(765 S. K. m. 64, 450)
Dava: Halkı mukataleye teşvik suçundan sanık Bünyamin A.'nın beraatine ilişkin Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 26.12.1995 gün ve 44/278 sayılı hüküm katılan vekilleri ile C.Savcısı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 9. Ceza Dairesince 5.2.1998 gün ve 3905/336 sayı ile;
"... Olaydan sonra yakalanan ve verdiği bilgilerle olayın etraflıca açığa çıkarılmasını sağlayan Duran D.'ın karakol, Savcılık ve Sulh Ceza Hakimi huzurundaki değişiklik göstermeyen anlatımları, bu anlatımları doğrulayan Muhsin Y. ve Mustafa M.'in Askeri Savcılık beyanları ve dosya kapsamı ile sanığın isnat edilen öldürme eylemlerine katıldığı anlaşıldığı gözetilmeden, mahkumiyeti yerine yazılı düşüncelerle beraatine karar verilmesi ..." isabetsizliğinden bozulmuştur.
Bozmaya uyulup, aynı suçtan sanık Ünal O. hakkındaki kamu davasının birleştirilmesi suretiyle yapılan yargılama sonunda sanıklar Bünyamin A. ve Ünal O.'nun dönüşen suç vasfına göre her bir maktûlün ölümünden dolayı ayrı ayrı TCY.nın 64. maddesi yollamasıyla 450/4. maddesinin uygulanması suretiyle yedişer kez idam cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin Yerel Mahkemenin 1.11.1999 gün ve 84/156 sayılı hükmü de sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 9. Ceza Dairesince 29.06.2000 gün ve 989/1934 sayı ile;
"... Bu olayla ilgili olarak yargılanan ve hakkındaki hüküm kesinleşen bir sanık yönünden değerlendirme yapan örneği dosyada mevcut Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.2.1994 tarih ve 1994/9-3 esas, 1994/52 karar sayılı ilamında gösterilen gerekçeler de göz önüne alındığında;
Somut olayda, sol görüşlülerin evleri saptanmış, onlara baskı yapılarak semtten uzaklaştırılmaları sağlanmış, öldürülenlerden biri sürekli bir şekilde izlenerek olayın meydana geldiği yer bulunmuş, emin olmak üzere bir çok kez keşif ve inceleme yapılmış, öldürme olayının gerçekleştirilmesini gerektiren araç ve gereç temin edilmiş, bu şekilde yedi maktulün öldüğü olayda diğer sanıklar ile birlikte yukarıda izah edilen şekilde fiillere katıldıkları anlaşılan sanıkların bu suretle suça fer'i fail olarak iştirak ettikleri adam öldürme suçlarının önceden verilen karar ve yapılan plan doğrultusunda aradan geçen uzun zamana rağmen bu kararlarından vazgeçmeyerek eylemin gerçekleşmiş olması karşısında, taammüden işlenmesi nedeniyle maktullerden her biri yönünden TCK.nun 450/4, 65/3. maddeleri uyarınca ayrı ayrı ceza tayini gerekirken asli maddi fail gibi cezalandırılmaları ..." isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 15.2.2001 gün ve 272/55 sayı ile;
"Sanıklar Ünal O. ve Bünyamin A. diğer asli faillerle birlikte plan yapmışlar, evi saptamak için öldürülenlerden birini tarif etmişler, öldürme olayını icra safhasına götürmüşler, tetiği çeken Haluk K.'nın bu hareketi dışında tüm eylemleri gerçekleştirmişler ve böylece fiili doğrudan doğruya beraber işlemişlerdir." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve re'sen de temyize tabi olması nedeniyle dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 23.5.2001 tarihli "bozma" istekli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, Ceza Genel Kurulunda duruşmalı inceleme yapılacağına ilişkin yasal bir hüküm bulunmadığından sanık Ünal O. vekilinin duruşmalı inceleme yapılması yolundaki isteğinin reddine karar verilerek yapılan duruşmasız inceleme sonunda gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluş, sübut ve suçun niteliği konularında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Çözümlenmesi gereken hukuki sorun, yedi kişinin öldürülmesi suçlarına sanıkların asli fail olarak mı, yoksa feri fail olarak mı katıldıkları hususundadır.
İnceleme konusu olayda;
Sanık Bünyamin A.'nın haklarındaki mahkumiyet hükmü kesinleşmiş olan diğer sanıklar Haluk K., Ahmet E.G., Duran D. ve Ömer Ö. ile sanıklardan Mahmut K.'ın evinde toplanarak karşıt görüşlü kişilerin semtten uzaklaştırılmaları ve kendilerine yönelik eylem yapılması konusunda karar aldıkları, olay öncesi süreç içinde maktûller takip edilerek evlerinin belirlendiği, silah sağlanarak uygun zaman kollandığı, Mahmut K. aracılığı ile eylem yapılacağından haberdar edilen ve ölmesi nedeniyle hakkındaki dava ortadan kaldırılan Abdullah Ç.'nın da bunu onaylayarak, akşam evine geleceğini ve yardımcı olacak kişileri de getireceğini Mahmut K.'a bildirmesi üzerine tüm sanıkların olay gecesi gruplar halinde Mahmut K.'ın evinde ve hemen yakınındaki kahvede toplandıkları, yapılan planın gözden geçirildiği, maktûllerin evinin son durumu ve evde kimse bulunup bulunmadığının araştırıldığı, bilahare aralarında sanıklar Bünyamin A. ve Ünal O.'nun da olduğu bir kısım sanıkların, maktûllerin bulunduğu bir apartmanın giriş katındaki eve gittikleri, Ömer Ö. ve Duran D.'ın dışarıda gözcü olarak bırakıldığı, hükümlü Ahmet E.G.'nin evdekiler ile dışarıda gözcü olarak bekleyen sanıklar arasındaki bağlantıyı sağladığı, eve giren sanıkların burada kaldıkları 3 saati aşkın süre içinde suç ortakları ile birlikte maktûlleri yere yatırarak sorguladıkları, bir kısmına zor kullanarak etkili eylemde bulundukları, direnmelerini ve kurtulmalarını önlemek için kollarını arkadan kordon ile bağlayarak eter koklatıp bayılttıkları, maktûllerden Faruk E. ve Salih G.'nin evden alınarak dışarıda bekleyen Abdullah Ç.'nın kullandığı araca bindirilip Eskişehir yoluna götürüldükten sonra hükümlü Haluk K. tarafından başlarına kurşun sıkılarak öldürüldüğü, tekrar eve dönülüp diğer şahısların da aynı yöntemle başka bölgeye götürülerek öldürülmek istendiği, ancak Abdullah Ç.'nın kısa süre önce bir polis aracının civardan geçmesi nedeniyle öbür şahısların başka yere götürülmelerinin mümkün olamayacağını söylemesi üzerine bu düşünceden vazgeçildiği, diğerlerinin nasıl öldürüleceği hususunun evde bulunan sanıklar ve suç ortakları arasında tartışıldığı, şahısları boğarak öldürme fikrini ortaya atan Haluk K.'nın kolları bağlı olan Osman N.'ı bu yöntemle öldürdüğü, tümünü boğarak öldürmenin zor olduğunu anlayan Haluk K.'nın, evden çıkıp uzaklaşmalarından sonra diğer tüm şahısları silahla kendisinin öldürebileceğini söylemesi üzerine, sanıkların da öldürme eyleminin kolaylıkla gerçekleştirilebilmesi için biri dışında baygın olan maktûllerin tümünü aynı odada toplayarak divana yan yana oturur vaziyette dizerek evden ayrıldıkları, arkadaşlarının uzaklaşmalarını bekleyen sanık Haluk K.'nın da Efraim E., Latif C., Hürcan G. ve Serdar A. isimli şahısları tabanca ile ateş edip vurarak kaçtığı, Serdar dışındakilerin olay yerinde, Serdar A.'in ise tedavi gördüğü hastanede bilahare öldüğü dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Bir tek kişi tarafından işlenebilen bir suçun, önceden yapılan işbirliği sonucu birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmesi halinde, failler arasında iştirakin varlığından sözedilir.
Türk Ceza Yasasında nisbi suçluluk sistemi ( Klasik sistem ) kabul edilmiştir. Faillerin sorumluluğu suça katılmalarındaki oran ve derece ile belirlenmelidir. Bu sisteme göre, failler suça katılmalarındaki derecelerine göre asli veya feri fail olarak ikiye ayrılırlar.
Faillerin bir suçu işleme hususunda, suçun işlenmesinden önce veya işlendiği sırada ortak bir irade ile hareket etmeleri ve suçun icrasında doğrudan doğruya etkili olan hareketleri ifa etmeleri halinde asli iştirak söz konusudur.
Feri iştirak ise, suç işleme kararını teşvik etmek, kuvvetlendirmek veya suç işlendikten sonra yardım için söz vermek, suçun işlendiği sırada olay yerinde bulunup asli faile manevi destek sağlamak, gözcülük etmek suretiyle, suçun oluşması için zorunlu olmayan ve sadece suçun işlenmesini kolaylaştıran hareketleri yaparak fiile ikinci derecede katılmaktır.
İki veya daha fazla kişinin birlikte suç işlemeleri halinde, bunların suça katılma oranlarının saptanmasında; bu kişilerin, salt eylemin bir safhasındaki durumlarını nazara almak gerçeği yansıtmayacağı için, verdikleri karar, kararın icrası sırasında yapılan ve sonuca varmaya yarayan düşünce ve eylemlerine topluca bakılmalıdır.
Somut olayda; sanıklar önceden oluşan kararla olay yerine geldiklerinden kararda birlik vardır. Bu anlaşma hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde suça katılma iradesinin varlığını göstermektedir. Öte yandan, eyleme katılan diğer suç ortakları ile birlikte maktûllerin bulunduğu meskûn bölgedeki apartman dairesinde üç saati aşkın süre ile kalmışlar, öldürülmesi düşünülen ve yedi kişi olan maktûlleri dirençlerini kırmak ve kurtulma çabalarının önüne geçmek amacıyla önce yere yatırarak etkisiz kılmışlar, sonra da sorgulayarak kollarını bağlamışlar, kendilerine zor ve şiddet kullanarak eter koklatıp bayıltmışlardır. İki kişinin öldürülmek üzere evden götürülmelerinden sonra evde kalan diğerlerinin başında beklemişler, öbür maktûllerin öldürülme yöntemi üzerinde tartışmışlar, kolları bağlı durumda iken evde boğularak öldürülen maktûl Osman N.'ın öldürülmesi sırasında aynı ortamda bulunmuşlar, nihayetinde diğer maktûllerin Haluk K. tarafından silahla kolayca öldürülebilmesi için aynı odadaki divanın üzerine dizmişlerdir. Sanıkların önceden oluşan kararla olay yerine gelmiş olmaları, olaydaki konumları ile maktûllerin direnç ve öldürülmekten kurtulma çabalarını etkisiz kılacak nitelikteki davranışlarının tümü göz önüne alındığında, sanıkların eylemlerinin; suçun oluşması için zorunlu olmayan hareket boyutunu aşarak asli iştirak düzeyine ulaştığının kabulü zorunludur. Bu itibarla, sanıkların her bir maktûle yönelik eylemleri nedeniyle TCY'nın 64. ve 450/4. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetli bulunduğundan, onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyesi; Özel Daire bozma kararının haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına gönderilmesine, 19.6.2001 günü tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy