(765 S. K. m. 51, 55, 59, 448) (6136 S. K. m. 15) (647 S. K. m. 4)
Dava: Hafif tahrik altında kasten adam öldürmek ve yasak bıçak bulundurmak suçlarından sanık, Yasin Bilen'in TCY.nın 448, 51/1, 55/3 ve 59. maddeleri uyarınca 11 yıl 8 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, TCY.nın 33. maddesi uyarınca ceza süresince yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına, 6136 sayılı Yasanın 15/1, TCY.nın 55/3, 59 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 354.900.000 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, erteli cezasının aynen infazına, suça konu bıçağın zoralımına, video kasetlerin delil olarak saklanmasına ve 172.500.000 lira vekalet ücretinin sanıktan tahsiline ilişkin Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.02.2001 gün ve 170-49 sayılı hüküm, katılan vekili ve O Yer C. Savcısı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.12.2001 gün ve 3079/4515 sayı ile;
1- Sanığın olaydan 2 gün önce başkası tarafından dövülmesinden maktûlü sorumlu tutup onur meselesi yaparak olaydan 1 gün önce öldürmeye karar verdiği fiilin icrasına hazırlık cümlesinden olarak çarşıdan satın aldığı bıçağın ucunu sivri hale getirdiği ve olay günü de maktûlün işe giderken bindiği otobüse binip maktûlün yanına oturduğu ve durakta maktûl ve arkadaşı tanık Necati Kaya ile sanığın aşağı indiklerinde sanığın tanık Necati'ye yanlarından uzaklaşmasını söylediği, başına kötü bir şey geleceğini sezen maktûlün işaretle arkadaşının gitmemesini istediği onun da benim yanımda konuşun hiçbir yere ayrılmıyorum dediği ve tanığın başka tarafa baktığı esnada sanığın maktûle kendisini niçin dövdürdüğünü sorduktan sonra kesin sonuç elde edinceye kadar müteaddit bıçak darbeleriyle maktûle vurup öldürdüğü, sanığın bu oluşa uygun ve müdafii huzurunda alınan 05.06.2000 tarihli ifadesi ile tanık Necati'nin beyanlarının birlikte tetkikinden anlaşıldığına ve esasen öldürmeye kararlı olan sanığın olay anında maktûlden hesap sorar şekilde çıkardığı kısa tartışmanın öldürme iradesini etkileyen bir olgu kabul edilemeyeceğine ve bu oluş karşısında karar ile icra arasındaki sürenin taammüdün teşekkülü için yeterli sayılacağına göre suçun taammüden işlendiğinin kabulü yerine kasten öldürmeden hüküm tesisi ile suç vasfında yanılgıya düşülmesi,
2- Tanık beyanlarına ve dosya içeriğine göre sanığın maktûlden alacaklı olmayıp ondan haraç istediği ve alamayınca olaydan iki gün önce maktûlü tokatladığı ve maktûlün de ağlayarak haraç konusunu ve dövülme vakıasını ustasına anlatması üzerine ve sanığın özür dilemesini temin için taraflar bir araya getirilip yüzleştirildikleri sırada tanık Ahmet Öner tarafından suçlu bulunup sanığın tokatlanmasında ve keza öldürme anında sanık tarafından tartışma çıkarılmasında maktûlden kaynaklanan bir haksız tahrik bulunmadığı gözetilmeden başkasını bıçaklamak suçundan dolayı olaydan 1,5 ay önce cezaevinden tahliye edilen ve tüm dosya içeriğine göre olumsuz kişiliği saptanan sanığın değişen beyanlarına itibar edilerek alacaklı olduğundan ve tartışmanın müsebbibinin belli olmadığından bahisle haksız tahrikten yararlandırılması isabetsizliğinden (1) nolu nedende oyçokluğuyla, (2) nolu nedende oybirliği ile bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise; 29.01.2002 gün ve 8/22 sayı ile;
Hadiseden 2 gün evvel sanığın alacağını maktûlün vermediği, duruma içerleyen sanığın olaydan bir gün evvel bıçak temin edip bıçağını özel olarak kama şekline dönüştürüp maktûlü öldürmeye karar verdiği, ertesi sabah maktûl ile tartışıp onu öldürmüş olduğu anlaşılmış olmasına göre sanığın öldürme kararına varmasında maktûlün borcunu ödememesi ve maktûlün ustası tarafından tokatlanması etkili olmuş olup ortada soğukkanlılıkla verilmiş bir suç kararı yoktur. Sanığın olaydan 1 gün evvel karar verip bıçağı alması ve ertesi günü sabah vakti maktûlün bulunduğu durağa gelmesi ve otobüse binip Düvenönünde indikten sonra eylemi gerçekleştirmesi arasında geçen süre ruhi sükunete ulaşması için yeterli değildir. Sanık otobüste maktûl ile tartışmış, indiklerinde de tartışmaya devam etmişler ve sanık maktûlü bıçaklamıştır. Sanığın bu tartışma neticesi maktûlü yeni bir sebep altında öldürmüş olması da ihtimal dahilindedir. Karşılığı ölüm cezası olan taammüdü açıklayıcı delillerin varlığı her türlü şüphe ve tereddütten uzak olarak belli olmalıdır. O halde somut olayda taammüd halinin gerçekleşmediğine hükmetmek ve kısa zaman diliminde de olsa yoğunlaşmış kasıt ve hazırlıkla fiilin icra edilişini TCK.nun 29/son maddesine göre teşdit sebebi sayarak fiili TCK.nun 448. maddeye nümas fevren adam öldürmek olarak vasıflandırmak gerekmiştir.
Sanık tüm savunmalarında maktûle 2.000.000 TL. borç verdiğini, maktûlün borcunu ödemediğini söylemiş ve bu savunmanın aksi de ispatlanamamıştır. Zira, sanığın maktûlden haraç istediği şeklindeki şahadet, şahitlerin bizatihi bilgi ve görgüsüne dayalı olmayıp maktûl Hüseyin'den naklen anlatıma dayalıdır. Bu çerçevede maktûl ile sanık Yasin'i dinleyen şahit Ahmet Öner'in sanığın haraç istediğine inanıp onu tokatlaması şahit Ahmet'in oluşan subjektif kanaatini ortaya koyup olayın gerçek yüzünü açıklayan bir oluşum olarak kabul edilemez. Hal böyle olunca sanık Yasin'in maktûl Hüseyin'e 2.000.000 TL. borç verdiği maktûlün borcunu ödemeyip sanığı kendisinden haraç istemekle suçladığı ve bu nedenle şahit Ahmet'in sanığı tokatladığını kabul etmek gerekli olmuştur.
Yine olaydan evvel sanık maktûle kendisini neden dövdürdüğünü sormuş ve konuşurlarken aralarında tartışma zuhur etmiş, bu tartışmanın da kim tarafından başlatıldığı kesin şekilde belirlenememiştir.
Bu olgulara göre, maktûlün sanık Yasin'den borç olarak aldığı parayı talep edildiği halde ödemeye yanaşmaması ve sanığı haraç istemekle suçlayıp ustası şahit Ahmet Öner'e tokatlatması ve öldürme hadisesi öncesinde zuhur eden tartışmayı öncelikle kimin başlattığının belirlenememesi olguları haksız fiil mahiyetinde olup tahrik hükmünün tatbikini gerektireceği ve tahriki teşkil eden fiillerin mahiyet ve boyutu nazara alındığında sanıktaki tepkinin bu derece şiddetli olmasında maktûlün fazla kusurlu sayılmaması ve hafif tahrik hükümlerinin uygulanması ile yetinilmesi gerektiği gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de, katılan vekili ve O Yer C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya,Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 15.05.2002 gün ve 30602 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın, hafif tahrik altında kasten adam öldürmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık,
1- Suçun taammüden işlenip işlenmediği,
2- Tahrik hükümlerinin uygulanması gerekip, gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır.
Kaynak İtalyan Ceza Yasası ile Türk Ceza Yasasında tasarlama (taammüd) bazı suçlarda ağırlaştırıcı sebep olarak kabul edilmiş ve tanımı uygulamaya bırakılmıştır.
Tasarlama, ani kast türünün dışında kalmakta, düşünce kastına girmektedir. Hukuki niteliği öğretide tartışmalı ise de, Yargıtayımızın duraksamasız uygulamalarına göre, failin bir kimseye karşı belli bir suçu işlemeye sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, işlemeyi niyet ettiği suçu işlemeden önce, soğukkanlı ve sükunetle düşündükten sonra ulaştığı ruhi sükunete rağmen bu kararından vazgeçmeyip, ısrarla ve bu akış içerisinde fiilini icraya başlaması halinde tasarlamadan (taammüt) söz edilebilir. Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında bir süre geçmektedir. Fail, bu süre içerisinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi fakat bir başka nedenle ve ani bir kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının ne zaman alındığı ve eylemin ne zaman işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükunete ulaşılıp ulaşılamayacağı araştırılmalıdır.
İnceleme konusu somut olayda;
Sanık Yasin Bilen C. Savcılığında, müdafii de hazır olduğu halde alınan 05.06.2000 günlü savunmasında; Orhan Ülker'in çelik eşya dükkanında işçi olarak çalışıyorum, Ahmet isimli şahsı bıçaklamam nedeniyle cezaevinde 2 ay 4 gün yattım, 1,5 ay önce tahliye olup yine aynı işyerinde çalışmaya başladım. Maktül Hüseyin'e bir ay önce iki milyon para verdim. Cuma günü işyerime geldi, paramı ne zaman vereceğini sordum, ne parası diyince, yüzüne tokatla vurdum, o da bana vurdu, olayı kimse görmedi, bir müddet sonra Hüseyin'in patronu olduğunu söyleyen bir şahıs gelip beni sordu, Hüseyin'den niye para sızdırmaya çalışıyorsun, niye dövdün dedi, haraç istemediğimi, alacağımı istediğimi söyledim, gelen şahıs ustama, Hüseyin'den haraç istediğimi, bir daha böyle yapmamam hususunda uyarılmamı söyleyince, ustam Orhan gerçeği anlatmamı istedi, alacağımı istemem üzerine kavga ettiğimizi söyledim, bunun üzerine ustam, bekle, ben konuşup geleceğim diyerek ayrıldı, 15-20 dakika sonra gelip, konuştuğunu, gidip özür dilememi istedi. Birlikte gittik, Hüseyin'i çağırdılar, çalışanlar da geldi, tanımadığım biri küfrederek vurdu, diğerleri de vurmaya başladı, kaçıp ellerinden kurtuldum,bu dövülmeyi onur meselesi yaptım, çarşıya gidip olayda kullandığım ekmek bıçağını satın aldım, Hüseyin'i bu bıçakla öldürmeye karar verdim, bıçağın ucunu özel olarak oydurmak suretiyle sivrilttim, ertesi sabah bıçağı belime sokup işyerime gitmek için otobüse bindim, Hüseyin benden önce binmişti, yanındaki koltuğa oturdum, beni niye dövdürttün, ayıp olmuyor mu dedim, ben mi dövdürttün diyince, dövün demeseydin dövmeyeceklerini söyledim, Düvenönüne geldiğimizde birlikte indik, Hüseyin'in yanında bir arkadaşı daha vardı, sen yanımıza gelme, bizden uzak dur bununla konuşacağım dedim, ancak şahıs yanımızdan ayrılmadı, bıçağı belimden çekip, göğsüne vurdum, kaçmaya başladı, kaçarken sırtından iki kez daha vurduğumu hatırlıyorum, kaçmasını sürdürüp 4-5 metre gittikten sonra yere düştü, yerde iken kalçasına bir el daha vurdum, sonra kaçtım, şeklinde beyanda bulunmuş,
Aynı günlü Yer Gösterme Tutanağında da; olayın gelişimini maktül Hüseyin'i tanırım, 2 milyon borç vermiştim, istediğimde vermek istemedi, bende şahsı darp ettim, Hüseyin'in ustası ile benim ustam aralarında görüşüp, benden gidip özür dilememi istediler. Ancak ben Hüseyin'in işyerine gittiğimde beni darp ettiler, bu benim zoruma gitti, bugün saat 7.30'da işe gitmek üzere otobüse bindiğimde Hüseyin ve yanında ismini bilmediğim arkadaşı ile karşılaştım. Niyetim şahsı öldürmekti, ancak otobüs içerisinde bu işi yapmadım, otobüste tartıştık, indiğimizde, bıçağı sol göğüs hizasına vurdum, sonra sırtından vurdum, Hüseyin kaçmaya başladı, peşinden kovaladım, sur yanındaki geçitte yere düştü, kalçasından da iki kez bıçaklayarak olay yerinden kaçtım, şeklinde anlatmış,
Sulh Ceza Mahkemesinde ise olayın başlangıcını benzer şekilde anlattıktan sonra hadise günü bindiği otobüste Hüseyin'i tesadüfen gördüğünü, tartıştıklarını, Hüseyin'in yanında bir kişi daha olduğunu, otobüsten indikten sonra da tartıştıklarını, Hüseyin'in, ananı, avradını, sinkaf ederim diye küfrettiğini, kendisinin de küfür ettiğini, Hüseyin'in yanındaki şahısla üzerine saldırdığını, ölenin elinde bıçak olduğunu, bıçağı çıkarıp salladığını, ölenin göğsüne isabet eden darbeden sonra kaçmaya başladığını, kendisini takip edip, kalçasına bıçakla iki darbe vurduğunu, yere düşünce kaçtığını, önceki ifadelerinin doğru olduğunu ancak öldürme amacının bulunmadığını, ifadelerinin bu bölümlerini kabul etmediğini söylemiş,
Yerel bir TV'nin 05.06.2000 günlü ana haber bülteninde; sanığın cinayeti 2 milyon lira alacağı için işlediği, bıçağı direk öldürmek amacıyla vurduğu, kendisinden kaçan maktülü kovaladığı, yere düşmesinden yararlanarak tekrar vurduğuna ilişkin sanığın sözlü beyanları yer almış, buna ait kaset çözümü dosyaya sunulmuş,
Sanık duruşmada ise; olayın gelişimini Sulh Ceza Mahkemesindeki beyanına benzer şekilde anlatarak, tartışma esnasında maktülün bir ara elini beline götürdüğünü, belinde bıçak olduğunu ancak çekmesine fırsat vermeden satın alıp ucunu sivrilttiği bıçağı maktüle vurduğunu, amacının öldürmek olmadığını, bıçağı birkaç kez salladığını savunmuştur
Tanık Necati Kaya kollukta ve duruşmada benzer şekilde; maktül Hüseyin'le bugün saat 7.30 sıralarında durakta buluştuk, otobüse bindik, o ikili ben de hemen yan tarafındaki koltuğa oturdum, ismini Yasin olarak öğrendiğim şahıs Hüseyin'in yanındaki boş koltuğa oturdu, Düvenönüne kadar bir şeyler konuştular, ancak ne konuştuklarını anlamadım, Düvenönünde birlikte otobüsten indiler, yanlarına gittiğimde, Yasin uzaklaşmamı söyledi, ne konuşacaksa yanımda konuşmasını, hiçbir yere ayrılmayacağımı söyledim, beni yanlarından uzaklaştırmaya çalışırken, Hüseyin işaretle gitmemi istedi, yanlarından ayrıldım, bu arada anam diye bir ses duymam üzerine baktığımda, Hüseyin'in kaçtığını, Yasin'in ise elindeki ucu kanlı bıçakla Hüseyin'i kovaladığını gördüm. Hüseyin çimenlerin üzerinden kaldırıma çıkarken, tökezleyip düştü, Yasin elindeki bıçakla bir kez daha vurdu, sonra kaçtı, Hüseyin'le ölmeden bir iki gün önce konuştuğumuzda, Yasin isimli şahsın kendisinden haraç istediğini, işyerine gelip kendisini dövdüğünü, ancak haraç vermediğini bana söylemişti, şeklinde beyanlarda bulunmuş,
Tanık Hamdi Hayta kollukta; olay günü iki kişinin tartıştığını gördüm, konuşulanlar duyulmuyordu, şahıslar münakaşa yapıyor, hararetli, hararetli konuşuyorlardı. Bıçaklayan şahıs kolunu silkeledi, tahminen bıçağı kolunun içinden çıkarttı, ilk bakışta yumruk atıyormuş gibi geldi, bıçaklanan şahıs, vay anam diye bağırdı, telefon kulübesinin önüne doğru yaklaşık 5-6 metre gidip yere yığıldı, amacı kaçmaktı, bıçaklayan şahıs ise darbeyi vurduktan sonra peşinden koştu, yere yığılmasa ikinciyi de vuracaktı, surların arkasından koşarak kaçtı,
Duruşmada ise; otobüs durağında beklerken iki kişinin tartıştığını gördüm, kavga etmeye başladılar, sonra biri kaçtı, diğeri arkasından gitti, 25-30 metre sonra kaçan şahıs yere düştü, o anda elinde bıçak görmedim, meğer bıçaklamış, yaralanan kişi anam diye bağırdı, kaçarken arkasındaki şahıs bıçakladı, bıçağı o zaman gördüm, kaçanın elinde bıçak görmedim, şeklinde olayı anlatmış,
Tanık Atilla Aslantürk duruşmada; maktül ağabeyim olur, sanığı aynı mahalleden olmamız nedeniyle tanırım ancak evi yukarıdadır, bu nedenle ağabeyimin bindiği duraktan binmez, onların evlerinin bulunduğu yerde başka bir durak vardır, ağabeyimin bindiği durakla sanığın binmesi gereken yer arasında 5 durak vardır, sanığın ağabeyimi, sürekli tehdit ederek, para istediğini, dayı, abi diyeceksin diye baskı yaptığını, ağabeyinden duyduğunu söylemiş,
Tanık Ahmet Öner kollukta ve duruşmada benzer şekilde, Hüseyin iki yıldır bizimle birlikte çalışır, bugüne kadar herhangi bir kavgasına veya olumsuz davranışına şahit olmadım. Cumartesi günü Hüseyin'in yanına gittim, ne olduğunu sorduğumda, birisinin kendisinden sürekli olarak para istediğini vermezse döveceğini, adının Yasin olduğunu söyledi. Adrese gittim, Yasin burada mı çalıyor dedim, kapıdaki şahıs, evet ben de ustası olurum diye cevap verdi, bunun üzerine, yaptıklarını anlattım, ustası, böyle bir konudan haberi olmadığını, geldiğinde Yasin'i alıp atölyeye getirip, barıştıracaklarını söyledi. Yaklaşık 15-20 dakika sonra konuştuğum şahıs yanında bir kişiyle geldi, atölyenin kapısında durdu, Hüseyin'i çağırıp, seni rahatsız eden şahıs bu mu diye sordum, evet dedi, Yasin ise ben ne zaman para istedim diye terslik yaptı, yaptıklarının ayıp olduğunu, bir daha böyle bir şeyler yapmamalarını ikisine söyledim, Yasin, sana ne, seni ne ilgilendirir deyince ikisine de birer tokat atıp, bir daha böyle bir şey yapmamalarını söyledim. Ustasına Yasin'e nasihat etmesini söyledim. Daha sonra Hüseyin, beni bugün erken gönder, yoksa bu benim yolumu keser dedi, izin verdim,
Tanık Süleyman Öner kollukta ve duruşmada, Hüseyin yanımda çalışır, 3.6.2000 günü izin isteyerek bir yere uğrayacağını söyledi, yarım saat sonra ağlamış vaziyette geldi, ne olduğunu sorunca birinin kendisinden haraç istediğini söyledi, bu sırada Orhan isimli şahıs benimle görüşmek için dükkanıma geldi, meselenin ne olduğunu sordum, Yasin'in iki milyon istediğini, ancak sebebini bilmediğini söyledi, ben de Orhan'ın işyerine varıp, Yasin'e meseleniz iki milyon ise al deyip vermek istedim, sadakaya ihtiyacım yok diye red etti. Hüseyin'e konuyu sordum, Hüseyin, Yasin daha önce cezaevine girdiğinde, aralarında para toplayıp verdiğini aynı şekildeki bir yara bulunduğu, bu yaranın cilt altı ve kas seyirli olup, yumuşak dokuda sonlandığı,
Şahsın vücuduna 4 adet kesici delici alet ika edildiği, 1 ve 3 noda belirtilen yaraların tek başına veya birlikte öldürücü nitelikte olduğu, diğer yaraların ölüme katkısının bulunmadığı, ölümün kesici ve delici alet yaralanmasına bağlı olarak meydana gelen kalp ve akciğer delinmesi ve buna bağlı iç ve dış kanamadan kaynaklandığı belirtilmiştir.
Sanık Yasin Bilen'in suçta kullandığı bıçağın, namlu uzunluğu 14 cm, kabza uzunluğu 12,5 cm, sabit ahşap kabzeli, bir tarafı kesici, diğer tarafı küt, küt olan taraf 1/3 oranında çarka tutulmuş, ancak tam olarak kesici hale getirilmemiş, uç kısmı ise delici özelliğine haiz olduğu saptanmış,
Adli Tıp Kurumu Fizik Balistik şubesince düzenlenen raporda ise; imal durumu bakımından ekmek bıçağı olan suç aletinin, namlusunun keskin olmayan tarafının uçtan kabzaya doğru 7,5 cm lik kısmının taşa tutularak ve keskinleştirilerek kama benzeri haline getirildiği, 6136 S.Y. kapsamına girdiği, vahim nitelikte olmadığı, belirtilmiştir.
Bu bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, ölenden haraç istemesi nedeniyle, ölenin ustası tarafından tokatlanan sanığın, olaydan bir gün önce olayda kullandığı bıçağı satın alarak, keskin olmayan tarafını uçtan kabzaya doğru 7,5 cm.lik kısmını özel olarak oydurmak suretiyle keskinleştirdiği, ertesi sabah bıçağı beline sokup, ölenin bindiği durakta bekleyip otobüste yanındaki koltuğa oturduğu, daha önceden öldürme kararı alan sanığın, otobüsün kalabalık olması nedeniyle otobüste eylemini gerçekleştiremediği, Düvenönü mevkiinde, sanık, ölen ve ölenin arkadaşı Necati Kaya'nın birlikte otobüsten inerek yürümeye başladıkları, sanığın tanık Necati'ye yanlarından uzaklaşmasını söyledikten sonra, önceden satın alıp özel olarak hazırladığı bıçakla ölenin, göğüs, sırt ve kalçasına dört darbe vurduğu, vücuduna 4 adet kesici delici alet ika edilen maktülün, kesici ve delici alet yaralanmasına bağlı olarak meydana gelen kalp ve akciğer delinmesi ve buna bağlı iç kanama sonucu hayatını kaybettiği, sanığın bu şekilde aldığı öldürme kararından geçen süreye rağmen vazgeçmeyerek, bu yoldaki iradesini ısrarla ve sebatla sürdürüp, eylemi planladığı şekilde gerçekleştirdiği esasen öldürmeye kararlı olan sanığın olay anında çıkardığı kısa tartışmanın öldürme iradesini etkileyen bir olay olarak kabul edilemeyeceği saptandığından, olayı kasten adam öldürme olarak nitelendiren Yerel Mahkeme kabulü yerinde değildir.
Bu nedenle direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
İkinci uyuşmazlık konusuna gelince;
Yasal bir indirim nedeni olan tahrik, ceza hukuku bakımından, failin haksız bir fiilin yarattığı gazap veya elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesidir. Bu halde fail, haksız bir fiilin doğurduğu öfke veya elemin tesiri altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışardan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Buna göre, haksız tahrikten söz edebilmek için;
a) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalıdır,
b) Bu fiil haksız olmalıdır,
c) Fail, öfke ve şiddetli elemin etkisi altında bulunmalıdır.
d) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,
Sanık aşamalarda ölenden alacağını istemesi nedeniyle, ölenin arkadaşları tarafından dövüldüğünü, bunu onur meselesi yaptığını, bu nedenle eylemi gerçekleştirdiğini, savunmuş ise de; sanığın ölenden herhangi bir alacağının bulunmadığı, ondan haraç istediği, bu olumsuz davranışlarını sürdürmesi nedeniyle tanık Ahmet Öner tarafından tokatlandığı, sanığın birbiriyle çelişkili ve aşamalarda değişen savunmalarının kendisini suçtan kurtarmaya, hiç değilse tahrik hükmünden yararlanmaya yönelik olduğu, gerek olay öncesi gerekse olay anında ölenden kaynaklanan haksız bir hareketin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla sanık hakkında tahrik hükümlerini uygulayan Yerel Mahkeme direnme hükmü bu yönüyle de isabetsizdir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyeleri, eylemi kasten adam öldürme olarak niteleyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün isabetli olduğu yönünde, bir kısım Kurul Üyeleri ise olayda hafif haksız tahrik bulunduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 2 nolu nedende 09.07.2002 günü, 1 nolu nedende ise 17.9.2002 günü yapılan ikinci müzakerede, tebliğnamedeki isteme uygun olarak yasal oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy