(765 S. K. m. 36, 59, 404) (647 S. K. m. 4, 6) (1412 S. K. m. 66)
Dava: Kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan sanık Raif Çalışkan'ın TCY. nın 404/2, 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve suça konu uyuşturucu maddenin TCY. nın 36. maddesi gereğince zoralımına ilişkin Bursa 9. Asliye Ceza Mahkemesince 10.09.2001 gün ve 1153-776 sayı ile verilen kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 14.01.2002 gün ve 30377-1365 sayı ile;
1- Sanığın hazırlık aşamasında 35 yıldır esrar maddesi kullandığını ve bağımlı olduğunu, bu suçtan sabıkasının bulunduğunu beyan etmesi karşısında, sanıkta uyuşturucu madde kullanma alışkanlığının iptila derecesinde olup olmadığı hususunda rapor alınıp, hakkında TCK. nun 404/son maddesinin uygulanması gerekip gerekmeyeceğinin karar yerinde tartışılmaması,
2- Yasal ve yeterli gerekçeleri gösterilmeden 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme 10.04.2002 gün ve 204-263 sayı ile; Adli tıbbın esrarda iptila olmaya-cağı şeklinde mütalaada bulunduğu benzer dosyalardan anlaşılmış, bu yerleşmiş görüş karşısında sonuca etkili olmayacağından yeniden bu konuda rapor alınmasına gerek görülmemiştir. Sanık mahkeme huzurundaki ifadesinde bulduğu zaman esrar içtiğini, esrar müptelası olmadığını belirtmiştir. Daha önce esrar içmek suçundan sabıkası bulunmamaktadır. Sanık esrar satmak suçundan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinden 1985 yılında 5 yıl ağır hapis cezası almıştır. Bütün bunlar karşısında esrar içiciliğinin iptila düzeyinde olup olmadığının araştırılmasının gerekmeyeceği, sanığın mahkeme huzurunda alınan beyanına itibar edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sanık vekili 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmasını talep etmiş ve bu talepleri önceki kararda gerekçesi gösterilmek suretiyle yerine getirilmemiştir. Sanığın İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinden verilen ve infaz verilen 5 sene ağır hapis cezası vardır. 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 1. fıkrasında kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre mahkemece yasada öngörülen tedbirlerden birisine çevrilebileceği belirtilmektedir. 2. fıkrasında da para veya tedbire çevirme zorunluluğu hüküm altına alınmıştır. Sanığın daha önceki cezası 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmamasına gerekçe olarak gösterilmiş ise de ayrıca takdire de yer verilmiştir. Cezanın şahsileştirilmesi sonucu hürriyeti bağlayıcı ceza belirtilen tedbirlerden birine çevrilebilmektedir. Sanığın uyuşturucu madde satmak suçundan ceza almasına ve bu cezanın infaz edilmesine, yıllardan beri bulduğu zaman esrar içmesine, esrarı kendi kendine evinde yetiştirmeyi düşünmesine göre 647 sayılı Yasının 4. maddesinin hakkında uygulanmasını hak etmediği, eyleminin bilincinde olan sanığın sonucuna da katlanmayı göze aldığı, ilk kez suç işleyen birisiyle sanığın aynı konumda olmadığı ve farklı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği sonucuna varılarak takdir hakkı 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmaması yönünde kullanılmıştır. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Kolluk görevlilerince yapılan bilgi toplama çalışmalarında sanık Raif'in kenevir ekerek bunlardan esrar maddesi elde ettiğinin öğrenilmesi üzerine Bursa il merkezi ile Narlı beldesinde bulunan evlerinde yapılan aramalarda toplam 155 gram esrar maddesi ile 29.6 gram esrar yapımında kullanılan dişi hint keneviri parçacıkları bulunarak el konulduğu tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Sanık, hazırlık soruşturması aşamasında gerek kolluk tarafından alınan ifadesinde gerekse, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda 35 yıldır esrar maddesi kullandığını ve bu maddenin bağımlısı olduğunu beyan etmiş ve bu savunmasına uygun şekilde, kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan cezalandırılmıştır.
Somut olayda, Özel Daire ile Yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlıklar;
1- Hazırlık aşamasındaki anlatımları itibariyle sanık hakkında TCY.nın 404. maddesinin 4. bendinin uygulanması olasılığı bakımından rapor alınmak suretiyle soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği,
2- 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken dayanılan gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili TCY. nın 14.06.1991 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3756 sayılı Yasa ile değişik 404. maddesinin 4. bendinde, Uyuşturucu maddeleri kullanan kimselerin alışkanlığı iptila derecesinde ise, salahı tıbben anlaşılıncaya kadar bir hastanede muhafaza ve tedavisine hükmolunur. Bu kimselerin hastanede muhafaza ve tedavilerine, yetkili mahkemece tahkikatın her safhasında da karar verilebilir. hükmü yer almaktadır.
Yasa koyucu uyuşturucu maddelere ilişkin suçları cezalandırmakla bireyi uyuşturucu maddenin etkisinden korumak ve sonuçta toplumu uyuşturucu madde kullanmanın dolaylı etkilerine karşı koruma altında tutmak amaçlarını gütmüştür. İşte bu amaç doğrultusunda söz konusu madde hükmü ile tür ayrımı yapılmaksızın, uyuşturucu maddelerden birisini kullanan failin bu alışkanlığının iptila derecesinde olmasının saptanması halinde, iyileşmesini sağlamak için muhafaza altına alınarak, iyileşinceye kadar tedavi ettirilmesi şeklinde, mahkemece uygulanacak bir tedbir öngörülmüştür. Ancak, maddede iptila kavramına yer verilmekle birlikte bunun nasıl saptanacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır.
Uyuşturucu maddelerden olan esrarın iptila, bir diğer deyişle bağımlılık yaratıp yaratmayacağı konusunda adli tıp uzmanları arasında bir görüş birliği yoksa da, Adli Tıp Kurumunca, örneğin 6.1.1984 gün ve 23708/10 sayılı mütalaada olduğu gibi, esrar maddesinin bağımlılık yarattığının kabul edildiği görülmektedir. Kaldı ki, CYUY. nın bilirkişinin tayini başlığını taşıyan 66. maddesinde, Çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin rey ve mütalaasının alınmasına karar verilir. hükmü yer almaktadır. Esrar maddesinin bağımlılık yaratıp yaratmayacağının belirlenmesi de tamamen özel ve tıbbi, teknik bir bilgiyi zorunlu kılmaktadır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.10.1988 gün ve 302-386 sayılı kararında da aynı esas kabul edilerek esrar maddesinin bağımlılık yaratıp yaratmayacağı hususunun tıbben tespiti bakımından Adli Tıp Kurumu ilgili dairesinden rapor alınması gerektiği vurgulanmıştır.
Bu itibarla sanığın savunmaları doğrultusunda, 35 yıl gibi uzunca bir süre esrar maddesi kullanmasının sanıkta bu maddeye bağımlılık yaratıp yaratmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun saptanması gerektiği nazara alınmadan, yerel mahkemece usul ve yasaya aykırı olarak noksan soruşturma sonucunda verilen direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Saptanan bu bozma nedenine göre, sanığın hukuki durumunun yeniden belirleneceği göz önüne alındığında, artık ikinci uyuşmazlık konusunun şimdilik değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 05.11.2002 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy