(765 S. K. m. 33, 51, 59, 448) (4721 S. K. m. 471) (1412 S. K. m. 322) (YCGK 18.04.1994 T. 1994/1-84 E. 1994/109 K.)
Dava: Adam öldürmek suçundan sanık Gönül Aktaşlı'nın TCY.nın 448, 51/1, 59. maddeleri uyarınca 15 yıl ağır hapis cezası ve fer'i cezayla cezalandırılmasına ilişkin Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 13.02.2002 gün ve 317-34 sayı ile verilen ve kendiliğinden de temyize tabi olan hükmün sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 06.11.2002 gün ve 2905-3975 sayı ile;
4721 sayılı TMK. nun 471. maddesiyle TCK. nun 33. maddesinde gerçekleştirildiği kabul edilen zımni değişiklik gözetilerek; CMUK.nun 322. maddesi mucibince hüküm fıkrasındaki ceza müddeti zarfında sözcüğü yerine uygulamada 4721 sayılı TMK.nun 471. maddesinin gözetilmesine sözcükleri yazılarak düzeltilmek suretiyle hükmün onanmasına ilişkin, Daire Üyelerinden S. Yetkin'in; Evli olan maktulün bekar olan sanığa karısından boşanacağını söyleyerek ümit verip kandırarak onunla arkadaşlık kurduğu, cinsel ilişkiye girip kızlığını bozduğu, bir ara da birlikte ortadan kayboldukları, maktulün sanığa ayrı ev tutup birlikteliği devam ettirdiği, sanığın resmi evlilik işlemlerini yaptıralım dediğinde kızıp sanığı dövdüğü, maktulle tam karıkoca olduğuna inanan sanığın ihtiyacını karşılamak için para istediğinde kendini sat, annemde başka erkeklerle ilişki kuruyordu, bu nedenle ben kadınlardan intikam almak için seninle arkadaşlık kurup ilişkiye girdim demek suretiyle ona karşı hakaret edip fena muamelelerde bulunduğuna dair savunmanın aksini gösterir delil olmadığı gibi, maktulün eşi Esin Özşahin'in icra takibi nedeniyle eşimden muvazaalı boşanacaktık şeklindeki beyanı ve bir kısım tanık anlatımları ile savunma doğrulanmış, maktulün olayın başında sanıkla evlenmeyeceğini bildiği halde onu evleneceğiz diye kandırması bu inanç doğrultusundaki kızlığını bozup uzun süre cinsel ilişkide bulunması hakaret ve fena muamelelerde bulunması haksız hareketler olup, tevali eden bu hareketlerin basit tahrik sınırını aşıp ağır tahrik derecesine ulaştığından sanığın cezasından TCK.nun 51/2. madde ile indirim yapılması gerektiği bu nedenle Yerel Mahkeme kararının bozulması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına karşıyım. görüşüyle kullandığı karşı oy ve oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 25.11.2002 gün ve 58285 sayı ile;
Yasa koyucu, TCY.nın 51. maddesinin birinci fıkrasında basit tahrik, ikinci fıkrasında ağır tahrik hükümlerini düzenlemiş, bu kapsamda tahrikin derecelendirilmesinde kıstas olarak ağır ve şiddetli tahrikten söz etmiş ancak hangi eylemin veya etkinin ağır ve şiddetli sayılması gerektiği yönündeki takdiri somut olayın özelliğine göre uygulamaya bırakmıştır.
Yasada açıklama bulunmayan hallerde Yargıtay kararlarının uygulayıcıya ışık tutacağı kaçınılmazdır. Bu kapsamda;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun;
a) 29.01.1973 gün ve 1-75/44 sayılı kararında, haysiyet kırıcı sözlerle, dövmenin;
b) 04.12.1978 gün ve 1-396/453 sayılı kararında, küfretmeden sonra saldırıda bulunmanın;
c) 29.09.1980 gün ve 1-207/305 sayılı kararında, küfretme ile silah çekmenin;
d) 18.04.1994 gün ve 1-84/109 sayılı kararında, hakaret edip kavgaya neden olmanın;
e) 19.06.1995 gün ve 1-191/216 sayılı kararında, tevali eden alay etme ile vurmanın;
Ağır tahrik oluşturacağı belirtilmiştir.
Somut olayda; evli olan ölen Harun Özşahin bekar olan sanığa eşinden boşanacağını söylemiş, ümit verip ikna ederek kandırmış, çok sayıda ilişkiye girerek kızlığını bozmuş, uzun süre birlikte yaşamış, bu doğrultuda birlikteliği güçlendirmek üzere sanığa ayrı ev tutmuş, sanığın önceden konuşulduğu üzere resmi evlilik işlemlerini yapılması istemine karşılık sanığı bir süre oyalamış daha sonra aynı isteme binaen bu kez sanığı döverek hırpalamış, devam eden fena muameleler kapsamında sanığı evden dışarı atmış, karı-koca birlikteliğine dayanarak ihtiyacını karşılamak için para isteyen sanığı aşağılayıcı tavırla kendini sat, annemde başka erkeklerle ilişki kuruyordu, bu nedenle ben kadınlardan intikam almak için seninle arkadaşlık kurup ilişkiye girdim şeklinde hareketlerde bulunmuştur.
Ölenin, açıklanan kandırıp, eşinden boşanarak kendisiyle evleneceğine ilişkin ikna edici yaklaşımı, bunun sonucu cinsel ilişkiye girerek kızlığını bozması ve ilişkinin uzun süre devam etmesi ayrı ev tutarak evleneceğine inandırdıktan sonra resmi evlilik yapılmasını istediğinde kendisini dövüp hırpalayarak fena muamelede bulunmasını, birlikte yaşamanın doğal sonucu olarak kendisine para verilmesini istediğinde hayat kadını olması ve bu şekilde para kazanabileceği yönünde hakaret nitelikli sözler söylemesi, evden kovması şeklinde gelişen haksız hareketlerinin bir bütün halinde değerlendirildiğinde yukarıda açıklanan Genel Kurul kararları da dikkate alınarak, tahrikin yoğun ve önemli boyutlara ulaştığının, ağır tahrik düzeyinde olduğunun kabulü gerekir. görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılması ve hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanığın adam öldürmek suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, tahrikin derecesinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Suçu etkileyen genel nitelikteki bir hal olarak haksız tahrik, TCY.nın 51. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre tahrik; failin, haksız bir eylemin doğurduğu öfke ve elemin etkisi altında hareket ederek suç işlemesidir.
Yasanın anılan maddesinde haksız tahrikin, hafif ve ağır olmak üzere iki şeklinden söz edilmişse de, birbirinden ayırt edilmesini sağlayacak kesin bir kıstas konulmamış, tahrik ağır ve şiddetli olursa şeklinde genel ve soyut bir tanımlama yapılması ile yetinilerek, tahrikin derecesinin belirlenmesinde kullanılacak kıstasların uygulama ile ortaya konulması, uygulamanın yaygınlaşarak benimsenmesi ve nihayet süreklilik kazanması amaçlanmıştır.
Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında duraksamasız olarak benimsendiği üzere, tahrikin derecesi belirlenirken, haksız hareketin işleniş şekli, niteliği, zamanı, yöresel koşullar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmeli, eğer haksız hareket bu özelliklerine göre yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa, haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya ilişkin bilgi ve belgeler incelendiğinde;
Sanık kolluk tarafından alınan ifadesinde; oturdukları evin yan tarafındaki marangoz atölyesinin sahibi olan maktul Harun ile tanıştıklarını, sürekli kendisini takip etmeye başladığını ve 8 ay kadar önce çıkmaya başladıklarını, aralarında sorunlar çıktığını, bir süre görüşmediklerini, en son 4 Temmuz günü maktulün kendisini kaçırdığını ve birlikte Mersin'e ve Antalya'ya gittiklerini, orada cinsel ilişkiye girdiklerini, maktul ile kaçma niyetinin olmadığını, maktul ile konuşmaya giderken kardeşinin kendilerini gördüğünü ve ailesinin böylece kaçtıklarını öğrendiğini, maktulün, ben seni bir hafta sonra ailen ile barıştırırım dediği için onunla birlikte gittiğini, 15 gün sonra Adana'ya döndüklerini, bir süre arkadaşı Pınar Sipan'ın evinde birlikte kaldıklarını, sonra maktulün olayın meydana geldiği evi tuttuğunu, yaklaşık 1 aydır bu evde birlikte oturmakta olduklarını, maktulün, boşandığını söylediğini, kaçmadan da hemen evleniriz dediğini, arkadaşının evinde kaldıkları dönemde bazı geceler gelmediği için maktul ile tartıştıklarını, ev tuttuktan sonra gelmemelerini birkaç güne çıkardığını, kendisini parasız bırakmaya başladığını, bu nedenle moralinin bozulup sinirlendiği için hastalandığını, bir gece yakındaki ruh sağlığı hastanesine giderek iğne yaptırdığını, bu sırada eve gelen maktulün eşyalarını alarak anahtarı evde bırakıp gitmiş olduğunu, bu nedenle tartıştıklarını, hasta olduğundan maktulden kendisini doktora götürmesini istediğini bu nedenle de tartıştıklarını, 4-5 gün önce bu tartışmalar sırasında maktulün, annesinin adının da Gönül olduğunu ve 2 yaşındayken kendisini bırakıp gittiğini, orospu olduğunu, kendisinin de gecenin belli bir saatinde dışarıda ne işi olduğunu söyleyip doktora gittiğine inanmadığını ve doktora gidip gitmediğini inceleyeceğini belirttiğini, doktorun vermiş olduğu ilaçları almasını söylediğinde ise maktulün, ben seninle uğraşamam, git kendin sk. et de al dediğini, gece gelmediği vakitler çıldıracak gibi olduğunu, aradığında maktulün cep telefonunun kapalı olduğunu ve işyerinde ise olmadığını söylettiğini, sesini değiştirip müşteri olarak aradığında telefona çıkan kişinin beş dakika sonra aramasını istediğini, peşi sıra kendi sesini kullanarak aradığında aynı kişinin, maktulün olmadığını söylediğini, sinirlenip bağırmaya başladığını ve bu kişiye küfür ettiğini, bunun üzerine maktulün kendisine telefon açtığını, sen ne yapmaya çalışıyorsun başımın belası, ben seninle mi uğraşacağım dediğini, hasta olduğunu belirttiğinde de doktora gitmesini söylediğini, parasız olduğunu söylediğinde ise, sokağa çık bul dediğini, bu tartışmalarının olay günü de devam ettiğini, sabah aramaya başladığı maktul ile saat 17.00 sıralarında görüştüklerinde bana böyle mi söz vermiştin, hani sen bana bir hafta içinde gelinlik giydirecektin dediğini, maktulün ise, ben aklıma gelen her şeyi yaparım, ben seni de aklıma koydum ve yaptım, hevesimi aldım ve artık seni bırakıyorum, kandırdım seni, yalan söyledim demesi üzerine, ev eşyalarının taksitlerini ödeyemediğini söylediğinde de onu ilgilendirmediğini belirtip kendisine küfür ettiğini, zorla birlikte olmak istediğini, çantasında bulunan ve maktule ait olan tabancayı çıkarttığını ve hatırlamadığı kadar ona ateş ettiğini, yere düşen maktulün kendisine bağırmaya başlayıp, seni öldüreceğim dediğini, mutfağa giderek aldığı bıçak ile ona birkaç kez vurduğunu, daha sonra 155 polis imdat telefonunu arayıp olayı anlattığını, bu sırada maktulün yerden kalkıp silahı aldığını, kendisinin de olayı anlatmak için hemen asansörle aşağıya indiğini ve bir ticari taksi ile en yakın karakola gidip teslim olduğunu, olay sırasında evde yalnız olduklarını, başka kimsenin bulunmadığını, silah kullanmayı kendisine maktulün öğrettiğini ve arabada silahını sakladığı gizli yeri gösterdiğini beyan etmiştir.
Sulh Ceza Mahkemesinde aynı gün yapılan sorgusunda benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca maktulün, kendisine boşandığına dair mahkeme ilamlarını gösterdiğini söylemiştir.
Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuş, maktulü öldürmek niyetinde olmadığını, bir anlık korku içinde onu korkutmak için silahı eline almış olduğunu, maktulün eşi ile barışmış olduğunu arkadaşı Pınar'ın evinde kaldıkları sırada öğrendiğini söylemiştir.
Tanık Pınar Sipan kolluk tarafından alınan ifadesinde; daha önce maktule ait mobilya satış mağazasında satış elemanı olarak çalıştığını, kendisinin bu işe girmesine sanık Gönül'ün neden olduğunu, sanığın 3 yıllık arkadaşı olduğunu, maktul ile çıktıklarını bildiğini, kendisi işten ayrıldıktan sonra Temmuz ayında sanık ve maktulün birlikte kaçtıklarını, tatilden döndükten sonra bir süre yanlarında kaldıklarını, sonra ev tutup kendi evlerine taşındıklarını, önceki Pazar günü arayan maktulün, aralarında tartışma çıktığını, sanığın durumunun iyi olmadığını söylediğini, evlerine gittiğinde sanığın, maktulün gitmesini istemediğini ve birlikte yemeğe gittiklerini, ancak sorunlarını anlatmadıklarını, maktul eşinden ayrıldığı için eşinin tarafının onu rahatsız ettiğini, bu nedenle de sanıkla aralarında tartışmalar çıktığını, başka bir olay olup olmadığını bilmediğini, ikisinin birbirlerini isteyerek kaçtıklarını, daha sonra aralarında neden sorun çıktığını bilmediğini beyan etmiştir.
Duruşmada ise, benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca maktulün bir süre sanık Gönül'ün peşinden gittiğini, ailesinden istediğini ancak ailesinin vermediğini, buna rağmen maktulün, sanığın peşini bırakmadığını, o sıralarda iş aradığını ve sanığın vasıtası ile maktulün işyerinde çalışmaya başladığını, Mayıs sonlarına doğru işten ayrıldığını, maktulün, sanığın da bulunduğu bir ortamda eşi ile mutlu olmadığını ayrılacaklarını ve sanığın kendisini almaması halinde intihar edeceğini söyleyip ağladığını, daha sonraki bir gün boşanma kararı getirip kendilerine gösterdiğini, daha sonra da maktul ve sanığın kaçtıklarını, döndüklerinde evinde kalmaya başladıklarından bir hafta kadar sonra aralarında kavga başladığını, kavganın maktulün, sanığa nikah yapmamasından kaynaklandığını ve maktulün 3-4 kez sanığı dövdüğünü, ben senden hevesimi aldım, annem de pavyondan çıkmış, bizi terk etmiş, tüm kadınlardan intikamımı bu şekilde aldım diye söylediğini, bu kavgalara babasının da tanık olduğunu, sonra ev tutup gitmelerine rağmen sanığın sürekli kendilerine gelip gittiğini, maktulün eve gelmediğini, üniversiteyi kazandığı halde maktulün gitmesine izin vermediğini söylediğini, son zamanlarda da sanığın parasız kaldığını duyduğunu söylemiştir. Hazırlıktaki ifadesi okunarak sorulduğunda ise, duruşmadaki ifadesinin doğru olduğunu, çünkü ilk defa karakola gittiği için en yakın arkadaşı olan sanık ile ilgili her şeyi anlatamadığını, ayrıca çevreden maktulün, sanık Gönül'ü satacağına dair sözler duyduğunu belirtmiştir.
Savunma tanığı İbrahim Sipan, tanık Pınar'ın babası olduğunu, olaydan önce maktul ve sanığın 20 gün kadar kendi evinde kaldıklarını, bu sürede defalarca nahoş olaylar, ağız kavgaları olduğunu, bir defasında sanığın bağırması üzerine yanlarına gittiğinde sanığın üçlü kanepenin üzerinde olduğunu ve maktulün de ona saldırdığını görüp onu tutup saldırısını önlediğini, daha sonra bir gün maktulün gidip 3 gün eve gelmediğini, bilahare sanık ve maktulün ayrı bir ev tutup o eve çıktıklarını, daha sonra sanık Gönül'ün bir gün telefon ederek maktulün kendisini evden attığını söyleyip gidip kendisini almalarını istediğini, başka bir gece yarısı saat 02.30 sıralarında sanık Gönül'ün yalnız olarak kendi evlerine geldiğini ve maktulün yine kendisini evden attığını söylediğini, aradan 3-5 gün geçtikten sonra olayın meydana geldiğini belirtmiş, sanık vekilinin talebi üzerine sorulduğunda ise, maktulün henüz sanık ile birlikte olmadan kendisine gelip, sanığın kişiliği hakkında sorular sorduğunu ve ne olursa olsun onunla evleneceğini söylediğini, daha sonra sanık ve maktul birlikte kaçıp kendisine ait evde kalmaya başladıklarında maktul, eşinden boşanacağını söyleyip kendilerine bir kağıt gösterdiğini, ancak o kağıdın boşanma ilamı mı, yoksa başka bir şey mi olduğunu bilemediğini, olaydan 3-5 gün önce görüştüğü maktulün, ben intikam için Gönül ile birlikte oldum, bütün kadınlardan intikam alacağım, bunu annemin pavyonda çalışıp çıkmasından dolayı yapacağım dediğini söylemiştir.
Maktul hakkında düzenlenen otopsi raporunda, biri ateşli silah mermi çekirdeği, on üç adeti de kesici delici alet ile oluşturulmuş yaralar tespit edildiği, bu yaralardan 1 adet ateşli silah ile 10 adet kesici delici alet yaralanmalarının müstakilen öldürücü nitelikte oldukları, ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliğindeki cilt ve cilt altı bulgularına göre atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği ve kesici delici alet yarasına bağlı iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu belirtilmiştir.
Olaydan sonra sanık hakkında düzenlenen raporlarda, sol el dış yanda 2 cm.lik kesi, sağ kol içte
cm.lik ekimoz, sol dirsekte
cm.lik yumuşak dokuda sıyrık alanı tespit edildiği, yaralarının 1 gün iş ve gücüne engel olacağı belirtildiği anlaşılmaktadır.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp, yukarıdaki açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Sanığın savunması ve tanık anlatımlarından, sanığın, olay öncesinde maktul ile ilişkiye girdiği sırada onun evli olduğunu bildiği, buna rağmen birlikte nikahsız yaşamayı göze aldığı, ancak zaman içerisinde maktulün evli olmasının aralarında sorunlara ve giderek kavgalara neden olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Sanığın, evli olduğunu bildiği maktul tarafından evlenme vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında yüklenen suçu işlediğinden söz etmeye olanak yoktur. Ancak, olay günü maktulün, hasta olan sanığın tedavi giderlerini karşılamaması nedeniyle tartıştıkları, aksi sabit olmayan savunmaya göre, maktulün sanığa hitaben onur kırcı sözler söylediği, hatta basit etkili eylemde bulunduğu anlaşılmaktadır. Maktulün bu eylemleri, sanık yönünden haksız tahrik oluşturmaktadır. Maktulden kaynaklanan bu haksız hareketlerin ulaştığı boyut, sergilediği vehamet ve neticeleri nazara alındığında, bu haksız eylemlerin etkisi ile onu ateşli ve kesici ve delici alet kullanarak öldüren sanığın, bu suçu hafif haksız tahrik altında işlediğinin kabulü zorunludur. Sanığın ve maktulün eylemlerini değerlendirerek, suçun haksız tahrik altında işlendiğini saptayan Yerel Mahkeme hükmü ve bu hükmü onayan Özel Daire çoğunluk kararı isabetlidir.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri ise, Haklı nedenlere dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne ve Yerel Mahkeme hükmünün, tahrikin derecesinin belirlenmesindeki isabetsizlik nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.12.2002 günü oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy