(765 S. K. m. 36, 59, 449)
Dava: Kasten adam öldürmek suçundan sanık Ziya O.'ın TCY.nın 449/1, 59. maddeleri uyarınca 30 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, suçta kullanılan tabancanın TCY.nın 36. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesince 03.05.2001 gün ve 167-191 sayı ile verilen ve kendiliğinden temyize tabi olan hükmün sanık vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.05.2002 gün ve 4299-1955 sayı ile;
"...Maktûlenin ölümünün intihar olmadığı bir vakıa olup, görgü tanığı bulunmayan olayda, maktûlenin olay günü evinde eşi Ziya ve 4 yaşındaki oğlu Gürkan'dan bir başkasının bulunmaması, Gürkan'ın ise eline verilen benzer tabancayı kuramaması, tetiğini düşürememesi gibi nedenlerle maktûleyi sanık kocasının bilinmeyen sebepten kasten vurarak öldürdüğü kabul edilerek mahkumiyeti cihetine gidilmiş ise de;
İncelenen dosya içeriği, delillere ve oluşa göre;
1- Taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek bir sorunun bulunmaması,
2- Dosya içine konan ve heyetçe incelenen video kasette 4 yaşlarındaki Gürkan'ın aile ortamında olduğu takdirde rahat bir biçimde hareket edip kendisine verilen benzer nitelikte büyükçe bir tabancayı rahatlıkla ve defaetle bacakları arasında eliyle kurup, tek eline alıp yönelterek, nişan alarak tetik düşürmesi, sorulan ve birçok kez tekrarlanan benzer sorulara şaşırmadan hep benzer cevaplar vermesi,
3- Afacan yapısından şikayetçi olduğunu ifade eden babası sanığın oğlu için "zaman zaman eline aldığı tabancayı bacakları arasında kurduğuna" ilişkin olay günü verdiği ifadenin izlenen kasetle benzeşmesi,
4- Komşuların ve tanıkların; 4 yaşlarındaki Gürkan'ın bir gün böyle bir olay yapabileceğine ilişkin anlatımları,
5- Küçük yaştaki çocukların genellikle yabancı ortamda ve hele resmi heyetler huzurunda serbest hareketlerini sergileyemediklerinin bilinen bir vakıa olduğu ve bu nedenle hazırlıkta ve duruşmada Gürkan'ın izlenen hareketlerine tam anlamıyla değer vermenin isabetli bir sonuç olamayacağı gibi,
6- Şüpheden sanığın yararlanacağına ilişkin evrensel hukuk kuralı dikkate alınarak;
Olayın savunma doğrultusunda olduğu biçimde; olay günü banyoda olan sanığın, maktûleden istediği çamaşırları gardroptan çıkarırken, maktûlenin çamaşırlar yanında bulunan sanığa ait tabancasını yatak üzerine koyduğu, bu sırada odaya giren Gürkan'ın da, tabancayı alıp kurarak veya hazır kurulmuş halde iken tevcih ederek, tetiği düşürüp annesi maktûleyi vurmuş olabileceği, böyle olmasa dahi sanığın müsnet suçu işlediğinin kesin kanıtlarının da bulunmadığının kabulü icap eder..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 17.06.2002 gün ve 89605 sayı ile;
"...Olayın, olay tarihinde henüz 4 yaşını doldurmamış Gürkan tarafından meydana getirilemeyeceği, mahkemece doğru takdir edilmiş olduğu görüşündeyiz.
Olayın akabinde, olaya el koyan C.Savcısının tespitleri, gerçeğe en uygun tespitlerdir.
Her ne kadar karı koca arasında dışarıya yansımış bir geçimsizlik tespit edilememiş ise de otopside maktulde ekimozlar bulunması, sanığın muayenesinde de sağ bacak iç ön yüzde ekimoz bulunması, otopside maktûlenin sol elinde atış artıklarının tespiti, bir boğuşmanın emareleri olarak görülmektedir. Otopsiye göre, merminin boğazın önünden yukarıdan aşağı seyir takip ederek sırttan çıkması da, maktûlenin yattığı yerde boğuşurken vurulduğunu göstermektedir. Çocuğun boyu itibariyle bu suçu işlemeyeceği aşikardır.
Sanığın aile kaydının tetkikinde, olay sırasında evde bulunmayan üç müşterek oğulları, Bilal, Ömer Faruk ve Burak'ın bulunduğu, büyük çocukları Bilal'ın dinlenildiği, küçük kardeşi Gürkan'ın zaman zaman babasının tabancasını alıp oynadığı hakkında bir soru sorulmadığı anlaşılmaktadır.
Yani olaydan 8 ay sonra Gürkan'a tabancayı kurma öğretildiği ve video kaydı yapılarak mahkemeye ibraz edildiği anlaşılmaktadır.
Henüz 4 yaşını doldurmamış bir çocuğun tabancaya mermi vermesi, mekanizmayı kurup emniyeti açıp tetiği çekmesi, olağan bir olay değildir. Bunun delileri de dosyada bulunmaktadır.
Dosyadaki delillerden, tarafların kavga ettikleri ve maktulenin yatar vaziyette iken uzak atış mesafesinden sanığın ateş ederek eşini vurduğu anlaşılmaktadır..." görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanık Ziya O.'ın kasten karısını öldürmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık sanığa yüklenen suçun sübuta erip ermediği noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Sanık Ziya O. kolluk tarafından alınan ifadesinde; Mamak Merkez Polis Karakolunda polis memuru olarak görev yaptığını, sabah kalktığında diğer çocuklarının okula gittiklerini, evde sadece kendisi, maktul eşi ve küçük oğlu Gürkan'n kaldığını, banyo yaptığını ve eşinden iç çamaşırı istediğini, bu sırada bir el silah sesi geldiğini, üzerine bornozunu alıp yatak odasına geldiğinde küçük oğlu Gürkan'ın elini ağzına dayamış ve eşinin yerde yatar durumda bir eli boğazında olduğunu gördüğünü, eşinin boğazından değişik sesler gelmekte olduğunu, bir şeyler sormak istediğinde eliyle anlamadığı bir işaret yaptığını, sonra üzerini değiştirip aynı binada oturan bir komşusunun eşinden yardım istediğini, ne olduğunu sorduğunda ona eşinin yaralandığını söylediğini, aynı binada bulunan komşularıyla birlikte eşini Ankara Hastanesine götürdüklerini, zati demirbaş beylik tabancasının evde olduğu zamanlarda şarjörü takılı olarak gardrop üzerinde durmakta olduğunu ve ağzında mermi olmadığını, kendisinin banyoda olduğu sırada eşinin, kendisine yardımcı olmak, giysilerini hazırlamak için bulunduğu yerden silahı alarak yatağın üzerine koyduğunu zannettiğini, zaman zaman küçük oğlu Gürkan'ı tabancayla oynarken ve bacaklarının arasına koyup sürgüsünü çekmek isterken yakaladığını, bu nedenle tabancasını sürekli olarak yüksek yerlere koyduğunu, olay sırasında eşinin çamaşır almak için eğildiği sırada oğlunun silahı almış olabileceğini, aksi halde görse eşinin almaması için müdahale edeceğini, bu sırada da silahın patlamış olabileceğini, fakat olayı görmediğini, eşiyle aralarında hiçbir sorun bulunmadığını, birbirlerini severek evlendiklerini ve 4 çocukları olduğunu, olay sonrası yatak odasına geldiğinde tabancayı eline alıp almadığın hatırlamadığını, çok heyecanlandığını ve yardım istediğini beyan etmiştir.
C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde, kolluktaki ifadesinin doğru olduğunu, eşini öldürmediğini, onu küçük oğlu Gürkan'ın tabanca ile vurduğunu, tabancanın şarjörünün takılı ve içinde 13-14 mermi olduğunu, fakat kendisinin tabancanın ağzına mermi sürmediğini, mermiyi oğlunun sürüp ateş etmiş olduğunu, olay sırasında yatak odasında olmadığını söylemiştir.
Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda ise, saat 07.30 sıralarında banyo yaptığını, eşinin iç çamaşırlarını getireceğini, bornozla evin salon kısmına geçerek orada beklemekte olduğunu, eşi gecikince, "çamaşırlarımı getir, işe gideceğim" dediğini, bu sırada bir el silah sesi duyduğunu, yatak odasına gittiğinde eşinin boğazını tutar vaziyette ayakta olduğunu, baktığında boğazından kan geldiğini gördüğünü, komşuyu çağırmak için kapıya gittiğini, 6 numaradaki bayanın silah sesini duyarak ne olduğunu sorduğunda, eşinin vurulduğunu söyleyince koşarak onun geldiğini, sonra eşini hastaneye götürdüklerini, yatak odasına ilk girdiğinde 4 yaşındaki çocuğunun da elini ağzına götürmüş vaziyette kendilerinin karyolası ile çocuk karyolası arasında ayakta durmakta olduğunu görünce ona tokat vurduğunu ve çocuğun çömeldiğini, suçsuz olduğunu, okunan kolluk ifadesinin doğru olduğunu belirtmiştir.
Duruşmada benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca tabancanın namlusunda genelde mermi bulundurmadığını, olay günü de tabancanın ağzında mermi olup olmadığın hatırlamadığını, eşinin nasıl vurulduğunu bilemediğini, intihar etmesi için bir neden bulunmadığını, böyle bir şeyin mümkün olmadığını, C.Savcılığında oğlu Gürkan'ın tabancanın ağzına mermi sürüp ateş ettiğini söylediyse de bunu bilemediğini, kendisi odaya girdiğinde oğlu Gürkan'ın, elleri ağzına gelmiş, karyolanın altında olduğunu ve tabancanın ise yatağın üzerinde durduğunu söylemiştir.
Tanık Vedat Aran kollukta, sabah saat 08.20 sıralarında işe gitmek için evden çıkıp aşağıya indiğinde bir gürültü olduğunu, bu sırada komşusu olan sanık Ziya ile karşılaştıklarını, kendisine hitaben, "çocuk silah patlattı hastaneye gidelim" demesi üzerine hemen aşağıya inip arabasını çalıştırıp tekrar yukarıya çıktığında komşularının sanığın eşini aşağıya indirdiklerini gördüğünü, arabaya bindirip hastaneye götürdüklerini, olayın oluş nedenini bilmediğini, kimin silah kullandığını görmediğini, yalnızca sanığın, oğlunun silah patlattığını söylediğini, bunun haricinde bir bilgisi olmadığını beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunarak silah sesi duymadığını, gördüğünde sanığın üzerinde atlet ve pijama türü bir giyecek olduğunu, iki yıldır komşu oldukları sanık ve eşi maktul arasında bir geçimsizlik olmadığını söylemiştir.
Tanık Serdal Arpa da aynı binada alt katta berberlik yaptığını, maktulün yaralı halde arabaya bindirilmesine yardım ettiğini, olayı görmediğini, bildiği kadarıyla karı koca arasında geçimsizlik bulunmadığını, daha önce sanığı tıraş ettiği zaman çocuğunun yaramazlığından konuştuklarını söylemiştir.
Savunma tanığı olarak bildirilen Sultan Kaplan, Halide Aydın, Nadiye Dağlı, Bilal O., Şafak Arıcı, Mehmet yürütmen, Kezban Arıcı, Abdülkadir Aydın, Zafer dağlı, Ayfer aran, Oğuzhan aran, Şerife Kolbaşı, Songül Gedikbaş, Fahrettin Gedikbaş, Halit Ünsal, Yaşar Nuri Çimen ve Sefer Gedikbaş ise olay hakkında görgüye dayalı bir anlatımda bulunmamışlar, ancak küçük Gürkan O.'ın çok yaramaz, hiperaktif bir çocuk olduğunu, kızdığı durumlarda yaşının çok üstünde bir kuvvet gösterebildiğini, bu olayı gerçekleştirmiş olabileceğini, karı koca arasında herhangi bir geçimsizlik olmadığını belirtmişler, bunlardan özellikle Songül Gedikbaş, olaydan çok sonra küçük Gürkan ile konuşurken annesini neden vurduğunu sorduğunda, kendisini parka götürmediği için vurduğunu söyleyip, nasıl vurduğunu da gösterdiğini, Yaşar Nuri Çimen ise, benzer anlatımla bulunmakla beraber küçük Gürkan'ın, nasıl tabanca tetiği düşürdüğünü video kamera ile tespit ettiklerini, video bant çözümünde görünen kişinin kendisi olduğunu söylemişlerdir.
Nüfus kayıt örneğine göre 26.08.1996 doğumlu olup, buna göre olay tarihinde 3 yaşını bitirip 4'üncü yaşının içinde olan küçük Gürkan O. da aşamalarda dinlenilmeye çalışılmışsa da; C.Savcısı tarafından olay günü yapılan tespitte sorulan sorulara cevap vermediği, adını söylemediği, olayda kullanılan tabancanın benzeri verildiğinde tabancayı eline almadığı, şarjörünü çekemediği ve çekecek gücünün olmadığı belirlenerek bu konuda tutanak düzenlenmiş;
22.11.2000 günlü oturumda da sorulan sorulara cevap vermediği, bilirkişi komiser yardımcısı Mustafa Karaaslan huzurunda, olayda kullanılana benzer bir silah verildiğinde tetiğine rahatlıkla basabildiği, ancak silahı çekip mermiyi ağzına verecek kadar güçlü olmadığının tespit edildiğinin tutanağa geçirildiği anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut 13.07.2000 havale tarihli ve maktulün kardeşi olduğunu bildiren Mustafa Küçük tarafından mahkemeye sunulan dilekçe ile; kız kardeşini 8 yıldır görmediğini, sanık eniştesi ile maktul arasında herhangi bir problem olabileceğinin aklının ucundan bile geçmediğini, hele intihar gibi bir olaya dini inanışları nedeniyle müsaade edilmeyeceğini, uzun süredir yurt dışında olduğu için küçük çocuğun böyle bir şey yapabileceğinin kendisine inandırıcı gelmediğini, ancak çocuğu yakından tanıyınca içinde hiçbir şüphe kalmadığını, çocuklarının selameti ve geleceği için sanığın daha fazla içeride tutulmamasını talep ettiğini belirtmiştir.
Gerek karakol polislerince düzenlenen görgü tespit tutanağında, gerekse olay yeri inceleme ekibi tarafından düzenlenen raporda birbirine uyumlu bir şekilde; evin apartmanın birinci katında üç oda bir salon, mutfak ve banyodan ibaret olduğu, mutfakta masada kahvaltı yiyeceklerinin ve salonda bir koltuğun üzerinde resmi polis kıyafetlerinin olduğu, evde herhangi bir olağanüstü dağınıklığını göze çarpmadığı, olayın gerçekleştiği yatak odasında giriş kısmının karşısında yerde bir adet 9 mm. çapında boş kovan, yatağın üzerinde bir adet CZ 75 marka tabanca ile bir adet deforme olmuş 9 mm. çapında mermi çekirdeği, sol tarafta bulunan pencere kısmının 40 cm. yukarısında tavana 10 cm. mesafede ve yerden 250 cm. yükseklikte duvarda mermi çekirdeği izi ile pencere altında yere dökülmüş sıva ve badana parçaları, yine girişe göre sol tarafta bulunan gardrobun pencereye yakın kapağı üzerinde ve bunun alt kısmında halı üzerinde yaklaşık 20 cm. ebadında kan birikintisi görüldüğü, tabancanın mermi yatağında bir adet, şarjöründe ise 12 adet olmak üzere 13 adet dolu mermi elde edildiği anlaşılmaktadır.
Ankara Merkez Kriminal Polis Laboratuarınca 07.06.2000 tarih ve 538 sayı ile düzenlenen ekspertiz raporunda; olay yeri inceleme ekibi tarafından maktul, sanık ve küçük Gürkan'ın alınan el svaplarının incelenmesinde;
a- Maktul Fethiye'ye ait sol el avuç içi svabında atış artıklarının tespit edildiği, sağ el avuç içi ile sağ ve sol el üstü svaplarında atış artıklarına rastlanmadığı;
b- Gürkan O. ve sanık Ziya O.'a ait el svaplarında ise atış artıklarına rastlanmadığı;
El üstündeki atış artıklarının tespiti, o elin ateş ettiğini ya da ateş ederken silaha çok yakın olduğunu gösterdiği, avuç içinde atış artıklarının tespitinin ise o elin silahı tuttuğunu, ateş etmediği halde atış artıklarının bulunduğu yerlere temas ettiğini veya atış sırasında silaha çok yakın mesafede olduğunu gösterdiği, ateş eden ellerin atış sonrası yıkanması ya da silinmesi durumunda atış artıklarının ya hiç kalmadığı ya da çok az miktarda kaldığı, eldivenli elde hiç atış artığının olmayacağı, silahın cinsine, tutuluş şekline ve patlamanın tam olup olmamasına bağlı olarak da ateş eden ele atış artıklarının bulaşmayabileceği belirtilmiştir.
Olay tarihinde olay yeri inceleme ekibince düzenlenen ekspertiz raporlarında; maktul, sanık ve küçük Gürkan'ın ellerine ferrotrace spreyi uygulanması sonucunda, maktul ve sanığın ellerinin demirle temas ettiğini gösterir renk değişikliğinin oluşmadığı, küçük Gürkan'ın ellerinde ise avuç içlerinde mor renkli lekelerin oluştuğunu, bu spreyin uygulandığı ellerin, yapımında demir bulunan silah, levye çekiç gibi şeylerle temas etmiş olması halinde koyu mor renkli iz verdiğini, ellerin yıkanması veya silinmesi halinde renk belirtisinin görünmeyebileceği, eldiven kullanılması halinde renk belirtisi görünmeyeceği bildirilmiştir. Bu tespitlere ilişkin sprey uygulanmadan önce ve sonra çekilen fotoğraflar dosyada mevcuttur.
Olay yeri inceleme ekibince düzenlenen bir diğer ekspertiz raporunda ise, olayda kullanılan silah üzerinde süper glue kimyasal metodu uygulanarak yapılan incelemede parmak izi tespit edilemediği belirtilmiştir.
Ankara Merkez Kriminal Polis Laboratuarınca 12.06.2000 tarih ve 1284 sayı ile düzenlenen ekspertiz raporunda; olayda kullanılan CZ 75 marka 9 mm. çapında yarı otomatik tabancanın incelenmesinde atışa engel mekanik bir arızasının bulunmadığı, olay yerinden elde edilen boş kovan ve mermi çekirdeğinin mikroskopta yapılan incelenmesinde bu silahtan atıldıklarının anlaşıldığı belirtilmiştir.
Olay mahallinde 08.09.2000 tarihinde sanık da hazır olduğu halde yapılan keşifte dinlenen bilirkişi Komiser Yardımcısı Mustafa Karaarslan 20.09.2000 günlü raporunda; "Olayda kullanılan ve sanık Ziya'ya ait tabancanın gardrop üzerine konduğu, sabah banyodan sonra kurulanmak üzere salona geçen sanığın eşinden iç çamaşırı getirmesini istemesi üzerine eşi maktul Fetiye'nin yatak odasına gidip önce gardrop üzerindeki silahı alıp yatağın üzerine koyması, sonra da cam kenarı altında bulunan plastik sepetler içerisindeki çamaşırları almak için eğildiğinde evde bulunan çocuk Gürkan'ın annesinin arkasından odaya girip yatak üzerine bırakılan tabancayı görerek alması ve kurcalaması üzerine, bunu gören annesinin, elinden tabancayı acilen alma girişiminde bulunarak çocuğa doğru hamle yaparak almaya çalışması esnasında çocuğun gayri ihtiyari tetiğe dokunması ile silahın ateşlendiği kanaati oluşmakla birlikte, silahın fişek yatağına muhtemelen mermi sürülü bulunduğu, çocuğun da boncuk atan tabancalardan edindiği deneyimle silahın horozunu kaldırabileceği veya mandal emniyetinde bulunan silahı emniyetinden kurtarabileceği kanaati hasıl olmuştur. Çocuğun boyu ölçüldüğünde 93 cm. geldiği, yatak üzerine bırakılan silahı alabilecek konumda olduğu, maktulün boynundan girip sırt kürek kemiğine yakın noktadan çıkan kurşunun çocuğun bulunduğu noktadan 45 derecelik bir açıyla tavandan 10 cm. aşağıdaki bir noktaya isabet edip iz bırakması, mermi yolu itibariyle bu olayın gerçekleşmesi için çocuğun boy uzunluğu ile orantılı olduğu kanaati hasıl olmuştur. " şeklinde bir belirlemeye yer vermiştir.
Küçük Gürkan'ın silah kullanabildiğine ilişkin görüntüleri içeren bir video kasedinin 22.02.2001 günlü oturumda sunulması üzerine, tayin olunan bilirkişi polis kriminal laboratuarı ses ve görüntü asistanı Levent Bayram, 19.03.2001 günlü raporunda bu bandın çözümünü yapmış olup, söz konusu kaydın 20 dakika 23 saniye süreli ses ve görüntü içerikli olduğu, olaydan sonra el konulan tabanca ile görüntülerdeki tabancanın, marka olarak uyum sağladığı, ancak aynı silah olup olmadığının anlaşılamadığı, kaydın işyeri gibi bir ortamda ve evde yapıldığı, çocuğun birden fazla kez silahın sürgüsünü çektiğinin ve tetik düşürdüğünün görüldüğü, silahın yerini göstermesi istendiğinde yatağın üzerini gösterip, kimin oraya koyduğu sorusuna "anne" diye cevap verdiği, birden fazla kez annesini kendisinin vurduğunu söylediği, yine birden fazla kez annesini sevip sevmediği sorulduğunda sevmediğini belirttiği hususlarını bildirmiştir.
Sanık Ziya O.'ın gözaltına alınması üzerine, hakkında Adli Tıp Kurumu Ankara Adli Tabipliğince 07.06.2000 tarihinde saat 11.51'de düzenlenen raporda, alkol almadığı, sağ bacak iç ön yüzde 2 cm.lik ekimoz bulunduğu belirtilmiştir.
Ölü muayenesinde maktulün, 165 cm. boyunda 75 kg. ağırlığında bir kadın olduğu, boyun ön orta hattı sağ hizasında troit kıkırdak altına tekabül eden yerde takriben 1 cm.lik, muhtemelen ateşli silah mermi çekirdeği girişine ait yara, sırtta sağ kürek kemiği üst iç hizasında 1.5 cm.lik yırtık tarzında muhtemelen mermi çekirdeği çıkışına ait yara mevcut olduğu, sağ kol üst dış hizasında 3x2 cm.lik kırmızı mor renkli ekimoz, sağ uyluk alt dış ön bölümünde, sol bacak alt orta iç hizasında, sol kolda 1x1 cm.lik, sol kol dış hizasında 2x1 ve 1x1 cm.lik eskiye ait soluk mor ve yeşil renkli ekimoz tespit edildiği, Ankara Hastanesinin ölen hakkındaki raporunda saat 08.30 sıralarında getirildiğinde arrest halinde olduğu, nabız alınamadığı, solunumun durduğu, resüsite edildiği ancak yanıt alınamadığının belirtildiği, buna göre kesin ölüm nedeninin saptanması için klasik otopsi yapılmasının gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesince 22.12.2000 tarihinde düzenlenen raporda ise, dış muayenede benzer bulgulara yer verilmiş, iç muayenede baş açıldığında herhangi bir patoloji saptanmadığı, boyun ve göğüs açıldığında, boyun deri altında ateşli silah mermi çekirdeğine ait defekt etrafında ekimoz saptandığı, ateşli silah mermi çekirdeğinin boyun önde jugulumun hemen üstünden yumuşak dokuları geçerek sağa seyredip sağ arteria carotis communisi tama yakın parçaladığı, burada clavicula üstünden göğüs boşluğuna girip sırtta, sağda 2-3 kot aralığı ile paravertebral hattın kesiştiği hizadan göğüs boşluğunu terk ederek cilt altına geçtiği ve sağ scapula üst iç köşeden vücudu terk ettiğinin anlaşıldığı, giriş deliği altında barut izi ve yanmamış barut tanelerinin görülmediği, bu saptamalar dışında başkaca bir bulguya rastlanmadığı;
Sonuç olarak; 1- Kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı boyun büyük damar parçalanmasından gelişen iç ve dış kanamadan ileri geldiği, 2- Ateşli silah mermi çekirdeğinin kişiye bir kez isabet edip bunun öldürücü mahiyette olduğu, 3- Ateşli silah mermi çekirdeği cilt ve cilt altı bulgularına göre atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı, 4- Ateşli silah mermi çekirdeğinin vücut içerisindeki seyir ve istikametinin önden arkaya, hafifçe soldan sağa ve hafif yukarıdan aşağıya olduğu bildirilmiştir.
Tüm bu kanıtlar birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde;
Görüldüğü gibi görgü tanığı bulunmayan olayın aydınlatılmasında dayanak yapılabilecek kanıtlar sanığın anlatımları, olay yerinden sıcağı sıcağına elde edilen maddi bulgular ile otopside yapılan tespitlerdir. Sanığın aşamalardaki savunmaları bir takım ayrıntılarda farklılıklar içermekle beraber özde maktule, kendisinin değil küçük oğulları Gürkan'ın ateş ettiği konusunda kendi içinde bir tutarlılık arz etmektedir. Sanık ile eşi olan maktûl arasında kasten öldürmeye neden olacak herhangi bir husumet ve tartışma nedeni saptanamadığı gibi, tam tersine komşuları olan tanıklar tarafından geçimlerinin iyi olduğu beyan edilmiştir. Sanık ve maktulün oğulları Gürkan'ın, aşırı hareketli ve sorunlu bir çocuk olduğuna ilişkin tanık anlatımları ile görüntülerinin yer aldığı video kaydında izlenen yapısı, olayda kullanılan silaha benzer bir tabancayı atışa hazırlama ve tetik düşürmedeki becerisi ile sanığın bu konudaki baştan beri tutarlı savunması örtüşmektedir. Kaldı ki, olayın akabinde görevlilerce maktul, sanık ve Gürkan'ın ellerine ferrotrace spreyi uygulanarak yapılan incelemede yalnızca Gürkan'ın ellerinde metal bir eşya ile temas ettiğini gösterir lekeler tespit edilmiştir. Öte yandan, olay anında atış sonrasında mermi çekirdeğinin maktulün vücudunda ve dışarıda izlediği yol ile tavana yakın olarak çarptığı nokta dikkate alındığında saptanan açıya göre maktule, küçük Gürkan'ın ateş etmiş olması olasılığı büyüktür. O halde savunmanın aksinin sabit olmadığı ve kuşkudan sanığın yararlanacağına ilişkin evrensel hukuk ilkesi de nazara alındığında, dosya kapsamında olay tarihinde sanığın, maktûlün yaralanmasına, bilahare de ölümüne neden olduğuna ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli kanıt bulunmadığı gibi, maddi kanıtların büyük bir bölümü de savunmayı doğrulamaktadır. Bu itibarla Yerel Mahkemece sanığın cezalandırılması isabetsiz olup, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki kurul üyesi ise; "Haklı nedenlere dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. " görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 08.10.2002 günü oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy