(2709 S. K. m. 38) (1412 S. K. m. 264) (2004 S. K. m. 340) (765 S. K. m. 2)
(YCGK. E : 2001/135, K : 2001/135, 26.06.2001)
Taahhüdü ihlal suçundan sanık Tayfun K'ün İİY.nın 340 ıncı maddesi uyarınca 1 ay hafif hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Bursa 1. İcra Ceza Mahkemesince 29.11.2000 gün ve 2651-6240 sayı ile verilen hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 10.12.2001 gün ve 9713-10654 sayı ile;
"Sanığın üzerine atılı suçun içerik ve niteliğine, 17 Ekim 2001 tarih ve 24556 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4709 sayılı Kanunun 15. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 38. maddesine eklenen son fıkra uyarınca "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" hükmü ile yapılan bu düzenlemenin sanığın lehinde bulunması ve TCK'nun 2/2. maddesi de gözetilerek sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu" bulunduğu gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığı 2.1.2002 gün ve 90716 sayı ile; Anayasanın 38 inci maddesinde yapılan ve yukarıda değinilen değişikliğin İİY.nın 340 ıncı maddesinde düzenlenen taahhüdü ihlal suçunu kapsamadığı görüşüyle itiraz yasayoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın taahhüdü ihlal suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık özde ödeme taahhüdünün ihlalinin Anayasanın 38 inci maddesinin 4709 sayılı Yasa ile değişik 9 uncu fıkra hükmünde belirtildiği şekilde yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilememesi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Ancak, dosyanın esasının incelenmesine geçilmeden önce hükmün esasını oluşturan kısa kararın da yer aldığı 29.11.2000 günlü oturuma ilişkin tutanağın araya kopya kağıdı konulmak suretiyle çoğaltılarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.
CYUY.nın 264 üncü maddesinde; "duruşma için tutanak tutulur ve mahkeme başkanı ile zabıt katibi tarafından imzalanır. Mahkemece gerekli bulunduğunda duruşma safahatı, mahkemenin uygun ve lüzumlu göreceği teknik araçlarla tespit olunabilir. Bu tespite dayanılarak sonradan düzenlenecek duruşma tutanaklarının, duruşma safahatına uygun olduğu, mahkeme başkanı ve tutanağı düzenleyen zabıt katibi tarafından tasdik edilir" hükmü yer almaktadır.
Maddenin açık hükmünden anlaşılacağı üzere, her davanın duruşması için özgün tutanak düzenlenmesi zorunludur. Önceden hazırlanmış veya çoğaltılmış tutanakların bu amaçla kullanılması, yargılama yasasının buyurucu nitelikteki hükümlerine aykırıdır. Öte yandan, kamuya gerekli güvenin verilmesi ve tüm işlemlerin açıklık ilkesine uygun biçimde yapılıp yapılmadığının denetlenebilmesi ancak tutanakların duruşmada düzenlenmesiyle olanaklıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 26.6.2001 gün ve 135-135 sayılı kararında ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında da aynı husus vurgulanmıştır.
Somut olayda çoğaltılmış tutanak kullanılması yargılama yasamızın buyurucu nitelikteki hükümleri ile yargılamanın açıklığı, cezanın ve yargılamanın kişiselleştirilmesi ve kanıtlama ilkelerine aykırı olduğundan Yerel Mahkeme hükmü, öncelikle bu usuli yanılgı nedeniyle bozulmalıdır. Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 10.12.2001 gün ve 9713-10654 sayılı kararının KALDIRILMASINA, Bursa 1. İcra Ceza Mahkemesinin 29.11.2001 gün ve 2651-6240 sayılı hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle saptanan usuli nedenle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 29.01.2002 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy