(765 S. K. m. 59, 64) (6831 S. K. m. 91, 108) (647 S. K. m. 4, 5)
Dava ve Karar: Orman Yasası'na aykırılık suçundan sanık Y. Ş.'in TCY.nın 64/1. Y maddesi delaletiyle 6831 Sayılı Yasanın 91/5-son, TCY.nın 59 ve 647 Sayılı Yasanın 4 ve 5. maddeleri uyarınca sonuç olarak 456.300.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, bu cezasının 10 eşit taksitte tahsiline ilişkin Sandıklı Sulh Ceza Mahkemesince 03.04.2001 gün ve 309/105 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 26.12.2001 gün ve 12964/13616 sayı ile;
Sanık Y. suça konu emvalin ormandan toplanması işine karışmadığı, sanık E. Ö. tarafından ormandan toplanan emvali yine ona ait pat pat tabir edilen motorla sanık E.'nin evine götürülmesinde nakil aracını kullanmak suretiyle taşıma işine yardımcı olduğu sanıkların tüm aşamalarda değişmeyen savunmalarından anlaşıldığından, sanık Y. Ş.'in eyleminin Orman Yasasının 108/1. maddesinde öngörülen kaçak emval nakletmek suçunu oluşturduğu gözetilmeyerek suç vasfının belirlenmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 05.03.2002 gün ve 17/39 sayı ile; Bir tek kişi tarafından işlenebilen bir suçun birden fazla kimselerin önceden işbirliği yapmaları sonucunda gerçekleştirilmesi halinde failler arasında iştirakin varlığından söz edilir. Bu suretle işlenen suçlara iştirak halinde suçlar adı verilir.
İştirakin şartları:
a) Birden fazla failler tarafından yapılan birden çok hareketlerin mevcudiyeti,
b) Hareketlerin bir nedensellik değeri taşıması,
c) İştirak iradesi,
d) Bir suçun icrasına başlanması ve bunun bütün şerikler için aynı olması olarak sıralanabilir. (Bkz. Dönmezer-Erman, Ceza Hukuku Cilt :2, S. 473 vd., özellikle 494 vd.)
Somut olayda tüm bu şartların gerçekleştiği değerlendirilmektedir.
Gerçekten de her iki sanık tarafından oluşturulan birden fazla hareketin somut olayda mevcudiyeti söz konusudur. Sanıklardan E. ormandan emvali toplamış ve diğer sanık Y.da bu emvali E.'nin aracı ile nakletmiştir.
Keza her iki sanığın hareketlerinin nedensellik değeri de bulunmaktadır. Nedensellik doktrinde bir failin hareketi olmasaydı netice de gerçekleşmeyecek idiyse bu hareketin nedensellik değeri vardır şeklinde açıklanmaktadır, (bkz. a.g.e. sayfa 503 vd.) Somut olayda sanıklardan E., eniştesi olan diğer sanıktan emvali taşıma konusunda kendisine yardımcı olmasını istemiş ve diğer sanığın kabulü neticesinde eylemini gerçekleştirmiş, eylem bu şekilde tamamlanmıştır. Dolayısıyla hakkında mahkememizin hükmü bozulan sanık Y.'ın eyleminin somut olayda gerçekleşmemiş olması halinde suçun da gerçekleştirilemeyeceği (sanık E.'nin tek başına ormandan emvali nakledemeyeceği) aşikardır.
Benzer şekilde sanıklar arasında iştirak iradesinin dahi mevcut olduğu konusunda tereddüt yoktur. İrade kişinin iç dünyasına ilişkin olduğundan, iradenin mevcudiyeti konusunda fikir edinmek için sanıkların dış dünyaya yansıyan davranışlarına bakmak gerekeceği bilinmektedir. Somut olayda sanıkların olay mahallinden emvali getirmek konusunda aralarında olaydan önce konuşarak anlaştıkları, iradelerinin ormandan emvalin taşınması (sanıklardan E.'nin ihtiyacının karşılanması maksadıyla) konusunda birleştiği açıkça anlaşılmaktadır. İştirak iradesinin bulunması için her şerikin diğer faillerle birlikte belirli bir suçun işlenmesine katıldığını bilmesi ve bu katılmayı istemesi, diğer bir deyişle her şerikin diğer faillerin hareketlerini ve bu hareketlerle suç teşkil eden netice arasındaki nedensellik bağını bilmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle şerikin suça bilerek ve isteyerek iştiraki şarttır. Somut olayda iş bu husus dahi gerçekleşmiştir, (bkz. a.g.e. sayfa 509).
Kanaatimizce üzerinde asıl durulması gereken (somut olay için) iştirak unsuru yukarda sayılan sonuncu unsur olan bir suçun icrasına başlanması ve bunun bütün şerikler için aynı olması hususudur.
Suçun bütün şerikler için aynı olması şartı 1930 İtalyan Ceza Kanununda açıkça belirtilmiştir. İş bu Kanunun 110. maddesi aynı bir suça iştirakdan bahsetmektedir. Demek oluyor ki, failler tarafından yapılması gereken nedensellik değerini taşıyan hareketlerle iştirak iradeleri hep aynı suçun işlenmesine yönelmiş olmalıdır. Aynı suç deyince tipe uygun hukuka aykırı, kusurlu bir hareket anlaşılır. Diğer bir deyimle suçun dört unsurunu ihtiva etmeyen bir fiile bu niteliği vermeye imkan yoktur.
Sucun aynı olmasından söz edebilmek için sadece maddi unsurunun olması yeterli değildir, manevi unsurun da aynı olması gerekir. Faillerden biri belirli bir yerde bulunan hastanın ölmesini sağlamak maksadı ile otomobili kullanan diğer faili arabayı büyük bir hızla sürmeye ikna etse ve bunun neticesinde otomobil birinci failin istediği biçimde mağdura çarpıp onun ölümüne sebebiyet verse maddi olay aynıdır. Fakat iki failden biri kasten hareket ettiği halde diğeri taksirle hareket etmiştir. Birine isnad edilebilen suç kasten adam öldürme, diğerine isnad edilen suç ise taksirle adam öldürmedir ve manevi unsurdaki bu aykırılık suçun da aynı olmasına ve olayda iştirak kurallarının uygulanmasına engeldir. Keza bir kimseyi öldürmesi için aslî faile verilen silah taksirle ateş almasına sebebiyet vererek hasmın ölümüne sebep olan kişi ile silahı verenin fiili arasında iştirak yoktur. Diğer bir deyişle bu gibi hallerde iştirak halinde işlenmiş tek bir suç değil, şeriklerin sayısınca değişebilen birçok suç vardır. (Bkz. a.g.e. sayfa 515 vd.)
Somut olayda yukarda ayrıntı ile açıklandığı üzere hakkında bozma kararı verilen sanıklardan Yılmaz'ın kastı ormandan emval nakletmek değil ve fakat diğer sanığın (sanık E.) ihtiyacını karşılamak maksadıyla ormandan emval nakletmektedir. Emvali kendi ihtiyacı için ormandan çıkarıp nakleden fail 108. madde ile değil 91/5. madde ile cezalandırılır. Zira eylem öncelikle 91/5 şeklinde oluşmaktadır. Somut olayda özel dairenin de bildirdiği gibi sanıklardan E. hakkında eylemin O.K. 91/5. şeklinde oluştuğundan tereddüt yoktur. Diğer sanık Y.'ın kastı da sanıklardan E.'nin ihtiyacını karşılamak maksadıyla ormandan emvali nakletmek ve çıkarmak olduğuna göre her iki sanık için O.K. 91/5. hükmüne aykırı davranmak şeklinde oluşan aynı suçun varlığından söz edilmelidir. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık ve O Yer C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının onama istekli 10.06.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Olay tarihinden önce orman idaresince Sorkun kasabası Devlet ormanı içindeki ağaçlandırma sahasında dozerle örtü temizliği ve toprak hazırlığı yapıldığı, hakkındaki cezalandırma hükmü kesinleşen sanık E. Ö.'nın bu hazırlık çalışmalarından arta kalanlardan 4 kental miktarındaki meşe kök, kütük ve dalları yakacak olarak kullanmak üzere toplayıp mülkiyeti kendisine ait olan patpat tabir edilen araca yüklediği ve sanık Y. Ş.'in yönetimindeki araçla orman dışında, Sorkun kasabası yakınlarında görevlilerce yakalandıkları, aksi sabit olmayan savunmalara göre sanık Y.'ın emvalin toplanmasına ve araca yüklenmesine yardım etmediği, yalnızca gidiş ve gelişte patpat tabir edilen aracı sevk ve idare ettiği tüm dosya kapsamı ile sabittir.
Ayrıntıları yukarıda açıklanan bu oluş şeklinde ve sanıkların eylemlerinin sübutunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Hukuki uyuşmazlık sanık Y.'ın sabit olan bu eyleminin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin yasal düzenleme incelendiğinde; 6831 Sayılı Orman Yasasının 91 inci maddesinin 5 inci fıkrasında; 14 üncü maddenin (A) ve (B) bentleriyle yasak edilen ve yukarıdaki fıkralarda yazılı bulunmayan fiilleri işleyenler.... cezalandırılır. hükmü, Aynı Yasanın 108 inci maddesinin 1 inci fıkrasında ise; Orman mallarının bu Kanun hükümlerine aykırı olarak kesildiğini, taşındığını veya toplandığını bildiği halde, taşıyanlar, biçenler, işleyenler, kabul edenler, kullananlar, atanlar, satın alanlar veya bulunduranlar.... cezalandırılır. hükmü yer almaktadır.
Yasanın 91 inci maddesinin 5 inci fıkrasıyla ilgili olarak 14 üncü madde ile yasaklanan eylemler ise, Devlet ormanlarında yakacak ya da yapacak nitelikli emval veren ağaçların tepelerini, dallarını kesmek, koparmak, yaralamak, ağaçlardan kabuk, çıra, katran, sakız çıkarmak, yatık ve devrik ağaçları kesme, götürme, yatık ya da devrikten kömür yapmaktır. Anılan madde ile yasaklanan bu eylemlerden somut olayda, yatık ve devrik ağaçların götürülmesi söz konusudur. Yasa maddelerinde suç sayılan eylemler çok açık bir şekilde belirtildiğinden ayrıca bir açıklamayı gerektirmemektedir.
Bu düzenlemeler çerçevesinde sanığın eyleminin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi için, açığa çıkan suç kastının değerlendirilmesi gerekmektedir. Failin iç dünyasını ilgilendiren kast, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Somut olayda sanık Y., baldızı olan diğer sanık E.'ye ait patpat tabir edilen aracı, emvalin toplandığı ağaçlandırma çalışma sahasına götürmüş ve bu sanık tarafından toplanıp araca yüklenen yatık ve devrik ağaçları araç ile kasabaya getirirken yakalanmıştır. Sanık Y. ne emvalin toplanmasına ne de araca yüklenmesine yardım etmemiş, yalnızca diğer sanığa ait olan aracı, bu sanığın araç kullanmayı bilmemesi nedeniyle sevk ve idare etmiştir. Görüldüğü gibi suça konu emvalden yararlanması söz konusu olmayan sanığın eylemi ve açığa çıkan kastı, kaçak olarak toplandığını bildiği bu emvalin taşınmasından ibarettir. Dosya kapsamında sanık Y.'ın, diğer sanık ile birlikte doğrudan yatık ve devrikten emval temin ettiğini gösteren, savunmanın aksini ispata yarayışlı bir kanıt bulunmamaktadır. O halde sanığın eylemi, 6831 Sayılı Yasının 108 inci maddesinin 1 inci fıkrasında yer alan suça uymaktadır.
Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetsiz olduğundan bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki kurul üyesi ise, Yerel Mahkemenin direnme gerekçesi isabetli olduğundan hükmün onanmasına karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 24.09.2002 tarihinde tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy