(765 S. K. m. 45, 51, 59, 452, 455)
Dava: Sanık Metin'in kastın aşılması suretiyle adam öldürmek suçundan TCY'nın 452/1, 51/1 ve 59. maddeleri uyarınca 5 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında aynı yasanın 31. maddesinin uygulanmasına ve aracın zoralımına ilişkin Düzce Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 12.4.2001 gün ve 307/80 sayılı hüküm, sanık vekili ile katılanlar vekili tarafından temyiz olunmakla, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 24.12.2001 gün ve 3827/4683 sayı ile;
Yönetimlerindeki araçlarla aynı istikamette seyir halinde iken, trafik kurallarının ihlalinden doğan anlaşmazlık ve buna dayanan kızgınlık nedeniyle, maktûlün yolcu olarak bulunduğu otobüs ile sanığın kullandığı TIR aracının yolun solunda durdukları, otobüs sürücüsü ile birlikte 3-4 kişinin otobüsten inip araç içinde ve direksiyon başında oturmakta olan sanığın yanına gelerek, otobüs sürücüsünün sanıkla tartışmaya başladığı, olayı anlamak için yaklaşmakta olan sanığın arkadaşı diğer TIR sürücüsünün darp edildiğini ve tartışmanın kendisine yönelik saldırıya dönüştüğünü gören sanığın yönetimindeki aracı telaşla hareket ettirip saldırıdan kaçmak isterken otobüsten inip uykulu vaziyette olay mahallinde dolaşmakta olan maktûle çarparak onun ölümüne neden olduğunun anlaşılmasına, biri diğerini nakzeder tarzdaki anlatımlarla olayın ortaya konulmak istenmesine, maktûlün tartışma grubunun içinde bulunmamasına, aracın üzerlerine doğru sürüldüğü yolunda şahadette bulunanların, sanığın daha önceki trafik ihlallerine kızan ve bu nedenle tartışma ve saldırıda taraf ve aynı otobüste yolcu ve de maktulle aynı şehirden kimseler olmalarına, olayın gece karanlığında cereyan etmesine göre, ciddi ölçülerde şüphe içeren delillerin lehe yorumlanarak sanığın taksirle adam öldürme suçundan sorumlu tutulup bu yolda hüküm kurulması gerekirken aleyhe yorumla yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmuştur.
Yerel mahkeme ise 7.3.2002 gün ve 35-35 sayı ile;
TCY'nin 452. maddesinin uygulanması için fail tarafından istenmeyen ölüm sonucunun, fail tarafından istenen etkili eylemle meydana gelmesi gerekir.
Kabul ettiğimiz suç tipi TCK'nun 455. maddesinde yer alan eylemin ağırlaştırılmış biçimi olmayıp, ayrı bir suçtur. Ölüm sonucu, fail tarafından istenen etkili eylemle meydana gelmiştir, etkili eylemin başlı başına sonucu itibarıyla istenmemesi söz konusu değildir, gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili tarafından temyiz olunması üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 19.7.2002 gün ve 75243 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü:
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanığın kastın aşılması suretiyle adam öldürmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, suç vasfının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
TCY'nin 452. maddesinde düzenlenen kastın aşılması suretiyle adam öldürme suçu, objektif sorumluluk esasına dayanan bağımsız bir suçtur. Bu suç ile kasten adam öldürme suçu arasındaki ayırıcı kriter manevi unsur farklılığına dayanır. Birinci durumda sadece daha hafif bir sonuç (darp ve yaralama) istenilmiş olup, daha ağır sonuç (ölüm) istenilmiş değildir. Fakat bu sonuç yine de doğrudan doğruya failin hareketinden doğmuş bulunmaktadır. Ancak fail, daha ağır sonucun gerçekleşmesini istemiş olduğu takdirde, kasten adam öldürme suçunun oluştuğu kabul edilir. Belirli bir neticenin oluşmasına yönelik kasıtlı bir hareket bulunmamakta ise, fail, kasten ya da oluşan daha ağır sonuçtan kastın aşılması suretiyle sorumlu tutulamaz, ancak hareket iradi ise diğer koşulların varlığı halinde, taksir hükümleri uyarınca cezalandırılması olanaklıdır.
TCY'nin 45'inci maddesinde, cürümlerde kastın aranacağı kuralına yer verildikten sonra, bu kuralın istisnası olarak failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır. denmek suretiyle, kast olmaksızın da bir kimsenin taksirli davranışı nedeniyle cezalandırılabileceği kabul edilmiştir. Ancak yasada taksirin tanımı yapılmamış, bazı hükümlerinde tedbirsizlik, dikkatsizlik, meslek ve sanatta acemilik, nizamat ve evamir ve talimatlara riayetsizlik kusurluluk halleri olarak belirtilmiş, Yasanın 455. maddesinde de benzer şekilde; Tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya meslek ve sanatta acemilik veya nizamat ve evamir ve talimatlara riayetsizlikle ölüme neden olan falin cezalandırılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Taksir, görüldüğü gibi istisnai bir kusurluluk şeklidir, toplumda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alması ve bazı hareket kurallarına uymaları zorunludur. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devlet müdahalesiyle de varlık kazanmış olabilir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktır.
Öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
1. Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2. Hareketin iradiliği,
3. Neticenin iradi olmaması,
4. Hareketle netice arasında nedensellikler bağının bulunması,
5. Neticenin öngörülebilmesi, şeklinde kabul edilmiştir.
Bütün suçlarda olduğu gibi, taksirli suçlarda da hareket ile sonuç arasında bir nedensellik bağının varlığı cezalandırmanın koşuludur. Taksirli suçlarda nedensellik bağının varlığının kabulü için, failin hareketinden bağımsız bir nedensel serinin sonuca tek başına neden olmaması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yerel mahkemece, sanık TIR şoförünün yolculuk süresince korna ve selektörle otobüs içindeki yolcuları rahatsız etmesi nedeniyle, otobüsün yolun sağında, sanığın kullandığı TIR'ın ise hemen arkalarında durduğu, içlerinde ölen Salim'in de bulunduğu dört kişilik bir grubun, sanığın kullandığı araca yaklaştıkları, her iki şoförün tartıştıkları, sanığın araçtan inmeden, sana hesap mı vereceğim deyip, tam sol yaparak, aracını otobüs şoförü Abdullah'ın üzerine sürdüğü, TIR'ın Abdullah'ın omzuna çarparak orta refüje fırlattığı, bu sırada olayları seyreden maktulü sol ön lastiğinin altına alarak refüje doğru çarpıp, üzerinden geçmek suretiyle ölümüne neden olduğu kabul edilerek, sanığın kastın aşılması suretiyle adam öldürmek suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, bu kabul, otobüste yolculuk yapan ve daha önceki trafik ihlallerine kızan bu nedenle tartışma ve saldırıda taraf olan, otobüs şoförleri Ercan ile Abdullah, maktulle yan yana koltuklarda seyahat eden Fatih Murat ve İrfan'ın, teknik kanıtlarla çelişen ve ciddi ölçülerde şüphe içeren anlatımlarına dayanmaktadır.
Sanığın aşamalarda değişmeyen savunmaları, tanık Tekin'in beyanları, kaza yeri terk bildirim tutanağındaki belirlemeler ve olay yeri krokisi, 7.2.2001 günü yapılan keşifteki saptamalar, bilirkişi kurulunca düzenlenen 11.2.2001 tarihli rapordaki görüşler ve yukarıda adları belirtilen tanıkların anlatımları birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde; tanık Abdullah yönetimindeki otobüsü sollamak isteyen sanığın, sellektör ve korna çalarak tanığı ikaz ettiği, yolculuk boyunca her iki araç sürücüsünün birbirine yönelik rahatsız edici davranışlarını sürdürdükleri, Düzce meskun mahalline gelindiğinde, otobüs sürücüsünün aracını yolun sağına çekerek park ışıklarını yakıp durduğu, hemen arkasında ise sanık Metin'in kullandığı aracın durduğu, tanık Tekin yönetimindeki aracın ise bu araçları geçerek otobüsün önünde durduğu, otobüsten inen 5-6 kişilik grubun önce, sanık Metin'in üzerine yürüyerek hakaret ve küfür ettikleri, sanığın bu saldırı esnasında aracının kapısını kilitleyerek araçtan inmediği, otobüsten inen şahısların daha sonra aracından inerek sanığın yanına gelen tanık Tekin'in üzerine yürüyerek etkili eylemde bulundukları, sanığın, arkadaşını kaçması için uyarması ve tanık Tekin'in aracına binerek uzaklaşması üzerine, şahısların bu kez otobüsü sollayarak aracını, otobüs ve arkadaşına ait TIR arasında durduran sanığa saldırdıkları, üzerine gelen kalabalık grubun saldırısından kurtulmak isteyen sanığın, 7 metre genişliğindeki yolda önündeki TIR'ı sollamak için manevra yaptığı, çekici dorsesi ile 15 metre uzunluğunda bulunan ve üzerindeki yük nedeniyle seri kalkış ve manevra yapamayacağı bilirkişi raporuyla saptanan TIR aracının manevra esnasında uykulu olarak araçtan inen maktule çarparak onun ölümüne neden olduğu, ölenin tartışma grubunun içinde bulunmadığı, ölenin merdiven boşluğuna sıkıştığına ilişkin ilk tespitler dikkate alındığında, sanığın gece karanlığında öleni görmemesinin olanaklı bulunduğu, aracın üzerlerine sürüldüğüne ilişkin tanık anlatımlarının ciddi ölçüde şüpheler içerdiği dikkate alındığında, kontrolsüz bir şekilde manevra yaparak bir kişinin ölümüne neden olan sanığın eyleminin, tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri, etkili eylem kastıyla aracını tartıştığı grubun üzerine sürerek bir kişinin ölümüne neden olan sanığın eyleminin, kastın aşılması suretiyle adam öldürmek suçunu oluşturduğu gerekçesiyle yerel mahkeme direnme hükmünün onanması yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; yerel mahkeme direnme hükmünün, suç vasfındaki yanılgı nedeniyle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 12.11.2002 günü yapılan ikinci müzakerede tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak, oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy