(765 S. K. m. 29, 47, 48, 59, 448, 452, 455) (647 S. K. m. 4, 6)
Dava: Kasten adam öldürmek suçundan sanık Şevki'nin, suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan dolayı TCY'nın 455/1-son, 59 ve 647 Sayılı Yasa'nın 4. maddeleri uyarınca 937.500.000.- TL ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, bu cezasının 647 Sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi'nce 23.11.2000 gün ve 45-57 sayı ile verilen hükmün katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 6.7.2001 gün ve 1860-3149 sayı ile;
1. Sanık Şevki 14.8.1999 tarihli ifadesinde kendisinin ürkek bir insan olduğunu olay günü mantar topladığını, 18.30-19.00 sıralarında yorulmuş oturmakta iken yolun üst tarafına baktığını yolun alt tarafında 2-3 metre mesafeden Höt diye bir ses geldiğini o tarafa döndüğünde bir insan gördüğünü korkudan tetiğe 1 defa bastığını, maktülü vurduğunda kendisine 2-3 metre mesafede bulunduğunu aynı tarihli Sulh hâkimi huzurunda bir hışırtı sesi duyduğunu bir şey göremediğini, çömelip tüfeği sesin geldiği yöne doğrultarak beklemeye başladığını, ürkek bir insan olduğunu bu defa da arkadan ses gelince arkaya dönerek tetiğe bastığını kişinin karartı şekilde bir insan olduğunu anladığını, duruşmada hışırtı duyduğunu dikkat kesildiğini, arkadan Höt diye bir ses duyduğunu ayı olabileceğini düşündüğünü, arkaya dönerek ateş ettiğini, ateş ettiği esnada maktûlü fark ettiğini ifade etmiştir,
Olaydan sonra bir süre taşımış, sonra ağaçlık bölgede saklamış, maktûle ait tüfeği de saklamış, yol üzerinde gördüğü tanık Niyazi'ye hiçbir şeyden bahsetmemiş, 2 gün aranan maktûlü aramaya katılmamış daha sonra şüpheli olarak yakalanınca cesedin ve tüfeğin yerini göstermiştir.
Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu'nun 1.3.2000 tarihli raporunda maktülün giysileri ve ölü muayenedeki yara yerleri incelenmiş, olayda orijinal av fişeği kullanılmış olması halinde en az (2) ayrı atışa maruz kaldığı, elle doldurulmuş fişek kullanılmış olması halinde 1 atışla yaraların husulünün mümkün olduğu belirlenmiş, tüfek sahibi tanık Ahmet 4.5.2000 tarihli oturumda tüfeğinin fişeklerinin fabrikasyon olduğunu doldurma fişeğinin olmadığını, yeğeni olan sanığın tüfeği evden kendisinden habersiz aldığını aynı oturumda sanığın da çifte olan tüfeğin bir gözü saçma ile doldurulmuş fabrikasyon fişek, diğer gözünde tekli kurşun bulunduğunu kendisinin sağ gözdeki saçma taneleri olan fabrikasyon fişeği kullandığını açıklamıştır.
Aşamalarda değişik ifade veren sanığın C. Savcısı huzurundaki ilk ifadesinde henüz hava kararmamış iken arkasından gelen Höt sesi ile korkarak arkaya dönüp 3-4 metredeki Hüseyin'i gördüğü ve ateş ettiği yolundaki ifadesi, sonra cesedi saklaması, yakın mesafede gördüğü tanık Niyazi'ye bir şey söylemeden ve onun yanına yaklaşmadan uzaklaşması, köyde kayıp olarak aranan maktül için hiçbir açıklamada bulunmaması, olaydan sonraki tutum ve davranışları delilerin tümü ile değerlendirilmesinde sanığın maktûlü görerek ve insan olduğunu bilerek ateş ettiği, kapıldığı korku içinde ateş ettiği insanın hangi bölgesini hedef aldığı hususunda delillerin en lehe değerlendirilmesi halinde TCK'nun 452/1. maddesinin uygulanmasının gerekeceği kanaatini doğurmuş olduğundan aşamalarda değişik ifade veren ve son celsede ayı zannederek ateş ettiğini açıklayan sanığın ifadesine bağlı kalınarak TCK'nun 455. maddesi ile ceza verilmesi,
2. Oluş ve kabule göre sanık tam kusurlu iken cezanın TCK'nun 455. maddesine göre indirilmesi olaydan sonra sanığın tutumu dikkate alınmadan ve TCK'nun 29. maddesi gözetilmeden cezanın asgari hadden tayini ile 647 Sayılı Kanun'un 4 ve 6. maddelerinin uygulanması" isabetsizliğinden, daire üyelerinden Osman ve Cengiz'in, "Çalışmakta olduğu İstanbul'dan izinli olarak köyüne gelen sanık Şevki'nin amcasına ait 12 kalibre çifte kırma av tüfeğini fişekleri ile birlikte yanına alıp mantar toplamaya çıktığı, olay yerine geldiğinde dinlenmek amacıyla stabilize yolda dizlerinin üstüne oturduğu, korktuğunda bir anlık kendisinden geçen ürkek yapıda kişilik sergileyen sanığın arkasından yabani hayvan sesine benzer Höh veya Höt şeklinde bir ses duyduğunda ekseni etrafında arkasına dönerek görmediği sesin geldiği istikamete doğru tüfeğini ateşlediği, muhtemelen sanığı korkutmak veya şaka yapmak düşüncesiyle yabani hayvan sesini çıkartan uzaktan akrabası olup aralarında hiçbir husumet bulunmayan maktûlün yaralanmasına neden olduğu, anında yardımına koştuğu, belinden tutup yola çıkarttığı, sırtüstü yatırdığı, yaralı olduğunu görüp kalkmasına yardımcı olduğu, çalılıklara doğru birkaç adım attıktan sonra yere yığılan maktûlü bu defa sırtına almak için belindeki kemeri çıkartarak onun koltuğunun altına bağladığı, bu şekilde kaldırmaya çalışırken ağırlaştığını farkettiği, baktığında öldüğünü gördüğü, tüm gayret ve çabalarına rağmen maktûlü kurtaramayan sanığın olayın verdiği korku, panik ve şaşkınlık içerisinde cezadan ve sorumluluktan kurtulma içgüdüsü ile geriye ilk olay yerine döndüğü, maktûle ait av tüfeğini çalıların içerisine atıp çanta ve şapkasını da bir taşın altında muhafazaya aldıktan sonra olay yerinden uzaklaştığı hususu;
Görgü tanığı bulunmayan olayda sanığın aşamalarda özde tutarlılık gösteren savunmaları, bu savunmaları doğrulayan tanık anlatımları, maddi bulgular, otopsi ve adli tıp raporları, keşif tutanakları ve bilirkişi raporları, krokiler ve fotoğraflarla örtüşen bu veriler birlikte değerlendirildiğinde; sanığın dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu uzaktan akrabası olan maktûlü öldürme fiilini gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır.
Sayın çoğunluk tarafından kastın aşılması suretiyle adam öldürme şeklinde nitelendirilen bu suç, taksirli suçlardan değildir. TCK'nun 452. maddesinin uygulanabilmesi için sanığın mağdura müessir fiilde bulunmak kastıyla eylemde bulunması sonucu istenmeyen ölüm neticesinin husule gelmesi gerekmektedir.
Oysa ki yukarıda belirlenen oluşa göre sanığın neticeyi istediğini söylemek olanaklı değildir. Burada sanığın neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi hali söz konusudur. Başka bir anlatımla sanığı irade etmediği neticeden sorumlu tutmak mümkün değildir.
Böylece toplanan delilleri tahlil ederek, oluşa uygun şekilde tayin ve takdir eden yerel mahkemenin sanık hakkındaki suç vasfında, temel cezanın tayini ile kusur onanının belirlemesinde bir isabetsizlik bulunmadığı düşüncesiyle sayın çoğunluğun kastın aşılması suretiyle adam öldürme yönündeki (1) nolu kabul ve düşüncelerine katılmıyoruz. görüşüyle kullandıkları karşı oy ve oyçokluğuyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 25.12.2001 gün ve 58-83 sayı ile; Somut olayda, maktûl Hüseyin'in 13.08.1999 günü Kastamonu ili Cide ilçesi Çamdibi Köyüne bağlı Büyükdüz Kayalar mevkiinde ormanlık sahada ölü olarak bulunduğu, görgü tanığı bulunmayan bu olayda sanık Şevki'nin ifadesine ilk kez Cide C. Başsavcılığı'nca ölü muayene ve otopsi tutanağının düzenlendiği 13.08.1999 tarihinden bir gün sonra, 14.8.1999 günü saat 02.45 sularında müracaat edildiği ve sanığın da maktûl Hüseyin'in öldürülmesi sorumluluğunun taksire dayalı biçimde kendisine ait olduğunu ikrar ettiği açık ve tartışmasızdır.
Bu aşamada usul yasasının kendisine tanıdığı susma hakkını kullanmayan ve bir müdafiinin de yardımından yararlanmayan sanık son soruşturmanın başlangıcında kendisine bir vekil tayin etmek suretiyle, bundan sonraki aşamalarda da susma hakkını kullanmaksızın, görgü tanığı bulunmayan bu olaydaki sorumluluğun, taksire dayalı bir biçimde kendisine ait olduğunu kabul ve ikrar etmiştir.
Sanığın Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Sağlık Kurulu'nca düzenlenen 23.11.1999 tarih 2461 sayılı raporuna göre, belirgin bir psikopatoloji saptanamamasına rağmen, 4 yıl öncesine kadar uzanan psikiyatri nöbetleri tanımladığı ve hazırlık ve son soruşturma sırasında da zaman zaman sara nöbetlerine yakalandığını bildirmesi karşısında, mahkememizce önemli olan değişik tarihlerde ve değişik aşamalarda verdiği ifadelerindeki esasa çok da etkili nitelikte sayılmayan ayrıntılar değil, olayın kasta mı yoksa taksire mi dayandığını gösteren genel nitelikteki kabulüdür.
Sanık bu kabulünü ifadelerindeki önemsiz sayılabilecek esasa etkili olmayan farklılıklar dışında taksire dayandırmıştır. Görgü tanığı bulunmayan bu olayda, usul yasasının kendisine tanıdığı susma hakkını da kullanmayan sanığın bu kabulü yargılamanın sağlıklı bitirilebilmesi açısından en önemli kanıt olarak kabul edilmiştir.
Sanığın olay sonrasındaki davranışlarına gelince; eylemin kasta değil de taksire dayalı olduğu bir kez kabul edildikten sonra, TCK'nun 46 ve 47. maddelerinden yararlanamayacak derecede olsa bile, belli belirsiz bir ruhsal bozukluk içersinde bulunduğunu iddia eden sanığın, sabıka kaydındaki bilgilere göre, geçmişinde de hiç böyle bir olayla karşılaşmadığı dikkate alındığında, insan öldürmenin verdiği üzüntü, huzursuzluk ve telaş içerisinde cesedi ve maktûlün tüfeğini saklaması olağan karşılanmalıdır.
Trafik kazası olarak tezahür eden birçok taksirli adam öldürme suçlarında faillerin aynı davranış biçimini gösterdikleri bilinmektedir.
Maktûlde ölüm husule getiren ateşli silah yarasına gelince; Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu oybirliğiyle düzenlediği, 1.3.2000 tarih 343 sayılı raporunda mahkememize terditli bir düşünce sergilemiştir. Adı geçen kurul raporunun 2. sayfasının 3. bendinde, olayda orijinal av tüfeği kullanılması halinde, en az 2 ayrı atış bulunduğunu, elle doldurulmuş fişek kullanılması halinde ise, yaraların bir atışla da husulünün mümkün olduğunu bildirmiştir. Mahkememiz, bu raporun 14.4.2000 tarihinde vürudu üzerine, işin sürüncemede kalmaması amacıyla, ara kararına dayanmaksızın, sanığın olayda kullandığı tüfeğin sahibi olan amca Ahmet'i celbetmiş ve 4.5.2000 tarihli 9. oturumda tayin ettiği vekilin hukuki yardımından yararlanmasına rağmen ve kaydeden bu rapordan haberdar olmalarına, hatta raporun o celsede okunmasına rağmen, hem sanık hem de sanığın amcası olan tanık Ahmet bilip hatırladıkları kadarıyla gerçeği söylemeye çalışmışlardır. Bu noktada, sanığın ve amcasının tüfekteki fişeklerin fabrikasyon değil de, doldurma olduğunu iddia edip belirtmeleri halinde, sonucun ne şekilde tezahür edeceğini ya da etmesi gerektiğini düşünmek de gereklidir.
Olayın esasına gelince: Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin sayın azınlığının belirttiği üzere, eğer bu kamu davasına ait dosyada toplanan kanıtlar sanığın eyleminin taksire değil de kasta dayalı olduğu yönünde tezahür etmiş ise, ya da değerlendirme bu yönde ise bu durumda ancak sanığın TCK'nun 448. maddesiyle olaydan sorumlu tutulması gerektiği düşünülmektedir. TCK'nun 452. maddesinin uygulanabilmesi için, ... sanığın, maktûle müessir fiilde bulunmak kastıyla hareket etmesi ve bunun sonucunda da, hiç istenilmeyen ölüm neticesinin husule gelmesi... gerekmektedir. Olayın bütününe bakıldığında, adeta aynı köy nüfusuna kayıtlı olmaktan başka ortak bir noktaları kalmayan sanık ile maktûl arasındaki insani ilişki biçiminde, taraflar arasında adam öldürmeyi gerektirecek biçimde bir uyuşmazlık ve sebep şöyle dursun, hiçbir sosyal ilişki bulunmadığı belirlenmiştir.
Mahkememizce bu suçu taksire dayalı olarak işlediği kabul edilen sanığın, olaydaki kusuruna gelince: Aksi sübut bulmayan sanık savunmasına göre yapı olarak ürkek bir insan olan ve olaydan kısa bir süre önce ikamet edip çalıştığı İstanbul'dan izinli olarak köyüne gelmiş olan sanığın sık ve ıssız ormanlık sahada arkasından gelen yabani hayvan sesine benzer bir sesle karşılaştığında, arkasından gelen sese doğru kendi ekseni etrafında dönerek ateş etmesi halinde, tüm kusurun sanıkta olabileceğini kabul etmek, taksirle adam öldürme suçunu düzenleyen TCK'nun 455. maddesine ve özellikle anılan maddenin kusurun derecesine ilişkin düzenlemeyi getiren son cümlesine uygun düşmemektedir. Ön ileri istikametinde adeta mevzi almış şekilde sırtı dönük ancak silahlı bir kişiyi gören maktûlün hiç olmazsa bu kişi tarafından yabani hayvan sesi olarak algılanacak bir davranış içersinde bulunmaması beklenir ve gerekirdi. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bozma istekli 14.5.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurul'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanık Şevki'nin tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık sanığın eyleminin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
11.8.1999 tarihinde Kastamonu ili Cide ilçesi Çamdibi Köyünde mantar toplamak için ormana giden maktûl Hüseyin'in geç vakte kadar dönmemesi üzerine köylülerce arandığı, bulunamaması üzerine durumun jandarmaya bildirildiği, yapılan soruşturmada olay günü ava gidenlerin sorgulanması sonucunda 13.8.1999 tarihinde sanık Şevki'nin, maktûlü kaza sonucu vurduğunu söyleyerek cesedin yerini gösterdiği anlaşılmaktadır.
Davaya katılan maktûlün oğulları Yaşar ve Murat, İstanbul'da oturduklarını, olayın nasıl olduğunu bilmediklerini, sanık ve ailesi ile aralarında husumet bulunmadığını, ancak babalarının kasten öldürülmüş olduğuna inandıklarını, sanıktan şikâyetçi olduklarını bildirmişlerdir.
Sanık Şevki 14.8.1999 tarihinde C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde; olay tarihinde güneş tutulmasından sonra amcası Ahmet'e ait tüfeği ondan habersiz yanına alarak mantar toplamaya gittiğini, ürkek yapıda bir insan olduğunu, bir süre dolaştıktan sonra yorulduğunu ve traktör yolunda dizlerinin üzerine oturduğunu, yolun üst tarafına doğru baktığı sırada yolun alt tarafından tahminine göre 2-3 metre aşağıdan höh diye bir ses geldiğini, dönmesiyle beraber ayakta bir insan görüp korkudan o anda tetiğe bastığını, maktûlü vurduğunda kendisinden 2-3 metre aşağıda olduğunu, ayağa kalktığında aynı hizaya geldiklerini, tüfeği yere bıraktığında maktûlün de diz üstü çömeldiğini ve beni kurtar dediğini, bel kısmından yola doğru çıkarttığı maktûlün yolda sırt üstü uzandığını, sırtının kanamakta olduğunu, tam bırakmamış olduğu maktûlün köye gideceğim dediğini, yardım edip ayağa kaldırdığında çalı çırpının olduğu yöne gidip oraya yığılıp kaldığını, maktûlü kaldıramadığı için kemerini çıkartıp koltuk altından bağlayarak arkasını dönüp onu sırtına almaya çalıştığını, ancak biraz kaldırdığında iyice ağırlaşması nedeniyle bıraktığını ve baktığında ölmüş olduğunu anladığını, yola çıkartmak için gücünün kalmamış olduğunu ve ayaklarından tutarak kafasının üzerine ormanın içine doğru ters çevirmek suretiyle iki üç sefer takla attırıp oraya bıraktığını, geri dönüp maktûle ait tüfeği aldığını ve yolun üst tarafındaki çalıların arasına attığını, sonra maktûlün şapkasını ve çantasını alıp yolun 10 metre ilerisinde alt taraftaki taşların arasına sakladığını, daha sonra köye doğru yola çıkıp yarım saat kadar yürüdüğünü ve çeşmenin başında gördüğü Niyazi'ye Muharrem adlı kişiyi görüp görmediğini sorduğunu, maktûlü sorup sormadığını hatırlamadığını ve eve gittiğini, yeğeninin hasta olması nedeniyle arabasıyla kardeşi Ramazan, yengesi ve yeğenini alarak Cide Devlet Hastanesi'ne götürdüğünü, köye akşam döndüklerini, sonraki gün köylülerin maktûl Hüseyin'i aramaya gittiklerini fakat kendisinin gitmediğini, korkusundan kimseye bir şey söyleyemediğini, ondan sonraki gün de köye gelen jandarmanın tek tek ifade almaya başladığını, kendisini ve Ahmet adlı kişiyi ilçe merkezine götürdüklerini, burada astsubayın ifade alması sırasında herhangi bir şey anlatmadığını, köye dönmelerinden bir süre sonra astsubayın da köye geldiğini ve bu sefer ifadesi alınırken her şeyi olduğu gibi anlattığını, maktûlü vurduğu sırada saat 18.30-19.00 sıraları olduğunu beyan etmiştir.
Sulh Ceza Mahkemesi'ndeki sorgusunda da benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca korkup ateş ettiği şeyin karartısından bir insan olduğunu anlayıp yanına koştuğunda aynı köyden akrabası Hüseyin olduğunu gördüğünü, ormanda bulunduğundan sesin bir domuza ait olabileceğinden korkarak ateş etmiş olduğunu, maktûl ve ailesi ile aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını belirtmiştir.
Duruşmada da aynı şekilde savunma yapmış, bu kez köyden ayrıldıktan sonra yaklaşık bir saat yürüdüğünü, yorulduğu için orman işletmesinin yaptığı yolun kenarına oturup tüfeği yanına koyduğunu, oturur oturmaz civar ağaçlardan gelen bir hışırtı duyduğunu, dikkat kesildiğini, ses kesildi kesilecek derken arka istikametinden höt diye kalın bir ses duyduğunu, o anda civardaki ormanlarda rastlanan bir ayı olabileceğini düşünerek tüfeği aldığını ve çömelmiş vaziyetteyken mümkün olduğunca kendi ekseni etrafında sol tarafına döndüğünü, döner dönmez tetiği çektiğini, ancak tam o sırada namlu istikametinde maktûl Hüseyin'i gördüğünü, ayakta olan maktûlün saçmalar vücuduna isabet edince öne yere doğru eğildiğini, aralarının takriben 3 metre olduğunu, tüfeği atıp yanına gittiğinde maktûlün, bana yardım et, senden şikâyetçi olmayacağım dediğini, alıp yukarıya yola çıkarttığında fenalaştığını, bir ara kendiliğinden kalkarak köy istikametine yani vurulduğu noktaya doğru yürümeye çalıştığını, ancak tekrar oturduğunu ve kemerini işaret ettiğini, kemerini çıkartıp koltuk altından bağladığını ve maktûlü sırtına alarak 1-2 metre köy istikametinde yokuş aşağı gitmeye çalıştığını, bu sırada maktûlün de ayaklarıyla yardımcı olduğunu, ancak kısa sürede ağırlaştığını, götüremeyeceğini anlayınca bıraktığını, kontrol ettiğinde ölmüş olduğunu, cesedi orada bırakarak doğruca köye gittiğini, yolda tanık Niyazi ile karşılaştığını, hatta ona Muharrem adlı eniştesini sorduğunu, 19.30 sıralarında köye vardığında yeğeninin hastalanmış olduğunu öğrenip ilçe merkezine götürdüğünü ve saat 23.00 sıralarında tekrar köye döndüklerini, korkudan kimseye bir şey söyleyemediğini, 5 yıl öncesine kadar bayılma nöbetleri geçiren bir sara hastası olduğunu belirtmiş, C. Savcısı tarafından alınan ifadesi ile doğan çelişki nedeniyle sorulduğunda, maktûlü ayaklarından çekerek köy istikametine doğru yokuş aşağı götürmek istediğini, o anda zaten ölmüş olduğunu, bu şekilde çekmeye çalıştığı sırada maktûlün cansız bedeninin kendi ekseni etrafında yokuş aşağı birkaç tur attığını ve son bıraktığı noktaya geldiğini, ilk vurulduğu yere yaklaşık 5 metre mesafede olduğunu, tüfekte bir gözde 0.6 numara saçma, diğer gözde ise tekli kurşun olduğunu, tek el ateş ettiğini, maktûlü bıraktıktan sonra vurulduğu yere çıkıp maktûlün tüfeğini, çantasını ve şapkasını aldığını, tüfeği yolun karşısına çalıların arasına attığını, şapkayı çantanın içine koyup köy istikametine giderken yoldan takriben 10 metre kadar aşağıda taşların arasına attığını, ancak saklamadığını bildirmiştir. Adli Tıp Kurumu'ndan gelen raporlar üzerine sorulduğunda ise, olayda kullandığı fişeğin hazır alınmış ve fabrikasyon olduğunu, olay anında sağ gözde ve içinde saçma taneleri bulunan bu fabrikasyon fişeği ateşlediğini söylemiştir. Keşif sırasında da hazır edilip dinlenmiş, benzer şekilde anlatımda bulunarak olayın geçtiği yerleri göstermiş ve olayın bir kaza olduğunu bildirmiştir.
Tanık Niyazi C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde, olay tarihinde arkadaşları Bahattin, Muharrem, Necdet ile beraber saat 16.00 sıralarında domuz avı için ormana çıktıklarını, biraz yürüdükten sonra arkadaşlarının ayrıldığını, kendisinin Bakacak denilen yere sonra da yukarı kısmındaki çeşmeye gittiğini, biraz sonra bulunduğu yere yaklaşık 3 km. mesafeden bir el tüfek sesi duyduğunu, bu arada yaklaşık 50 metre yukarıda odun yapmakta olan Bilal'in yanına geldiğini, biraz konuştuklarını ve yanından ayrıldığını, çeşmenin üzerinde oturmaya devam ettiğini, 15-20 dakika sonra da uzaktan sanık Şevki'yi gördüğünü, sanığın kendisini gördüğünde önce irkildiğini, sonra durduğunu, tüfeği omzunda iki elini tüfeğine atmış bir vaziyette Kara Hüseyin'i gördün mü? diye maktûl Hüseyin'i sorduğunu, görmediğini söylediğini, sanık uzakta olduğu için üzerinde yırtık veya kan izi olup olmadığını göremediğini, ateş edilme sesini duymasından yaklaşık 45 dakika sonra sanığın geldiğini, sonra da yanından ayrılarak kendisinin geldiği yöne doğru gittiğini, köye gitmesi için önünden geçmesi gerektiğini fakat geçmediğini, saat 24.00 sıralarında evine gelen Recep'in, maktûlün dönmediğini bildirdiğini ve köy halkıyla birlikte aramaya çıktıklarını ama bulamadıklarını, ertesi gün de aramaları sürdürdüklerini, yine bulamadıklarını, sonra olayın bildirilmesi üzerine köye gelen jandarmaya bildiklerini anlattığını, daha sonra sanığın suçunu itiraf etmesi ve yerini göstermesiyle cesedi bulduklarını beyan etmiştir. Duruşmada bu ifadesini tekrar ettiğini bildirmiş ve tüfek sesini saat 16.30 sıralarında duyduğunu söylemiştir.
Tanık Ahmet aşamalardaki ifadelerinde tutarlı bir şekilde yeğeni olan sanığın olayda kullandığı tüfeğin kendisine ait olduğunu, İstanbul'dan ziyaretine gelmiş olan sanığın olay günü tüfeği kendisinden habersiz aldığını, evde fişek doldurmadığını, fabrikasyon fişek alıp kullandığını beyan etmiştir.
Yerel mahkemece 22.10.1999 tarihinde, olay mahallinde katılanlar ve sanık hazır olduğu halde keşif yapılmış, bilirkişi olarak dinlenen polis memuru L.T. raporunda;
Yaptığı ölçümlere göre, ateş edilme anında sanık ve maktûlün arasında 4 metre mesafe ve 20 derecelik bir eğim bulunduğunu, maktûlün vurulduğu yer ile sanık tarafından taşındığı yerin arasının ise 5 metre olduğunu, olay tarihi itibarıyla olay saati olan 18.30-19.00 sıralarında henüz havanın aydınlık ve bir insanın 4-5 metre ilerisindeki bir cismi rahatlıkla fark edebileceğini, ayrıca insan ve hayvan sesinin ayırt edilebileceğini, maktûle ait tüfek ve poşetin sanık tarafından ayrı ayrı yerlere saklanması, maktûlü en son bıraktığı yerin maktûlü saklama kastı ile hareket ettiği kanaatine vardığını belirtmiş, olay yerini gösterir ayrıntılı krokisini sunmuştur.
Ayrıca yerel mahkemece suç niteliğinin taksirle adam öldürmeye dönüşmesi olasılığına dayalı olarak sanığın kusurunun derecesinin belirlenmesi için bilgisine başvurulan bilirkişi polis memuru Çağlar 20.11.2000 tarihli raporunda; sanığın yol üzerinde otururken arkasından gelen sesin bir insana mı, yoksa yabani bir hayvana mı ait olduğunu bilemeyeceği, ancak arkasını döndüğünde maktûlün vurulduğu yerle arasındaki mesafenin 4 metre olup, olay saatinde havanın aydınlık olacağından maktûlü net bir şekilde görebileceği, arkasını dönerek duyduğu sese silahını doğrultarak görmediği bir hedefe ateş etmekle 6/8 oranında; maktûlün ise, sanığın arkasında bulunduğu bir sırada nedeni belli olmadan belki korkutmak amaçlı, belki şaka amaçlı yabani hayvan sesine benzer sesler çıkartmış olabileceğinden 2/8 oranında kusurlu oldukları kanaatine vardığını belirtmiştir.
14.8.1999 tarihinde Cide Devlet Hastanesi doktorları bilirkişi olarak hazır oldukları halde yapılan dış muayenede, cesedin 1.80 cm. boyunda, 60 yaşlarında bir erkek olduğu, gömleğinin üzerinde göğüs hizasında kahverengi kemer olduğu, sol göz kapağının 10 cm. kadar üstünde ve tepe orta kısımda yüzeysel sıyrık, sol göz kapağında, sol şakaktan başlayıp kulak altına kadar 7x3 cm. ebadında ekimoz, sol kolun iç kısmında çok hafif, aynı kolda kas üstünde yüzeysel sıyrık, sol köprücük kemiğinin olduğu bölgede yaygın şekildi ekimoz oluştuğu, köprücük kemiğinin alt kısmında vücudu saracak şekilde telem izinin bulunduğu, sol kolun alt kısmında 6 cm. bele doğru olan kısımda 1 adet, onun 3 cm. altında 1 adet, sırta doğru bel bölgesine yakın kısımda 11 adet dağınık şekilde, sağ kol altında bel bölgesine doğru 5 cm. altında birbirine yakın mesafede 2 adet, koltuk altından sağ memeye doğru 1 adet, köprücük kemiğinden sağ memeye doğru 4 cm. aşağıda saçma izlerinin olduğu, boynun kırık olduğunun tespit edildiği;
Üç boşluk açılarak yöntemine uygun yapılan otopside kafatasında ve beyinde herhangi bir bulguya rastlanmadığı ve boynun da kırık olmadığının tespit edildiği, göğüs bölgesinde sağ 5. kaburga kemiğinin saçma yarasına bağlı olarak parçalı kırıldığı ve burada bulunan 1 adet saçmanın çıkarıldığı, iman tahtasına 5 cm. mesafede 1. ve 2. sağ kaburga ortasında saçma deliği, kalp boşluğunun kanla dolu, sol karıncık kısmında 0.5-1 cm. ebadında saçma giriş deliği, kalp ana toplar damarının kalple birleştiği noktada 1 adet saçma deliği, karaciğerin sağ lobunda 3 adet saçma deliği, sol 3. ve 4. kaburgaların parçalı kırık şeklinde ve sol akciğerde 3 tane saçma giriş ve çıkış deliklerinin olduğu, karın bölgesinde de herhangi bir bulguya rastlanmadığı, doktor bilirkişilerin bu tespitlere göre maktûlün, kalbin sol karıncığının parçalanmasına bağlı olarak aşırı kan kaybından öldüğü, ölü morluğu ve kurtçukların oluşması nedeniyle 55 saatlik bir ölüm vakası olduğu kanaatine vardıklarını bildirdikleri belirtilmiştir.
Yerel mahkemece maktûle ait gömlek, saçma tanesi ve fotoğraflar gönderilmek suretiyle atış mesafesi, atış sayısı, cesetten çıkartılan saçma tanesinin kaç numara olduğu ve otopside belirlenen yaraları alan bir kişinin 8 metre yürüyüp tekrar geri olay yerine gelip, konuşup konuşamayacağının sorulması üzerine Adli Tıp Kurumu Fizik İncelemeler İhtisas Dairesi'nin 4.1.2000 tarihli raporunda; inceleme konusu gömleğin arka yüz sol yan tarafında otopsi raporundaki bulgulara uyumlu olarak yaklaşık 20x30 cm. ebadında bir alana dağılmış vaziyette çok sayıda delikler bulunduğu, bunlardan bir kısmının av fişeği şevrotin taneleri ile diğerlerinin daha küçük çapta saçma tanelerinin geçişiyle husulünün mümkün görüldüğü, bu itibarla bunların tek atışla mı, iki atışla mı meydana geldiğinin saptanamayacağı, ancak tek atışla husulünün mümkün olduğu kabul edildiğinde (içinde farklı büyüklüklerde saçmalar içeren fişek kullanılarak yapılan atışta) atış mesafesinin 10-12 metre civarında olabileceği, otopside tanımlanan ve fotoğraflarda görülen sağ koltuk altındaki deliklere uyar şekilde gömlekte delikler bulunmadığı, otopside çıkartılan saçma tanesinin şevrotin olarak adlandırıldığı, çapının 8.5 mm. olarak ölçüldüğü, orijinal doldurulmuş av fişeklerinde 8-9 adet şevrotin bulunduğu;
Birinci İhtisas Kurulu'nca düzenlenen 1.3.2000 tarihli raporda sonuç olarak; 13.8.1999 tarihinde ormanlık alanda ölü olarak bulunduğu bildirilen maktûlün hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi evrakın incelenmesinden elde edilen bilgi ve bulgular dikkate alındığında,
Kişinin av tüfeği saçma tanelerinin neden olduğu iç organ ve büyük damar harabiyetinden ölmüş olduğu,
Giysilerin tetkiki ve ceset muayenesindeki tariflerde, dağılım alanına göre, atışın av tüfeği ile 10-12 metre civarı bir mesafeden yapılmış olduğu,
Olayda orijinal av fişeği kullanılmış olması halinde en az 2 ayrı atışa maruz kaldığı, elle doldurulmuş fişek kullanılmış olması halinde yaraların bir atışla da husulünün mümkün olduğu,
Ceset muayenesi ve otopsisinde kalpte ana toplar damarda birer adet, karaciğerde üç adet, akciğerlerde 4 adet saçma yarası tarif edildiğine, büyük damar ve kalpte parçalanma tarif edilmediğine, yara yer ve trajeleri, konuşma ve hareket organ ile merkezi dışında olduğuna göre, yaralandıktan sonra 16 metre mesafeyi katedip kısa bir süre konuşmuş olabileceği belirtilmiştir.
Yerel mahkemece otopsi tutanağında belirtilen bulguların, taraflar arasında cereyan etmesi muhtemel herhangi bir boğuşma ve mücadele ya da savunmadan mı, yoksa yaralanmasından sonra sanıkça taşınması sırasında ya da cesedin gizlenmesi amacıyla eğimli arazide aşağıya doğru itilmesinden veya cesedin olay sonrasında 50 saat kadar ormanlık arazide kalmasından ötürü yabani hayvanlar tarafından oluşturulması mümkün eserler olup olmadığını sorulması üzerine yine 1. İhtisas Kurulunca 18.8.2000 tarihinde düzenlenen raporda sonuç olarak, otopsi raporunda ekimoz olarak tarif edilen bulguların cesedin pozisyonu ve açıkta geçirdiği süreye bağlı olarak meydana gelen ölüm sonrası değişiklikler olduğu, bu bölgede tanımlandığı şekilde bir harici travmatik lezyonun mevcut olduğunun tıbbi delillerinin bulunmadığı bildirilmiştir.
Tüm bu kanıtlar birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde;
Görüldüğü gibi görgü tanığı bulunmayan olayın aydınlatılmasında sanığın anlatımları dışında dayanılabilecek somut bir kanıt yoktur. Sanığın aşamalardaki savunmaları birtakım ayrıntılarda farklılıklar içermekle beraber özde, olayın bir kazadan ibaret olduğu, ormanlık alanda bulunması ve kuşkucu yapısından kaynaklanan bir yanılgı sonucunda maktûle ateş ettiği konusunda kendi içinde bir tutarlılık arz etmektedir. Sanık ile uzaktan akrabası da olan maktûl arasında kasten öldürmeye neden olacak herhangi bir husumet ve tartışma nedeni saptanamamıştır. Her ne kadar Adli Tıp Kurumu raporunda belirtildiği şekilde olay sırasında sanık tarafından iki el ateş edildiği kabul edilebilirse de sanığın kuşkucu ve ürkek yapısı ve olay sırasında kapıldığı korku nedeniyle farkında olmadan çift kırma av tüfeğinin her iki tetiğini birden düşürmüş olması olasılığı bulunmaktadır. O halde savunmanın aksini kanıtlamaya yarayışlı bir kanıt bulunmadığı ve kuşkudan sanığın yararlanacağına ilişkin evrensel hukuk ilkesi de nazara alındığında, sanığın olay tarihinde ormanlık alanda maktûlden kaynaklanan seslerden korkuya kapılarak yırtıcı bir hayvanın saldırısından duyduğu kaygı ve yanılgı ile ona, av tüfeği ile ateş ederek bu suretle taksirle öldürücü bölgelerinden yaralanmasına, bilahare de ölümüne neden olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla yerel mahkemenin, suç niteliğinin belirlenmesine ilişkin direnme kararı isabetlidir.
Ancak, yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, silah kullanılan taksirli eylemlerde failin kusurunun, diğer taksirli cürümlerden farklı değerlendirilmesinin gerektiği, böylesi öldürücü özelliği olan bir aletin kullanılmasında, yaratacağı sonucun vahametini dikkate almayan, gerekli özeni göstermeyen failin tam kusurlu olacağının kabulünde zorunluluk vardır. Hayvan sesi ile insan sesinin ayırt edilebileceği, duyulan ses üzerine tüfek gibi etkili bir silahla ateş etmekten önce başka tedbirler de alınabileceği ve sanığın herhangi bir başka tedbire başvurmayı düşünmeden doğrudan hedef gözeterek ateş ettiği olayda tam kusurlu olduğu gözetilmeden, dosya kapsamına ve hayatın olağan akışına uygun olmayan, bu nedenle de itibar edilme olanağı bulunmayan, bilimsel verilere dayanmayan bilirkişi görüşüne dayanılarak sanığın, olayda 6/8 oranında kusurlu olduğunun kabulü ile cezasından bu kusur oranına uygun olarak indirim yapılması isabetsizdir. Öte yandan sanığın olay sırasında ve sonrasındaki tutum ve davranışları, olaydaki kusurunun tam olması nedeniyle taksirinin yoğunluğu, ayrıntılarda çelişkili ifadeler vermek suretiyle soruşturmayı saptırmaya çalışmasının nazara alınmaması suretiyle TCY'nın 29. maddesi hükmüne aykırı olarak cezanın alt sınırdan belirlenmesi ve 647 Sayılı Yasa'nın 4. maddesi uyarınca özgürlüğü bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesi, keza yukarıda açıklanan olumsuz kişilik özellikleri, soruşturmayı saptırmaya yönelik davranışlarından anlaşılacağı üzere, sanığın işlediği suçtan pişmanlık duymaması hususları değerlendirilmeden yalnızca sabıkasının bulunmamasına dayalı olarak yetersiz gerekçe ile hakkında belirlenen cezanın 647 Sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca ertelenmesi de yasaya aykırı ve isabetsizdir. Bu itibarla yerel mahkeme direnme hükmünün, saptanan bu isabetsizlikler yönünden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri ise; Sanık, olaydan iki gün sonra olayın ortaya çıkması üzerine C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde, maktûlü gördüğünü ve buna rağmen ateş ettiğini bildirdiğine ve Adli Tıp Kurumunun raporu ile de iki el ateş ettiğine göre olayda taksirle değil, iradi olarak hareket etmiştir. Ancak, arada öldürmeyi gerektirecek husumet bulunmaması, olay anında duyduğu korku nedeniyle gösterdiği ani bir tepkinin sonucu olarak ateş etmesi hususları dikkate alınarak sanık lehine yorum yapılmak suretiyle adam öldürme kastı ile değil, yaralama kastı ile hareket ettiğini, fakat iradi bu hareketinin sonucunda istenmeyen ölüm sonucunun meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Bu nedenle özel daire çoğunluk görüşünün bozma kararı yerinde olduğundan, isabetsiz olan direnme hükmünün suç niteliğinin belirlenmesi yönünden de bozulmasına karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme direnme hükmünün;
1. Suç niteliğinin belirlenmesi yönünden isabetli olduğuna,
2. Cezanın asgari hadden belirlenmesi ile kusur oranı nedeniyle indirilmesi ve kişiselleştirilmesinde saptanan isabetsizlikler nedeniyle BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 24.09.2002 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy