(765 S. K. m. 51, 55, 59, 64, 65, 449) (6136 S. K. 13) (647 S. K. m. 4)
Dava: Kasten üvey babasını öldürmek suçundan sanık M. Y.'ın TCY. nın 449/1-3, 51/2, 55/3, 59/2. maddeleri uyarınca 11 yıl 1 ay 10 gün ağır hapis cezası ve fer'i cezayla, ayrıca 6136 sayılı Yasanın 13/1, TCY. nın 55/3, 59/2. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 844.444 lira ağır para cezasıyla; sanık F. P.'ın ise diğer sanığı bu suça azmettirmekten TCY. nın 449/1-3, 59. maddeleri uyarınca 30 yıl ağır hapis ve fer'i cezayla cezalandırılmalarına ilişkin Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.05.2000 gün ve 205-143 sayı ile verilen ve sanık F. yönünden kendiliğinden temyize tabi olan hükmün sanıklar vekilleri ile o yer C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.06.2001 gün ve 246-2559 sayı ile;
1- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık M. Y.'ın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre sanık hakkında verilen hükümde bozma dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan diğer temyiz itirazlarının reddine. Ancak;
a) Sanık M.'in üvey babası maktul H.'yi öldürmesi fiilinde annesi F.'yı para karşılığı başka erkeklere satmasının ağır tahrik teşkil edeceği, sanığın bu inançla fiili işlediği kabul edilerek hakkında TCK. nun 51/2. maddesi uygulanmış ise de toplanan delillere, dosya içeriği, tanık anlatımlarına göre bu iddianın varit olmadığı aksine maktulün çevresinde iyi bir insan olarak tanındığı, ailesine karşı böyle bir durumun söz konusu olmadığı bu itibarla sanık lehine tahrik halinin kabulünü gerektirir objektif nedenlerin bulunmadığı, sanığın olmayan bir nedeni tahkik etmeden varmış gibi kabul ederek bu inanç altında hareket etmesinin lehine kabulünü gerektirir haklı bir neden oluşturmayacağı, kaldı ki aşamalarda ifadelerinin değişmesi karşısında öldürmenin gerçek nedeninin kesin surette belirlenemediği gözetilmek suretiyle sanığın tahriksiz olarak üvey babasını öldürmekten mahkumiyeti cihetine gidilmesi gerektiği halde dosyaya ve delillere uygun düşmeyen şekilde hakkında tahrik hükmünün uygulanması,
b) 6136 sayılı Yasaya aykırılıktan kurulan hükümde sanığın yaşı ve belirlenen hürriyeti bağlayıcı cezanın miktarı itibariyle sanık hakkında 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi,
2- Sanık F. P.'a yönelik temyiz itirazına gelince;
Aşamalarda suçlamaları reddeden sanığın, diğer sanık M.'in 07.06.1999 günlü beyanı ile tanıklar Z. P. ve D. P.'ın aleyhteki anlatımları dışında mahkumiyetine yeter kesin delil bulunmadığı, aleyhteki delillerden sanık M.'in ilk anlatımına aykırı olarak sonraki savunmalarında annesi F.'nın olaydan haberi olmadığını ısrarla söylemesi, tanıklardan Z. P.'ın anlatımlarının hayatın olağan akışı içinde ve dosyadaki delillerle bağdaşır ve kabul edilebilir bir nitelikte bulunmaması, tanık D. P.'ın anlatımlarının da aynı nitelikte olması yanında yakın akrabalık nedeniyle bilahare geri alınmasıyla delil niteliğini kaybedeceği, bu nedenlerle şüpheden sanık yararlanır kuralı gereği sanık F.'nın yüklenen suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde azmettirmekten tecziyesi cihetine gidilmesi isabetsizliğinden, Daire Başkanı T. Güven ve Üyelerden O. Şirin'in; Maktul H.'nin, eşi sanık F.'yı başka erkeklerle cinsel ilişkiye zorladığı ve eşini sıkça döverek yaşamını çekilmez kıldığı şeklindeki savunmaların gerçekle ilişkisi olmadığının oluş ve kabulden anlaşılması karşısında;
Sanık M.'in, yasal yöntemle polisçe alınmış 07.06.1999 günlü beyanında belirttiği anneme ben bu H. denilen adamı vuracağım, sen de kurtul dedim, annem de bana, vur ama kimsenin görmediği bir yerde biçimindeki ikrarının oluşa uygun düşmesi, sanık F.'nın poliçe alınmış 08.06.1999 günlü ifadesinde, öldürmeye onay vermediğini belirtse dahi oğlu M. ile bu mealde bir konuşmanın vukuunu açıklayarak öldürme kararını takviye etmiş olacağı kanısını doğurması ve özellikle kendisinin maktul tarafından başka erkeklere pazarlandığına ve dövüldüğüne yönelik süregiden asılsız açıklamaları oğlu M. ile birlikte M.'in savunmaları paralelinde yaparak ona gerek olay öncesinde onay vererek ve gerekse olay sonrasında savunma desteği sağlayarak yardım eylediği kesin kanısını yaratması ve olay sonrasındaki sair davranışları itibariyle, sanık F.'nın öldürme eylemine oğlu M.'in suç işleme kararını takviye niteliğinde katıldığı, hukuki durumunun Yasanın 65/1. maddesine uygun bulunduğu, kararın bu doğrultuda bozulması gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun beraate ilişkin bozma kararını paylaşmıyoruz. görüşüyle kullandıkları karşı oy ve oyçokluğuyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 03.10.2001 gün ve 260-293 sayı ile; sanık M. hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik bozma kararına uyarak gereğini yerine getirmiş, ancak diğer bozma nedenleri yönünden;
Sanık M. Y. yıllar sonra kendisini terkeden annesi F. P.'ı bulmuş, sanık F.'nın yeni kocası maktul H. P. kendi çocuğu olmamasına rağmen sanık M. Y.'ı evine kabul etmiş, ona iş bulmuştur. Belirtmek istediğimiz sanık M. Y.'ın üvey babası H. P.'ı öldürmesi için hiçbir sebep yoktur. İşler bu şekilde yolunda giderken kocasından kurtulmak isteyen anne F. P. kocası H.'nin kendisini başka erkeklere sattığına oğlunu inandırmıştır. Önceden hiçbir şekilde öldürme fikri olmayan sanık M. Y. yıllar sonra bulduğu annesinin sözlerine inanarak kendisine iyilik yapan üvey babası H. P.'ı öldürmüştür. TCK. nun 65. maddesinin olayımızda düşünülmesi için sanık M.'te önceden mevcut bir öldürme fikrinin olması ve bu düşüncenin anne F. tarafından icra safhasına geçirilecek şekilde desteklenmesi gerekirdi. Fakat olayımızda aralarında hiçbir husumet bulunmayan ve öldürme için başkaca bir sebepte bulunmayan sanık M.'e annesi F. tarafından kocası H.'yi öldürme fikri aşılanmış ve bu azmettirme sonucu sanık M. tarafından üvey babası H. öldürülmüş, bu sebeple de öz oğlunda üvey babasını öldürmek fikrini aşılayan sanık F. hakkında TCK. nun 65. maddesi delaletiyle değil, TCK. nun 64/2. maddesi delaletiyle hüküm kurmanın daha adil olacağı kanaatine varılmıştır.
Sanık M. yıllar sonra bulduğu öz annesinin üvey babası tarafından başkalarına satıldığını inanmakta ve bu sebeple de cinayeti işlemektedir. Sanık M.'in ağır tahrik altında kaldığı kuşkusuzdur. Fakat sanık M.'in olayın doruluğunu araştırması, anlatılanlara hemen inanmaması gerektiği düşünüldüğünden cezasından TCK. nun 51/2. maddesi ile indirim yapılırken, asgari sınırın üzerine çıkılarak uygulama yapmanın dahi adil olacağı düşünülmüştür. Kaldı ki Yargıtay bozma ilamında öldürmenin gerçek nedeninin kesin suretle belirlenemediği belirtildiğinden; sanık M.'in beyanlarına itibar ederek bu durumun tahrik açısından sanığın lehine yorumlanması gerektiği düşünülmüştür. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık F. yönünden kendiliğinden temyize tabi olması ve sanık F. vekili ile o yer C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 28.05.2002 gün ve 129-261 sayı ile;
Duruşma tutanağında yakınan tarafından 28.07.1997 günlü oturumda verildiği belirtilen Dilekçenin akibetinin araştırılarak, bulunması halinde dosya içine konması ve Yerel Mahkeme hükmünün yokluğunda karar verilen Ekrem P.'a tebliği ile tebligat evrakının ve hükmün temyiz edilmesi halinde temyiz Dilekçesi de eklenerek, hüküm temyiz edilmese dahi kısmen kendiliğinden temyize tabi olması ve C.Savcısı ile sanık F. vekilinin temyizleri yönünden inceleme yapılabilmesi için geri gönderilmek üzere dosyanın incelenmeksizin yerine iadesine karar verilmiştir. Yerel Mahkemece, yakınan Ekrem tarafından verilen Dilekçenin bütün araştırmalara rağmen bulunamadığı bildirilmiş ve gerekçeli hüküm adı geçene tebliğ edilmiştir. Ancak, yakınan yokluğunda verilen bu hükmü temyiz etmemiştir.
Dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının sanık M. yönünden onama ve sanık F. yönünden bozma istekli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık M. Y.'ın üvey babasını öldürmek suçundan, sanık F. P.'ın ise diğer sanığı bu suça azmettirmekten cezalandırılmalarına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlıklar,
1- Sanık M. yönünden, tahrik hükmünün uygulanması olanağının bulunup bulunmadığı,
2- Sanık F. yönünden ise;
a) Sanığa yüklenen suçun sübuta erip ermediğinin,
b) Eyleminin sabit olması halinde iştirakin derecesinin belirlenmesi noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
07.06.1999 tarihinde düzenlenen yakalama tutanağında, Şanlıurfa ili Birecik ilçesinde Söğütlük piknik alanı içerisinde meydana gelen tabancayla adam öldürme olayıyla ilgili olarak yapılan soruşturmada, şüphe üzerine maktul H. P.'ın eşi F., oğlu F. ve M. Y. adlı kişinin gözaltına alındıkları, yapılan şifahi sorguları sonucunda F. P.'ın azmettirmesi sonucu oğlu M. Y.'ın, üvey babası olan maktulü öldürdüğünün anlaşıldığı belirtilmiş, tutanak sanıklarca da imzalanmıştır.
Sanık M. Y. kolluk tarafından alınan ifadesinde; 05.06.1999 günü annesini görmeye Birecik'e geldiğini, babalığı olan maktulün annesini başkalarına para karşılığında satmak istemesi nedeniyle aralarında kavga çıkmış olduğunu, maktule neden böyle yaptığını sorduğunda, sen karışma sen de kim oluyorsun dediğini, böyle hareket ederse bir gün elinden kaza çıkacağını ve onu vuracağını söylediğini, ancak maktulün, hadi oradan diyerek gittiğini, daha önceleri annesini görmek için geldiği zamanlarda çamaşırların arasında tabanca görmüş olduğunu, 05.06.1999 günü bu tabancayı alıp annesine, tabancayı aldığını, H.'yi vuracağını, kurtulacağını söylediğinde, onun da vur ama kimsenin görmediği bir yerde vur dediğini, bunun üzerine annesine, mezarlığın yanına giderek bekleyeceğini, işyerine giderken vurup oradan da kaçacağını söylediğini, annesinin de bunu onayladığını, olay günü saat 22.30 sıralarında belirtilen yere gittiğinde maktulü köprünün orada görerek takip ettiğini, kaybedince Kıyı restauranta doğru gittiğinde maktulün kendisini görüp yanına çağırdığını, birlikte işyerine doğru yürüdüklerini, annesine neden böyle yaptığını sorduğunda, karışmamasını söylediğini, o sırada maktule yumruk atıp yere yatırdığını, yerdeyken bir taş parçasıyla kafasına vurduğunu, kalkmak istediğinde tabancayla ona ateş ettiğini, ancak ateş almadığını, tekrar mekanizmayı çektiğini ve ateşlediğinde tabancanın yine ateş almadığını, bir sefer daha çektiğini ve bu sefer tabancanın ateş aldığını, omzundan vurduğunu, kurşunun yere gittiğini zannederek tekrar ateş ettiğini, yerden doğrulmaya çalışan maktulü bu sefer kafasından vurduğunu, oradan uzaklaşıp, daha önce kendisine teyzesinde kalacağını söyleyen annesi sanık F.'nın yanına gittiğini, birlikte yattıklarını, sabahleyin annesini alıp maktulü vurmuş olduğu yere birlikte gittiklerini, akabinde olay yerine polislerin geldiğini, tabancayı maktulün evinde dolabın altına sakladığını beyan etmiştir.
08.06.1999 tarihinde C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ancak olay yerinden ayrılıp eve gittiğinde annesinin evde olmadığını, Salih dayısının olduğunu ve kendisini silahı dolabın altına koyarken görünce maktulü vurduğunu ona söylediğini, sabaha kadar uyuyamadıklarını, sabah gelen telefon üzerine maktulün vurulduğu yere gittiklerinde polis tarafından yakalandıklarını belirtmiş, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda da benzer şekilde anlatımda bulunmuş, fakat annesinin, üvey babasını vurması konusunda kendisine hiçbir şey söylemediğini, olaydan haberi olmadığını bildirmiştir.
Duruşmada ise, maktul üvey babasının muvafakatıyla birlikte kalmaya başlamalarından sonra maktulün annesine kötü davranıp dövdüğüne şahit olduğunu, birlikte kaldıkları dönemde maktul ile aynı lokantada çalıştıklarını, üvey babasının bu lokantanın işçilerine ve patronuna annesini pazarlamaya çalışmış olduğunu, bu arada lokantada çalışan personelin kendisini gösterip, alaylı bakmaya başladıklarını hissettiğini, kendisine dümbük diye hakaret ettiklerini, bunlara kızarak Birecik'ten ayrılıp İslahiye'ye gittiğini, bir süre sonra annesini ziyaret etmek amacıyla Birecik'e gelip yolda maktulle karşılaştığında annesinin teyzesine gittiğini söylediğini, inanmayıp eve gittiğinde kapıyı küçük kardeşinin açtığını, içeriye girdiğinde bir adamın annesini zorladığını görüp kovduğunu, adamın, annesini kocasının sattığını, parasını verdiğini söylediğini, kovduğu bu kişinin adını bilmediğini, akşam maktule neden böyle yaptığın sorduğunda kendisini tersleyip kovduğunu, ertesi gün olay yerinde maktulle karşılaştıklarında sana ne benim karım istersem satarım deyince üzerinde bulunan silahla maktule ateş ettiğini, eve gittiğinde annesine bir şey demediğini, annesinin kendisine maktulü öldürmesi konusunda herhangi bir şey söylemediğini, hatta daha önceki tartışmalar olduğunda bu işe karışıp başını belaya sokmamasını söylediğini, poliste verdiği ifadeyi kabul etmediğini, mahkemedeki ifadesinin doğru olduğunu, annesinin kendisini azmettirmediğini belirtmiş,
18.10.1999 tarihinde mahkemeye sunduğu Dilekçesinde ise, maktulün kendisine zaman zaman sarkıntılık yaptığını, bu nedenle işten ayrıldığını, sonra yine aynı işyerinde çalışması konusunda kendisini kandırdığını, birlikte lokantaya gitmek için yola çıktıklarını, yakın olduğunu söyleyip maktulün kendisini ormanın içinden götürdüğünü, olay yerine geldiklerinde sarkıntılık yapıp rahatsızlık verdiğini, tecavüz etmek için zor kullanmaya başladığını, boğuşma sırasında maktulün belinden yere düşen tabancayı kendini korumak için alıp ateş ettiğini, daha önce utandığı için ifadelerinde bu hususu söyleyemediğini belirtmiş, duruşmada bu Dilekçe okunup sorulduğunda, annesi tutuklanınca belki kurtarabileceği düşüncesiyle böyle bir dilekçe verdiğini, gerçek olmadığını, olayın mahkemede anlattığı şekilde geliştiğini, annesinin ise diğer çocuklarından çekindiği için doğruyu söylemediğini bildirmiştir.
Sanık F. P. 08.06.1999 tarihinde kolluk tarafından alınan ifadesinde; maktulün resmi nikahlı eşi olduğunu, sanık M. Y.'ın ise, ilk eşinden olma öz oğlu olup daha önce İslahiye'de kaldığını ve ramazan bayramından sonra yanına geldiğini, hatırlamadığı bir tarihte kendisine, anne sen bu işleri neden yapıyorsun, neden kötü yola düşüyorsun, sana babalığım H. bu işleri neden yaptırıyor? dediğini, babalığı ile kendi arasındaki bu konunun onu ilgilendirmeyeceğini, babalığının kabul ettiğini kendisinin de yaptığını söylediğini, misafirliğe gittiklerinde evde kalan eşi ile oğlunun aralarında tartışmış olduğunu öğrenip oğlu M.'i evden kovduğunu, İslahiye'ye gidip birkaç gün sonra tekrar geri geldiğini, sanık M.'in bir gün H.'yi öldüreceğini söylediğini, ancak kendisinin öldür demediğini, sanığın kendisine kızıp, sen de bu hayata alışmışsın, ne haliniz varsa görün dediğini ve Kıyı restaurantta maktul H. ile birlikte çalışmaya başladığını, olay günü sanık M. ile birlikte kız kardeşi M.'nin evinde kaldıklarını, sabah olayı sanık M.'in kendisine söylediğini beyan etmiştir.
Aynı gün C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde, 18 yaşındayken maktul H. ile evlendiğini, önceki evliliğinden olan oğlunun ise babaannesinin yanında büyüdüğünü, geçen süre içinde hiç karşılaşmadıklarını, oğlunun büyüyünce kendisinin Birecik'te yaşadığını öğrenip 1999 yılı ramazan ayından sonra yanına geldiğini, maktulün de uygun görmesiyle yanlarında kalmaya başladığını, bir lokantaya işçi olarak girdiğini, maktulün maddi durumunun iyi olmasına rağmen eve harçlık bırakmadığını, tanımadığı adamları eve getirerek onlardan para aldığını, bu kişilerin, ilçede galericilik yapan N. Y., hastaneden emekli F., Kıyı restaurant sahibi H. ile sünnetçi A. adlı kişiler olduklarını, bunlardan N. Y.'un sürekli kendisine kötü teklifler yapıp birlikte Nizip'e gitmeleri halinde 100 milyon lira vereceğini söylediğini, ayrıca kocasının F. adlı kişiden kurbanlık koyun almış olduğunu, bu kişinin ormanda içki alemi düzenleyip kendilerini de çağırdığını, o sırada oğlu M.'in gitmesine karşı çıktığını, kocasının kendisini bu insanlarla birlikte olması için zorladığını, zaman zaman dövdüğünü, oğlunun da bunlardan haberdar olduğunu, çünkü evde kaldığı süre içinde gelen erkekleri gördüğü gibi telefonlara da bazen çıktığını ve bunlara içerlediğini, annesiz ve babasız büyüdüğü için kendisine aşırı düşkün olduğunu, hatta bu konuyu birkaç kez tartıştıklarını, olayın bu şekilde devam etmesi durumunda çok kötü şeyler yapabileceğini söylediğini, ancak kendisinin sanığı yatıştırmaya çalıştığını, sanığın bir ay kadar önce İslahiye'ye gidip cumartesi günü geri geldiğini, her şeyin normal olduğunu, ancak kendisinin evde olmadığı bir sırada eve yine birilerinin gelmesine sinirlenerek maktul ile tartışmış olduğunu, ertesi gün akşam üzeri kardeşleriyle parka çıktıklarını, o sırada evde kalan sanık M.'in gidip kocası H.'yi vurmuş olduğunu, kendisini olayı ertesi gün öğrendiğini, o akşam sanığın kendisine bir şey söylemediğini, kocasını vurması için oğlunu azmettirmediğini belirtmiş, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Duruşmada ise, maktulün 13 yıllık eşi olduğunu, onun ilk eşinden olan beş çocuğunu kendisinin bakıp büyüttüğünü, yüklenen suçu kabul etmediğini belirtmiş, sorulması üzerine, maktulün kendisini hiçbir şekilde gayri ahlaki bir yola sürüklemediğini, başkalarıyla para karşılığında cinsel ilişkiye girmeye zorlamadığını, böyle bir şey olmadığını, sanık M.'in, kocası H. ile arasında bir sorun olmadığını, kocasını bu sanığın öldürüp öldürmediğini, öldürmüşse nedenini bilemediğini, maktulün namusuna düşkün bir insan olduğunu, biraz cimriliği bulunduğunu, halinin vaktinin yerinde olduğunu, aralarında herhangi bir mal mülk sorunu olmadığını, maktulden mal ve tarla istemediğini, istemediği halde maktulün Nizip'teki evini kendisine bağışladığını, ayrıca yeni evlendikleri zaman Birecik'teki evi de kendisine bağışlamış olduğunu, kocasının silahı olmadığını, evde silah bulunmadığını, kocasının ilk eşinden olma kızı Z.'i, oğlu M. ile evlendirmek istemediği gibi bu konuda aralarında bir tartışma olmadığını, karakoldaki ifadesini kabul etmediğini, 3-4 gün nezarette tutulduğunu, C.Savcılığında ne ifade verdiğini hatırlamadığını söylemiştir.
Tanık Z. P. kolluk tarafından alınan ifadesinde; maktulün öz babası, sanık F.'nın ise üvey annesi olduğunu, babasının borçlandığı Cemal adlı kişinin, üvey annesiyle tanıştıktan sonra babası yokken sık sık evlerine gelmeye ve üvey annesiyle yalnız görüşmeye başladığını, bu gelip gitmelerin köyde dedikoduya neden olduğunu, üvey annesinin bunu kendisinden bilerek üvey ağabeyi sanık M.'e kendisini kirletmesini söylediğini başkalarından duyduğunu, üvey annesinin babasıyla tartıştığı zamanlarda, birkaç altını olduğunu, bunları birisine verip babasını öldürteceğini söylediğini duyduğunu, olay gecesi parka gidip sonra öz ağabeyinin evinde kaldıklarını, sanık M.'in de gece 12'de oraya gelip kendileriyle kaldığını, sabah kahvaltıdan sonra sanık M.'in üvey annesi tarafından eve gönderildiğini ve tekrar kaldıkları eve gelerek babasının öldürüldüğünü haber verdiğini, üvey annesinin buna hiç üzülmediğini soğuk kanlı karşıladığını, karakolda bir şey görmediklerini söylemesini tembih ettiğini beyan etmiştir.
Duruşmada ise, üvey annesinin, köydeki tarlanın bir kısmını satması ve fıstıklığı üzerine yapması, ayrıca kendisini de oğlu sanık M.'e vermesi için babasına baskı yaptığını, ancak babasının kabul etmediğini, üvey annesinin öldüreceğini söyleyerek maktulü tehdit ettiğini ve kendisini kirletmesi hususunda sanık M.'e söylediğini ancak onun acıyarak bunu yapmadığını ağabeyi F.'dan öğrendiğini, olaydan bir gün önce bir çocuğun sarılı halde getirdiği tabancayı ağabeyi F.'un alıp üvey annesine verdiğini, babasının silahı olmadığını, silahın geldiği gün sanık M.'in telefonla aradığını ve üvey annesinin gülerek durma gel diye söylediğini, ertesi gün gelince evde silahı oğlu sanık M.'e verdiğini, o gün öğlen yemeğinde maktule sürekli dik ve sert baktıklarını, öğleden sonra üvey teyzesi A.'ye gittiklerini, üvey annesinin ise uyuyup kaldığını söyleyerek geç geldiğini, gece parka gittikten sonra ağabeyinin eşi ve aynı zamanda üvey teyzesi olan M.'nin evine gittiklerini, gece saat 01.00 sıralarında sanıkların birlikte eve gideceklerini söyleyerek dışarıya çıktıklarını ve saat 02.30 sıralarında geri döndüklerini, halbuki evlerinin arasının on dakikalık bir mesafe olduğunu, sanıkların her ikisinin de yüzlerinin sararmış ve canının sıkkın olduğunu gördüğünü, sabaha kadar da uyuyamadıklarını, sabah ise üvey annesinin, H. neden gelmedi, nerede kaldı, her ne kadar ben onu öldürteceğim diyorsam da allah başımızdan eksik etmesin benim çocuklarımın babasıdır şeklinde devamlı konuştuğunu, devamlı düşündüğünü gördüğünü, kahvaltıdan sonra sanık M.'in, ağabeyi F.'un elbiselerini giyerek evden çıktığını, bir süre sonra geri döndüğünü ve diğerleriyle konuştuktan sonra babasının öldüğünü kendilerine söylediklerini, babası ile üvey annesinin zaman zaman tartıştıklarını, üvey annesinin sanık M.'e babasını dağa kaldırıp öldürmesini söylediğini, hatta bunu kardeşi D.'in de duyduğunu, babasının cimri olduğunun doğru olduğunu ancak evin ihtiyaçlarını karşıladığını, kendisinin karakolda üvey annesinin başka erkeklerle ilişkisi olduğu yönünde bir ifade vermediğini, polislerin ifadelerini birlikte aldıkları sırada sanık M.'in ifadelerinden yola çıkarak bu şekilde yazmış olabileceklerini, üvey annesi sanık F.'nın hiçbir namussuz ve kötü hareketini görmediğini söylemiştir.
Tanık F. P. kollukta, maktulün öz babası ve sanık F.'nın üvey annesi olduğunu, maktulü en son akşam saat 21.00 sıralarında işe giderken gördüğünü, kendisinin de gece çalıştığını, sabah 05.00'de işten dönüp yattığını, üvey kardeşi sanık M.'in kendi evinde kaldığından haberi olmadığını, sabah saat 10.00 sıralarında eşinin kendisini uyandırdığında sanıkların evde olduklarını ve telefon geldiğini, babasının vurulduğunu söylediklerini, birlikte olay yerine gittiklerini beyan etmiştir.
Son soruşturma aşamasında 29.05.2000 tarihinde mahkemeye sunduğu Dilekçede, üvey annesi sanık F.'nın suçsuz olduğunu, kardeşi Z. P.'ın üvey annesine düşman olup her zaman ondan nefret ettiğini, bu nedenle ona iftira ettiğini, zaman zaman maktulü de üvey annesine karşı kışkırttığını, kendilerini üvey annelerinin büyüttüğünü, babasını da asla öldürtmesinin söz konusu olamayacağını belirtmiştir.
Duruşmada benzer şekilde anlatımda bulunmuş, maktul babasıyla üvey annesi arasında her ailede olabilecek tartışmaların olduğunu, bunun dışında babasının, üvey annesini başkalarına pazarladığına ilişkin herhangi bir şey duymadığını, olaydan 5 ay kadar önce bir gün maktulün, sanık F.'ya ben senden yeteri kadar tat aldım, seni artık satmak istiyorum dediğini, sonra üvey annesi sanık F.'nın kendisine gelip, bak baban bana böyle söylüyor, bu laf denir mi? dediğini, maktule bu nedenle çıkıştığında onun da kendisini sen ne karışıyorsun, o benim hanımım diye azarladığında sesini çıkaramadığını söylemiş, eşi olan tanık M. de benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Tanık Salih Y. kollukta alınan ifadesinde, sanık F.'nın, ablası olduğunu ve onların yanında kaldığını, olay gecesi ablası olan sanığın, çocuklarıyla beraber diğer ablası A.'ye gitmiş olduğunu ve orada yattıklarını, kendisinin ise maktul eniştesi H.'ye ait evde kaldığını, yeğeni sanık M.'i de diğerlerinin yanına gönderdiğini, ancak göndermeden önce M. eve geldiğinde belinde tabanca gördüğünü ve nereden bulduğunu sorduğunda, sanığın, bir yerden bulduğunu, boş vermesini, babalığı olan maktul H.'yi vurduğunu söylediğini, neden böyle bir şey yaptığını sorduğunda ise, bir şey söylemediğini, o gece kimseye bir şey söylemediğini ve sanığı, annesi olan diğer sanık F.'nın yanına gönderdiğini, sabah sanık M.'in tekrar kendi kaldığı eve geldiğini, bir süre sonra telefonla eniştesi maktulün ölü olarak bulunduğunun bildirildiğini, bunun üzerine sanık M.'i haber vermesi için diğerlerinin yanına gönderdiğini beyan etmiştir.
Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmakla beraber, tabancayı gördükten sonra sanık M.'i sıkıştırdığını, o zaman maktulü vurduğunu söylediğini, ancak bütün sıkıştırmalarına rağmen bu işi neden yaptığını söylemediğini, teslim olmasını söyleyerek evden gönderdiğini belirtmiştir.
Tanık H. B. aşamalardaki ifadelerinde, Kıyı restaurant adlı yeri kardeşi M. ile birlikte işlettiklerini, hatırlamadığı bir tarihte kendisini telefonla arayan sünnetçi Ali adlı kişinin, tanıdığı bir gencin işsiz ve ailesinin fakir olduğunu, garson olarak iş verip veremeyeceğini sorduğunu, komi olarak çalıştırabileceğini söylediğini, birkaç gün sonra sanık M. Y.'ın gelip işe başladığını ve 2-3 gün çalıştıktan sonra maktul H.'yi kendisine getirerek babası olduğunu söyleyip ona da iş istediğini, gece bekçisi olarak işe aldığını, sanık M.'in 6-7 gün çalıştıktan sonra kendi isteği ile işten ayrıldığını, maktulün ise öldürülene kadar 20 gün kadar çalıştığını, gece saat 22.00 sıralarında işe geldiği için genellikle görmediğini, olay günü işe gelmediğini, saat 23.30 sıralarında telefon ettiğinde telefona çıkan Salih adlı kişinin, maktulün evde olmadığını söylediğini, sabahleyin de öldürüldüğünü öğrendiğini, maktulün kesinlikle kendisine karısı sanık F.'yı para karşılığında ilişkiye girmesi için bir teklifte bulunmadığını, başkalarına pazarlamaya kalktığını da duymadığını, görmediğini söylemiştir.
Tanık F. T. ise duruşmada dinlenmiş olup, maktulü fazla tanımamakla beraber namussuz bir hareketini görmediğini, karısını başka erkeklere sattığını duymadığını, Birecik'in küçük bir yer olduğunu, böyle bir şey olsa mutlaka duyulacağını söylemiştir.
Tanık Ali Kuş da duruşmada dinlenmiş olup, maktulün oğlunu sünnet ettiği için bir kere evine gittiğini, onun dışında gitmediğini, karısını zorla ereklere sattığın duymadığını, Birecik'in küçük bir yer olduğunu, böyle bir şey olsa mutlaka duyulacağını söylemiştir.
Tanık N. Y. da bu iki tanık gibi anlatımda bulunmuştur.
Tanıklar B. K., B. D., Ö. B., M. B., İ. S. ve M. B. ise, maktul ile aynı lokantada çalıştıklarını, karısını para karşılığında erkeklere pazarlamaya kalktığını görmediklerini ve duymadıklarını, çalışanlardan kimsenin de sanık M. ile dümbük diye dalga geçmesinin söz konusu olmadığını söylemişlerdir.
Yerel Mahkemece maktul ve ailesi hakkında bilgisi olan köy komşularından kişilerin belirlenmesi için kolluk araştırması istenmiş ve bu hususta belirlenen tanıklar Bozova ilçesi Budaklı köyü muhtarı A. P. ve köy halkından R. Y., M. P., B. Ç., Y. P., A. P. (A. oğlu) ve A. P., maktulün daha önce Almanya'da çalıştığını, köyde tarlası ve mal varlığı olan, namusuna şerefine düşkün bir insan olduğunu, karısını başka erkeklere sattığına ilişkin bir şey duymadıklarını, karısı sanık F.'nın da herhangi bir kötü alışkanlığını görmediklerini, yazın ailece köye geldiklerini, kışın ise Birecik ilçesinde oturduklarını beyan etmişlerdir.
Yine Yerel Mahkemece, maktulün komşularından kolluk araştırması ile belirlediği tanıklar, A. Y., M. K., A. P., M. A., E. K. H. Y., Y. D. ve İ. K. ise maktulün herhangi bir kötü alışkanlığını, namussuz bir hareketini görmediklerini, eşini erkeklerle para karşılığında cinsel ilişkiye girmeye zorladığını duymadıklarını, böyle bir şey olsa mutlaka duyulacağını, maktulün çevrede namuslu bir insan olarak tanındığını söylemişlerdir.
07-08.06.1999 tarihlerinde düzenlenen yer gösterme tutanakları içeriklerine göre, sanık M. Y.'ın maktulü öldürdüğü yeri görevlilere göstererek olayı kolluk ifadesine uygun şekilde anlattığı, olaydan sonra maktule ait eve gelerek, tabancayı mutfakta girişin sağ tarafında bulunan buzdolabının altına sakladığı, söz konusu tabancanın buradan alınarak el konulduğu anlaşılmaktadır.
Maktulün yapılan ölü muayenesinde, 55 yaşlarında 170 cm. boylarında ve 70-75 kilo ağırlığında bir erkeğe ait olan cesedin yapılan dış muayenesinde; sol şakak üzerinde bir adet mermi giriş deliği, boyunda nefes borusunun solunda adem elmasının 2-3 cm. altında bir adet mermi giriş deliği, başın arka kısmında oksipital bölgede bir adet mermi çıkış deliği, yine sağ omuz başında boyuna 2-3 cm. mesafede bir adet mermi çıkış deliği olduğu, çene kemiğinde sağ tarafta 1 cm. çaplı yüzeysel sıyrık ve ekimoz, göğüs orta kısmında sol tarafta 2-3 cm. çapında ekimotik alanlar bulunduğu, buna göre sol yan frontal kısımdan giren merminin oksipital bölgeden çıktığı, larinks sol orta bölgeden girip sol omuz başından çıkan mermi yaralanmasından dolayı beyin dokusunda meydana gelen hasar ve buna bağlı meydana gelen solunum ve dolaşım yetmezliğinden ölümün meydana geldiği, ölüm nedeni açıkça belli olduğundan sistematik otopsi yapılmasına gerek bulunmadığı belirtilmiştir.
Açıklanan bu bilgi ve belgeler ışığında somut olay ve sanıkların hukuki durumları ele alındığında;
1- Sanık M. yönünden tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesinde;
Suçu etkileyen genel nitelikteki bir hal olarak haksız tahrik, TCY. nın 51. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre tahrik; failin, haksız bir eylemin doğurduğu öfke ve elemin etkisi altında hareket ederek suç işlemesidir.
Yasanın anılan maddesinde haksız tahrikin, hafif ve ağır olmak üzere iki şeklinden söz edilmişse de, birbirinden ayırt edilmesini sağlayacak kesin bir kıstas konulmamış, tahrik ağır ve şiddetli olursa şeklinde genel ve soyut bir tanımlama yapılması ile yetinilerek, tahrikin derecesinin belirlenmesinde kullanılacak kıstasların uygulama ile ortaya konulması, uygulamanın yaygınlaşarak benimsenmesi ve nihayet süreklilik kazanması amaçlanmıştır.
Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında duraksamasız olarak benimsendiği üzere, tahrikin varlığı ve derecesi belirlenirken, haksız hareketin işleniş şekli, niteliği, zamanı, yöresel koşullar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmeli, eğer haksız hareket bu özelliklerine göre yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa, haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir.
Yukarıda açıklanan bilgi ve belgeler, yukarıdaki açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Yerel Mahkemece yapılan kapsamlı araştırma doğrultusunda, maktulün komşuları olan tanıkların açık anlatımları ile sanık eşi F.'yı başka erkeklere para karşılığında satmasının söz konusu olmadığı, tam tersine maktulün namusuna düşkün ve iyi ahlaklı birisi olarak tanındığı tespit edilmiştir. Sanık F. dahi hazırlık aşamasında maktulün kendisini başka erkeklerle olmaya zorladığına ilişkin anlatımını son soruşturma aşamasında değiştirerek, maktulün namusuna düşkün birisi olduğunu beyan etmiştir. O halde sanık M.'in, hiçbir zaman meydana gelmemiş ve kendisine yönelmemiş bir eylemin haksız olduğu inancı içerisinde hareket ederek suç işlemesinde, hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına da olanak yoktur. Çünkü, haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan koşullardan olan, haksız bir eylemin bulunması koşulu somut olayda gerçekleşmemiştir. Bu nedenle Yerel Mahkemenin dosya kapsamına uymayan, varsayıma dayalı gerekçelerle sanık M. hakkında tahrik hükümlerini uygulaması isabetsizdir.
2- Sanık F.'nın, diğer sanığı suça azmettirme eyleminin sabit olup olmadığı, eylemi sabitse iştirakin derecesinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;
a) Bir kişi tarafından işlenebilen tek failli suçun, yapılan işbirliği sonucunda birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmesi halinde suça iştirak mevcuttur.
Olay günü sanıkların hal ve hareketlerinden şüphe edilerek kolluk tarafından gözaltına alınmaları üzerine, sanık M.'in, kollukta ve C.Savcılığında olayın sıcağı sıcağına verdiği ifadelerde, maktulün, annesine kötü davranıp onu para karşılığında başka erkeklere sattığını, bu nedenle maktulü öldüreceğini söylediğinde annesi olan sanık F.'nın, vur, ama kimsenin görmediği bir yerde vur dediğini beyan etmiştir. Sanık F. ise, aşamalardaki ifadelerinde sanık M.'e, maktulü öldürmesi konusunda herhangi bir şey söylemediğini belirtmiş, ancak hazırlık aşamasında kollukta ve C.Savcılığındaki ifadelerinde diğer sanığın anlatımlarını doğrulayacak şekilde maktulün, para karşılığında erkeklerle birlikte olması için kendisini zorladığını beyan etmiştir. Tanık Z. P. ise aşamalardaki ifadelerinde, maktul ve üvey annesi olan sanık F.'nın geçinemediklerini, kendisini diğer sanık M. ile evlendirmeye çalıştığında maktulün buna karşı çıktığını, tartıştıkları zamanlarda sanık F.'nın, adam tutup maktulü öldürteceğini söylediğini belirtmiştir. Bütün bu bilgiler bir arada değerlendirildiğinde sanık F.'nın, diğer sanığın maktulü öldüreceğini söylediğinde ona karşı çıkmayarak, tam tersine onu vurmasını söylediği, bu suretle diğer sanığın eylemine iştirakinin sabit olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyeleri ise, sanık F.'nın, diğer sanığın eylemine iştirak ettiğine dair yeterli kanıt bulunmadığı görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
b) Türk Ceza Yasasında, suça katılanların suçun meydana gelmesinde asli rol alanlar ve neticenin oluşmasında yardımcı rol oynayanlar olmak üzere iki gruba ayıran, ikilik sistemi de denilen nispi suçluluk sistemi kabul edilmiştir. Failler, suça katılmadaki derecelerine göre asli veya fer'i fail olarak ikiye ayrılırlar.
Asli iştirak; faillerin bir suçu işleme hususunda, suçun işlenmesinden önce veya işlendiği sırada ortak bir irade ile hareket etmeleri ve suçun icrasında doğrudan doğruya etkili olan hareketleri ifa etmeleridir. Asli manevi iştirak, azmettirme; asli maddi iştirak ise eylemi irtikap etmek ve doğrudan doğruya beraber işlemek şeklinde olmaktadır.
Fer'i iştirak ise, suçun yapıcı davranışlarına (icra hareketlerine) doğrudan doğruya katılmamakla birlikte, suçun işlenmesi için iş ve vasıta tedarik etmek, suçun işlenmesini kolaylaştıran davranışlarda bulunmak, suç işlenmeden önce suç işleme kararını teşvik etmek, kuvvetlendirmek, talimat vermek veya suç işlendikten sonra yardım için söz vermek, olay yerinde bulunup asli faile destek sağlamak suretiyle eyleme ikinci derecede katılmaktır.
Suçun iştirak halinde işlenmesinde, faillerin suça katılma derecelerinin diğer bir deyişle asli fail mi yoksa fer'i fail mi olduklarının saptanması için eylemin bir evresindeki durumları değil, verilen karar, kararın icrası, olay öncesi ve olay sırasındaki davranışları dikkate alınmalıdır.
Somut olayda, sanık F.'nın, olayın yukarda belirtilen oluşum ve gelişim süreci içerisindeki eylemi, sanık M.'in maktulü öldürmek kararını teşvik edip, kuvvetlendirme biçiminde olup, TCY. nın 65 inci maddesinin 1 inci bendinde yer alan fer'i manevi iştirak niteliğinde bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin, sanık F.'nın iştirakinin derecesini asli manevi iştirak (azmettirme) olarak belirlemesi isabetsiz olup direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kurul üyesi ise, Yerel Mahkemenin iştirakin derecesinin belirlenmesine ilişkin direnme gerekçesinin yerinde olduğu görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Sonuç: Yukarda gerekçeleri gösterildiği gibi, Yerel Mahkeme direnme hükmünün,
1- Sanık M. Y. hakkında tahrik hükümlerinin uygulanması,
2- Sanık F. P.'ın, diğer sanığın suçuna iştirakinin TCY. sının 65/1 nci maddesi yerine 64/2. maddesi olarak belirlenmesi nedenlerinden dolayı BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 24.12.2002 günü sanık M. hakkındaki bozma nedeni yönünden oybirliği, sanık F. hakkındaki bozma nedeni yönünden ise oyçokluğuyla kısmen tebliğnamedeki görüşe aykırı olarak karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy