(765 S. K. m. 31, 33, 59, 61, 193, 448, 497) (6136 S. K. m. 13)
Dava: Yağma suçunu kolaylaştırmak için adam öldürme ve yağma suçlarından sanık Mehmet İnan'ın dönüşen suç niteliğine göre kasten adam öldürmek suçundan TCY'nın 448 ve 59/2. maddeleri uyarınca 20 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, TCY'nın 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına, silahlı gaspa eksik kalkışma suçundan TCY'nın 497/2, 61 ve 59/2. maddeleri ile 5 yıl 6 ay 20 gün ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, TCY'nın 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına, izinsiz silah taşımak suçundan 6136 sayılı Yasanın 13/1. ve 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 183.333 lira ağır para cezası ve geceleyin konut dokunulmazlığını bozmak suçundan TCY'nın 193/2. ve 59/2. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 14.03.2000 gün ve 32/13 sayılı hüküm sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.04.2001 gün ve 3197/1388 sayı ile;
Suçlamanın PKK. örgütünce düzenlenmiş ciddiyeti kuşkulu bir bildirinin cezaevinde ele geçirilmesine dayanması, olaydan beş yıla yakın sürenin geçişinden sonra dinlenilen sanıklar Ahmet ve Remzi'nin anlatımlarının ve onların beyanlarına dayanarak ifade veren Hayriye'nin şahadetinin atfı cürüm niteliğini aşamaması, sanıklar Ahmet ve Remzi'nin kollukta, C. Savcısında ve Sulh Ceza Yargıcı huzurunda tekrarladığı, ancak mahkemede reddettiği ikrarlarının sadece kendilerini bağlayıcı olması, sanık Mehmet'in yargılamanın tüm evrelerinde suçlamaları reddetmesi, eylemi icra edenlerin poşu tabir edilen baş örtüleri ile yüzlerini örttüğünün ilk beyanlarıyla sabit olması karşısında olayın tek görgü tanığı olup maktülün de eşi bulunan Fatma'nın fotoğraflar üzerinde yaptığı teşhisin inandırıcı görülmemesi nedeniyle; kuşkunun sanık lehine yorumlanacağına ilişkin temel kuraldan hareketle sanık Mehmet'in müsnet tüm suçlardan beraati yerine yetersiz ve kuşkulu kanıtlarla mahkumiyetine hükmedilmesi isabetsizliğinden oyçokluğu ile bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 18.10.2001 gün ve 109/99 sayı ile; tanıklar ve şikayetçinin anlatımı, haklarındaki hüküm kesinleşen sanıklar Ahmet Nas ve Remzi Ateş'in adli merciler huzurunda alınması nedeniyle itibar olunması gereken beyanları karşısında, sanık Mehmet İnan'ın suçlarının sabit olduğu gerekçesiyle adam öldürme ve silahlı yağmaya eksik kalkışma suçlarına ilişkin önceki hükümlerde direnmiş, konut dokunulmazlığını bozmak ve izinsiz silah suçları yönünden açılan kamu davalarının 4616 sayılı Yasanın 1/4 madde ve bendi uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık Mehmet İnan vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve kısmen kendiliğinden temyize tabi olması nedeniyle dosya Yargıtay C. Başsavcılığının 10.05.2002 günlü bozma istekli tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın kasten adam öldürme ve silahlı yağmaya eksik kalkışma suçlarından cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık suçların sabit olup olmadığına ilişkindir.
İnceleme konusu olayda;
Siirt'in Bağtepe köyünde oturan maktûl Abdullah Karataş'ın 05.03.1994 tarihinde gece 23.00-24.00 sıralarında evine gelip kapısını çalan ve elinde silah bulunan iki kişiden birinin yaptığı atış sonucu göğsünden vurularak öldüğü, eve gelen şahısların kaçtığı, maktülün eşi Fatma'nın eve gelen kişilerin yüzlerini poşu denilen örtü ile kapattıklarını, ateş eden kişinin gözlerini ve bıyığını görebildiğini belirtmesi nedeniyle başlangıçta olay faillerinin tespit edilemediği, olaydan kırk gün kadar sonra kolluğa başvuran katılan Fatma'nın, eşini vuran kişiyi Batman Garajında rastlantı sonucu gördüğünü, bildirip şikayetçi olması üzerine Batman Garajında işyeri çalıştıran Adbullah Yeşilmen isimli kişinin gözaltına alındığı, hazırlık aşamasında yaptırılan teşhis işlemi sırasında maktülün eşi Fatma ve kızı Aysel Karataş tarafından öldürme olayının faili olarak teşhis edilmesi üzerine hakkında kamu davası açıldığı, ancak yargılama sırasında katılan Fatma'nın, eşini öldürenin sanık Abdullah Yeşilmen olmadığını, esasen öldürenin yüzünün kapalı olduğunu, görse dahi teşhis edemeyeceğini belirtmesi, tanık Aysel'in de, babasını vuranları görmediğini ifade etmesi üzerine Abdullah Yeşilmen'in beraatine karar verildiği, kararın kesinleştiği, olaydan beş yıl kadar sonra 26 Ocak 1999 tarihinde Siirt E Tipi Kapalı Cezaevinde terör suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların kaldığı koğuşta Jandarma tarafından yapılan aramada yasadışı PKK. örgütünün cezaevi sorumlularınca hazırlanmış bir rapor bulunduğu, bu belgede cezaevinde tutuklu olan Ahmet Nas isimli şahıs ile karısı Hayriye Darende'nin Devlet ajanı oldukları ve Ahmet Nas'ın bir kişinin öldürülmesi olayına katıldığının belirtildiğinin görülmesi üzerine belgenin Emniyete gönderildiği, 10.02.1999 tarihinde ayrı şehirlerdeki cezaevlerinden tahliyeleri sırasında Hayriye Darende ile sanık Ahmet Nas'ın gözaltına alındıkları, Hayriye Darende'nin Bağtepe köyündeki öldürme olayını gayrıresmi eşi sanık Ahmet Nas ile arkadaşı sanık Remzi Ateş ve Maho lakaplı kişilerin gerçekleştirdiğini belirttiği, sanık Ahmet Nas'ın da, Bağtepe köyündeki olayda üç kişi olduklarını, Remzi Ateş'in evin bahçe kapısında beklediğini, kendisi ile Maho lakaplı arkadaşının kapıya gidip çaldıklarını, maktûl Abdullah'ı öldürenin Maho lakaplı kişi olduğunu açıklayıp, Emniyetteki albümünden Maho lakaplı sanık Mehmet İnan'ın fotoğrafını teşhis ettiği, olaydan sonra İstanbul'a taşınan sanık Remzi Ateş'in de yakalanıp Siirt'e getirildiği, onun da sanık Ahmet Nas gibi beyanda bulunup öldürme eylemini gerçekleştiren Maho lakaplı Mehmet İnan'ı albümdeki fotoğrafından teşhis etmesi üzerine, bu iki sanığın göstermesi doğrultusunda sanık Mehmet İnan'ın eskiden çalıştığı işyerinden araştırıldığı, başka bir suçtan Siirt E Tipi Kapalı Cezaevinde hükümlü olduğunun belirlenmesi üzerine C.Savcısı tarafından yaptırılan yüzleştirme sırasında sanıklar Remzi Ateş ve Ahmet Nas tarafından öldürme eylemini gerçekleştiren kişi olarak teşhis edildiği, ayrıca sanık Mehmet İnan'ın eski patronu olan tanık Haydar Çokyaşa'nın da yüzleştirme sırasında sanık Mehmet İnan'ı Maho lakaplı kişi olarak tanıyıp teşhis ettiği, olayın bu şekilde açığa çıkartılması üzerine açılan kamu davası sonunda diğer sanıklardan Ahmet Nas'ın silahlı gaspa eksik kalkışma, izinsiz silah taşıma ve konut dokunulmazlığı suçlarından sanık Remzi Ateş'in ise silahlı gaspa eksik kalkışma suçundan mahkûm oldukları ve haklarındaki hükümlerin kesinleştiği, tanık anlatımları, sanık beyanları, yer gösterme, teşhis ve yüzleştirme tutanakları ile dosyaya toplanan diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Sanık Mehmet İnan aşamalarda suçlamayı inkar etmiş, geçmişte Haydar Çokyaşa isimli şahsın yanında çalıştığını, diğer sanıklar Ahmet Nas ve Remzi Ateş'i tanımadığını, aralarında husumet ve kendisine iftira etmeleri için bir nedenin bulunmadığını, lakabının Maho olmadığını savunmuştur.
Tanık Hayriye Darende kollukta; Bağtepe köyündeki öldürme olayından birkaç gün önce gayrıresmi kocası Ahmet Nas'ın arkadaşı olan sanık Remzi Ateş'in evlerine geldiğini, konuşmalar sırasında sanık Remzi'nin kocası Ahmet'e köylerindeki zengin bir şahıstan söz ederek, bu kişinin çok korkak olduğunu ve korkutarak para alabileceklerini söylediğini, olay günü de sanık Remzi'nin akşam ezanından sonra evlerine gelip kocası Ahmet'i Bağtepe köyüne götürdüğünü, kendisine de geç kalırsak merak etme diye söylediklerini, sabaha karşı sanık Remzi'nin geldiğini, çok kötü bir olay olduğunu söyleyerek, Ahmet ve Maho ile birlikte köyümüzdeki bir adamın evini soymaya gittik. Evin sahibinin karısı bağırmaya başlayınca Maho adama ateş etti, herhalde adam ölmüştür. Hepimiz kaçtık, ben onlardan ayrı kaçtım diye söylediğini, ayrıca Maho'nun kendilerinin arkadaşları olduğunu belirttiğini, yarım saat kadar sonra kocası Ahmet'in de geldiğini, çok telaşlı olduklarını, her ikisinin de Maho'yu suçlayarak konuştuklarını, sanık Remzi'nin yarım saat kadar sonra ayrılıp gittiğini, kocası Ahmet'in de bu olayları kimseye anlatmaması yolunda uyarıda bulunduğunu, bir ay kadar sonra kocası ile birlikte sanık Remzi'nin köyüne gittiklerinde Remzi'nin karısına köylerinde bir olay olup olmadığını sorduğunu, onun da bir ay kadar önce bir adamın öldürüldüğünü söylediğini, esasen daha önceden de kocası Ahmet ile sanık Remzi'nin konuşmaları sırasında adamın öldüğünü öğrendiğini, yakın tarihlerde ise bir açlık grevine katılmaları nedeniyle kocası ile birlikte gözaltına alınıp tutuklandıklarını, örgüt mensuplarının kendisini Devlet ajanı olarak suçlayıp sorgulamaları üzerine onlara da olayı bu şekilde anlattığını belirtmiş, bu açıklamalarını duruşmada da yineleyerek doğrulamış, Maho isimli kişinin gerçek kimliğini bilmediğini belirtmiştir.
Hakkındaki hüküm kesinleşen sanık Ahmet Nas kolluktaki ifadesinde; samimi arkadaşı olan sanık Remzi Ateş'in kendisini Maho isimli kişi ile tanıştırdığını, yakalandıktan sonra bu şahsı Emniyetteki fotoğrafından teşhis ettiğini, böylece bu kişinin gerçek adının Mehmet İnan olduğunu öğrendiğini, Maho lakaplı kişi ile tanışmalarından sonra sürekli görüşmeye başladıklarını, olaydan bir hafta kadar önce çayhanede oturup sohbet ederlerken Remzi'nin, köylerinde çok zengin ve korkak bir adam olduğunu, bol miktarda markı ve altını bulunduğunu, bu adamı silahla tehdit etmeleri halinde ne isterlerse vereceğini, bu iş için silah lazım olduğunu söylediğini, bunun üzerine Maho'nun bende bir tane 14'lü tabanca var diye söyleyerek eğer bu işi yapacaksak siz de silah bulun dediğini, 3-4 gün sonra bir araya geldiklerinde Remzi'nin ben silah buldum, bir de araba lazım diye söylediğini, bunun üzerine kendisinin Faraç isimli kişi ile konuşup arabasını kiraladığını, önceden anlaştıkları üzere olay gecesi 22.30 sıralarında Maho ve Remzi ile çayhanede buluştuklarını, daha sonra Bağtepe köyüne gittiklerini, Remzi'nin yolda kendilerine, Beni tanıyabilirler. Ben dışarıda kalırım, kapıyı çalarsınız, adam açtığında içeri girer, para ve altınları ver dersiniz, adam bağırır çağırır veya direnirse hepinizi öldürürüz diye tehdit edersiniz, sizi silahlı gördüğünde para ve altınları verir, daha sonra araba ile Siirt'e dönersiniz, ben de hiçbir şey olmamış gibi köyde kalırım dediğini, köyde virane bir yere aracı bıraktıklarını, Remzi'nin parabellum tabancayı kendisine verdiğini, yüzlerini poşu ile kapattıklarını, Remzi'nin bahçe kapısında kaldığını, kendisi ile Maho'nun evin kapısına geldiklerini, Maho'nun kapıyı çaldığını, bir kadının içeriden Arapça bir şeyler söylediğini, Maho'nun da Arapça bir şeyler söylediğini, bu konuşmalardan sonra kadının kapıyı açtığını, ancak başlarının poşu ile örtülü olduğunu görünce korktuğunu ve bağırıp kapıyı kapatmaya çalıştığını, o sırada ölen Abdullah'ın geldiğini ve kadınla birlikte kapıyı kapatmaya çalıştıklarını, Maho'nun da kapıyı iteklediğini, tabancalarının ellerinde olduğunu, o sırada kadının iki eliyle Maho'nun elindeki silahı tuttuğunu, kendisinin de bir eliyle Maho'yu geri çekerken bir eliyle kadını içeri itmeye çalıştığını, kadının bağırdığı sırada bir el silah patladığını, bunun üzerine kaçtıklarını, Remzi ile buluştuklarında neden ateş ettiniz diye sorduğunu, Maho'nun da kadın silahı elimden alacaktı, ateş ettiğimde halen silahı tutuyordu, silahı tuttuğu için boş kovan silahta kalmış diyerek boş kovanı çıkardığını, kendisinin de Remzi'ye araba orada kaldı diye söylediğini, Remzi'nin aracın anahtarını ve tabancayı kendisinden alıp, arabayı sana getiririm diye söylediğini, kendisinin Maho ile birlikte araziden yürüyerek Siirt'e geldiğini, sabaha karşı evine gittiğinde Ahmet'in evde kendisini beklediğini, Abdullah'ı hastaneye kaldırmışlar, orada ölmüş diye söylediğini, yarım saat kadar kaldıktan sonra hastaneye gideyim benden şüphelenmesinler diye kalktığını, olaydan sonra zaman zaman Remzi ve Maho ile buluştuklarında olayı kimseye anlatmamak hususunda birbirlerine sıkı sıkı uyarıda bulunduklarını, daha sonra Remzi'nin İstanbul'a taşındığını, Maho'yu da en son 1995 yılında gördüğünü belirtmiş, yer göstermede, C. Savcılığında ve Sulh Hakimliğindeki ifadelerinde olayı benzer şekilde anlatmış, duruşmada ise suçlamayı kabul etmeyerek cezaevinden çıktığı gün gözaltına alındığını, karakolda işkence yapıldığını, ifadeleri imzalamak zorunda kaldığını, önceki ifadelerini kabul etmediğini belirtmiştir.
Sanık Remzi Ateş kollukta, C. Savcısı tarafından yapılan yer gösterme işlemi sırasında ve C. Savcılığındaki ifadesi ile Sulh Hakimliğindeki sorgusunda olayı sanık Ahmet Ateş'in ifadesinde geçen biçimde anlatarak, olay sırasında Ahmet Nas'a verdiği tabancayı Kenan Kılıç'tan aldığını belirtmiş, duruşmada ise önceki ifadelerinin baskıya dayalı olduğunu ileri sürerek suçlamayı inkar etmiştir.
Dinlenen tanıklardan Kenan Kılıç; Parabellum marka ruhsatlı bir silahı olduğunu, sanık Remzi'nin bu silahı satın almak isteyen bir kişi olduğunu, ona göstereceğini söyleyerek istemesi üzerine silahını bir günlüğüne sanık Remzi'ye verdiğini, tanık Faraç Çelebi; sanık Ahmet Nas'ın kendisinden araç kiraladığını, tanık Haydar Çokyaşa ise; sanık Mehmet İnan'ın geçmişte kendisinin işyerinde çalıştığını, gerçek adını bilmediğini, kendisini Maho diye çağırdıklarını belirtmişlerdir.
Eylemi gerçekleştirenlerin yüzlerini poşu ile kapatmaları nedeniyle, aşamalardaki beyanlarında failleri görse dahi teşhis edemeyeceğini söyleyen katılan Fatma Karataş'ın duruşmada fotoğraf üzerinden yaptığı teşhise itibar edilemeyeceği, ancak katılan Fatma'nın olayın oluş biçimine ilişkin ifadelerinin sanıklar Ahmet Nas ve Remzi Ateş'in anlatımları ile örtüştüğü ve onları doğruladığı anlaşılmaktadır.
Dosyaya toplanan tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesinden;
Başlangıçta failleri belirlenemeyen olayın yaklaşık beş yıl sonra cezaevinde bulunan bir nottan yola çıkılarak Hayriye Darende isimli kişinin gözaltına alınması üzerine verdiği ifade sonucu açıklığa kavuşturulduğu anlaşılmaktadır. Siirt İl merkezinde oturan Hayriye Darende'nin 1994 yılında Bağtepe köyünde meydana gelen öldürme olayını bilmeden anlatması mümkün olmadığı gibi, Maho isimli kişiyi olaya katması ve atfı cürümde bulunması için de bir neden yoktur. Tanık Hayriye'nin olaya karıştığını söylediği kişilerden Ahmet Nas ve Remzi Ateş ise yaklaşık dört yıldır ayrı şehirlerde yaşamaktadırlar ve birbirleriyle irtibatları bulunmamaktadır. Her ikisi de yakalandıklarında olayı benzer şekilde anlatmışlar, olayı gerçekleştiren Maho lakaplı kişiyi birbirlerinden habersiz olarak farklı tarihlerde ayrı ayrı yaptırılan teşhis sırasında fotoğrafından teşhis ederek gerçek adının Mehmet İnan olduğunun belirlenmesini sağlamışlar, önceden çalıştığı işyerini göstererek bulunmasını temin etmişler ve ayrıca cezaevinde yaptırılan yüzleştirme sırasında bir kez daha teşhis etmişlerdir. Eski patronu da Mehmet İnan'ı teşhis ederek gerçek adını bilmediğini, lakabının ise Maho olduğunu belirtmiştir. Aldırılan doktor raporlarına göre, sanıklar Ahmet ve Remzi'nin gözaltında bulundukları süre içinde baskıya maruz kalmadıkları anlaşılmaktadır. Kolluktaki anlatımlarını, yer gösterme sırasında ve C. Savcılığı ile Sulh Hakimliğinde özgür iradeleriyle verdikleri ifadelerinde de tekrarlamışlar, olayın oluş biçimi ve kaçış güzergahlarına ilişkin anlatımları katılan Fatma tarafından, olayda kullanılan suç aleti tabanca ve taşıt aracı ile ilgili hususlar da diğer tanıklar tarafından doğrulanmıştır. Öte yandan, haklarındaki mahkumiyet hükümleri kesinleşen sanıklar Ahmet ve Remzi'nin aralarında husumet bulunmayan sanık Mehmet İnan'a atfı cürümde bulunmalarını gerektirecek bir neden de bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan hususlara göre;
Maho lakaplı sanık Mehmet İnan'ın suç tarihinde diğer sanıklarla birlikte korkutarak parasını ve altınlarını gasp etmek amacıyla maktul Abdullah'ın evine giderek kapısını çaldığı, kendisini maktulün oğlu Beşir gibi tanıtarak kapının açılmasını sağladığı, başlarının poşulu olduğunu gören maktul ve katılanın kapıyı kapatmak istemeleri üzerine zor kullanarak açık tutmaya çalıştığı, maktulün eşinin bağırıp yardım istemesi ve elindeki silaha sarılıp almak istemesi üzerine eylemden vazgeçip gitmeye çalıştığı, ancak çıkan boğuşma sırasında bir el ateş ederek maktul Abdullah'ı göğsünden vurup öldürdüğü gerek tanık Hayriye Darende'nin aşamalardaki istikrarlı anlatımları, gerekse sanıklar Ahmet Nas ve Remzi Ateş'in diğer tanık anlatımlarıyla uyumlu bulunan ve maddi kanıtlarla da doğrulanan anlatımları ile hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtlanmıştır. Bu itibarla, sanık Mehmet İnan'ın adam öldürme ve yağmaya eksik kalkışma suçlarının sübuta erdiğine ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetli bulunduğundan onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyesi, Özel Daire bozma ilamının haklı nedenlere dayandığını, sanığın adam öldürme ve yağmaya eksik kalkışma suçlarını işlediği kanıtlanamadığından beraatine karar verilmesi gerektiğini belirterek Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.10.2002 günü tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy