(765 S. K. m. 448, 452) (5237 S. K. m. 81, 87)
Dava: Kasten adam öldürmek suçundan sanık Yakup'un dönüşen suç niteliğine göre kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürmek suçundan TCY'nın 452/1, 51/1, 55/3 ve 59/2. maddeleri uyarınca 5 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, müdahale tarihi itibariyle 115.000.000 lira avukatlık ücretinin sanıktan alınarak katılana verilmesine ilişkin Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 14.2.2001 gün ve 106 38 sayılı hüküm sanık vekilleri ile katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.11.2001 gün ve 3639-4127 sayı ile;
"Maktûl arkadaşları ile kahvede oyun oynarken sanığın kağıtları karıştırmaya kalkıştığı, maktûlün kağıtları bırakmasını ikaz ettiği, maktûl ve sanığın arkadaş olmalarına rağmen birbirlerinin boyunlarına sarıldıkları, bu aşamada tanık ifadelerine göre küfür olmadığı, kahvecinin ayıp oluyor demesi ile oturdukları, maktûlün oyuna devam ettiği, oyun bitince dışarı çıktıkları, sanığın hazırlıkta avukat huzurundaki ifadesinde sanık tarafından maktûlün dışarı davet edildiği, dışarıda ki olayı gören yok ise de sanığın maktûlü dışarı davet etmesi ile saldırgan kişiliği olduğu, dışarda maktûlün sol göğüsten kalp ve akciğer yaralanmasına neden olacak şekilde maktûle direk vurduğu yine hazırlıkta sanığın bıçağı sapladım demesi ile bıçağı direk vurduğu anlaşılmış ve bizzat maktûl sanığın elinden bıçağı almak suretiyle saldırıyı bitirmiş olduğundan, sonucu alan sanığın fiili nedeniyle sanığın dahâ sonraki davranışları ile kastının değişmeyeceği de dikkate alınarak sanığın TCK.'nun 448. maddesi ile cezalandırılması gerekirken TCK 452/1. maddesi uygulanarak suç vasfının belirlenmesinde hata edilmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkeme 14.1.2002 gün ve 18-11 sayı ile;
"Sanık ile maktûlün arkadaş olması, aralarında öldürmeyi gerektirecek düzeyde husumet, dargınlık, düşmanlık hislerinin bulunmaması, olayın meydana geliş biçimine göre sanığın kendisini altına alan ve etkili eylemde bulunan maktûlün sol koluna doğru vurmak için salladığı bıçağın değişken hedef olan maktûlün sol memesinin altına isabet etmesi, maktûlde tek bıçak darbesinin bulunması, ummadığı biçimde gelişen olayın vahametinin farkına varan sanığın hemen kahveye gelerek maktûlün yaralandığını belirtip hastaneye götürmelerini söylemesi, araçla hastaneye giderken de taksi içindeki tanıklara " böyle olmasını istemezdim" demesi gibi olay sonrası davranışları göz önüne alındığında, sanığın eylemi TCY'nın 452/1. maddesinde belirtilen kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır" gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili, C. Savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının "hükmün bozulması" düşüncesini içeren 5.6.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, suçun niteliğine ilişkindir.
1 ) İnceleme konusu olayda;
Sanık Yakup'un olay günü saat 17.00 sıralarında kahveye giderek maktûl Mustafa'nın tanık M.Ç. ile pişti oynadığı masaya oturup oyunu izlemeye başladığı, bir süre sonra henüz dağıtılmamış kâğıtları alarak kardığı, maktûlün "sen oyun oynarken ben senin oyun kâğıtlarını ellemiyorum, kâğıtları yerine bırak" diye uyarması üzerine ortamın gerginleştiği ve maktûl ile sanığın birbirlerinin ceketlerinin yakasından tuttukları, sanığın bir eliyle de maktûlün yüzünden tuttuğu, kahvedekilerin uyarıları ve araya girmeleri üzerine bu aşamada olayın büyümesinin engellendiği ve maktûlün oyununa devam ettiği, oyunun bitmesinden sonra bizzat kendisi tarafından Sulh Hâkimliğinde de doğrulanan C. Savcılığındaki anlatımına göre sanığın "dışarı çıkalım, dışarıda tartışalım" demesi üzerine maktûl önde sanık arkada kahve dışına çıkarak yolun karşısındaki fırının yanına doğru gittikleri, olayın sonraki kısımlarına ilişkin görgü tanığının bulunmadığı, bu aşamada sanık ile maktûl arasında kim tarafından başlatıldığı saptanamayacak biçimde tartışma başladığı, bir süre sonra tartışmanın taraflar arasında fiziki mücadeleye dönüştüğü ve sanığın cebinden çıkardığı açılır kapanır bıçağı sol eliyle maktûl Mustafa'nın sol meme altına sapladığı, yaralanan maktûlün sanığın elindeki bıçağı alarak yere fırlattığı ve ardından kendisinin de yere düştüğü, sanığın ise maktûl Mustafa'nın göğüs bölgesinden kan geldiğini görerek kahveye gidip oradakilere "Mustafa'yı bıçakladım, yerde yatıyor, ölecek, hastaneye kaldıralım" diye söylediği, bunun üzerine çevredekilerin yardımı ile maktûlün bir araca bindirildiği, aynı araca binen sanığın maktûle hitaben "Mustafa uyuma, ölme" gibi sözler söyleyip göğsündeki yaraya tampon yapılmasına yardımcı olduğu, ancak maktûlün yolda öldüğü, iddia, ikrar, tanık anlatımları, otopsi tutanağı, doktor raporu, tutanaklar gibi kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme ile kasten adam öldürme arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayanır. Birinci durumda sadece daha hafif sonuç ( darp ve yaralama ) istenilmiş olup daha ağır sonuç ( ölüm ) istenilmiş değildir. Fakat bu sonuncu durum yine de failin hareketinden doğrudan doğruya doğmuş bulunmaktadır. Ancak fail, daha ağır sonucun gerçekleşmesini istemiş olduğu takdirdedir ki, kasten adam öldürme suçunun oluştuğu kabul edilir.
Öte yandan, esasen failin iç dünyasını ilgilendiren kastının niteliğinin belirlenebilmesi için dış dünyaya yansıyan davranışlarından hareketle sonuç çıkarmak olanaklıdır. Başka deyişle, failin olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışları kastının belirlenmesinde ölçü olarak alınmalıdır.
Bu durumda;
a ) Fail ile ölen arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumet bulunup bulunmadığı,
b ) Failin olayda kullandığı aracın öldürmeye elverişli olup olmadığı,
c ) Ölendeki darbe sayısı ve şiddeti,
d ) Darbelerin vurulduğu bölgelerin hayati bakımdan önemi,
e ) Failin davranışlarına kendiliğinden mi, engel bir nedenin etkisiyle mi son verdiği,
f ) Failin suç aletini kullanış biçimi,
g ) Olay sonrasında failin ölene ( veya mağdura ) yönelik davranışları gözetilmeli, tüm bu kıstaslar birlikte değerlendirilerek kastı ortaya çıkarılmalıdır.
Somut olayda da sanığın kastının belirlenebilmesi için tüm kanıtların birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gerekir.
Maktûle ait otopsi raporunda; sol memenin 4 cm altında 1,5 x 1 cm ebadında bir kenarı keskin bir kenarı künt kesici delici alet yarası bulunduğu, kalp zarında kesi olduğu, akciğer zarındaki yırtığa bağlı olarak sol akciğerde atalektazi belirlendiği, kalp zarındaki kesinin kalp duvarını geçerek sağ ventrikül boşluğuna kadar uzandığı, kalbin ve göğüs boşluğunun kanla dolu olduğu, kişinin kesici-delici alet yaralanmasına bağlı kalp rüptürü sonucu gelişen dolaşım yetersizliği ve atalektaziye bağlı solunum yetmezliğinden öldüğü belirtilmiştir.
Çal Sağlık Ocağının 17.3.2000 gün ve 152 sayılı raporunda; sanığın sol el başparmağının yerinden çıkmış olduğu, ayrıca sol el serçe parmakta sıyrık ve sol dizinde 2 3 cm ekimoz saptandığı, başkaca darp ve cebir izine rastlanmadığı, on gün iş ve gücüne engel hali bulunduğu belirtilmiştir.
Suçta kullanılan bıçağın, kemik saplı, namlusu 12-13 cm boyunda, elle açılıp kapanabilen bir bıçak olduğu anlaşılmaktadır.
Suçta kullanılan bıçağın öldürmeye elverişli nitelikte bulunduğunda kuşku yoktur. Maktûlün sol meme altına isabet eden bıçağın akciğeri, kalp zarını ve duvarını keserek ventriküle kadar ulaştığı göz önüne alındığında, suç aletinin sanık tarafından sonucu almaya yeterli şiddette ve etkinlikle kullanıldığı da açıktır. Öte yandan, sanığın "bıçağı ona sapladım" şeklindeki anlatımına göre, darbenin iradi olarak ve doğrudan bu bölgeye yöneltildiği anlaşılmaktadır. Yine bizzat sanığın ikrarından anlaşıldığı üzere yaralanan maktûl sanığın sol elindeki bıçağı zorla alıp yere fırlattığına, ardından kendisi de yere düştüğüne göre, sanığın eylemine kendiliğinden değil, engel neden yüzünden ve neticeyi aldığı kanısıyla son verdiği belirlenmiştir. Sanığın eylemine nitelik veren icra hareketlerinin bitmesinden sonra duyduğu nedamet hisleri ise, yukarıda açıklanan ve sanıktaki öldürme kastının varlığını ortaya koyan diğer hususlar karşısında, suç kastını ve niteliğini belirleme konusunda tek başına yeterli değildir.
Bu itibarla, kahvede tartıştığı maktûlü dışarı davet ederek, bıçakla sol meme altından kalbe nafiz olacak biçimde yaralayan, maktûlün bıçağı zorla elinden alıp fırlatması ve yere düşmesinden sonra nedamet duyarak kahveye gidip maktûlü yaraladığını, ölebileceğini söyleyip hastaneye kaldırılması için yardım isteyen sanığın eylemi; darbenin isabet ettiği bölge ve şiddeti, suç aletinin niteliği, sonucu almaya elverişli biçimde ve etkinlikte kullanılması, sanığın engel neden yüzünden hareketlerine son vermesi gibi hususlar karşısında, TCY'nın 448. maddesinde belirtilen kasten adam öldürme suçunu oluşturmaktadır. Eylemi, TCY'nın 452/l. maddesine uyan kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme olarak nitelendiren yerel mahkeme direnme hükmü bu yönüyle isabetsiz olup bozulmasına karar verilmelidir.
2 ) Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 168. maddesinde 10.5.2001 gün ve 24398 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4667 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklik öncesinde, yerleşik yargısal kararlarda vurgulandığı ve ayrıntıları 23.12.1976 gün ve 7-6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; yargı mercilerince ceza davalarında karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, kamu davasına katılma isteği ya da kişisel dava gününde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenmekteydi.
Ancak, Avukatlık Yasasının ücret sözleşmesini düzenleyen 168. maddesinde 4667 sayılı Yasanın 81. maddesi ile yapılan ve somut olaydaki hüküm tarihinden önce yürürlüğe giren değişiklik karşısında, anılan maddenin son fıkrasına göre; "Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife" nin esas alınması gerekmektedir..
Yine aynı Yasanın 4667 sayılı Yasanın 77. maddesi ile değişik 164. maddesinin son fıkrası ile, "Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti, avukata aittir." hükmü getirilmiştir.
Açıklanan yasa değişikliklerinden sonra düzenlenip 4.12.2001 tarih ve 24603 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve direnmeye ilişkin hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2. Kısım 2. Bölümünde ise, ağır ceza mahkemelerinde görülen davalardaki avukatlık ücreti 480.000.000 TL, olarak belirlenmiştir.
Bu itibarla, yerel mahkemenin Avukatlık Yasasında yapılan ve hüküm tarihinden önce yürürlüğe giren değişiklikler doğrultusunda, hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre müdahil vekiline verilmek üzere 480.000.000 TL. avukatlık ücretine hükmetmesi gerekirken, kamu davasına katılma isteği tarihinde yürürlükte bulunan tarife uyarınca müdahile verilmek üzere 115.000.000 lira avukatlık ücreti tayini isabetsiz olup, direnme hükmünün bu nedenle de bozulması gerekir.
3 ) Kabule göre de;
TCY'nın 3679 sayılı Yasayla değişik 29/son maddesinde "Hakim, iki sınır arasındaki temel cezayı, suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç konusunun önem ve değeri, suçun işlendiği zaman ve yer, fiilin diğer özellikleri, zararın veya tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, failin amacı, geçmişi, şahsî ve sosyal durumu, fiilden sonraki davranışı gibi hususları göz önünde bulundurmak suretiyle takdirini kullanarak belirler. Cezanın asgarî hadden tayini halinde dahi takdirin sebepleri kararda mutlaka gösterilir." hükmü yer almaktadır.
Mahkemece suçun yasada öngörülen iki sınır arasındaki cezası belirlenirken Anayasanın 141/3. ve CYUY'nın 32. maddeleri uyarınca gerekçesi gösterilmeli ve bu gerekçe TCY'nın 29. maddesinde belirtildiği şekilde sanığın kişiliği, suçun işlendiği yer ve biçimi, nedeni, işlenmesindeki özellikleri ile zarar ve tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.
Gerekçenin bu niteliği kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek özelliklerini taşıması yanında, yargının aşağı ve yukarı hadler arasında takdir yetkisini kullanırken 29. maddede örnekseme yöntemiyle düzenlenen hususlara uyulup uyulmadığının Yargıtay'ca denetleneceğini de göstermektedir.
Öte yandan, Ceza Genel Kurulumuzun 12.10.1999 gün ve 205-230 sayılı ve 23.2.1999 gün ve 20-29 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, suçun unsurunu oluşturan hareketler TCY'nın 29. maddesinde sayılan biçimde iki sınır arasında ceza tayin edilirken başvurulacak ölçütlerden olamayacağından, gerekçe olarak gösterilemez.
Somut olayda yerel mahkeme, sanık hakkında kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme suçundan verdiği temel cezayı asgari haddin üzerinde tayin etmiş, "neticenin ağırlığını"da teşdit gerekçesi olarak göstermiştir. Oysa, kastı aşan etkili eylem sonucu adam öldürme suçunda "ölüm" bizatihi neticenin kendisi ve suçun öğesi olduğundan, bu suç için verilecek temel ceza belirlenirken "netice" kıstas olarak dikkate alınamaz ve gerekçe olarak gösterilemez.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmü, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayini hususunda gösterilen gerekçe yönünden de isabetsiz olup, bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 9.7.2002 günü kısmen tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy