aleni olarak tefhim olunacağı gibi, hüküm dahi her halde aleni tefhim olunur." hükmü yer almaktadır.
Yargılama hukukuna hakim olan ilkelerden "alenilik ilkesi"nin doğal bir sonucu olarak getirilen bu yasal düzenlemelerden de görüldüğü üzere, ana ilke duruşmaların açık olarak yapılmasıdır. Amacı ise sanık için güvence oluşturmasıdır. Nitekim Devletimizin de taraf olduğu uluslararası belgelerde gerek İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde ( 10. madde ), gerekse İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde ( 6/1. madde ) duruşmanın açıklığı bir hak olarak düzenlenmiştir. Duruşmanın açıklığı ilkesi, kontrolü sağlayarak insanları gizli yargılamalara karşı koruduğu, adil yargılanmayı gerçekleştirdiği ve mahkemelere güveni sağladığı için, demokratik rejimlerin vazgeçilmez prensiplerinden birisi olarak öngörülmüştür. Kaldı ki CYUY.nın 308 inci maddesinin 6 ncı bendi uyarınca açıklık ilkesinin ihlali yasaya mutlak aykırılık ve dolayısıyla bozma nedeni olarak kabul edilmektedir. ( KUNTER/YENİSEY, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Bası, sh. 412, Doç. Dr. C. ŞAHİN, Ceza Muhakemesinde İspat, sh. 51 )
Ancak, ana ilke duruşmanın açık olarak yapılması olmakla birlikte bazı zorunlu hallerde duruşmanın gizli yapılması uygun bulunmuştur. Yargılama yasamızda iki ayrı gizlilik hali düzenlenmiş olup, 373 üncü maddede düzenlenen hal "takdiri gizlilik" hali, 375 inci maddede düzenlenen hal ise, 15 yaşından küçük sanıkların yargılanmasında söz konusu olan "zorunlu gizlilik" halidir. Uyuşmazlık konusu ile ilgili olan "takdiri gizlilik" halinde ise, genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının gizli yapılması olanağı tanınmıştır. Mahkemenin takdirinde olan bu halde dahi gerek gizlilik kararı, gerekse gizli duruşma sonunda verilen karar açık olarak tefhim edilecektir. Maddede geçen "genel ahlak" deyimi, genel adaba aykırı suçlar için ve "kamu güvenliği" deyimi ise emniyeti muhafaza karşılığı kullanılmış olup, gerçeği elde etmeyi güçleştirmek veya duruşmayı sürekli olarak bozmak hallerini de kapsamaktadır. Öğretide de yaygın görüş olarak aynı esaslar kabul edilmiştir. ( S.AKDAĞ, CMUK. Şerhi, Sh. 689 vd.; KUNTER-YENİSEY, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11.Bası, sh.414 )
Somut olayda sanıklara yüklenen suç, hukuki anlamda genel ahlakı ilgilendiren bir suç değildir. Kamu güvenliği yönünden ise, duruşmanın başlamasından sonuçlanmasına kadar geçen süreç içerisinde emniyetin korunmasını zorunlu kılacak, duruşmayı bozacak, maddi gerçeğe ulaşmayı engelleyecek bir hal bulunduğundan söz etmeye de olanak yoktur. Kaldı ki sanıkların gizlilik hususundaki talepleri, Yargıtay C.Başsavcılığının itirazında da belirtildiği şekilde, soruşturma kapsamında olmayan bazı kişilere ilişkin açıklamalar yapma isteğinden öte başkaca bir gerekçeyi de içermemektedir. Gizlilik talebinde bulunulması öncesinde ve sonra gerçekleştirilen çok sayıdaki oturumda sanıkların ve vekillerinin sözlü ve yazılı savunmalarını yapmaları olgusu da nazara alındığında, gizli oturumda açıklayacakları konuları mahkemeye duyurma hususunda yeterli olanağı buldukları da yadsınamaz bir gerçektir. Bu itibarla ceza yargılamasının temel ilkelerinden ayrılarak gizli duruşma yapılmasını kesin olarak gerektirecek bir hal olmadığı gibi, sanıkların gizli duruşma yapılmasına ilişkin talepleri konusunda da bir karar verilmesinde hukuki gereklilik bulunmamaktadır.
Öte yandan yine dosya içeriğine göre, Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmesi olayına ilişkin olarak, aralarında bu davanın bazı sanıklarının da bulunduğu kişiler hakkında yargılama yapan Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince, aralarında irtibat bulunduğundan bahisle davaların Devlet Güvenlik Mahkemesinde birleştirilmesi hususunda görüş istenmesi üzerine, Yerel Mahkemece 27.12.1999 günlü oturumda;
"Tasarlayarak adam öldürme suçundan DGM. C.Başsavcılığınca hazırlık aşamasında tefrik kararı verildiği, her iki davanın da karar aşamasına geldiği, davaların birleştirilmesinin davanın uzamasına neden olacağı, ayrıca açılan davaların mahiyeti göz önüne alındığında birleştirmenin hukuki yarar sağlamayacağı görüldüğünden Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin birleştirme talebinin yerinde görülmediğinden birleştirmeye muvafakat verilmemesine" ilişkin ara kararı verilerek duruşmaya devam olunmuş ve iddia makamı esas hakkındaki görüşünü bildirmiştir.
Yine sanık vekillerinden birisi tarafından sunulan duruşma tutanaklarının onaylı örneklerine göre, Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmesine ilişkin Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1997/205 esas sayılı dava dosyasında 08.11.2001 tarihinde sanıklar hakkında yeterli kanıt bulunmadığından bahisle beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği gibi, TCY.nın 313. maddesinde düzenlenen cürüm işlemek için teşekkül oluşturma suçu, ceza hukukunun genel ilkelerinden ayrılarak hazırlık hareketlerinin yaptırım altına alındığı bir tehlike suçudur. Suçun maddi öğesi, suç işlemek amacıyla "teşekkül oluşturmak" olup, yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, maddede gösterilen suçlardan birinin yalnız bir kez işlenmesi için teşekkül oluşturulması ile bu suç oluşmaz. Bu suçu basit birleşmeden ayıran, devamlılık ve birden fazla suç için olma, diğer bir anlatımla sürekliliktir. Maddede öngörülen teşekkül, basit bir birleşmeyi değil, birden çok veya belirsiz sayıda suçların işlenmesi yönündeki birleşmeyi zorunlu kılar ve henüz bir suç işlenmemiş olduğu halde, bu amaçla teşekkül oluşturanlar cezalandırılırlar. Bu düzenlemeyle güdülen amaç müstakbel suçların önlenmesidir.
Bu konuda öğretide de benzer görüşler ileriye sürülmüştür. Nitekim Majno, Ceza Kanunu Şerhi adlı eserinde konuya ilişkin olarak, "belirli bir cürüm için birkaç kişinin rıza ve muvafakatı yani bir araya gelmesi genelde ne ayrı bir cürüm olur, ne de şiddet sebebi olur. Birçok kimseler, şu ya da bu cürmü değil de, birçok cürümleri işlemek için teşkilatlanırlarsa, o zaman bağımsız olan bu cürüm meydana gelir" açıklamasına yer vermiştir. Ayrıca, Ceza Genel Kurulunun 13.04.1987 gün ve 42-211 sayılı, 03.02.1986 gün ve 509-42 sayılı kararlarında aynı hususlar vurgulanmıştır.
Yasamızın bu düzenleme biçimine göre, teşekkülü meydana getirenlerin başka suçları işleyip işlemediklerinin araştırılması olgusu, yalnızca sanıklar hakkında cezanın alt sınırdan ayrılarak belirlenmesinin takdiri bakımından gerekebilir. Somut olayda Yerel Mahkemece sanıklar hakkında alt sınırdan ayrılmak suretiyle temel ceza belirlenmişse de Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmesi olayına başlı başına bir gerekçe olarak dayanılmamakta, sanıkların kişilikleri ve sıfatları değerlendirilmektedir. Bu belirlemeler ışığında, Yerel Mahkemece davaların birleştirilmesine yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin dosya kapsamına uygun, yasal ve yeterli olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının itirazı haklı nedenlere dayandığından kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri ise, "Özel Dairenin kararı usul ve yasaya uygun olduğundan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının KABULÜNE, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 24.10.2001 gün ve 11412-15073 sayılı kararının KALDIRILMASINA, dosyanın esasa ilişkin temyiz incelemesi yapılması için bu daireye gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 04.12.2001 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 11.12.2001 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy