(765 S. K. m. 31, 33, 59, 64, 296, 448) (1412 S. K. m. 135)
Dava: Kan gütme saiki ile adam öldürme suçundan sanıklar Ünal ve İrfan'ın dönüşen suç vasfına göre kasten adam öldürmek suçundan TCY.'nın 64. maddesi aracılığı ile 448. ve 59/2. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, haklarında TCY.'nın 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin Karabük Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 07.12.1999 gün ve 83/164 sayılı hüküm sanıklar vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 10.10.2000 gün ve 1772/2603 sayı ile;
Maktülden çıkartılan 15 adet çekirdeğin incelenmesinde, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı'nın 05.04.1999 tarihli raporunda çekirdeklerden 2 tanesinin gömlek parçası niteliğinde 1 tanesinin de nüve olduğu ve tanıya elverişli olmadığı, 12 çekirdeğin 9-3 olmak üzere 2 silahtan atıldığı, Adli Tıp Fizik-Balistik Dairesinin raporunda 2 tane gömlek parçası dahil 14 çekirdeği inceleyerek 9-3-2 olarak 3 ayrı 7.65 çaplı tabancadan atıldığı, 05.04.1999 tarihli Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal ek raporunda 2 adet mermi çekirdeği gömlek parçasının, çap ve tiplerine uygun tek bir silahtan atıldığı belirtilmiştir. Sübutun ve delillerinin takdiri bakımından maktülden çıkartılan çekirdeklerin kaç tip silahtan atıldığının kesinlikle tespitinde zorunluluk bulunduğundan çekirdeklerin çekirdek gömlek parçaları ve nüve ile boş kovanların hepsinin ve eldeki tabanca ile birlikte Adli Tıp Genel Kurulu'na gönderilerek gerekli inceleme raporunun aldırılmadan noksan tahkikatla karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Bozmaya uyan yerel mahkemenin sanıklar Ünal ve İrfan'ın TCY.'nın 64. maddesi aracılığıyla 448. ve 59/2. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, haklarında TCY.'nın 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına dair 26.06.2001 gün ve 144/128 sayılı hükmü ise sanıklar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 27.03.2002 gün ve 348/1025 sayı ile onanmıştır.
Bu karara karşı Yargıtay C. Başsavcılığı 29.04.2002 gün ve 130616 sayı ile;
Olayın görgü tanığı yoktur. Mahkemece suçun sübutu, hakkında TCK.'nın 296. maddesinden dava açılıp sonuçta beraatine karar verilen sanıklardan İrfan'ın oğlu Ünal'ın yeğeni olan, 24.7.1981 doğumlu Deniz'in anlatımları ile kabul edilmiştir.
İkrarın sanığın kendi yönünden ve şerikleri yönünden delil olabilmesi için CMUK.'nun 135. maddesine uygun şekilde tespit edilmesi, serbest irade mahsulü olması, soruşturma aşamalarında geri alınmaması, başka delillerle doğrulanması ve maddi olaylara ters düşmemesi gerekir.
Deniz 08.10.1997 günü polisçe gözetim altına alınmış ifade sahibi olarak beyanı alınıp olay hakkında bilgisi olmadığını söylemesi üzerine 09.10.1997 günü Cumhuriyet Savcısı'nın talimatı ile serbest bırakılmıştır.
11.10.1997 günü 14.30'da çay bahçesinde oturduğu sırada sebebi belli olmayan ve açıklanmayan bir nedenle tekrar gözaltına alınarak karakola getirilmiş, şifahi beyanında öldürmeyi babası ile amcasının gerçekleştirdiğini söylemesi üzerine durum Cumhuriyet Savcısı'na bildirilip onun da hazır bulunması ile 01.10.1997 günü saat 18.00'de yer gösterme yaptırılmıştır.
Aynı gün saat 20.25'te müdafii huzurunda alınan ifadesinde ise yer göstermedeki anlatımlarının doğru olmadığını bildirmiş;
13.10.1997 günü Cumhuriyet Savcısı ve hâkim huzurunda müdafii hazır olduğu halde yer göstermedeki beyanlarının doğru olduğunu bildirip tekrarlamıştır.
Son soruşturma safhasında ise poliste kendisine baskı yapıldığını, olayı kendilerine anlattığı şekilde savcı ve hâkime de söylemesi, aksi halde dövüleceği yolunda baskı yapıldığını bu korku sonucu ifadeleri verdiğini belirtmiştir.
Yer gösterme sırasında çekilen video görüntülerinin çözümüne dair tutanağın 5. sayfasında Cumhuriyet Savcısı'nın da hazır olduğu bir ortamda ve onun huzurunda görevlinin yalan söyleme seni de yakarım şeklindeki sözü bu baskıyı doğrulayan kesin bir kanıt olarak kabulü gerekir.
Deniz'in anlatımları maddi olaylara da uymamaktadır.
Babası, amcası ve maktülün mangalda balık pişirip yediklerini, plastik bardaklarla rakı içildiğini, bunların olay yerinde bırakıldığını söylemesine karşın bunların hiçbiri olay yerinde bulunmamıştır.
Ayrıca her iki sanığın önlerinde yürümekte olan maktülün arkasından ateş ettiklerini, yüzü koyun yere düşmesinden sonra yanına gidip tekrar sırtına ateş ettiklerini bildirmesine rağmen otopside sırttan giriş yapan hiçbir yara tespit edilmemiştir.
Olay yerinde 12 adet boş kovan ile cesetten çıkarılan 12 çekirdek 2 adet gömleğin balistik incelemesi sonucu 9+3+2 olmak üzere üç ayrı silahtan atıldığı Adli Tıp Fizik Şube ve Jandarma Kriminal Raporu ile tespit edilmiştir.
Yüksek Birinci Ceza Dairesi'nce 10.10.2000 günlü karar ile iki rapor arasında farklılık olduğu kabul edilerek Adli Tıp Genel Kurulu'ndan rapor alınarak sübutun ve delillerin takdirinin bundan sonra yapılması gerektiğinden ilk karar noksan tahkikat nedeniyle bozulmuş, Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 16/1-b maddesi ile uygulama yönetmeliğinin 24. maddesine göre bu konuda genel kurulda tahkikat yapılamayacağı cihetle fizik şubeden yeniden rapor alınmış bu son raporda da olayda üç silahın kullanıldığı fennen tespit edilmiştir.
Yine Deniz'in silahları attığını söylediği yerde mıknatıs ile araştırma yapılmış, ancak silahlar bulunamamıştır.
Deniz'in hazırlık aşamasındaki anlatımları ile babası ve amcası olan sanıklara iftira etmesi düşünülemez ise de anlatımların CMUK.'nun 135. maddesine uygun şekilde tespit edilmemesi, baskı sonucu alınması, ilerleyen soruşturma aşamasında geri alınması, başka delillerle doğrulanmaması ve Adli Tıp Fizik Şubesi'nin fenni tespitlerine aykırı bulunması nedenleriyle hukuki değeri haiz ve hükme mesnet yapılabilecek delil niteliğinde bulunmadığından ve suçun sanıklarca işlendiğini gösterecek başkaca da delil elde edilemediğinden sanıkların beraatine karar vermek gerekir. görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak özel daire onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanıklar Ünal ve İrfan'ın kasten adam öldürmek suçundan cezalandırılmalarına karar verilen olayda özel daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanıklara yüklenen adam öldürme suçunun sabit olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
İnceleme konusu olayda;
Maktül Ergün'ün 3 Ekim 1997 Cuma günü evinden ayrılıp dönmemesi üzerine eşi Nurgül'ün araştırmaya başladığı, eşinin kaybolduğu ve hayatından endişe ettiğinden bahisle kolluk güçlerine ve C. Savcılığı'na başvurduğu, 8 Ekim 1997 tarihinde maktül Ergün'ün cesedinin Safranbolu ilçesi Göztepe mevkiindeki boş bir tarlada bulunduğu, cesedin çevresinden toplam sekiz adet 7.65 mm çaplı boş kovan elde edildiği, cesedin 5-6 metre yukarısındaki ağaç altında duran poşet içinde üç dolu bira şişesi bulunduğu, cesedin elmacık kemiklerinde birer adet, ensede, şakakta, alında ve boyun ön sağda birer adet olmak üzere baş bölgesinde altı adet ve göğüs kısmında da dokuz adet olmak üzere toplam onbeş adet ateşli silah mermi yarası giriş deliği bulunduğu, ölümün ateşli silah mermi yaralanmasına bağlı olarak beyin ve iç organlarda oluşan iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği, maktülün vücudundan toplam 15 adet mermi çekirdeği elde edildiği, maktül Ergün'ün kaybolmadan önce sanıklar Ünal ve İrfan ile birlikte görülmesi nedeniyle sanıkların 8 Ekim 1997 günü gözaltına alındıkları, olayla ilgileri bulunmadığını ileri süren sanıklardan Deniz'in ertesi günü salıverildiği, maktül yakınlarının sanıklar Ünal ve İrfan'ın kardeşleri Merol'un olaydan bir ay kadar önce İstanbul'da maktülün kayın biraderi Mehmet tarafından öldürüldüğünü, maktülün kayın biraderine avukat tuttuğunu, sanıkların ise çevrede Mehmet'e kim avukat tuttuysa onu öldüreceğiz diye söylediğini belirterek sanıklar Ünal ve İrfan'dan şikâyetçi olmaları üzerine diğer sanıkların gözaltında tutulmaya devam edildiği, soruşturma sırasında İsmail isimli şahsın da son günlerde maktül ve sanıklarla birlikte görüldüğü, maktülün kaybolduğu 3 Ekim 1997 tarihinde evine gelmediği ve bu kişinin daha çok sanıkların oğlu Deniz ile birlikte dolaştığının belirlenmesi üzerine bu konuda bilgisine başvurulmak istenen Deniz'in 11 Ekim 1997 günü saat 14.30 sıralarında kolluk görevlilerince parktan alınarak karakola getirilirken yolda olayla ilgili açıklamalarda bulunduğu, maktül Ergün'ün kendisinin de bulunduğu bir ortamda babası sanık İrfan ve amcası sanık Ünal tarafından öldürüldüğünü, halen olayın şokunu yaşadığını, gece rüyalarına girdiğini ve derslerinde aksama olduğunu söyleyip olay yerini gösterebileceğini bildirmesi üzerine durumun derhal C. Savcısına iletildiği, aynı gün C. Savcısının da katılımıyla gerçekleştirilen ve kameraya çekilen yer gösterme işlemine ilişkin tutanağa göre Deniz'in; olayları sonradan C. Savcısı ile Sulh Hakimi önünde verdiği ifadelere benzer biçimde anlattığı, babası ve amcası olan sanıklar ile maktülün olaydan önce balık pişirip rakı içtikleri Derebağ mevkiini gösterdiği, burada plastik bardaklar, bira ve rakı şişeleri ile ateş yakıldığını gösteren sönmüş küller bulunduğu, daha sonra Kıranköy'e götürerek sanıkların ve maktülün bira ve rakı aldıkları büfeyi ve kendisinin su doldurduğu yeri gösterdiği, bilahare cesedin bulunduğu Göztepe mevkiine götürerek olayın başladığı ve sonuçlandığı yerleri, olay yerinden ayrılırken kullandıkları güzergah ile babası ile amcasının kendisine verdikleri silahları attığı uçurumu da gösterdiği, bu işlemler sırasında Deniz'in olayın başlangıç noktası olarak gösterdiği yerde yapılan aramada dört adet 7.65 mm çaplı boş kovan elde edildiği dosyadaki tutanaklar, kanıtlar ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Sanık Deniz'in aynı gün saat 20.25'te kolluk tarafından düzenlenen ifade tutanağında ise; avukatının huzurunda ifadesinin alınmaya başlandığı, samimi olarak ifade vereceğini açıkladığı, bu sırada avukatı Yaşar'ın söz alarak olay bildiğiniz gibi değil, Deniz bu olay hakkında hiçbir şeyi görmemiş diye söylemesi üzerine sanık Deniz'in de olay hakkında hiçbir bilgim ve görgüm yoktur dediği belirtilmektedir.
Düzenlenen soruşturma belgeleri ile birlikte C. Savcılığı'na gönderilen sanık Deniz, C. Savcılığı'nda ve Sulh Hakimliği'nde, müdafii de hazır olduğu halde verdiği 13.10.1997 günlü ifadelerinde benzer biçimde; 3 Ekim 1997 günü akşam üzeri eve gittiğini, kardeşi Serdar'ın Deretarla mevkiine ızgara götürüp döndüğünü, babası sanık İrfan, amcası sanık Ünal ve maktül Ergün'ün orada olduğunu söylemesi üzerine kendisinin de hava kararmak üzere iken onların yanına gittiğini, sanıklar ile maktülün burada birlikte içki içtiklerini, yanlarında balık, tavuk ve meyve bulunduğunu, kendisinin de onlarla birlikte kalıp balık yediğini, yarım saat kadar sonra yanlarından ayrılıp Kıranköy mevkiindeki bilardo salonuna geldiğini, burada arkadaşlarını bulamayınca ayrıldığını, daha sonra minibüs durağında babası ve amcası olan sanıklar ile maktülü gördüğünü, birlikte Çelik Palas büfesine gittiklerini, sanıkların bira ve bir tane de otuzbeşlik rakı aldıklarını, bunları siyah bir poşetin içine koyduklarını, kendisine de bir pet şişe verip buna su doldurmasını istediklerini, suyu doldurduktan sonra sanıklar ve maktülün peşinden gidip onlara yetiştiğini, birlikte yaya olarak yer gösterme sırasında gösterdiği boş arazinin yanına saat tahminen 20.30-21.00 sıralarında gelip yamaçta oturduklarını, sanıkların getirdikleri rakıyı küçük plastik bardaklarda içtiklerini, ancak biraları içmediklerini, rakıyı içtikten sonra maktül Ergün'ün tuvalet ihtiyacı için kalkıp iki üç metre kadar uzaklaştığını, sırtı dönük durumda olduğunu, bu sırada babası sanık İrfan ile amcası sanık Ünal'ın ayağa kalkarak silahlarını çekip Ergün'e ateş etmeye başladıklarını, kaç el ateş ettiklerini tam olarak sayamadığını, maktül Ergün'ün aşağı doğru yuvarlanarak tahminen 40-50 metre kadar gittiğini, setin yanına geldiğinde ayağa kalkarak oradan aşağı düştüğünü, babası ve amcası ile birlikte setin yanına kadar gittiklerini, kendisinin orada kaldığını, babası ve amcasının aşağı inip maktül Ergün'ün sırtına tekrar ateş ettiklerini, daha sonra ayakları ile çevirerek göğsüne ateş ettiklerini, ancak kafasına da ateş edip etmediklerini tam olarak bilemediğini, esasen o anda kendini kaybedip şoka girdiğini, ne olduğunu anlayamadığını, olay yerinden ayrılmadan babası ve amcasının ellerindeki silahları kendisine verdiklerini, daha sonra birlikte Kastamonu Karabük yoluna çıkarak yürümeye başladıklarını, fabrikayı yüz metre kadar geçip trafik levhasının yanına geldiklerinde babası ve amcasının isteği üzerine silahları dereye fırlattığını, biraz ilerledikten sonra babası ve amcasının isteği üzerine onlardan ayrılıp 24.00 sıralarında koşarak eve döndüğünü, yatağa girdiğini, ancak uyuyamadığını, kendisinden bir saat sonra da babası ile amcasının eve geldiklerini, ancak eve gitmeyip üst katta oturan babaannesinin evine çıktıklarını, bundan bir saat kadar sonra da babasının eve geldiğini, amcasının ise evine gittiğini sandığını, babası ve amcasının olaydan önce öldürme olayı ile ilgili olarak kendisine herhangi bir şey söylemediklerini, olay yerinde aniden ateş etmeye başladıklarını, ne olduğunu anlayamadığını, olaydan sonra da kimseye söylememesi için kendisine tembihte bulunduklarını, korktuğu ve okula devam edemeyeceğini düşündüğü için 9 Ekim 1997 günü karakolda gerçeği anlatmadığını, yine 11 Ekim 1997 günü de karakoldaki ifadesinde hiçbir şey görmediğini ve bilmediğini söylediğini, ancak o gün ifade vermeden önce yanına gelen Avukat Y.K.'ın olayı inkar etmesini, hiçbir şey görmediğini ve bilmediğini söylediği takdirde kendisine bir şey olmayacağını belirtmesi üzerine bu şekilde ifade verdiğini, o ifadesinin doğru olmadığını, olaydan sonra kendisine gelemediğini, geceleri uyuyamadığını, okulda derslerden bir şey anlamadığını, sürekli bu olayı düşündüğünü, bunları hiçbir baskı altında kalmadan anlattığını, kollukta kendisine yasadışı herhangi bir eylemde bulunulmadığını belirtmiş, suç delilini gizlemek suçundan sanık olarak yargılandığı sırada duruşmada ise önceki ifadelerini kabul etmediğini, olayla ilgisi bulunmadığını, olay günü doktora gittiğini, öğleden sonra eve gelip bir daha ayrılmadığını, yer gösterme sırasında C. Savcılığı'ndaki ve Sulh Hakimliği'ndeki ifadelerini kabul etmediğini, polislerin kendisini işkence yapmakla tehdit ettiklerini, bize verdiğin ifadenin aynısını C. Savcısı'na ve hakime de vermediğin takdirde yeniden gözaltına alırız dediklerini, bunu Avukatı Y.K.'ya söylediğini, avukatı ayrıldıktan sonra emniyette kendisine işkence yaptıklarını belirtmiştir.
Sanıklar Ünal ve İrfan ise maktül ile amca çocukları olduklarını, kaybolmadan üç dört gün önce Kıranköy'de kahvede görüşüp oyun oynadıklarını, daha sonra aralarında para toplayıp rakı, sebze ve tavuk alıp Deretarla'ya gittiklerini, ateş yakıp rakı içtiklerini, bilahare kalkıp Kıranköy'e geldiklerini, biraz dolaştıktan sonra maktülün yanlarından ayrıldığını, bir daha görüşmediklerini, olaydan bir ay kadar önce erkek kardeşlerinin maktülün kayın biraderi tarafından öldürüldüğünü, ancak maktülün bu olayla bir ilgisinin bulunmadığını savunmuşlardır.
Şikayetçi Nurgül kollukta ve duruşmada özünde benzer biçimde; olaydan önce İstanbul'da oturan kardeşi Mehmet'in evine ziyaret için gittiğinde sanıkların kardeşi Merol'un kendisine sarkıntılık yaptığını, bu durumu sanıklar Ünal ve İrfan ile birlikte başkalarına da anlattığını, olaydan bir ay kadar önce de kardeşi Mehmet'in Merol'u öldürdüğünü, eşi olan maktülün bu olaydan sonra Mehmet'e avukat tuttuğunu, sanıklar Ünal ile İrfan'ın bunu duyduklarını, maktüle Mehmet'e kim avukat tuttuysa onu öldüreceğiz, eğer biz öldüremezsek, yaşı küçük olan çocuklarımıza öldürteceğiz dediklerini, maktülün de bunu kendisine anlattığını, ancak Ünal ve İrfan'ın isimlerini vermediğini ve ben öldükten sonra duyarsınız diye söylediğini, eşini Ünal ve İrfan'ın öldürdüğünden şüphelendiğini, kocasının kaybolmasından bir gün sonra akşam saatlerinde Ünal'ın evine telefon açtığını, telefona çıkan Ünal'ın oğlu Özay'a, Ergün'ün Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece evlerine gelip gelmediğini ve babasının evde olup olmadığını sorduğunu, Özay'ın da Ergün amca bize gelmedi, babam şu anda evde yok, gece de eve çok geç gelmişti, sabah ben uyurken evden ayrıldığı için babamı görmedim diye söylediğini belirtmiştir.
Katılan Erdal kollukta, çevreden edindiği bilgilere göre amca çocukları olan Ünal ve İrfan'dan şüphelendiğini, zira maktülün kayın biraderi Mehmet'in olaydan bir ay önce sanıkların kardeşi olan Merol'u öldürerek cezaevine girdiğini, avukat tutma olayını duyan sanık Ünal'ın bazı yerlerde Mehmet'i kim savunursa onu ilk ben öldüreceğim diye söylediğini belirtmiş, duruşmada ise; oğlunun kendisini suçladığını öğrenen sanık İrfan'ın C. Savcısı'nın odasından çıkarken polislerin yanında Deniz'e hitaben Bilseydim sen olayı anlatacaksın, oğlum demez seni de orada öldürürdüm dediğini, iki polisin bu konuşmayı duyarak sonradan kendisine aktardıklarını ifade etmiştir.
Tanık Serdar kollukta, babası sanık İrfan'ın isteği üzerine evden aldığı balık ızgarasını Deretarla'ya götürdüğünü, burada babası İrfan ile amcası Ünal ve maktül Ergün'ün bulunduğunu, ızgarayı bıraktıktan sonra oradan ayrıldığını söylemiş, duruşmada ise kolluk anlatımını kabul etmediğini belirtmiştir.
Tanık İbrahim, Ergün'ün kendisini telefonla arayarak kayın biraderi Mehmet'in bir olaya karıştığını söyleyip avukat olarak yardımcı olup olamayacağını sorduğunu, ayrıca avukat tutulması ve para gönderilmesinin gizli tutulmasını ve kendisinin öne çıkarılmamasını istediğini, avukatlık ücretinin de Safranbolu'dan banka havalesiyle gönderildiğini belirtmiştir.
Tanık Yaşar, avukatlık yaptığını, ancak o gün nöbetçi olmadığını, Safranbolu'da iken polisler tarafından Deniz'in ifadesi için karakola çağrıldığında olayı öğrendiğini, polislerin Deniz'in bu olayı sanıklar Ünal ve İrfan'ın işlediğini itiraf ettiğini söyleyerek ifade vermesi halinde imzalayıp imzalamayacağını sorduklarını, huzurunda alınacak bir ifadeyi imzalayabileceğini söylediğini, sanık Deniz ile konuştuğunda, polisten baskı gördüğünü, dövüldüğünü ve olayı Ünal ile İrfan'ın yaptığına ilişkin ifade vermesi için baskı altında tutulduğunu söylediğini, ancak bunun ne kadar doğru olduğunu bilemediğini, Deniz'e olayı inkar etmesi ve bir şey görmediğini söylemesi halinde ceza almayacağı yolunda telkinde bulunmadığını, ifadesi alınırken yüzünün kızarık olduğunu gördüğünü, ancak bunun cildinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını bilemediğini, daha sonra nöbetçi Avukat F.Ö.'nün geldiğini, kendisini çocuğun ailesinin gönderdiğini, Avukat F.Ö'ye isterse Deniz'in doktora sevkini yaptırabileceğini söyleyerek oradan ayrıldığını, bunun dışında sanık Deniz'in dövüldüğüne veya hırpalandığına dair maddi bir bulgu görmediğini belirtmiştir.
Tanık Feza, karakoldan birkaç kez çağrıldığını öğrenerek gittiğinde Avukat Y.K'nın da orada olduğunu, sanıkları sorduğunu, ancak ifade verdiklerini öğrendiğini, dışarıda bekleyen aile fertlerinin sanıkların işkence gördüğünü iddia etmeleri üzerine sanıkları hastaneye sevkettiklerini, sanık Deniz'in herhangi bir şikâyetinin olmadığını, görünen yerlerinde dövülme emaresi de görmediğini, sanık Deniz C. Savcılığı'nda ifade verdiği ve Sulh Hakimliği'nde sorguya çekildiği sırada müdafii olarak hazır bulunduğunu, ne söylediyse aynısının zapta yazıldığını belirtmiştir.
Tanık Hasan, yedi yıldır Safranbolu Emniyet Müdürlüğü Asayiş Bürosu'nda polis memuru olarak görev yaptığını, sanıkları önceden tanıdığını, maktülü ise olaydan bir hafta kadar önce tanıdığını ve birlikte gezerlerken gördüğünü, maktülün kaybolmasından 5-6 gün sonra cesedinin bulunduğunu, maktül, sanıklar ve İsmail isimli askere giden şahsın birlikte gezmelerinden şüphelenerek sanıkları gözaltına aldıklarını, sanık Deniz'in C. Savcısı'nın emri ile serbest kaldığını ve ilk soruşturmadan bir şey çıkmadığını, daha sonra sanık Deniz'i çay bahçesinde bularak emniyete götürmek üzere araca aldıklarında, her şeyi anlatacağını, bu olayın babası ile amcasının işi olduğunu söylemesi üzerine C. Savcısı'na bilgi verdiklerini ve aynı gün 18.00 sıralarında yer göstermeye gittiklerini, Deniz'in ifadesinin alınması için nöbetçi avukat olan F.Ö.'yü çağırdıklarını, ancak kendisine ulaşamadıklarını, o sırada Avukat Y.K'nin geldiğini, kısa bir süre Deniz'le görüştükten sonra kendilerine Deniz'in olay hakkında bilgisi olmadığını söylediğini, o ana kadar her şeyi söyleyen Deniz'in bu kez olay hakkında bilgisi olmadığını söylediğini bunun üzerine bu doğrultuda ifade tutanağı düzenlediklerini belirtmiştir.
Tanık Mehmet, İlçe Emniyet Müdürü olduğunu, cesedin bulunmasından sonra olay yerine gittiklerini, yaptığı gözleme göre kırık rakı şişelerinin yanında plastik bardak ve bira şişesinin de bulunduğunu, aradan bir hafta süre geçmesi, havaların çok yağışlı olması ve yaptıkları tespite göre parmak izi bulamamaları nedeniyle rakı şişesi ve bardakları emanete almadıklarını, polis memuru Hasan'ın maktülü daha önce sanıklarla birlikte gördüğünü söylemesi üzerine bu yönde soruşturmaya başlanarak sanıkların gözaltına alındığını, yaşı küçük olan Deniz'in ifadesi alındıktan sonra C. Savcısı'nın emri ile serbest bırakıldığını, bu arada İsmail isimli şahsın olaydan önceki gece veya olay gecesi evine gelmediği öğrenilince İsmail'in nerede bulunabileceği hususunda bilgisine başvurulmak üzere Deniz'in yeniden gözaltına alınması için giden ekibe Deniz'in her şeyi anlattığını, daha sonra kendisinin de görüştüğünü, Avukat F.Ö.'yü aradıklarını, ancak bulamadıklarını, bu arada sanığın ailesi tarafından haber verildiğini sandığı Avukat Y.K.'nın geldiğini, birlikte yemek yediklerini, ifade almaya geçildiğinde kimlik tespitinden sonra Avukat Y.K.'nın araya girdiğini ve bildiğiniz gibi değil, benim müvekkilim bir şey yapmamış dediğini, sanık Deniz'in şaşırıp bocaladığını ve daha önceden olayı ayrıntılarıyla hem kendilerine ve hem de yer gösterme sırasında C. Savcısı'na anlatmasına karşın bu kez hiçbir bilgim ve görgüm yoktur diye ifade verdiğini, ertesi günü adliyeye çıkarıldığında merak edip bu konuyu Deniz'e sorduğunda avukatı gördüğümde korktum diye cevap verdiğini belirtmiştir.
Tanık Ahmet, sanık Deniz'in vicdan azabı çektiğini söyleyerek olayı babası ile amcasının yaptığını anlattığını, yer göstermeden sonra ifade almak için avukat aradıklarını, ancak nöbetçi Avukat F.Ö.'ye ulaşamadıklarını, daha sonra kendiliğinden karakola gelen Avukat Y.K.'nın salonda sanıkla görüştükten sonra, olay sizin bildiğiniz gibi değil, müvekkilim olaya karışmamış dediğini, bunun üzerine sanık Deniz'in de olaya karışmadığını söylediğini belirtmiştir.
Polis memuru tanıklar A.A. ve H.M. duruşmada birbirlerini doğrular biçimde; sanık Deniz Sulh Hâkimi tarafından sorguya çekilirken kendilerinin de kapıda görevli olduklarını, sanık Deniz'in sorgusu sırasında rahat bir şekilde ifade verdiğini, duydukları kadarıyla olayı babası ve amcasının yaptığını söylediğini, ifadeden sonra sanıkları salondan çıkartırken babası sanık İrfan'ın oğlu Deniz'e hitaben Ben bilseydim böyle ifade vereceksin, seni de öldürürdüm dediğini belirtmişlerdir.
Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu'nun 20.3.1998 ve 23.2.2001 günlü raporlarında; mahallinde yapılan otopside kişiye 15 adet atışın isabet ettiğinin tarif edildiği, kişinin ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ harabiyetinden gelişen kanamadan öldüğü, yaraların yerlerinin baş, boyun ve batın bölgesini ilgilendirmesi ve bu bölgelerin hayati organları bulunduran bölgeler olması nedeniyle ateşli silah mermi çekirdeği yaralarının her birinin ölümü tevlit edebileceği, ancak mevcut tanımlamalarla yaraların hangilerinin ölümü tevlit eder nitelikte olduğu hususunda ayrım yapılamayacağı, Fizik İhtisas Dairesi Raporu'na göre, kişinin 7.65 mm çapında en az 3 ayrı tabanca ile yapılan atışlar sonucu yaralanmış olduğu bildirilmiştir.
Safranbolu Endüstri Meslek Lisesi'nin cevabi yazılarında, sanık Deniz'in olay günü olan 3.10.1997 tarihinde okula gelmediği, o gün hastaneye sevk almadığı, hastane cevabi yazısında ise Deniz'in 29.9.1997 tarihinde hastaneye başvurduğu, ancak kendisine rapor verilmediği ve şahsın okul sevk kağıdı üzerindeki tarih kısmında oynama ve değişiklik yaptığı belirtilmiştir.
Olay yerinden elde edilen toplam 12 adet boş kovan ve otopsi sırasında cesetten elde edilen toplam 15 adet materyalle ilgili olarak Adli Tıp Kurumu Fizik Balistik İhtisas Dairesi'nden aldırılan 18 Şubat 1998 günlü raporda; incelemeye gönderilen 12 adet boş kovandan iki adedinin kapsüllerinin paslı ve tanıya elverişli olmadığı, kalan on adedinin ise (8-2) olmak üzere iki ayrı 7.65 mm çaplı otomatik veya yarı otomatik tabancadan atıldığı, maktülden çıkartılan oniki adet 7.65 mm çaplı mermi çekirdeği ile 7.65 mm çaplı mermi çekirdeklerine ait 2 adet gömleğin (9-3-2) olmak üzere 3 ayrı 7.65 mm çapında otomatik veya yarı otomatik tabancadan atıldığı, maktülden çıkarılan bir adet nüvenin 7.65 mm çaplı mermi çekirdeklerine ait olduğu, tanı unsurları taşımadığı, mermi çekirdekleriyle boş kovanların çap ve tip olarak birbirlerine uygun olduğu, dolayısıyla kovanlarla çekirdeklerin bir grubunun aynı silahla atılmış olabileceği, ancak olayla ilgili silahlar birlikte incelenmeden kovan ve çekirdeklerin aynı silahtan atılıp atılmadığının ve atılmadan önce dolu mermi teşkil edip etmediklerinin tespitine olanak bulunmadığı,
Yine 1998 yılında sanık Deniz'in üzerinden başka bir olay nedeniyle ele geçirilen 7.65 mm çaplı tabanca ile çekirdek ve boş kovanların karşılaştırılması bakımından Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı'ndan aldırılan 28.9.1998 günlü raporda; bu tabanca ile boş kovan ve çekirdeklerin ilişkili olmadığı belirtilmiş, aynı kurumdan aldırılan 5.4.1999 tarihli raporda ise olay yerinden elde edilen boş kovanlardan aşırı oksitlenen iki adet kovan dışındaki on adet kovanın (8-2) olmak üzere çap ve tiplerine uygun iki ayrı silah ile 7.65 mm çaplı oniki adet mermi çekirdeğinin (9-3) olmak üzere çap ve tiplerine uygun iki ayrı silah ile 7.65 mm çaplı iki adet mermi çekirdeği gömlek parçasının çap ve tiplerine uygun tek bir silah ile atıldıkları, bir adet nüvenin teşhis özelliği bulunmadığı belirtilmiştir.
Özel daire bozma kararı üzerine mevcut raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi bakımından Adli Tıp Kurumu'nca yeniden görüş bildirilmesi için gönderilen yazı üzerine Adli Tıp Fizik Balistik İhtisas Dairesi'nce düzenlenen 26.1.2001 günlü raporda ise; 18.2.1998 tarihli raporda belirtildiği üzere on iki adet mermi çekirdeği ile iki adet mermi çekirdeği gömlek parçasının (9-3-2) olmak üzere üç ayrı 7.65 mm çaplı tabancadan atıldığı, nüve parçasının tanı unsuru taşımadığı, her iki rapor arasında herhangi bir çelişki görülmediği ifade edilmiştir.
Mahkemece görevlendirilen teknik bilirkişinin düzenlediği raporda, olaydan sonra 5-6 gün süreyle arazide ve açık ortamda, iki ay süreyle de emanette kalmış olmaları nedeniyle bira şişeleri üzerinde teşhise elverişli parmak izi bulunmadığı belirtilmiştir.
Dosyadaki tüm kanıtlar bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Yargılamaya konu suçlarla ilgili en önemli kanıt, sanıklardan İrfan'ın oğlu diğer sanık Ünal'ın ise yeğeni olan ve suç delilini gizlemek suçundan açılan kamu davası sonunda TCY.'nin 296/son maddesi uyarınca hakkında ceza tertibine yer olmadığına karar verilen sanık Deniz'in anlatımlarıdır.
Sanık Deniz'in anlatımları olayın ve soruşturmanın seyri içinde incelendiğinde, maktülün evden ayrılıp dönmemesi üzerine eşi tarafından kolluk güçlerine ve C. Savcılığı'na başvuru yapılmış, beş gün sonra tabancayla öldürülmüş olarak bulunması üzerine öldürme olayı araştırılmaya başlanılmıştır. Asayiş bürosunda görevli polis memuru H.B.'nin son günlerde sanıklar ile maktülü birlikte görmelerinden yola çıkılarak gözaltına alınan sanıklar olayla ilgili bilgileri bulunmadığını bildirmişler, sanıklardan henüz 16 yaşında bulunan Deniz serbest bırakılmıştır. Soruşturmaya devam edildiği sırada İsmail isimli şahsın da sanıklarla birlikte görüldüğü ve maktülün kaybolduğu gece evine gelmediğinin tespit edilmesi üzerine İsmail'in gidebileceği yerler hususunda bilgisine başvurulmak istenen Deniz, tanık olduğu olaydan dolayı huzursuz olduğunu belirterek olayı tüm açıklığıyla anlatmış ve Ergün'ü öldürenlerin babası İrfan ile amcası Ünal olduğunu, kendisinin olaydan sonra verilen silahları sanıkların isteği üzerine uçuruma attığını, olaydan çok etkilendiğini, istenildiği takdirde olayın geçtiği yeri gösterebileceğini belirtmiştir. Kolluk güçleri durumu derhal C. Savcısı'na bildirmiş, aynı gün C. Savcısı'nın da katılımıyla yapılan yer gösterme işlemi sırasında Deniz tarafından olay ayrıntıları ile anlatılarak gerçekleştiği yerler gösterilmiş, bu arada maktüle yönelik ilk atışların yapıldığını söyleyerek gösterdiği yerde dört adet 7.65 mm çaplı boş kovan bulunmuştur. Aynı gün emniyette müdafii ile görüştükten sonra ifadesi alınmak istendiği sırada müdafiinin olayla ilgili bilgisi bulunmadığı biçimindeki uyarısı üzerine sanık Deniz bu kez bilgisi olmadığını belirtmiş, bilahare çıkarıldığı ve müdafiinin de hazır bulunduğu C. Savcılığı'ndaki ifadesi ile Sulh Hâkimliği önündeki sorgusunda ise yer gösterme sırasında açıkladığı gibi maktül Ergün'ün babası sanık İrfan ile amcası sanık Ünal tarafından öldürüldüğünü etraflı bir şekilde izah etmiş, duruşmada ise önceki ifadelerinin baskıya dayalı olduğunu belirtmiştir.
Deniz duruşma ifadesinde, kolluk tarafından gözaltına alındığında dövüldüğünü ileri sürmüşse de, gözaltına alınan sanıkların C. Savcılığına sevk edilmelerine kadar geçen süre içinde birden çok doktor raporu alındığı, 9, 10, 11 ve 13 Ekim 1997 günlü doktor raporlarında gerek Deniz'de gerekse sanıklar Ünal ve İrfan'da darp ve cebir izi bulunmadığı belirtilmektedir. Öte yandan Deniz müdafiinin hazır bulunduğu C. Savcılığı'ndaki ifadesi ile diğer sanıkların da hazır bulunduğu Sulh Hakimliği'ndeki sorgusu sırasında babası ve amcası olan sanıkların eylemi gerçekleştirdiklerini ayrıntılı bir şekilde çekinmeden diğer sanıkların yüzlerine karşı açıklamıştır. Nitekim, Sulh Hakimliği'ndeki sorgusu sırasında oğlunun kendilerine yönelik suçlamalarını duyan sanık İrfan'ın sorgudan sonra salondan çıkarılırken oğlu sanık Deniz'e hitaben sarf ettiği aben bilseydim böyle ifade vereceksin, seni de öldürürdümA şeklindeki sözleri de Deniz'in açıklamalarını herhangi bir baskıya maruz kalmadan yaptığını ve doğruluğunu ortaya koymaktadır.
Sanık Deniz'in özgür iradesine dayalı olduğu ve usulüne uygun bulunduğu anlaşılan bu ifadeler maddi kanıt ve bulgularla da uyumludur. Şöyle ki, sanık Deniz yer gösterme sırasında C. Savcısı ile diğer görevlileri cesedin bulunduğu yere götürmüş, olayın başlangıç noktası ve maktüle ilk ateş edilen yer olarak gösterdiği bölgede yapılan aramada 7.65 mm çaplı dört adet boş kovan elde edilmiştir. Yine İlçe Emniyet Müdürü olan tanık M.Ş.B., içki içildiği söylenen yerde plastik bardaklar ile kırık rakı şişeleri bulunduğunu, sanık İrfan'ın oğlu olan tanık Serdar da hazırlık anlatımında babası, amcası ve maktülün bulundukları yere ızgara götürdüğünü söyleyerek sanık Deniz'in anlatımını doğrulamışlardır.
Öte yandan sanık Deniz, babası ve amcasının maktüle sırtı dönükken ateş ettiklerini, maktülün 40-50 metre yuvarlanarak setin kenarına ulaştıktan sonra ayağa kalkıp setten düşerek yeniden yuvarlandığını, babası ve amcasının yanına giderek maktülün sırtına sonra da ayakları ile çevirerek göğsüne ateş ettiklerini belirtmektedir. Sanık Deniz'in olay yerine ilişkin bu anlatımları olayın gerçekleştiği yerin arazi yapısı ile uyumludur. Olay karanlık bir ortamda gerçekleşmiş, sanık Deniz ilk atışlardan sonra eğimli arazide yuvarlanarak uzaklaşan maktülün peşinden gitmemiş, olayın devam eden aşamalarında maktülün yanına kadar giderek ateş eden sanıkları setin kenarından ve maktülün yaklaşık 40-50 metre kadar uzağından izlemiştir. Boş kovanların büyük çoğunluğu maktülün hemen yanında bulunduğuna göre, vücuduna onbeş mermi isabet eden maktüle yönelik atışların büyük kısmının sanık Deniz'in uzağında gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Maktülün ensesinde de mermi isabeti bulunduğu, sanık Deniz'in olayın büyük bir kısmını uzaktan ve karanlık bir ortamda izlediği, üstelik ani gelişen olayın etkisiyle paniğe kapıldığı da dikkate alındığında, sanık Deniz'in hazırlık soruşturmasındaki anlatımlarına konu gözlemlerinin maddi kanıtlar ve olay yerindeki bulgularla çelişmediği ve itibar edilmesi gerekir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.
Olayda kullanılan tabancaların bulunamaması da, sanık Deniz'in anlatımlarının maddi kanıt desteğinden yoksun olduğunu göstermez. Zira sanık Deniz'in olayda kullanılan tabancaları karayolu kenarından uçurumun alt kısmındaki dere yatağına doğru fırlattığı dikkate alındığında, arazinin engebeli yapısı nedeniyle bunların güvenlik kuvvetlerince bulunamaması normal olduğu gibi, yerini bilen sanıklarca aradan geçen süre içinde bulunup yok edilmesi de mümkündür.
Yine, Adli Tıp Fizik Balistik İhtisas Dairesi ve Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan raporlarda, maktülün vücudundan elde edilen 12 adet mermi çekirdeği ile iki adet gömlek parçasının 7.65 mm çapındaki üç ayrı tabancadan atıldığı belirtilmekteyse de, yerel mahkeme kararında isabetle değerlendirildiği gibi, sanık Deniz'in babası ve amcasının ayrı ayrı ateş ettikleri yolundaki beyanı, olayda iki adet silahla ateş edildiği kesin yargısını içermemektedir. Nitekim, sanıklar Ünal ile İrfan'ın karanlık bir ortamda ve sonraki aşamaları sanık Deniz'in uzağında gerçekleşen olayda üçüncü bir silahı daha kullanmaları mümkün olduğu gibi, Adli Tıp Fizik Balistik İhtisas Dairesi tarafından başka bir olay nedeniyle düzenlenen 14 Ekim 1996 gün ve 33 sayılı raporda vurgulandığı üzere; suçta kullanılan silahlarla karşılaştırması yapılmadan, sadece mermi çekirdeği üzerindeki tanılara bakılarak çekirdekleri atan silahların sayısının belirlenmesinin düşük bir oranda da olsa hatalı sonuçlar verebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Dolayısıyla, ekspertiz raporlarında geçen ve olayda üçüncü bir silahın daha kullanıldığına işaret eden tespitin, çekirdek gömleği gibi, olayda kullanılan silahla birlikte incelenmedikçe mutlak anlamda doğru ve kesin sonuç vermeyebileceği anlaşılan bir materyal üzerinden yapılması karşısında, sanık Deniz'in anlatımlarının olayda kullanılan silah sayısı bakımından da maddi kanıtlar ve raporlarla da çelişkili olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, babası sanık İrfan ile amcası sanık Ünal'ın maktül Ergün'ü öldürdüklerini önce sözlü olarak kolluk güçlerine sonra da yer gösterme işlemi sırasında C. Savcısı'na açıklayıp olayın gerçekleştiği yerleri göstererek bir kısım maddi kanıtlara ulaşılmasını sağlayan, bilahare müdafiinin hukuki yardımından yararlanarak C. Savcısı önünde verdiği ifade ile Sulh Hakimi tarafından yapılan sorgusu sırasında olayları benzer biçimde anlatan ve babası ile amcasına suç atması için bir neden bulunmayan sanık Deniz'in sonradan inkâr ettiği bu beyanlarının özgür iradesine dayalı ve usulüne uygun olması, gerek maddi kanıtlar gerekse diğer tanık anlatımlarıyla da uyumlu bulunması karşısında, sanıklar Ünal ve İrfan'ın adam öldürme suçlarının sabit olduğu kuşkuya yer bırakmayacak biçimde anlaşılmaktadır. Bu nedenle Yargıtay C. Başsavcılığı'nın sanıkların beraatlerine karar verilmesi gerektiği yolundaki itirazının reddine karar verilmelidir.
Öte yandan, nüfus kaydına göre 1.1.1954 doğumlu olduğu anlaşılan sanık Ünal'ın doğduğu yılın gerekçeli karar başlığında 1951 olarak yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi yanılgı olarak kabul edilmiştir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, 14.05.2002 günü oybirliği İle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy