(765 S. K. m. 31, 33, 51, 59, 448, 450)
Dava: Hafif haksız tahrik altında kasten adam öldürmek suçundan sanık E. G.'ün TCY.nın 448, 51/1 ve 59. maddeleri uyarınca 15 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında aynı Yasanın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına, suça konu av tüfeği fişeğinin zoralımına ilişkin Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.01.2001 gün ve 255/5 sayılı hüküm, re'sen temyize tabi olmasının yanında, katılanlar vekilleri ile sanık vekili tarafından da temyiz olunmakla dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.11.2001 gün ve 3599/3976 sayı ile;
Maktûl ile sanık arasında miras meselesinden kaynaklanan süre gelen olaylar olduğu 26.5.1999 tarihinde maktûlün sanık E.'yı tehdit, hakaret etmek ve müessir fiil ika etme suçlarını işlediği ve mahkûm olduğu, köyde sanıkla eniştesi arasında ilişki olduğu yolunda dedikodu çıkardığı, sanığın ağır tahriki oluşturan bu sebepler nedeniyle maktûlü öldürmeyi düşündüğü ve olaydan 1 gün önce öldürme kararını verdiği, olay günü gelinine ve kızına sulamaya gideceğini söyleyerek onlarla gitmediği, evdekileri yolladıktan sonra tüfeği alarak öldürücü olması için özellikle saçma dolu fişekleri almayıp dokuzlu tabir edilen fişekleri aldığı maktûlün mutat olarak her gün gittiğini bildiği su başına giderek gizlendiği ve maktûlü arkasından yaptığı atışla öldürdüğü, savcı huzurunda avukatı olmadığı, hakları hatırlatıldığı ve yine avukatı olduğu halde 2 kere alınan ifadesinde açıklamış ve ölü muayenesindeki tesbitler de sanığın anlatımını doğrulamış olduğundan, sanığın TCK.nın 450/4, 51/2. maddeleri ile cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken dairemizin içtihatlarına ters düşecek biçimde; ancak sanığın 5-6 ay önce sanığın maktûlü öldürmeğe karar vermesi halinde taammüdün şartlarının oluşacağından bahisle yazılı şekilde karar vererek suç vasfının belirlenmesinde ve tahrikin derecesinin takdirinde hata edilmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 12.03.2002 gün ve 76/34 sayı ile; Köyde yaşayan sanığın, olaydan bir gün önce kararlaştırdığı maktûlü öldürmek amacını gerçekleştirmenin rahatlığıyla, C.Savcısı tarafından olayın meydana geldiği dağ başında, avukat temin edilmesinin mümkün olmadığı yerde, yer gösterme sırasında alınan ve hiçbir kesin kanıtla doğrulanmayan Maktûlü tasarlayarak öldürdüm biçimindeki beyanı, açıklandığı gibi suçun vasfını saptamaya yeterli değildir. Bu nedenle sanığın açıklanan eylemi maktûlü kasten öldürmek suçunu oluşturmaktadır. görüşüyle, tahrikin derecesine ilişkin bozmaya karşı ise ilk hükümdeki gerekçelerle oyçokluğuyla direnmiştir.
Re'sen temyize tabi olan bu hüküm katılanlar vekilleri tarafından da temyiz olunmakla dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının, tahrikin derecesi yönünden bozma, vasıf yönünden onama istekli 12.09.2002 gün ve 86653 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın, hafif haksız tahrik altında kasten adam öldürmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlıklar,
1- Suçun tasarlanarak işlenip işlenmediği,
2- Tahrikin derecesinin belirlenmesi, noktalarında toplanmaktadır.
Kaynak İtalyan Ceza Yasası ile Türk Ceza Yasasında tasarlama (taammüd) bazı suçlarda ağırlaştırıcı sebep olarak kabul edilmiş ve tarif edilmeyerek tanımı uygulamaya bırakılmıştır.
Tasarlama, ani kast türünün dışında kalmakta, düşünce kastına girmektedir. Hukuki niteliği öğretide tartışmalı ise de, Yargıtay'ımızın duraksamasız uygulamalarına göre, failin bir kimseye karşı belli bir suçu işlemeye sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, işlemeyi niyet ettiği suçu işlemeden önce, soğukkanlı ve sükunetle düşündükten sonra ulaştığı ruhi sükunete rağmen bu kararından vazgeçmeyip, ısrarla ve bu akış içerisinde fiilini icraya başlaması halinde tasarlamadan (taammüt) söz edilebilir. Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında bir süre geçmektedir. Fail, bu süre içerisinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi fakat bir başka nedenle ve ani bir kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının ne zaman alındığı ve eylemin ne zaman işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükunete ulaşılıp ulaşılamayacağı araştırılmalıdır.
İnceleme konusu somut olayda;
Sanık E. G. yer gösterme tutanağında; ölen, eşimin amcası olur. Üç dört yıldır su ve arazi anlaşmazlıkları nedeniyle çekişme halindeyiz, halen de devam eden davalarımız bulunmaktadır. Ölen her gördüğü yerde bana, orospu, kahpe gibi sözlerle hakaret etmekte, eniştemiz olan M. E.'la evlilik dışı bir ilişki yaşadığım yönünde dedikodular yaymaktadır. Bu nedenle kendisine kinlendim. Olay yeri olan Kızılcapınar'daki suyu dört kişi sıra ile kullanıyorduk. Sıra bana geldiğinde ölen suyu kapatıp, senin burada hakkın yok diyerek, suyun havuzuma gitmesini engelliyor, mahsullerin kurumasına neden oluyordu. Olaydan bir gün önce de su sırası bendeyken ölen sinkaflı sözlerle hakaret edip, beni tüfekle tehdit etti. Ancak ben kendisine uymadım. Bu son olay canıma tak etti. Maktülü vurmayı kafama koydum. Zaten uzun zamandır da böyle düşünüyordum. Ancak bu niyetimi kimseye belli etmedim. Eşim ile oğlum, dağda keçi çobanlığı yapmakta, ben de iki üç günde bir kendilerine yemek götürüp, keçilerin sütünü sağar gelirim. Ölenle tartıştığımız gün de yanlarına gitmiştim. Ancak, aralarında kavga çıkmaması için bu olaydan kendilerine bahsetmedim. Zaten eşime söylesem de ölen, eşimi ciddiye almadığından fark etmezdi. Ölenin namusuma dil uzatması ve köyde hakkımda dedikodular çıkartması nedeniyle öldürmeye karar verdim. Ertesi gün sabah 06.00 sıralarında evde otururken atıyla geçtiğini gördüm. Hemen kocama ait av tüfeğini alıp, içine dokuzlu tabir edilen fişekten bir tanesini yerleştirdim, bir tanesini de cebime koydum. Pencerenin yanında üç tane daha içi saçma dolu fişek olmasına rağmen saçma adam öldürmez düşüncesiyle almadım. Sulamaya gideceği tarlayı bildiğimden görünmeden, arazinin çalılık ve ağaçlık olmasından da yararlanıp, yaya olarak takip edip, suyu açacağı yerin üst tarafına gelip bir ağacın arkasına gizlendim. Bir süre sonra ölen elinde çiftkırma av tüfeği olduğu halde geldi, tüfeği çalılara yaslayıp, havuz suyunu açmak için eğildi. Saklandığım yerden çıkıp kendisine tüfeği doğrultarak, suladıktan sonra suyu kesmemesini, bana vermesini söyledim. Bunun üzerine maktûl sinkaflı şekilde küfürler ederek bu suda senin hakkın yok, ölmeye mi geldin diyerek tüfeğine uzandı. Kendisine fırsat vermeden arkasından tüfeği ateşledim. Doğrulmaya çalıştığı sırada korkup kaçtım. Korku ve panik içinde elimdeki tüfeği atmışım. Doğruca evime gittim. Bekçiden A. O.'ın öldürüldüğünü duyunca, panikleyip dağa kaçtım. Daha sonra anons yaptırılmış. Akşamüzeri de eniştemin evine gidip, beni jandarmaya teslim etmesini söyledim. O da beni götürüp teslim etti. Olayı tek başıma gerçekleştirdim. Beni küçük düşürdüğü için tasarlayarak öldürdüm şeklinde beyanda bulunmuş,
Kollukta ve C.Savcılığında da müdafii hazır olduğu halde alınan beyanında, benzer anlatımda bulunarak, yer gösterme tutanağındaki beyanına ekleyecek bir şey olmadığını söylemiştir.
Sulh Ceza Mahkemesinde; bir önceki günkü olayı benzer şekilde anlatmış, devamında ölenin sabahleyin atıyla gittiğini görünce kocama ait tüfeği alıp yola çıktım. Kavga ettiğimizden bazen tüfeği yanıma alırdım. Gizlenerek takip ettim, amacım patatesleri sulamaktı. Havuzun yakınında saklandığım ağacın arkasından çıkıp, su vermesini isteyince bana dönüp sinkaflı şekilde küfürler edip, seni öldüreyim mi diyerek tüfeğini almak için eğildi. Tüfeğe uzanınca korkumdan tetiğe basmışım. Tüfekte nasıl bir kurşun olduğunu bilmiyorum. Amacım öldürmek değildi. Öldürmek amacıyla da gitmedim. Önceki ifadelerimi hatırlamıyorum, şeklinde beyanda bulunmuş,
Duruşmada ise; önceki beyanlarını reddederek öleni olay sabahı görmediğini, bahçesini sulamak için gittiğinde, suyun olmadığını görünce suyun kaynağına yürüdüğünü, suyun ölenin havuzuna aktığını, hemen yanında da maktul A. O.'ın oturduğunu gördüğünü, ölene sulama sırasının kendisinde olduğunu söyleyince, ölenin tüfeği doğrultup sinkaflı şekilde küfürler edip, suyu seni öldürmek için kestim dediğini, bunun üzerine şuurunu kaybettiğini, ölene ateş edip etmediğini hatırlamadığını söylemiştir.
Tanıklar A. İ., İ. İ., D. İ., M. G., M. N. İ., D. İ. ve D. S. maktülün sanığa hakaret ettiğini duymadıklarını, ancak aralarında arazi anlaşmazlıkları yüzünden uzun süredir husumet bulunduğunu,
Tanıklar B., M. ve B. G., ölenin sanık hakkında asılsız dedikodular çıkardığını, hakaret ettiğini, onu küçük düşürücü sözler söyleyip davranışlarda bulunduğunu,
Tanık M. S. S., saat 09.30 sıralarında R. İ.'in kendisine gelip A. O. G.'ün su havuzunun önünde yüzükoyun yattığını söylediğini, saat 11.00 sıralarında ise, A. O.'ın öldüğünü duyunca durumu jandarmaya bildirdiğini, arazi ve su anlaşmazlıkları yüzünden sanık ile ölenin arasında anlaşmazlıklar bulunduğunu bu yüzden zaman zaman kavga ettiklerini, bundan bir yıl önce de sanık E.'nın M. E.'la ilişkisi olduğu yönünde dedikodular duyduğunu,
Tanık R. İ. ise, Kızılcapınar mevkiine gittiğinde, suları açmak için kullanılan kazığın yanındaki taşların üzerinde sekizatarlı av tüfeğini gördüğünü, bu tüfeğin ölene ait olduğunu bildiğini, yaklaştığında ise öleni yüzüstü yatar vaziyette arka sağ küreğinde kan olduğu halde gördüğünü, köy muhtarına gidip durumu anlattığını, her iki aile arasında arazi ve su anlaşmazlıkları yüzünden kavgalar bulunduğunu, beyan etmişlerdir.
30.07.2000 tarihli olay yeri tesbit tutanağında; olay yerine gidilmesi ve sanığın yakalanması için yapılan çalışmalar anlatıldıktan sonra, Cumaalanı köyü Kızılcapınar mevkiinde bulunan sulama havuzuna bitişik bir ceset bulunduğu, gömlekte sırt kürek kemiği hizasında muhtemelen av tüfeği saçma giriş deliği olduğu anlaşılan yırtıkların bulunduğu, olayda kullanılan tüfeğin cesetten 68.80 m. uzaklıkta bulunan bir ağacın yakınında bulunduğu, namlusunun barut koktuğu, cesetin kürek kemiği kısmında 5 adet nohut büyüklüğünde av tüfeği saçma giriş deliği tesbit edildiği belirtilmiş,
Aynı tarihli olay yeri inceleme, ölü muayene ve otopsi tutanağında da benzer saptamalara yer verilerek, ölenin yakın mesafeden av tüfeğiyle ateş edilmek suretiyle boyun kökü ve sağ kürek kemiği üzerinden isabet aldığı, 5 adet şavrotin saçmaları yaralanması sonucu bulunduğu yerde öldüğü, teknik bilirkişi tarafından bildirilmiş,
Otopsi tutanağında ise; sırtta sağ kürek kemiği üzerinde yukarıdan aşağıya seyir takip eden bir adet, hemen altında kosta kemikleri üzerinde aynı özelliklere sahip ve birbirine çok yakın üç adet, sağ kürek kemiği üst ucunda ense köküne yakın yerde bir adet olmak üzere toplam beş adet nohut büyüklüğünde av tüfeği saçma giriş deliği bulunduğu, ölümün saçma tanelerinin akciğer dokusunu harabiyete uğratması nedeniyle solunum ve dolaşım kaybından doğduğu belirtilmiş,
Olay yerinde bulunan av tüfeği namlusundan çıkartıldığı belirtilen av fişeği kartuşu ile mukayese için gönderilen av fişeği kartuşlarının aynı silahtan atıldığı bilirkişi raporuyla saptanmış,
Manisa Ruh Sağlı Hastalıkları Hastanesinde düzenlenen sağlık kurulu raporunda ise sanığın cezai ehliyetinin tam olduğu bildirilmiştir.
Dosyadaki belgelerin incelenmesinde; sanığın eşi C. G.'ün, 26.5.1999 tarihinde ölene karşı işlediği etkili eylem suçundan Çameli Asliye Ceza Mahkemesince 1.140.000 lira ağır para cezasına mahkûm edildiği, ölenin ise aynı ilamla, sanığa karşı, silahla tehdit, etkili eylem ve sövme suçundan 6.997.778 lira ağır para cezasına mahkûm edildiği, hükmün 25.1.2000 günü kesinleştiği, ayrıca taraflar arasında arazi uyuşmazlıkları nedeniyle, Çameli Asliye Hukuk Mahkemesinde derdest davaların bulunduğu ve 3091 sayılı Yasa uyarınca işlem yapılmak üzere Köyceğiz Kaymakamlığına başvurulduğu saptanmıştır.
Bu bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; sanık ile ölen arasında miras anlaşmazlıklarından kaynaklanan uyuşmazlıklar bulunduğu, bu uyuşmazlıkların bir bölümünün Çameli Asliye Hukuk Mahkemesine intikal ettiği, tehdit, etkili eylem ve sövme suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarının bulunduğu, tarafların arazilerinin aynı kaynaktan sulanması ve önceki uyuşmazlıklar nedeniyle, ölenin sanık E.'nın taşınmazlarını sulamasına engel olduğu, namus ve iffeti konusundaki dedikoduların ölenden kaynaklandığı konusunda sanıkta yaygın bir kanaat oluştuğu, ölenin, sanığa her gördüğü yerde sinkaflı küfürler ettiği, olaydan bir gün önce de yine sulama suyu sırası nedeniyle, ölenin sanığa sinkaflı bir şekilde küfür ederek, hakaret ve tehditle sulama yapmasını engellediği, sanığın daha önceden aldığı ve son olay nedeniyle de iyice pekiştirdiği öldürme kararını icra etmek için fırsat kolladığı, olay günü de, ölenin bahçesini sulamaya gittiğini görmesi üzerine, eylemini gerçekleştirmek için, kocasına ait silahı alıp, içine öldürmeye elverişli saçma taneleri bulunan fişek yerleştirdiği, aynı nitelikteki av tüfeği fişeğinden bir tanesini ise yanına alıp, arazinin çalılık ve ağaçlık olmasından yararlanarak öleni takip ettiği, ölenin sulama yapacağı havuzun yanındaki bir ağacın arkasında gizlendiği, bir müddet sonra gelen ölenin suyu açmak için eğildiği sırada, arkasından seslenerek ve tüfeğini doğrultarak, sulama suyunu istediği, ölenin sinkaflı bir şekilde küfür ederek, tüfeğini almak için eğilmesi üzerine de, arkasından bir el ateş ettiği, su arkına düşen maktülün saçma tanelerinin akciğer dokusunu harabiyete uğratması nedeniyle solunum ve dolaşım kaybı nedeniyle yaşamını yitirdiği, sanığın bu şekilde aldığı öldürme kararından vazgeçmeyerek, bu yoldaki iradesini ısrar ve sebatla sürdürüp, eylemi planladığı şekilde gerçekleştirdiği, eylemin tasarlayarak adam öldürme suçunu oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
İkinci uyuşmazlık konusuna gelince;
Ceza Yasasında tahrikin hafif ve ağır olmak üzere iki şekli düzenlenmiş, birbirinden ayırt edilmesini sağlayacak kesin bir ölçü konulmamıştır. Fail, haksız bir fiilin doğurduğu öfke veya elemin etkisi altında kalarak suçu işlediği takdirde, faili harekete geçiren saikler daha az vahim sayılarak, olaya mağdurun (ölen) sebep olması gözönünde tutulmuştur.
Tahrikin derecesinin tesbiti, esasen ilk derece mahkemesinin yetkisi kapsamına girmekle beraber, mahkemeler bu yetkiyi, hukukun genel ilkelerine, haksız hareketin niteliğine ve ağırlığına göre, adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun biçimde kullanmalıdırlar. Ülke genelinde uygulamada birliğin sağlanması, mahkemelerce kullanılan bu yetkinin yasaya uygun olup olmadığının denetlenmesi üst mahkemenin görevi içindedir.
Tahrikin gerek varlığı ve gerekse derecesi, failin durumu ile tüm koşullar gözetilerek değerlendirilmeli, olayın işleniş şekli, niteliği, özellikleri, tahrik eden (mağdur-ölen) ile failin hal ve davranışları nazara alınmalıdır.
Haksız tahrikin, ağır derecede olduğunun kabulü için, olay sebebinin sanığın ruhsal durumu üzerinde şiddetli bir elem ve büyük bir hiddetle sarsıntıya yol açması gerekir. Eğer mağdurdan (ölen) gelen haksız fiil, niteliği ve işleniş biçimi itibarı ile önemli boyutlara ulaşmışsa ağır tahrikin varlığı kabul edilmelidir.
İncelenen olayda;
Sanık ile ölen arasında miras uyuşmazlıklarından kaynaklanan olaylar ve taraflar arasındaki hukuk davaları, ölenin 26.5.1999 tarihinde sanık E.'ya kürekle saldırarak, orospu, kahpe, bugün de olsa, yarın da olsa seni öldüreceğim demek suretiyle, tehdit, etkili eylem ve sövme suçlarını işleyerek, bu suçlardan mahkûm olması, köyde sanıkla eniştesi arasında ilişki olduğu, kocasının onları ilişki halinde iken yakaladığı şeklinde dedikodu çıkarması, gördüğü yerde orospu, kahpe şeklinde hakaretler etmesi, olaydan bir gün önce, sulama suyu sırası sanıkta olduğu halde, sulamasına izin vermeyerek, tehdit ve hakaretlerde bulunması, biçiminde, her biri başlı başına adi tahrik oluşturan ve tevali eden haksız hareketlerin yapılması üzerine, bu hareketlerin sanıkta oluşturduğu ağır gazap ve çok şiddetli elemin etkisiyle suçun işlendiği anlaşıldığından,ağır haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme hükmü bu yönüyle de isabetsizdir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul üyeleri, eylemin kasten adam öldürme suçunu oluşturduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, tahrikin derecesi yönünden 1. müzakerede, tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliğiyle, suç vasfı yönünden ise 3.12.2002 günü yapılan ikinci müzakerede tebliğnameye aykırı olarak yasal oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy