(765 S. K. m. 59, 456, 457, 459)
Dava: Adam öldürmeye tam kalkışma suçundan sanık Hüseyin Akçin'in dönüşen suç niteliğine göre silahla etkili eylem suçundan TCY. nın 456/2, 457/2 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 17.5.2001 gün ve 36-81 sayılı hüküm sanık vekili ile katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 6.5.2002 gün ve 57-1709 sayı ile;
Aralarında önceye dayalı bir anlaşmazlık bulunmayan sanık ile mağdurun olay günü karşılaştıkları, boş tüfeği tevcih edip seni vurayım mı diyen sanığa, mağdurun silahla şaka olmaz dediği, içlerinde boş fişeklerin de bulunduğu cebinden bir fişek alıp tüfeğe yerleştiren sanığın tekrar tüfeği tevcih ettiği anda mağdurun eliyle namluyu ittiği ve o sırada patlayan tüfekle de yaralandığı dosyada mevcut kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Sanık eylemin tedbirsizlikle meydana geldiğini savunmuş, mağdur dahi tüfekle şaka olmaz demek suretiyle sanığın kendisini kasten vurmak istemediğini bunun için bir sebep bulunmadığını ifade ederek sanığın savunmasını doğrulamıştır. Olayın görgü tanığı Mehmet Ali Genç'in anlatımları hadisenin seyrine yönelik olup sanığın iç dünyasını ilgilendiren kastının tayini için yeterli bulunmamaktadır. Eylemin kasten ika edildiğinin başkaca delili bulunmayan olayda, mevcut deliller sanık lehine yorumlanıp eylemin taksirle işlendiğinin kabulü ile mağdurdaki yaranın özelliği, sanığın tam kusurlu olduğu gözetilip, hadisenin ceryan tarzına göre de teşdit uygulanarak TCK. nun 459/2. maddesi ile ceza tayini gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden ve oyçokluğu ile bozulmuştur.
Yargıtay C. Başsavcılığı 6.6.2002 gün ve 118036 sayı ile; Aralarında önceye dayalı bir anlaşmazlık bulunmayan sanık ile mağdurun olay günü kasaba girişinde karşılaştıkları, tarlada çalışmaktan dönen ve elinde av tüfeği bulunan sanığın mağdura hitaben seni silahla vurayım mı diye takıldığı, mağdurun ise silahla şaka olmaz çekil dediği esnada, sanığın cebinden çıkarttığı bir fişeği çift kırma tüfeğin ilk tetiğinin düştüğü sol gözüne yerleştirerek, sözüm ona mağduru şakayla karışık korkutmak gayesi altında şaka mı yaptığımı sanıyorsun diye sözlerine devamla tüfeği doğrultup tetiğine basmak suretiyle bir kez patlatıp, onu raporunda açıklandığı üzere sol hemitoraks ön yüz aksiller bölgesinden hayati tehlike geçirecek ve (25) gün iş ve gücünden kalacak derecede tek atışla yaraladığı, mağdurun yaralandığını görünce de atışlarına devam etmediği gibi kusura bakma bilmeden oldu diyerek olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirdiği ve bizzat mağduru hastaneye yetiştirdiği, dosyada mevcut kanıtlardan anlaşılmıştır.
Sanığın, yargılamanın hiçbir aşamasında, mağdur Mehmet İnceyol'un tüfeğe dokunduğu, ya da ittiği, ya da herhangi bir biçimde müdahalesi olduğu yolunda hiçbir beyanı yoktur ve olmamıştır. Bu hüküm sanığın kastının belirlenmesinde de çok önemlidir.
Olayda kullanılan tüfek, atışa salih, herhangi bir arızası olmayan ve tetkik tertibatı sağ-lam, iradi olarak da tetiğe dokunulmadıkça ufak bir sarsıntı ya da sadmede patlaması mümkün görülmeyen, çalışır durumda bir silahtır. Bu durumda, tüfeğin taksirle değil sanığın her aşamadaki savunmasında da belirttiği üzere, 2-3 m. gibi bir mesafeden iradi olarak ateşlendiğinin kabulü gerektiği, açıkça ortaya çıkmaktadır.
Bu oluş çerçevesinde, öngörülebilecek sonucu gerçekleştirmeye yönelik eyleme irade unsuru eklenip sanığın öncelikle kasten hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir.
Öte yandan, fiilin işleniş şekli, sanık ile mağdur arasında önceye dayalı hiçbir husumetin bulunmaması, keza olay esnasında dahi taraflar arasında hiçbir kavga, niza ya da münakaşa vuku bulmaması, sanığın tek atıştan sonra telaşlanarak ve böyle bir sonucu istemediğini dile getirerek üzüntüsünü ifade etmesi ve mağduru hastaneye götürerek de kurtulmasına yönelik gösterdiği çabaların varlığı, hayati bölgeden isabetin tek başına kastı göstermeye yeterli olmayacağı hususunun dahi yerleşmiş uygulamalar cümlesinden olduğu, kaldı ki sanığın mağdurun hayati bölgesini hedef aldığına dair dosyada açık seçik hiçbir kanıt da bulunmadığı, zira ateş edip etmeme konusunda aralarında şakalaşan taraflardan mağdurun silahla şaka olmaz tarzında sarf ettiği sözlerin, sanıkta öldürme kastı bulunmadığını açıkça ortaya koyduğu gibi, mağdurun, şaka yollu yöneltmiş olsa dahi sanığın elindeki tüfekten sakınmak içgüdüsü altında mobil durumda bulunduğu nedenle, bölgelerin hedef alındığının da asla söylenememesi icap ettiği, bu itibarla; mağdur ile birkaç metrelik yakın mesafede şakalaşma sonucu mağdurun, omuza yakın sol göğsünden yaralanmış olmasını, şakalaşmanın hareketliliği ortamında gerçekleşmiş sayıp, öldürme kastına bağlamayarak yaralama biçiminde tavsif eden bidayet mahkeme kararında isabetsizlik görülmediği, zira sanıkta mağduru öldürmeyi isteyecek, ne olay öncesine dayanan ne de olay anına tekabül eden hiçbir husumet, kavga, münakaşa gibi olumsuz duygunun bulunmadığı bir ortamda, sırf suç aletinin niteliği ve aradaki mesafenin elverişliliği nedeniyle, kastının öldürmeyi istemeye bağlanmasının, şüpheden sanık yararlanır kuralına da aykırı düşeceği nedenle, sonuç olarak; sanık Hüseyin'in TCK. 456/2, 457/1 maddelerine temas eden kasten müessir fiil suçundan cezalandırılmasının daha adil olacağı düşünülmüştür görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Ceza Genel Kurulu Kararı
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık suçun niteliği-ne ilişkindir.
İnceleme konusu olayda;
19 yaşındaki sanık Hüseyin'in annesine ait çift kırma av tüfeği ile tarladan dönerken yolda karşılaştığı 15 yaşındaki mağdur Mehmet'e tüfeği doğrultup Seni vurayım mı dediği, mağdurun silahı çek, silahın şakası olmaz, dolu olabilir diye söylemesi üzerine cebinden çıkardığı fişeği tüfeğe yerleştirerek, o sırada tüfekten sakınma içgüdüsüyle hareketli durumda bulunan mağdura 2-3 metre uzaklıktan ateş ederek omuza yakın sol göğüs bölgesinden vurduğu, mağdurun olay nedeniyle hayati tehlike geçirdiği ve (25) gün iş ve gücüne engel olacak biçimde yaralandığı dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Sanık, henüz olayın mağduru ve görgü tanığının dinlenmediği bir aşamada kollukta ve C.Savcılığında: karşıdan gelen mağdurla aramızda 2-3 metre kala sol elimdeki çift kırma av tüfeği ateş aldı Sulh Hakimliğinde: mağdura 3 metre kala farkında olmadan elim tetiğe dokunmuş olacak ki tüfek patladı, nasıl ateş aldığını anlayamadım şeklinde beyanda bulunup tüfeğe fişek yerleştirdiğinden ve mağdura doğrulttuğundan bahsetmezken, görgü tanığı Muhammet Ali Genç'in dinlenilmesi ve mağdur Mehmet İnceyol'un hastaneden çıkıp ifade vermesi üzerine bu kez duruşmadaki sorgusunda: Mağdura rastladık. Korkutmak amacıyla samimiyetimize güvenerek üzerimdeki boş fişeği yerleştirdim, kendisine doğrulttum, eller yukarı dedim. Mehmet'te bana çek şu tüfeği, tüfekle şaka olmaz dedi. Nasıl olduğunu bilmiyorum, parmağım tetiğe mi gitti, başka bir şey mi oldu, tüfeği yere indirirken ateş aldı diyerek savunmasını oluşa uydurmaya çalışarak geliştirmiştir.
Mağdur Mehmet İnceyol ise aşamalarda uyumlu biçimde; karşıdan gelen sanığın elindeki tüfeği kendisine doğru yönelttiğini, sanığa silahı çek, silahın şakası olmaz, dolu olabilir dediğini, ancak sanığın silahı kırıp içine fişek yerleştirdiğini, 1,5-2 metreden kendisine doğru yöneltip tetiğe bastığını, sanık ve ailesi ile husumetlerinin bulunmadığını, sanığın kendisini kasten vurduğunu belirtmiştir.
Tanık Muhammet Ali Genç C. Savcılığında; sanıkla tarladan dönerlerken mağdurla karşılaştıklarını, sanığın mağdura seni silahla vurayım mı dediğini, mağdurun da silahın şakası olmaz diye söylediğini, bunun üzerine sanığın tüfeği kırıp içine fişek yerleştirdikten sonra tüfeği kapatarak mağdura doğrulttuğunu, mağdurun tüfeği eliyle ittiğini, sanığın da tetiğe bastığını ifade etmiş ise de, duruşmada anlatımını düzelterek mağdurun tüfeği itelemediğini belirtmiştir.
Mağdurun bu yolda bir anlatımı olmadığı gibi, sanık dahi aşamalardaki savunmalarında mağdurun tüfeğe dokunduğu, ittiği ya da herhangi bir müdahalede bulunduğundan söz etmediğine, suçta kullanılan çift kırma av tüfeği atışa salih ve tetik tertibatı ile mekanik aksamı sağlam olup, tetiğine 3,5 kg.lık basınç uygulanmadıkça patlaması mümkün bulunmadığına, suç aleti tüfeği tarlaya gidiş gelişlerinde sıklıkla taşıdığı ve yabani hayvanlara ateş ederek kullandığı anlaşılan sanığın olay anında tüfeğe yerleştirdiği fişeğin boş mu dolu mu olduğunu kolaylıkla ayırt edebileceğine, yine fişeği tüfeğin sağ namlusu yerine ilk tetik çekildiğinde patlayacak olan sol namlusuna yerleştirdiğine göre, sanığın yerleştirdiği fişeğin dolu olduğunu bildiği ve tetiği de harici bir etken olmadan, doğabilecek sonucu öngörerek, iradi olarak çektiği kuşkusuzdur.
Bu oluş çerçevesinde, öngörülebilecek sonucu gerçekleştirmeye yönelik eylemde, açık seçik bir isteme yoksa da, aynı sonucu doğuran bir istememiş olmamak hali de yoktur. Bu nedenle eyleme irade unsuru eklenip, sanığın öncelikle kasten hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir.
Sanığın kastının niteliğinin belirlenmesine gelince; fiilin işleniş biçimi, sanık ile mağdur arasında önceye dayalı hiçbir husumetin bulunmaması, olay sırasında dahi husumeti çağrıştıracak niza, kavga ya da münakaşa vuku bulmaması, sanığın mağdurun hayati bölgesini hedef aldığına ilişkin kanıt mevcut olmadığı gibi eylemin de mağdurun sakınmak isterken hareketli olduğu bir anda gerçekleştirilmesi karşısında, isabet kaydedilen bölgenin kastı belirleme konusunda tek başına yeterli olmayacağı da dikkate alınarak, sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğinin kanıtlanamaması nedeniyle şüpheli kalan bu hususun sanık lehine değerlendirilmesi suretiyle olayda etkili eylem kastıyla hareket ettiğinin kabulü gerekir.
Bu itibarla, tüfeğini birkaç metre mesafeden mağdura tevcih eden, kendisini sakınmak isteyen mağdurun hareketli olduğu bir anda da tetiğe basıp omzuna yakın göğüs bölgesinden vuran sanığın eylemini yaralama olarak nitelendiren yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılarak Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyesi: Özel Daire bozma kararında gösterilen gerekçenin haklı nedenlere dayandığını belirterek eylemin tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya neden olmak suçunu oluşturacağı düşüncesiyle itirazın reddi gerektiğini, ileri sürerek, bir kısım kurul üyesi ise: Neticeyi öngörebilecek durumda olup fiili de iradi olarak gerçekleştiren sanığın eyleminin, suçta kullanılan silah, atış mesafesi ve isabet kaydedilen bölge dikkate alındığında adam öldürmeye tam kalkışma suçunu oluşturacağından itirazın değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşü ile karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 6.5.2002 gün ve 57-1709 sayılı bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün ONANMASINA, 1.10.2002 günlü birinci müzakerede 2/3 oyçokluğu sağlanamadığından 08.10.2002 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy